Garib

4 mayıs
Soru: ‘DÖRT MELEK gerçekten var mı, yoksa sembol mü? Örneğin, CEBRAİL ALEYHİSSELAM’ın, aklı temsil ettiği söylenmektedir. GARİP: DÖRT BÜYÜK MELEK’ten biri! Bilgi santralını yöneten MELEK! Kulun bilmek istediğini değil, ALLAH’ın kulun bilmesini istediğini nakleden MELEK. Var, mevcut. Soru: RUH ile MELEK arasında yapı olarak benzerlik veya ayrılık var mı? GARİP: CEBRAİL ALEYHİSSELAM, kainat bilgisi ile yüklüdür. MELEKLER, kendilerine verilen görevlerin tüm bilgisi ile yüklüdürler. Kul, sadece kendine verileni bilir! MELEKLER kabtır, kulları kâb. Kulu, zerre-zerre aldığı bilgi ile hâllolur, zerreden zerreye kendini bulur. 

11 
(Bu tebliğ GARİB’e YÜCE ALEM tarafından görüntü olarak verilen bilgilerin anlatımını içermektedir) “ZATI’ndan geliyoruz; burada (dünyada) SIFATLARI’nı görüyor ve O’nu SIFATLARI ile tanıyoruz ve SIFATLARI ile sıfatlanıyoruz. O’na layık olarak dönenler (göçenler), yani O’nu burda (dünyada) idrak edenler; oraya (ahirete) intikal edişte, O’nun NURU ile karşılaştık ta, büyük bir ferahlık ve huzur içinde oluyorlar. O’nu, maddi aleminde idrak etmeden dönenleri ise O’nun NURU yakıyor ve büyük bir azapta oluyorlar. Burada dikkat edilecek husus, RABB’imizin NURU hep aynı; fakat dönenlerin bu NUR ile ünsiyetleri ayrı-ayrı olduğundan, bu NUR’dan etkilenmeleri de ayrı-ayrı oluyor. Mesela, devamlı güneş altında kalan ile devamlı gölgede olanın, güneşe çıktıklarında güneşten etkilenmelerinin ayrı-ayrı olması gibi. Yani, güneşe burda (dünyada) alışamayanlar, orda (ahirette) alışıyorlar diyebiliriz.”

28-2
GARİP: Varış, ayrıda olana özlem olur. Bu gün veya daha sonra, O’nunla olana değil, O’nunla olduğunu bilene. Soru: Bilmek, insanın elinde midir? ALLAH lütfetmedikçe göremiyoruz. ‘Olduğum gibi kalayım, kaldığım gibi varayım’ tümcesine bir yanıt oluyor mu bu söyledikleriniz? GARİP: Talip olduğun zaman; bilmemene imkan yok! Soru: Sadece talip olmak yetiyor mu? GARİP: KUR’AN’da taleplerin cevabı vardır. Talip olan her kişi, EMİRLERİ’ni üstlenen kişilerden olur. Soru: ‘Talip oldum!’ demekle talip olunmuyor. Himmetten önce, hizmet. GARİP: ‘ESİRGEYEN, BAĞIŞLAYAN ALLAH’ım’ dediğimizde, her adımımızı o isimle atmayabiliriz. Öyle olduğu zaman, koruyucu ve bağışlayıcı da olmamız gerekir! Soru: ‘İLM-İ RABBANİYE’ nedir, lütfeder misiniz? GARİP: Bilgimiz, kökü buldurur; sevgimiz, meyvesini oldurur. İlm-i Rabbaniye budur. Soru: Balıkesir’de YUVA’mızla ilgili bir hizmet başlatmak diliyorum. Bir tavsiyeniz var mı? GARİP: Öğrenelim her verileni, sevgimiz ile besleyelim. Bilgi, KUR’AN’dadır; görgü, kainatta. Örgü, aklında; sevgi, gönlünde! ‘Çayı buldum, aşık oldum’ dersen, orda kalırsan, taşıyla toprağıyla yanarsın. Çayı bulduysan, yürü, deryaya varmaya çalış! RUH ile beden arasındaki bağ, ölüm anında, -MELEKLER’in en güzellerinden- AZRAİL’in yardımıyla kesilir. HAKK’ın ŞERBETİ sunulur! Soru: ‘HAKK’ın ŞERBETİ’nden murat nedir? ‘Ecel şerbeti’ diye geçiyor MISRİ’de. GARİP: AZRAİL’in sunduğu şerbette RESULÜ’nün Nefes’i vardır. Soru: Nefes, ahiret perdesini mi açar? GARİP: EYVALLAH! Soru: İlk mertebenin ‘Ay’ olduğu söyleniyor? GARİP: Kimi aya kimi yaya. Soru: ‘SELAM’ı HAKK’ın İZNİ ile biraz daha açmak olası mı? Insanin hakikatinden bize mevzu etmeye izin var mı. Daha bizim anlıyacağımız şekilde? GARİP: İnsan, hakikatte; havayı, suyu kendinde hapseden, gerçeği kendinin dışında gören. Soru: Gerçek O, çünkü değil mi? GARİP: Ağacın gerçeği nedir? Soru: Tohumu, meyvesi, kökü. Yoksa su ve hava mı? GARİP: Çekirdeği. Soru: İnsanın gerçeği de, ÖZ’ü -yani RUH’u- oluyor değil mi? Ben, RUH’un gerçeğini aramıştım. GARİP: RUH’un gerçeği orda (ahirette), burda derilmez! Soru: Derilmekten maksat, idrak mi? GARİP: RUH’un gerçeği konuşulmaz!

