
“Ne aradım ne sordum, her hali hayra yordum. Baktım yolum
açılmış, dileyenle geçilmiş, en güzel seçilmiş. ‘Şükür
ALLAH’ım’ dedim, adımı cümlenize verdim. Yoğun konuk geleydi, hepsi benden
alaydı, sevincim çok-çok olur, sevgileri bende kalırdı” dedi, SEYYİT ÖMER
yürüdü. ‘SEYYİT ÖMER kim?’ denildi.
RESULÜ’nün üçüncü kuşak torunu. Kendine değil, YUVA’ya geldi, YUVA’da
cümle ile GARİB’i selamladı. El elde, söz dilde olacak, günden sonra söz
ile verecek. Her sözde SEYYİT ÖMER gelecek, sırtında nefesini verecek,
öyle güzellik kainatta kalacak. ‘Gördüm’ derse gördüğündendir,
şüphesi asla olmayacak.
“Gün günde oluşur, kulları HAK
ile buluşur” dedi, SEYYİT ÖMER sözü aldı: “Geldim verdim olasıya, kulu sevdim
doyasıya, sevgin dedim dolasıya. RAHMET’i kainatı sardı, her kulu olanı sordu,
geleni gideni hayıra yordu. Verdik O GECE’nin sırrını, bilsin dedik cümle kulu
alacağı RAHMET’i. Kırk gün kırk yerde, kırk gün kırk derde şifa
buldursun; kırk gün cümleye, kırk an kendine niyaz edersin. Daha önce verdik;
‘Ayaktayız, ayakta olunuz!’ dedik. O GÜN’ün hürmetidir. Kırk gün geçmeden
oturmayız. ÖZ’ünde sözünde bir olan, gözünden aldığını dumansız gören”
dedi, kırk günün cümleye bildirilmesini söyledi, yürüdü.

“Yolda çiçek
alacağım, bilgi ile dolacağım.” SEYYİT OMAR sözü aldı. (HAZRETİ
ÖMER değil mi?) EYVALLAH (Ankara’daki Seyit Gazi türbesi?.) EYVALLAH “Yolları düzde gördük,
yolda olanı sardık. Suyun aktığı yerde, soyluya baktığı günde; her
sefer sayılıdır, gerçeğe dayalıdır. Dumanı sileceğiz, olayı
böleceğiz; yumuşak günden aldık, yapıya geleceğiz. Her niyaz
RABB’imedir, DOST KAPISI’nı açar, dayandığın destek ile eşikten
geçer.” dedi, SEYYİT OMAR selamladı. Çevreyi alacağız, çehreyi
açacağız, dilenen eşikten geçeceğiz.

“Dağlarda kar var ise, yollarda
yürürüz. Dallarda yapraklar çok ise; gövdesini sararız, gölgesine soframızı
kurarız, her bir kuldan nasibini sorarız. Alır bilir, kayguyu anında siler.
Oluşumda gaye, budur.” dedi, SEYYİT ÖMER selamladı: “Senden gelene
değil, RABB’imden verene selam olsun. Mana yolunda, her kulu aldığına
uysun. Olayımız, geçici değildir, elbet kulu da seçici değildir.
Yerden gökten selam olsun.” dedi, SEYYİT ÖMER selamladı.
“Pulları saydım geldim, yol üstünde
bekleyeni sordum bildim. SEYYİT ÖMER dediler, ayrı sofrada yediler. YUNUS
ile söz aldılar, sunaya yolu anlattılar. Seyre gelmeden alacak, sudan
aldığı ile kalacak, seferde yerden göğe gönlünü açacak. Niyazımız,
YEDİLER Aşkına olsun.” dedi, SEYYİT ÖMER selamladı.
“Bağlara selam verelim,
ağlarda balık görelim, her yolu birbiri ile örelim.” dedi, SEYYİT
ÖMER sözü aldı: “Doğuşa gönül verdik,
konuya gemiyi misal gösterdik, her gelenin selamına katıldık.” dedi, selamladı

