Tabduk

19
“Gönülü eğledik, bohçayı beledik.” diyen TABDUK’a, ‘YUNUS’umu eğittin, gayretine yer ettin. Kazancın senin mi, onun mu?’ dedik. Ne dedi, bilir misiniz? “Ben, benden; YUNUS, YUNUS’tan kazandı. Ne var ki YUNUS’u bilenler, ‘ALLAH’ım.’ diyenler de kazandı. YUNUS’u, YUNUS diye gönderen ALLAH’ım; kulunu düşündü, rehberini gönderdi. YUNUS’uma sorsan, kim kazandı desen; “AŞK’ım!” der. Kazan örneği kaynadı, cümle dileyenlere dağıldı. Ne kazan boşaldı, ne gelen eksildi. ‘Yerinde mi olsun, gidenden mi gelsin.’ diyene de ki; ‘Yerinde alsın, gidende bulsun, dünya olduğu gibi kalsın, gönüllerde güller açsın.” 

28-1 
(Özlenen nedir?) TABDUK EMRE YUNUS’a bir gün demiş ki: ‘Sende sertlik, sende mertlik, nerde buldu gönül dörtlük?’ demiş. YUNUS demiş ki: ‘Mertlik, sertliği yenmeye. Dörtlük; YARATAN, yaratılan, RESULÜ, öbürü de kulluk.’ demiş, gönlü dörde bölmüş.

22
“AŞK ile geldik dile, ‘Balık.’ dedik, daldık göle.
Gölde sala tutunduk, ‘Balık.’ dedik yakındık. Ayağı taştan sakındık,
hür gelene bakındık.
Derdim bende kalır mı,
kul himmeti bulur mu,
cemde sorun kalır mı?”
dedi, TABDUK EMRE
söze katıldı: “Karşı dağın sözünü,
benden aldı özünü.
Bağırdım cevap aldım,
aldığım cevaba güldüm. ‘Neden?’ denilir.
Aldığım cevap, kendi sözümdü de
ona güldüm.
Benim sesimi aldı,
gene bana saldı. ‘Karşıki dağ nedir?’ dendi
sorguya verildi.
YUNUS nasıl unutuldu?” dedi,
TABDUK yürüdü.



13
"Günde sohbeti alan, aldığı yerde kalana de ki: YUNUS yolun tozuna, baktı PİR'in izine, TABDUK geldi sözüne, 'Eğilsem?' dedim dizine. Elim eline aldı, önce yolumu sordu. 'Yolum, izindir!' dedim, 'Dilim, sözündür.' dedi, beni sohbete verdi, sözümü hayra yordu. Olumlu yolda, güzelim halde, suyu ararım gölde. 'Akan su verir, cümlesi görür.' dedi." TABDUK ile YUNUS selamını verdi.

20
"Soyunduk ÖZÜ'ne, dayandık SÖZÜ'ne, uyandık GÖZÜ'ne. Geldik dağın düzüne." dedi, duman yürüten, yumuşak sözlü, ahu gözlü TABDUK sözü aldı: "Soğuk gelse yol vermez, 'Sıcak.' dese su görmez. Aldık verdik eline, izin diledik diline, niyaz ettik haline. 'Al, ver!' diye, iznini verdik. HAK ADI'na düşeni gösterdik. ALLAH'ıma emanet olunuz. YUNUS misali, İZİ'nde kalınız." dedi, TABDUK yürüdü.

