
AHMET YESEVİ HAZRETLERİ: " dedi ‘Merhaba.’ diyelim, selamları
verelim. Geldik diye bileni, danışıp yol soranı, duasını edeni; ALLAH’ımın
ADI’yla selamlarım. AHMET YESEVİ adım, sizleri görmek andım. Adadım,
öderim; söz verdim, gelirim. Andınız beni, geldim. ALLAH’ımdan diledim, ‘Kulunu ayırma bana.’
dedim. ‘Kulu dönük kuluna uydurma. Dönük kuluna da sundur, dünya derdine
kandır. Kansın, doysun, dünya yükünden kaçsın, kendine iyi yol arasın.’
Dağın taşı, denizin kumu kadar sevabınız bol olsun. ALLAH’ım sebep
halk etsin. ‘MEVLÂNA.’ dedim, ‘Adamıştım ödeyim, sözümü deyip gideyim.’
Kulu ALLAH’a, kolu bana emanet etti. ALLAH’ım kuluna kuvvet versin. ‘Koluna.’
dedim, emaneti aldım. ALLAH’ımın RIZASI, cümlenizin üstüne olsun. Cümleniz
dünya derdinden uzak kalsın. YESEVİ’yim gideyim, emaneti devredeyim. Kul
der ki, ‘İyi de kötü de ALLAH’tandır. Ne yapalım, bizi de böyle yarattı.’
Asla! Dünyada olanı bilen, imtihanını verendir. ALLAH’ım, dünyada
VARLIĞI’nı, ahirette NURU’nu göstersin. Sizleri de öyle kullarından etsin.
Hoş gönül hoşlandı, CAN bizi bağladı. Varsın yanayım, kül olup
gene SANA savrulayım. İlle SEN’in YOLUN’da olayım.”
“Buğdayı desteledim, şarkıyı besteledim.” dedi YESEVİ
AHMET geldi: “Şarkıda O’nu figan ettim, gülde bülbülü ağlattım, kul
elini kul eline bağlattım. Derde deva, dosta şifa; niyazında bulunur
dedim. Gemiyi ele aldık, sahilde el edenlere ‘Bekleyin size de geliriz.’ dedik,
selamı sizlere bıraktık.” dedi, YESEVİ yürüdü.
YESEVİ der ki: “Şahlanan ata gem
vurulmaz, çağlayanın önüne durulmaz, toprak susuz bırakılmaz. ‘Bina
yapayım.’ dersen, temele önem ver.”

“Bulut buluta denk midir, verdiği ses
cenk midir?” dedi, YESEVİ sözü aldı: “Koyun ile, kuzu ile cümlemiz geldik dile.
‘Gayretin olsun.’ dedik bizden sonraki döle.”

“ ‘Söz bende olsa, gerçekten
adını verse.’ diyene gönül dolusu selam.” dedi, YESEVİ geldi, selamladı. (t.k.’un ulusu) “Adından sevgi bulan, adında
yoruma duran; seni bilmezse, beni bulsun.” dedi. t. Al aldığınca ulundan,
esirgeme sakın kulundan. YESEVİ der ki: “Dostu
DOST’a sorma, seni de dost der çağırır, dost diye her kuluna bağırır.
O yolda olasın, DOST ile bulasın. Açığa çıkana söz edilmez, çıkılan yoldan
dönülmez.”

“Dal dalı kırmaz, yol kulu
komaz. Aldım verdim, ‘SAHİP’ dedim, O’na emanet ettim. YESEVİ adım.
ALLAH dedim, cümleyi andım. Her ağaca kuş misali kondum. MEVLÂM,
dünya SENİN, kul SENİN, kainat SENİN. SEN, adımızı verensin,
ÖZ’ümüzü görensin, göreni bilensin, görmeyeni örensin, örülenin yerine öreni
gönderensin. ‘Ören SEN’sin.’ dedik. ‘Öreni gönderdiği kim?’ derseniz;
ÖZ’ünü bulan, adını silen. El ele dedik cümleyi ele aldık. Selam dedik, dört
ocaktan gönül dolusu sevgi selam getirdik.” (Resim verilir: YESEVİ HAZRETLERİ) “Yerim yönüm dört
bucağı açandan, aşık deyip kendini bilene yönünü gösterenden,
‘Dağılın, dağıtın.’ diye gönüllere destek olandan, ‘Kucağım dört
yöne açık.’ diyenden. YESEVİ, yeniyi bula-bula, gönlünü verdi kula. Selam.”
dedi yürüdü.

