
Bu aleme varan, bir daha dönmez, bedenlenemez.
Geliş var, şu anda olduğumuz gibi.
Alemleri siz ayırırsınız;
RUH alemi, beden alemi diye.
Hayalde olansınız, hayalle bulansınız.
Bizler hakikati bulduk.
Hayalden hakikat bulunur,
hakikatten hayale dönülmez.

gerçeği bulan, hayalde kalmaz, dönüş dilenmez.

Hayalden uzak kalan, kendini dünyaya sahip görendir. Çünkü hayal, dünyayı anda siler de ondan.
Hayalin; dünya kazancı değil de ahiret özenci ise;
her kul günde hiç olmazsa bir an hayale dalsın.
‘Nerden geldim, nereye gideceğim’ desin.
Aslında hayal alemindesin;
hakikati düşün, O’nun hayaline var.

O, kainatın bütünüdür.
Olan, O’nun SIFATI’dır.
Esen yel, taşan sel; CELALİ’dir.
Yakan güneş, CEMALİ’dir.
Dünya, O’nun HAYALİ’dir.
Unutmayın!
Hayalin bittiği yerde, hakikat başlar.

Önce masal diye dinlediğin, hayaliyle uyuduğun;
günü geldikte, hakikat oldukta;
masal değerini kaybeder, hayalini daha uzağa atar. Ufukları öyle sonsuz ki, sahili bulunmaz,
kıyamete kadar açılsa, sonuna gelmez.
Çünkü sonu yoktur.
‘Neden?’ derseniz, her kulun hayali, kendi çapı kadardır.
(Mevzu anlaşılamadı, biraz açar mısınız?)
Denize taş attığınızda, hangi noktaya gelirse gelsin, daireler çizer.
Kulun kainattaki çapı da öyledir.
Duygu, vergiye bağlıdır;
sevgi, çapını genişletir.
Sevgi, vergiden elbet.
Ne var ki kul, gönül mayası ile onu yoğurur.
Mayası geçmişse, hamurun değeri nerde kalır?
‘Mayanın ekşimesi nedir?’ derseniz,
dünyayı mekan bilme ile.

Yerin altı karanlık, sır mıdır?
Gökyüzü aydınlık, açık mıdır?
Olaylarda, yorumdan yoruma geçilir, hayal ile göçülür. Hayalin bittiği yerde, hakikat başlar.
Denir ki, ‘Ne güzelmiş, dünyadaki taşlar’
Yarıldı ise başlar;
hayalden sıyırdı,
hakikati bildirdi.