SEYYİT OMAR,
kandilde yanan ışığı sordu; “‘Kimden, kime?’ Dediler ki; DOST’tan,
sana.’ DOST; sevgindir, sevgilindir. Dayandı isen cana, güvendi isen hana,
gelirsin elbet bana. Men dil; ÖZ’üne
değil sözüne girer, gönülde gerçeği kurar. Dayanmayı bildiğiniz,
HAK DOST diye güldüğünüz; gerçeğin aynasıdır.” dedi, SEYİT OMAR
selamladı. “Elma dağı yöremiz, gönül
BİRLİĞİ’dir töremiz, dostluktur süremiz.”
(Resim verilir: SEYYİD ÖMER
ile RABİA HATUN) SEYYİD ÖMER söz ile GÜL’den
aldı, gönüle sevgi ile doldu. RABİA HATUN.
“Yaprağa yazdım yazı,
çubuğa verdim sözü, DOST ile gördüm sizi. Soranlara selam dedim, soranı
sofrada buldum.” dedi, SEYYİD ÖMER söze geldi: “Kırk pirinci sayarsan,
bir kaşığa koyarsan, dayandığın güç bilir. Kırk lokmayı alırsan,
kırk kişiye bölersen, yoldan gelene peylersen, yapraklara adını yazar,
yerden göğe isminden sorar. Derman dileyen gelir, FERMAN’ı YAZAN bilir,
her fidandan bakan alır. Diktiğin fidanlara verdiğin su
geliştirdi, dilenen gerçeği oluşturdu.” dedi, SEYYİD ÖMER
selamladı.
“İndim havuza,
döndüm yavuza. Kem sözü dilden attım, olumsuz gördüğümü dağlara
sattım, gelen giden ile yerimi tuttum; dar geldi denilen fistanı, güzelden
geçer diye dileyene verdim.” dedi, SEYYİD OMAR sözü aldı: “Mirasın bölündüğü, satana
gülündüğü günde sabır ile bekleyene; aldığı gülü koklayana, yapıda
kalanı bilip, geçeni katlayana… Çevrende yardımcı arasan kendine yönel, de ki
‘YARDIMCI’m ALLAH’ımdır.’ Kendimi bildi isem, gerçeği buldu isem, HAK ile
doldu isem; nefesim O’na varır, YARDIMCI’m beni görür, ALLAH’ım cümleyi korur.”
dedi, SEYYİD OMAR selamladı.

“Aradığım SAHİBİM’i
gönlümde buldum, boş idim geldim sevgi ile doldum. Ne kalandan sordum, ne
giden ile yordum, ne de arayan ile durdum. Her yolcu niyetine gider, her yolcu
bilgisi ile güder.” dedi, SEYYİT OMAR söze geldi: “ ‘Gönülleri sayarsam,
sevgiye doyarsam; bilgime yön veririm.’ dedim de; dediler ki, ‘Ne Güllerin
sayısı belli, ne sevginin ölçüsü.’ Say sayabildiğince, sev
dolabildiğince, öğren bulabildiğince, gölgeyi sil Güneşte
kalabildiğince.” dedi, SEYYİT OMAR selamladı.
“DOST KAPISI buldu isek,
niyazımız gönüldendir, kendimizden söz gelmez. VAREDEN’in VARLIĞI’na, zor
edenin darlığına dumansız katılalım; eylendi isek yolda, yapıya atılalım.”
SEYYİT OMAR seyre yerden göğe katıldı. “Eğersiz ata binme, değersiz
ite gülme, ne derlerse desinler yolundan kalma. Çevreyi taradık, çehrede
aradık, günü günde bekledik; ne sarıyı ekledik, ne yeşili katladık.” dedi,
SEYYİT OMAR selamladı.