“Eline ÜÇ GÜL versem, ‘ÜÇ’ü senindir’ desem, neye
yorarsın? Soruya verdim. (Aramızda yorum yapıldı) Yorumlar güzel, dökülür
gazel. Renk ses yorumdan geçer. ‘YA ALLAH!’ dedim, ÜÇ GÜL ile verdim.
HAZRETİ MUHAMMED, KUR’AN’ı AZÜMÜŞŞAN ve AŞK. Aşk olmadan alamazsın, alamazsan bilemezsin, bilemezsen
olamazsın. Olum için ÜÇ GÜL gerek.”

YESEVİ geldi, selamı size sundu. “Sevabıma denk olun, ağaçtan örnek alın. Dalını sert, gönlünü mert bil.
Ayağına geleni, yıllardır vereni, niyazıma ‘Olacak.’ deyiniz. Öfkeyi bal
ile karınız. O dahi şifalıdır, o dahi vefalıdır. Asmayı dönük gören,
dünyayı sönük gören; kendinde olana uymayandır. Öyle oldukta göçte yerini
aramaz mı, nerdeyim demez mi? Ta ki kendine, kendi ÖZ’üne varana kadar. Kendi
ÖZ’ü; üç günde, yedi günde, kırk günde, en geç elli iki günde bulur. O anda ‘Yerimdir.’
der. Cennet cehennem, oraya varışa kadardır, orada barışa kadardır.
‘Orada küslük var mı?’ dendi. Elbet yok. Ne var ki; beden ile geçmişi, ÖZ
ile bulmuşu vardır ya. Geçmiş ile ÖZ’ün hesabı oluşur. ‘Hesap
nedir?’ dendi. Azdan alındı, çoktan soruldu. Kulun muhasebesi, kendi ÖZ’ü ile
olur. Nasıl ki ÖZ’ü ile bulur. ALLAH’ım ÖZ’ümüzü sözümüze küstürmesin. ÖZ’ün
verdiğine söz uymazsa, ikisinin muhasebesi kulun cehennemidir. ÖZ’ümüz,
sözümüz bir olsun denilen odur.” dedi YESEVİ selamladı.

YESEVİ der ki: "Yuyan
oldum, düz durdum, her kuluna koz verdim. Sağda solda yozana, güzel olayı
bozana, ALLAH'ımdan niyaz diledim. Gönlünü açık tutasın, ne var ki asla gizli
olandan yol sormayasın! Genişliğin ötesi, buluşun sayfasıdır.
Sohbette alınan, yerini değil cümlenin yolunu veriyorsa, geçerlidir."

"DOST ile
oluştuk, cümle ile buluştuk, 'HAMD' dedik, halleştik. Kuşu
elde tutarız, dileyene atarız; gölgeyi dileyene satarız. Gelene geçene
EYVALLAH, güzel hali seçene EYVALLAH, DOST bizimle diyene EVVELALLAH! "Katık ettik zeytini, elde
tuttuk kaytanı. Ata binelim dedik, yola gidelim diye niyet tuttuk, her
dileyenin azığına nasib kattık. Gül ağacı aranır, güzel saçı taranır,
dileyen dilediği hale bürünür. Ne var ki, nasibindeki hali ile görünür.
'Can' dedik, canları CAN'da bulduk, koşuya giden atta, tuttuğu yolu
sorduk, nasibini bal misali gördük. Cümle canlara EYVALLAH, cümlemiz diyelim
'YA ALLAH!'" dedi, YESEVİ selamladı.