13
"Kavramadan seyir olmaz, bilemezsen 'Hayır.' denmez. Aşıya verilen ağaçtan, 'Delice.' diye söz edilmez. YUNUS aldı sözü, 'Bildim delice ÖZ'ü.' dedi, kendine alındı. Deliceye yer gerek, toprak kurudu kar gerek, bilmeyene zor gerek. Vardım bildim, aşımı aldım verdim. Elbet meyvemi! 'TABDUK yarıveremezsin, aşıdan diye göremezsin. ÖZ olmazsa, aşıyı alamazsın.' dedi, YUNUS'um konuyu demden aldı, günde verdi. Denize ayak atan, sudan şikayet etmez, her suya boyu yetmez. Bilmiyen bilene, sanılmasın katmaz. Noktayı dahi verse, delice de aşı alır. Vergiye dönüşen her olay, aşı almış deliceye benzer. Demir tavlanır hallenir, dilenen şekilde sergilenir. Kuluyuz BİLİR bizi! Kuluyuz KORUR bizi! Kuluyuz SEVER bizi! Sergilediğimiz bizedir, sevdiğimiz ÖZ'edir. Seni seversem, sana değil kendime hizmettir. Yedik, suyunu içtik, şükrüne yol açtı, kulunu sözü ile seçti. Söz ile, dağılan toplanır, her günde olum beklenir." dedi, YUNUS ile TABDUK yürüdü. 'Genişletti.' denilen odur. Karşılıklı söz aldılar, sohbete öyle girdiler.

21
"Geyik yolunu bilir, ağaç ne kadar çok olursa olsun yuvasını bulur. Suyun aktığı yerde dostları ile buluşur. Selam getirdik her katılana. Kovuk, ağacın yarası değil, gönlünün korusudur. Gelenin andını aldık, cümleye selam verdik." dedi, TABDUK yürüdü.

7 mayıs
“Olmaya geleceğim, selama duracağım, her ağaçtan meyveyi alacağım” dedi, TABDUK söze girdi: “ ‘HAY!’ diye geldik size, sizde durduk düze. Altın gümüş sayacağız, ağacı oyacağız, tahtını kuracağız. Güzel böyle mi olur, yoksa geldiği gibi mi kalır?” dedi, TABDUK, KAYGUSUZ’a söz attı. KAYGUSUZ, TABDUK’un bildiğine, kendi tuzundan kattı. ‘HAY!’ dediler ay güldü, güneş gölgede kaldı. “İzin HAK’tan gelirse, HAKK’ı kulu bilirse; elbet bulduğu olur, sevgi kendinde kalır.” dediler, TABDUK ile KAYGUSUZ yürüdüler. 

2 temmuz
“Yaprak-yaprak açtığımız, adım-adım geçtiğimiz her yerde ‘Selam!’ diye durana, ağaçtan yaprak sorana diyeceğimiz var” dedi, TABDUK sözü aldı:
“Az aldığın sende kalır, çok verdiğin benden gelir. Bedende darlık, gayrıya yokluk getirmez, kimse kimseden götürmez. Yaprak sese, çiçek süse ahenktir. Kalmadım diye derde düşmezsen, kendinde olana şaşmazsan, uykudan uyandın derim” dedi, TABDUK yürüdü.

28
“Geçmiş diye ezilene, ‘Gelmez!’ diye üzülene; yaprak-yaprak vereceğiz, yerden sevabına katılacağız. DOST yapısı ER’den bilinir, kapısı her gelene açılır. DOST’u benden ararsan, DOST’u YUNUS’tan sorarsan, denilir ki: ‘Aç elini, gör gönlünü; kır dizini, ez sözünü’ Alacağın YEMEN’dir! YEMEN’den selam ile geldik, söz ALİ’den dedik:

6
"Elma ağacı dikildi, dibinden otlar söküldü, dalına boncuk takıldı. Nazara gelmesin, kökünden kurumasın diye. 'ELHAMDÜLİLLAH!' dedik, lokmayı yedik, ağızı mendil ile sildik. Sofra cümleye açıktır; gelsin görsün tatlı aşı yesin diye. Kazanlar kurulur, yiyenlerden sorulur: 'Tatlı aşa gelir misin, toprağa düşene niyaza durur musun?' 'EYVALLAH!' dediler, cümlesi halkayı kurdular." dedi, TABDUK yürüdü. Meyvenin düşeni değil; verdikçe taşanı, yedikçe eşeni. Eşmekten maksat; BİR'liğe düşmek, düzeni kurmak. DOST HALİ'ni anlatırsan, elmaya benzet.