17
Sözleri dize-dize, kulu getirdi yaza; yaprak idi oldu koza, rengini alsa gelinir dize. Denilir: ‘Dize.’ ‘ALLAH.’ diye başlanır söze. ‘Çirkin.’ dersem kırılır, gönül parça-parça bölünür. Anlatan ile olalım, görüleni bilelim, beraberce hazzına erelim. Dediler ki: ‘Kozaya girdin mi?’ İzin gelmezse kozaya giremem. Bizi gördüler, cümlemizi sardılar. Dediler ki: “Ağacın yücesinde toplaştılar, günden güne dertleştiler. Kah dertleşip kah gülüştüler, ağacımızın yaprağı oluştular doluştular. Dökülecek değil, bükülecekler (ipek elyaf gibi.) Önce kozaya katılacaklar.” Ağaç soruldu, “MEVLÂNA.” denildi. (Kozadan murad ne?) Bilgi. “Okuyunuz, okuyunuz.” denildi. (Bu bilgilerle mücehhez olmak, koza olmak mıdır?) EYVALLAH. (GARİB’e gördüğünü anlatması rica edilir) GARİP: ‘Gördüğünü anlat’ dediler. Malzemeyi versinler. Dokunan kumaşlar. Kumaş diyeyim anlatayım: Büyük bir çiçek. Dört EREN’in elinde. Açılıyor, açılıyor, açılıyor; pembeden mora geçiliyor. ERENLER’i görelim, bir-bir adını verelim: Selam olsun YUNUS’a. MEVLÂNA’ya selam. HAMZA DOST’a selam. KAYGUSUZ’a selam. Dediler ki, “GARİP, söze devam.” Çiçeği gördüm, böceği aradım. Dediler ki: “Çiçek, dokuduğunuz. İşlediğini sergileriz, birbirinize sorgularız: ‘Bilenden mi, bulandan mı alırlar?’ ” (ç: Bilen kim? Bulan kim?) Bilen her zerre, bulan zerreleri BİR’leyen. Dört EREN’e danıştım: ‘Anda sözünüz var mı?’ MEVLANA dedi: Kabınız dar mı? YUNUS dedi: “Harcınız var mı?” HAMZA DOST dedi: “Korkusuz kalın.” KAYGUSUZ dedi: “Durmayın el ele verin.” MEVLANA dedi: Hoş görün. YUNUS dedi: “Geçeni silin.” HAMZA DOST dedi: “O’nu bilin. O’ndan bilin. O’na gelin.” MEVLANA dedi: Vere-vere bitmez. YUNUS dedi: “Demeyin bu çoban gütmez.” HAMZA DOST dedi: “Ne yeri ne göğü bağlamayın, gönlünüzü kaygu ile eylemeyin.” KAYGUSUZ dedi: “Ne arada ne sırada, bilen için YÜCE ALLAH hep burada. hep burada.” DÖRT EREN: “Yerin göğün bağı yok ki bağlayasın, suyu bilmezsen gücün yok ki çağlayasın.” dediler, çiçeği savurdular. Gitti-gitti, zerrelere bölündü. (GARİP YÜCE ALEM ile bağlantıdayken; çiçeğin ipek elyaflarından oluştuğunu, çok-çok büyük olduğunu söylemiştir)