“Dağların yücesine, yaylanın gecesine uydum geldim.
Geldim buldum, selden yelden sıyrıldım.” dedi, YESEVİ sözü aldı: (Yelden selden murat nedir
DEDE’ciğim?) “DOST adına selam! DOST sözüne
geleceğim, yelden selden vereceğim. Yel esenin sesidir, gelişen
nefesidir, gönlümün kafesidir. YEMEN’den alır, dost ellere iletir. Sel
AŞK’ımın sesidir, meşk edenin hevesidir. Dağdan taştan
getirir, her sahada toplanır. Birbirine eklenir, gelişenden çok beklenir.
‘Ya yıkarsa?’ denilir: Destan yazmadık! Aynayı aldık, cümleye verdik. Yıkılacak,
yel de sel de gelmese yıkılır! Yelden selden kalana bakılır.” dedi YESEVİ
adı ile denk olana selamını iletti. (a’ya mı?) “Yanında yardımındayım.” dedi, “ALLAH’ım
cümlenizden RAZI olsun, DOST eli birbirini tutsun. YEMEN’den selam ile geldim,
yerimi dostlara verdim.” dedi, yoldan açılanı verdi.

"AHMET YESEVİ adım,
geldim verdim sözüm, her yiğide ilettiğim sazım, ayrı söylemez." dedi, sözü HACI BAYRAM'a verdi:

" 'ALLAH! ALLAH!' dedikte,
ALLAH sana güldük te; seni senden alacak, seni cümleye bağlayacak." dedi, YESEVİ söze girdi: "Düz ova verimlidir, düz yayla
görümlüdür. Dağı taşı serindedir, güzellik yorumdadır. Al, verenden
sözünü; gör, serenden ÖZ'ünü; de, 'Bileceğim hazzını.' Deldik dağın
doruğunu, bulduk asmanın koruğunu. DOST'a döndük bilerek, yapısını
görerek." dedi, YESEVİ selamladı yürüdü

“Deste-deste başağı,
belde sıktım kuşağı, toz gördüm tuz serdim, her kulunu AŞKI ile
sardım, O’ndan O’na sordum: ‘Geldim niye? Sevdim nerde?’ Aldığım kadar
gördüğüm yerden sana ulaşacağım, kainat adına senin ile
dolaşacağım.” dedi, YESEVİ sözü HACI BAYRAM’a verdi:
YESEVİ söze geldi, sözü, bir
anda aldı: “Çağrı, yetersiz kalmasın; hiç bir kulu ÖZ’ünü kapalı
tutmasın, aldığını toprağa gömmesin. Ses yetmezse, gücünü
dağıtsın, kendinden kendini eğitsin. YESEVİ’nin değil,
ALLAH’ımın EMRİ’ndendir! ‘DOST göründüm, post sarındım’ denilmesin. DOST,
katıksız bilinendir; DOST, cümle kullarına bölünendir” dedi, yürüdü, selamı
cümlenize iletti.

Aydın günde oluşan, aydın
günde buluşur. YESEVİ ile her uçan kuş konuşur, her çiçek
tanışır, her yolcu danışır. “Geldik bir söze, sorduk bir
yaza. Yaprak, her ağaçta döküm vermez; bağlılık, dürtü ile çözülmez!
‘Alsın.’ diyelim, niyazda olalım. Bekleme, DOST KAPISI bir değil;
saklama, DOST yapısı gizli değil! Az yedik, az içeceğiz;
aldığımız nasip ile dilenen anda uçacağız. Dolu aldık, boş
kalmasın, dolu aşı kuş yemesin” dedi, YESEVİ’den gelen sözü
cümlenize mâl etti. Kaldığı yerden değil, uyduğu yerden nasibi
gür geldi.

“DOST dedik geldik söze, vergimiz vardır
size. Gönüller bir oldukta, darlığa dönüşmeyiz; kuldan kula
danışmayız, asılsız konuşmayız.” dedi, YESEVİ sözü aldı: “Bir damla suda kainatın bilgisi
vardır. Kainatın bilgisi, kul için zordur. Gel el ele verelim, verilen
bilgileri çözelim, her satırın altını çizelim. Diyelim ki: ‘Yazıldığı için
geldim, yazılanı buldum. Her gün okudum, bilgim ile dokudum’ Aklayacak her
olayı, peklenecek fırdolayı. Beklenecek, güzel olan görülecek. Nerden gelirse
gelsin, kimin ile olursa olsun, olduğu halde dönecek. Kayguya yer yok!
Altın sözünü bilmez, gümüş desen aramaz, sonuna yazılana uymaz,
dediğini duymaz. Her kulunda, RABB’imin verdiği bilgi mevcuttur. Gün
gelecek, örtüsünü kendi gücü ile açacak.” dedi, YESEVİ selamladı yürüdü.