28-1
Uyumadım geceler. ‘Ölmek’ dedim, kendimi denedim, her satırda yokladım, her seferde bekledim. Denildi ki: ‘Beden sende kaldıkça, sen kendini buldukça yoğun yükünü atarsın.’ Sordum, ‘AZRAİL ile sohbeti nasıl tadarsın?’ TABDUK dedi ki: “AZRAİL, can almaz, göbeğin keser” (Yeni doğuş için?) EYVALLAH! Dedim, ‘Ruhta göbek var mıdır, dünya bu kadar dar mıdır?’ Dedi ki: ‘Bildiğimi söyledim. Uykunda gezdiğin yerden, bağın seni döndürür, uykun seni kandırır.’ ‘Göbeğimi makas ile mi, kama ile mi keser?’ dedim; ‘Akım ile keser’ dedi.

8
“Gözüne çöp girenin elini tutarsın, gönülden geçenin dilini katarsın; oluşanı bildiğinde, baba adı verdiğinde, kimi kimden sorarsın?” dedi, TABDUK yerini sorana selamını verdi: “Cevizi bildiğin kabuğunu içine olumsuzluk, kabuklu cevize benzer. Kabuğunu kırar, özünü alırsın. Eğer, ‘Konuyu kolay çözemem’ dersen, ceviz misali taş ile kırarsın. Ne var ki ezmeden, tahtayı çizmeden.” dedi, TABDUK selamladı, yürüdü.

84-1
“Binbir söze yol aldım, binbir kelama daldım, her kelamın gerçeğini sordum. Dediler ki, ‘Adın ile yazılır, AŞK’ın ile okunur, muhabbette dokunur.’ ” dedi, TABDUK EMRE söze geldi: “Sessizliği bildim aldım, ses vereni sevgim ile sardım; dağılanı topladım, YUNUS ile katladım. Ne benden arttı, ne YUNUS’u tarttı. Her sevgiyi birbirine kattı.” dedi, TABDUK selamladı.

13
“Gür akan sular senden, hor bakan gözler kimden? Sil ALLAH’ım kinleri, bildir bize kimleri. Geldik sen diye kuma, durduk HAK diye yola. Subaşı öğütürse, sohbeti eğitirse; her kulu BİR’den bulur, BİR’likte DOST’unu bilir.” dedi, YUNUS’um Dergahında TABDUK EMRE söyledi.
“Ayyaş değiliz DOST SOFRASI’nda. Dağlara söz verdikte, daldan dala ipi gerdik te; meyhane, söz edendir; saki, sözü sunandır.” dedi, TABDUK selamladı. 

1 haziran
“Yumuşak halin ile, gönlünden geleni veresin.” dedi, TABDUK sözü aldı: “Yoldan taşları aldık, eldeki dikenleri saldık, sevgide huzuru bulduk. ALLAH’ım RAZI olsun, serginde çiçeklerin rengi bilgine gelsin.” dedi, TABDUK selamladı. 

4
“ER MEYDANI, zor MEYDANI. YUNUS ile yolunu alırsın, almayı dilediğin halde kalırsın. Demde ER MEYDANI’na geldik, zoru daha bilmedik. Haz ile naz ile palazlanırız, YUNUS misali yerden gökten gelecek RAHMET’i bekleriz. Elbet verecek. Kulunun, niyazı ile umudunu asla kırmaz.” dedi, TABDUK sözü aldı: “MEYDAN’a üç sofra kurduk, üç çeşit helva kardık; birine arifi, birine alimi, birine de cahili oturttuk. Arif; bir kaşık yedi, ikinci üçüncü masaya kalanı sundu. Alim; aldığını arife verdi, kendine arifin verdiğini ayırdı. Cahil; ‘Bilen dağıttı. Ben, dağıtmayı bilmem. Gelsin, kuşlar yesin. Bilmediğime, el sürmem.’ dedi.
‘HAY ALLAH’ım HAY, SEN’in verdiğine HAY, gördüğüne HAY!’ dedim. Cahilin bilmediği, kendine sevap olmuş; ALLAH’ım, İLMİN, SEN’in BİLGİN’de kalmış; noktanın milyonda biri, her bir kuluna dağılmış. Selam olsun cümleye. dost ADI anılsın, HAMZA dost geldi, bilinsin.”

              

Resim