 

2 mayıs
Sevginin Tarifi: Sevgi ÖZ’ümüzü besler, ömrümüzü süsler, çevremizi namütenahi açar, gönülden gönüle geçer. Sevgiyi GÜL’den sorarız, bülbülden dinleriz. Güneşin batışını, Ay’ın doğuşunu sevgi ile bağlarız, insanın gerçeğini en son ararız. Oysa insan, yaratılmış olmanın kutluluğunu idrak ettiği anda; ADEM’den bu güne, sarıdan siyaha, beyazdan kızıla, her rengi, her ırkı, her dini birbirinden ayırmaz; bilirim sandığı her konuyu, sağa sola kayırmazdı. Anadolu’da ve Dünya’nın her yerinde yaşamış ve yaşamakta olan GÖNÜL ERLERİ vardır. MEVLANA’lar, YUNUS’lar, HACI BEKTAŞ’lar, PİR SULTAN ABDAL’lar. Bize örnek olmuşlar, kurdukları çevrede hala yaşamaktalar ve ilanihaye yaşayacaklardır. Özetle: Sevgi, ALLAH’ın yarattığı ile arasındaki kopmayan bağdır; insanın görevi, her yaratılmış ile öreceği ağdır. SEVGİ: Kibir, haset, fesat ve kin kabul etmeyen Yüce bir duygudur. Hiçbir tezgahta satılmayan, girdiği gönülden eskidi diye atılmayan, her an kendini yenileyen, seveni yenileten. Ne mutlu o ağı örebilene, ne mutlu, o ağın içine girebilene.

7 
Gönül bağından bir salkım sunduk. Yiyen bilir tadını, sevgi koyar adını. 

29
Günleri saydım geldim, gülleri gördüm sevdim, sevgine her an doydum, EMRİ’ni her zerremde duydum; AŞK BAHÇEN’e girdim de, gerçeğe öyle doğdum. Gülen yüzler benimle, seven gözler SEN’inle. Cümle alem BİR oldu, BİR’liği muhabbette kurdu. Düşündüm; girdiğim odada kesip dikerler, uyumsuz geleni dökerler, giydikleri yeşil fistanla HAK İLMİ’ni çekerler. Selam verdim MERKEZ’ime, selam verdim LOKMAN’a; ‘HAZRETİ HATİCE gelir.’ dediler, sağımda solumda durdular. Her şey kolaydan kolay, eller güzelden güzel. Kaygu sana yaraşmaz, eğri doğruya karışmaz. Kayguyu sildim, ‘ALLAH’ım!’ dedim sığındım. ‘Gönül, gönülde…’ dediler, güllerden bir demet verdiler. Yar olsun, var olsun, mutlulukta hep kalsın. Sevdik ALLAH’ım SEN’i, duyduk ALLAH’ım SEN’i; gördük her an her yerde, bildik ALLAH’ım SEN’i. SEN’in bağın BİR’ledi, cümlemizi bir halde; SEN’in SESİN gürledi, gönül bahçelerimizde. Selam olsun, gelenlere. Selam olsun, sevenlere. Selam olsun, her anında bin bir emek verenlere.

              

Resim