“Suyun aktığına yol
alırsan, deryayı bulursun; yumuşak kul olursan, yorumda kalırsın.” dedi,
YESEVİ söze geldi: " dedi ‘Yerden alacağım, adım-adım
gideceğim!’ diyene, karşımızda olana, eğitmene! Konuk
değilsin, kanıtta yer vardır, açtığın kapıda sır vardır. Gönlünde
olana gönülden katıldık. Ne var ki düzende zor vardır, olduğun gibi
kalasın, senin için kar vardır. Aynaya bakacağız, kandili yakacağız,
kim dilerse elinden tutacağız.” dedi, YESEVİ selamladı yürüdü.

“Bağa girdim, üzüm sordum,
dediler ki ermedi; bağcıyı sordum, dediler durmadı. Oturdum toprağa,
sarıldım yaprağa. Güneş HAK’tandır erdirecek, O’ndan bilene
bulduracak.” dedi, YESEVİ sözü aldı:
“Saydık yerde meyveyi, dedik
şifa verir ayvayı. Yamaya yer vermesin, göğüste olana kaygu etmesin,
ayvayı kaynatsın suyunu içsin! Olduğu gibi. Yanımızda olana! Kapalı
gelecek konu, ‘Bilinmezse sonu?’ demeyin! Her konunun açıldığı bilinsin,
olay son diye yorumlanmasın! Gününü yerden değil kendinden alana, ALLAH’ım
her anında YARDIMCI gönderir.” dedi, YESEVİ söze geldi: " dedi ‘Bıktım sözün uzunundan, aldım
konuyu yazanından!’ denilmesin, vergiden asla şikayet edilmesin! Geldim
çeşit dünyaya, dedim ‘Konu, dar mı ya?’ Her öğün aşın başı,
her seher işin başı, aldım kenara koydum taşı; ‘Derdim, benim
yorumum! Dert değil!’ dedim, dinç tuttum başı. Ne aşım eksilir,
ne işim; yok ise elimde taşım. ‘Taş, gereksiz mi?’ dediler,
sorguyu yönelttiler. Taş, ören ile duvarı görene gereklidir, taş
değirmene gereklidir. Taşı vurmaya alırsan, kendini övmüş
olursun; örmeye alırsan, görmüş olursun.” dedi, YESEVİ selamladı
yürüdü.
YESEVİ’ye söz verdik: “Soğuktan aldığı kadar çevresine gelecek, kendinde oluşanı
bulacak. ‘Seyre geldim, seyre daldım, seymen ile sofrayı kurdum.’ diyene.
Değil, yerden diz alana. ‘Okudum yazamadım, günün gecesine asla bakamadım,
DOST KAPISI’nda durup DOST’a söz etmedim.’ der, gölgesine güler. Seyre geldi
isen, seferi sordu isen; EYVALLAH diyeceğiz, her gelene güleceğiz.”
dedi, YESEVİ selamladı.
YESEVİ’ye yol sorduk. Dedi;
“Sohbetindedir.” ‘Gönlünü aktar…’
dedik. Dedi; “Nispetindendir.” ‘Sofraya alsak?’
dedik. Dedi; “Kısmetindendir.” “Gölgeyi sildik geldik,
Güneş’i bildik bulduk, ÖZ’de en güzeli gördük, gayreti el ele verdik.”
dedi, YESEVİ cümlenizi selamladı.
“Alacağın her selamda
gayretin arttırır, geçeni örttürür. Dağılan değil, eğilenden
olacak.” YESEVİ söze geldi, kalem aldı dize geldi; almayı dileyen ile dönüşte
sevinene selamın iletti. “Süt içen ile suyu yere dökenden, sorgumuz olmadı;
yumurtayı bol yiyene, YUNUS misali gölge vermedi.” dedi, YESEVİ selamladı.

