
Yemeni, hizmet değildir;
giysen de olur, giymesen de.
Sadaka, ganimet değildir;
versen de olur, vermesen de.
Nimetten de, ganimetten de üstün olan,
tatlı söz vardır;
gönül alır, kulu kazandırır.
Elle tutulmaz, gözle görülmez;
ne var ki, tatlı sözün verdiğini
doksan dokuz vakit namaz vermez.

Sadaka verdiğin, senin olmayandır.
‘Verdim.’ diye gerinme!
Sadaka aldı isen senindir,
‘Neden?’ diye yerinme.

'Yamaya ne hacet, yenisini alayım.'
diyene de ki:
Yenisini alacaksan,
eskisini yama da alamayana ver.

“Dolaştım yıldızları; birbirinden ayrıca,
dedim ‘Gelen giden mi yaraşır, kolayca?’
‘Mani destiyi vermez, kim ki hastayı sormaz;
dilediğine değil, bekleyene gelir.’ dediler,
HAMZA DOST ile söyleştiler.
Öyleyse arayalım soralım,
‘Kimden DOST’luk alırız,
kime DOST’luk veririz?’ bilelim.
Aç ile açlığı silelim, tok ile su başına gidelim;
yama gerekli ise, iğne iplik alalım;
koyun kuzu bağlı ise, meraya salalım;
almayı dilediysen, varmaya niyet kurduysan,
emeği, sevgiyi, saygıyı paylaşalım.
Gözü yaşlı olana,
bir mendilin varsa ortadan böl de ver.
‘Başka mendilim yok.’ dersen;
kendine kandil ara,
DOST YOLU’nda saçını tara.”
dedi, HAMZA DOST
sadakayı kendi bildiği ölçüde verdi,
cümlenizi selamladı.