“Handa durdum, ata semer vurdum,
gidene yolu sordum. Yumağına düğüm atma, az aldı isen üzümü satma;
destek olduk sırtına, gönlüne kaygu katma.” dedi, SEYYİT OMAR sözü aldı: “Bayram günü gelir,
bağlı olandan sözü alır, açtığın bohçada seçtiğini bulur. Sürü
ile gidelim, dağ yolunda bekleyeni görelim; gayreti bildi isen, hayreti
silelim. Destek olduk gücüne, aydın gelsin gönlüne.” dedi, SEYYİT OMAR
selamladı. “Değişen ile güldüm, selam demeden geldim, dağılan
ile buldum; kaybına ağlayandan, kemer yeri dağlayandan söz diledim,
gölgesiz gün bekledim; dayanmayı denerlerse, o gün gibi bu gün de güldüm.”
dedi, gözünden kaşından, gönlündeki taşından saygı ile ayrıldı.
“Ceylan
ağaca baktı, çoban ocağı yaktı, suya indi ördekler, yaban sürü
dağa çıktı. Gel dedim seyrine, GÜL dedim hayrına. SEYİT OMAR suya
daldı, suda kendini buldu. Selam verdi yazana, sakın küsme düzene. “DOST,
kapını çaldığında, ‘Elini ver.’ dediğinde; sakın arkanı dönme, sudan
aldığından şüpheye düşme.” dedi, SEYİT OMAR selamladı.

“Değişmeyen halinden
sorumlusun, gelişmeyen bilginden kurumlusun. Öyle ise, her gününde haline
yenisini ekle, bilginde gelişeni öylece bekle.” dedi, SEYYİD OMAR
selamladı, cümle ile söyleşti, bilen ile bilmeyeni paylaştı, suyundan
alana, yolunu bilene selamı ile katıldı.

SEYYİD OMAR der ki: “Bin
kelamı, bir selam ile karşıladım; kement attığınız her olayda, yerden
aldığınız ile gökten geleni ‘Kusursuz.’ dedim arşınladım.” “Her nefeste, ‘EL EMİYN’
diyesin!” SEYYİD OMAR, binbir sözün üzerinize RAHMET getirmesini diledi,
selamladı. Suya oku otuz üç defa, suyu üç yudumda iç. EL EMİYN.

“Aldığın at koşuyadır
yükün taşımaz, YUNUS ile geleni dilden düşürmez, benliğini
sileni gözden kaçırmaz, DOST KAPISI derde uymayanı geçirmez.” dedi, SEYYİD
OMAR sözü aldı: “Daldığım uykudan uyandır beni,
değmese dostluğa güvendir onu. Yol yolcuya açıktır, sevgiliye
götürür; nefsini uyuttuysan, kaygunu bitirir. Adım-adım gitmeye niyet kurduk
ezelden, RABB’im yolu açacak diledim ben tez elden.” dedi, SEYYİD OMAR
selamladı.

“Şeker yedik tatlıca, adı
söylenir kutluca. Saymayı, destan ile öğrenemezsin; sevmeyi, kırdığın
daldan bulamazsın; ‘Gel!’ dediysen cümleye, asla hizmetinden kalamazsın.” dedi,
SEYYİT OMAR sözü aldı: “DOST olan her kulu kapımda
buldum, RABB’imin RAHMETİ ile doldum, bildiğim her konuda bilmediğim
yerde kaldım, Aydan-yıldızdan günümü sordum. ‘Her biri, bin bir yıl.’ dediler.
Öğrendim ki; Ay ile yıldızlarda bin bir yıl bir an imiş, aradaki
mesafe kul için sadece zan imiş. Ben zamanı bilmezsem; doyduğum yalan
mıdır, duyduğum dolan mıdır? Her konutun hükmünü sürdürdüğü,
noktadan-noktaya çemberi sardırdığı hakikattir. Bilmek-uymak, uyan ile
duymak; hakikatin andını yeniler.” dedi, SEYYİT OMAR selamladı.