“Çevreyi döndüm geldim, cümleyi sevdim
buldum, her adımda niyaz ile durdum.” dedi, YESEVİ her öğünde Binbir BESMELE okudu. “Yaprağın sayıldığı, her
yerde sevgi ile anıldığı bilinir; kaygu silinir, yerden göğe niyaz
alınır.” dedi, YESEVİ selamladı, durmadan niyazdadır dedi. Gönülden
alışırız…

“Üç pınar gördüm akar gider, üç
ocak gördüm yanar tüter, üç çoban gördüm sürüyü güder; her sürüyü, SAHİB’i
öbür sürüye katar.” dedi, YESEVİ selamladı. (‘Üç
çoban’, PEYGAMBERLER mi?) EYVALLAH.
“YUVA’ya geldik, söz verdik;
sevgi ile olduk, kainata göz attık; bildiğimizi sattık, uymayanı attık.”
dedi, YESEVİ yoluna DOST GÜLÜ iletti, selamladı.

“Yaprak dalda dizi-dizi, güzel
söyler sizi bizi; ne gönülde kalır izi, ne de kumdan alır dizi.” dedi,
YESEVİ söze geldi: “Dumandan uzak kaldık, her
olayda ALLAH’ımın İZNİ’ni bildik; çünkü, her olaya O’nun ADI ile
başladık. Şüphemiz böylece silinir, olaylar kul görgüsünde bölünür.
Kimi peylenir, kimi paylanır, DOST KAPISI’nda her kulu eğlenir; senin ile,
benim ile, gönüldeki GÜL’ün ile… Eğlenmekten maksat; HAK SOHBETİ’ne
alınmak, yoğun gelen sohbette hallenmek, dağılanı toplamak,
oluşanı katlamak.” dedi, YESEVİ selamladı.
“Bindiğim at güçlüdür.
Yolumuz toz almaz, dumana yer vermez; gemini sağlam tuttuk, asla
düşürmez.” dedi, YESEVİ söze geldi: “Attığımız her dal, mekanını buldu;
halini bilen, makamını aldı; bilgisini yayan, sevgi ile kainatta kaldı. (Mekan, nedir?) Durak,
RABB’imin tayin ettiği durak. Çevirdim sayfayı okudum, gerçek bilgimi
dokudum. Sağ yönümde olana, seferden görgüsünü sorana; göreceğin
süsler, bileceğin besler.” dedi, YESEVİ selamladı.

" ‘Yağmur yağdı da, yol çamur
oldu.’ diyene; söz ile geldik, saz ile verdik, çevrede olanı haz ile
gösterdik.” dedi, YESEVİ dört yönde ses veren, yerle gökte SAHİB’ini
gören her kulu ile selama durdu: “Kat-kat oldu varlığımız,
DOST KAPISI’nda silindi darlığımız, gür geldi akan suyumuz, belirlendi
sevilen huyumuz. Senden benden yankılandı, ‘Yol…’ diyen her yolcuda günün
verdiği uygulandı.” dedi, YESEVİ selamladı.

“YESEVİ geldi söze, bir nasihat dedi
size, ‘Dağlara çıkayım ben.’ der, sadece. İlk adımda niyetsiz
kalmayınız. Niyet ettikten sonra şüpheye düşmeyiniz. (Cümleye mi?) EYVALLAH.
Nıgunahım; ‘Olumsuz güne ah ettirme ALLAH’ım.’ demektir.

“Varolan VAREDEN ile yerini bilir, kendinden
kendine gerçeği bulur. Gel deseler yeridir, YESEVİ yolunun
PİRİ’dir. Derman günün yerini verse, ferman yolunu gösterse, geçici
olana kimse talib gelmezdi.” dedi, YESEVİ selamını iletti. (Resim verilir: AHMET YESEVİ)
" ‘Doğuştan bahtım
silik, bekledim tahtım soluk. El oldum, güne doldum, gölgeden ayrı kaldım…’
denilir, YÜCE AĞAÇ’tan ham meyve yenilir.” dedi, YESEVİ sözü aldı: “Dünü günü dünya günü, kul
bilirse alır yönü. Ne dünü, ne bugünü kaderine ölçü alma, alıp da darda kalma.
Mayaladık hamuru, Güneş’te bıraktık çamuru. Yerden değil YÜCE’den
bekle, gönülden geleni sakla. Gün güzeli açacak, Güneş’e bakan
gerçeği seçecek.” dedi, YESEVİ selamladı.

" ‘Azdan aradık, çoğu taradık.’ dediler
de, güne yorum getirdiler. Bilgi bütündür, arayan bulur, elbet nasibi olandan gelir.
Söz; BİR’liğindir, BİR’de olanın, bağlı gelen her
düğümü çözenin…” dedi, YESEVİ gönülden gönüle sevgisini iletti. “Dağlar aşılmaz gibi, bilen
aşar; yolar şaşılmaz gibi, bilmeyen şaşar; sular
taşılmaz gibi, dönmeyen taşar. Bağladık çevreyi, güzel olan çehreyi. NUR ile aydın oldu,
NURU ile kendini buldu. Dumanı sildi dağlar, güzeli bildi bağlar,
bundan öte güzel çağlar.” dedi, YESEVİ selamladı.

“Ne verdik, kimden aldık, kim ile kimi
yorduk. Dayandı isek söze, güvendi isek göze, dağılandan soracağız.
‘Göz nedir?’ denilir. SÖZ RABB’imden ise, GÖZLEYEN de RABB’imdir. O’nun
SÖZÜ’nü, O’nun GÖZÜ ile attığımız her adımda, ADI ile yürürüz. ‘DUR’
dediği anda, yerden göğe inkar asla olamaz, isyan kalamaz.” dedi,
YESEVİ binbir emeğin bir meyvesine günün selamını verdi. (‘Binbir emeğin bir meyvesi’
nedir?) “YEMEN’den alan ile, YEMEN’den veren,
gönülden gözden kendini bulan, her satırda gizli kalan, açık söyler, güzel
eyler, bağdan dağdan yoldan YEMEN’den haber eyler. Bilsen bilmesen
sormaz, yolunda taş olsa durmaz, zengin fakir demez, Güneş’te gölgede
asla kin tutmaz. Biz biliriz, biz güleriz, gülizarda hep gezeriz; her sayfadan,
adım-adım gelecek günü bekleriz. O gün O’nun güzelidir, o gün O’nun ezelidir.”
dedi, YESEVİ selamladı.
" ‘Çıkayım yüce dağa,
diledim sancağı dikeyim; diktiğim fidanın köküne, hak ettiği
suyu dökeyim. Fidan niyaz edecek, yaprağı dalında tutacak, dileyenin
sofrasına meyvesinden katacak. Hizmetimiz noksan ise, noksanımızı bilelim;
RABB’im, SEN’den gelen HİMMET’i, gözümüz aç görelim.” dedi, YESEVİ
sözü aldı: “Sancağımız ezelidir, ebede kadar,
sonsuzluğun bilgisinde bulana kadar. Açalım bohçamızı, seçelim lehçemizi.
Aykırı gelen olmaz, bilmeyen kalmaz. Sefer, güzele adımdır; seher, güne açılan,
ADI ile gerçek günde geçilen… ‘Bir muradım olsun, ALLAH’ım RAZI gelsin.’ diyen
her kulu ile niyazdayız. Soframıza asla olumsuz lokma gelmez, yiyenden nasibi
kesilmez.” dedi, YESEVİ seferde olanın, seherde görgüsüne açıldığını
söyledi, selamladı. (Resim verildi: AHMET YESEVİ ile HACI BAYRAM
VELİ) Adımız verildi, hizmetimiz HAK KATI’nda
görüldü, AHMET YESEVİ adı ile HACI BAYRAM niyazına yazıldı. Asla gölge
almayalım, şüphede kalmayalım
“HAY ALLAH’ım arayım, SEN’i kime sorayım,
SEN’den benden oluşan bilgim ile kalayım.” dedi, HACI BEKTAŞ sözü,
bağladığı gerçekten çözdü. “Sürü-sürü balık olsa, gölde olan nehire
gelse; yolcuya söz vermez, çünkü göldeki balık nehire akmaz, bildiğinden
çıkmaz. ‘Bilgimi, göldeki balığa mı, deryadaki balığa mı aktarayım?’
dedim de YESEVİ sözü aldı. Dedi ki; ‘Gönlündeki balığı bul da ona
anlat. Çevrende olanın alacağı bilgiyi demde biliyor isen, durma sat.’ ‘EYVALLAH.’
dedim de, bilgime talip olanın nasibine verdim.” dedi, HACI BEKTAŞ ile
YESEVİ bilinen konuya nokta koydu, selamladı.
“Demde güzel güneştir, gece
güzel ateştir. Yağmur yağsa yeterli, güneş olsa tutarlı…
Kulun yorumudur bu. BİLGE; kendinden kendine, nefesini hevesini,
aşkını ateşini bir ölçüde tutandır, (Dört yön bu mudur?) EYVALLAH. Aldığını
bildiğini gerçek yola katandır, elden ele ulaşan her bir eli
tutandır, ne yolu çamur eden, ne bulduğunu satandır.” dedi, YESEVİ
sözü aldı: “Hikmetini saydığınız,
illetini soyduğunuzdandır; suya baktığınız zaman, her taşını
saydığınızdandır. Akan su berrak olur, gidişi kıvrak olur, deryada
kendini bulur. (Bir yerde
kalıp, çökek hale gelmez?) EYVALLAH.” dedi, YESEVİ cümlenizi
selamladı. (Kıvrak
su guruba yeni katılanlar mı?) EYVALLAH

‘ALLAH’ım.’
dedim de YESEVİ’den söz aldım. Dedi ki; ‘Tevazu, bilginin ölçüsünü verir.
Sevgi ilginin terazisidir. Dost edindiğin her zerren, ömrünün kemalidir.
Almayı dilersen, daldan, bil ki bulursun halden.’ ‘HAY ALLAH.’ dedim, zikrine
vardım; dost KAPISI’nda durdum, ‘Cümle gelsin.’ Çağırdım.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL sözü YESEVİ ile bitirdi, selamladı

“Saymaya, doğduğumuz
gün başlarız; duyduğumuz gün, gerçeğin aynasından bakarız.
İşte o zaman, o an, gerçeğe doğuştur! Kendine
soracağın nedir; ‘Neden geldim, neyi buldum, nereye gideceğim?’
Gönülden aldığın seste, ‘Gerçeğe! Gerçeğe! Gerçeğe!’
diye çağrı varsa, mutlusun umutlusun!” dedi, AHMET YESEVİ sözden
aldığını ÖZ ile verdi cümlenizi selamladı. “BİR’den bine, binden
BİR’e hep döneriz; AŞK’ına düştük, yanar yanarız; bir ömür gider
de, boşa sanırız; bir sözden, bir gözden binbir umut dalına konarız.
İşte o dal bize neler verir, bizi nerden alır nereye götürür, kayguyu
nerde bitirir. Yaz Dostum yaz, yaz! seni de bilenler bulur, bulduğu her
konuda Dostunu görür. Gezdiğin yollarda bekleyenler var, gönülden gönüle
ekleyenler var. Gerçeğe açılan kapıda durmadan geçelim, saymayı bildi isek
dostluğu seçelim!” dedi, YESEVİ selamladı.
“EMRİ’ne uyduk, RESULÜ’nün sesini
duyduk; çevreye döndük, AŞK’ına yandık; doğruya yöneldi isek, aldığımıza
şükür dedik kandık.” dedi, AHMET YESEVİ ak atı ile ak bulutta,
buluştuğu DOST sofrasına selam iletti. “Elden aldığını gönülden veresin,
dilden bildiğini halinden gösteresin.” dedi, YESEVİ selamladı.
Yağmurdan geçtiğini bilen, Güneş’ten rengini alana.