HAZRETİ
HATİCE der ki: “Gelişim sevgidendir. Analığım, cümlenizedir.
GARİB’e hususiyet verilmesi; gönül bağımızdandır, dünyada olan yüce
dağımızdandır. Meylini dedim, dağ ile misal verdim. Yediği onda,
dediği bendedir; yazdığı sizlerde, gördüğü bizlerdedir. ‘YM.’
dedim, geldim.”
HAZRETİ HATİCE der ki: “Yörenin töresine uyunuz. Hatayı bilmekte, huzuru bulunuz. Güneşte leke
arayan, gözünü kendi örtsün. Koyuna namert diyen, kendini taştan taşa
atsın. Kulluk; yolun yolcusu oldukta, olana uymaktır. Olmuşa dert demekte
değil. Geçende unutulan, ‘Dert değilmiş.’ denilendir. Gecemiz
kutlu olsun, cümleyi mutlu etsin. Bilenle bilmeyenin günahları af olsun.
Şefaat dilendikte, umduğunuz sizleri bulsun. Gülün dillerine, men
dilleriniz takılsın. YARATAN, yarattığı kulları kıyamete derlesin. Cümlesi
ile BİR olsun. AMİN.”

“Yetimin gönlünde, neden O vardır? Yetim,
ALLAH’ını ana bilir, baba bilir. Dünyada sığınacak, sadece O’nu bulur.
AŞK’a düşmeden bulur. ‘Yetimim.’ diye ağlayan, dövünsün
hatasından dolayı. Onun için yetim kulunu seviniz, yetim kulunu övünüz,
özelliğini görünüz. Yetim kulunu kıran, tez kırılır. Çünkü onun önünde
duvar yoktur, yolunda taş yoktur. Gönlümüz, yenmediğimiz nefsimize
boyun eğmesin. Meydanda kurulan kazanda, elimiz eksik kalmasın.” dedi, HAZRETİ
HATİCE sözü aldı: “Gönüllerle kaynaştık, yavrumuzla
halleştik, geldik kucaklaştık. Sözümüzü ona, gönlümüzü ona
bağladık. Geldim onunla, buldum seninle. Ağlamak değil,
gönüllerde bayram gerekir. Aymayı bildiğinden, güne kadar
geldiğinden. Sözü ancak günde aldım, sanılmasın senden uzak kaldım. Yerden
özü, GÜL’den tozu, gönülden azı; görmeden buldum. ‘Ne demek?’ dersen; gönülden
azı dediğim, gönlümün vergisine, yetimin analığına, seçildiğim
kulun sayısı azdır. Elim-elinle, gönlüm seninledir, CAN’ım CAN’ınla, cümlemiz
CANAN’ımla. Elim gelsin, gönlüm bulsun, cümle ile BİR olsun. Unutmayın,
gönlüm yavrumdadır. Gönlünüz O’na uydukta, hep BİR oluruz. Uymak, BİR
olmaktır. Güzellikte güzellik vardır. Umduğunuz gibi, EFENDİMİZ’in
Selamı ile geldim. O’nun sözünü verdim: “Uyumayın, gönülden dağılmayın.
Cemiden, yüzümü değil ÖZ’ümü arayın.
Saçımı değil, yazımı tarayın.” dedi, bana öyle izin verdi. “Onlar ileyim,
beni bilirler ise; onlar ileyim, ‘ALLAH’ım.’ derler ise; onlar ileyim,
bilseler-bilmeseler; onlar ileyim, deseler-demeseler; onlar ileyim,
yansalar-yanmasalar; onlar ileyim, sönseler-sönmeseler. Dünyaya geldiklerini
bilsinler, bildiklerini unutsunlar.” Unutmakta selamet vardır. Bilmekle
bulunmaz, çünkü bilmenin hududu çizilmez. Bildiğini unutan, yeni bilgi
arar. Her aradığında, yeniden ‘ALLAH’ım!’ der, yanar. YUNUS
ALEYHİSSELAM yoldaşlarından birine: ‘Bildiklerini anlat ki, bilgime
ekleyim.’ dediğinde, ‘Ben senden öğrendiğimi, sana mı vereyim.’
der. YUNUS ALEYHİSSELAM: ‘Ben onu dün biliyordum, bugün yeni doğdum.’
Doğuş, yenileniştir. Bir bildiğini, bir daha tekrarlarsan;
geriye dönmüş olursun. Halbuki dönüş yoktur. Yeniyi yola verdik,
selamımız ile gönülden aldık. ALLAH’ıma emanet olasınız. Yavruma, yolu NUR
bağlaya.” dedi, HAZRETİ HATİCE selamladı.

(Resim
verilir: HAZRETİ HATİCE) Varolan O’dur. Varolana uyacak, sen. Sen ancak beden ile sensin. Bedeni sildikte, VAROLAN’a katılansın. Varlık,
darlığı siler. Darlık, bildiğinden
değildir. Darlık, uyuyanadır. EYVALLAH
diyelim. Ten ile göründükte, bedene uydukta simayı verene;
kul gözüne uyanı, günde dilendiği gibi vereni söyleyelim. RESULÜ’ne uyanın, ‘Bildim Seni.’ diyenin, secdeye ilk baş
koyanın simasıdır. HAZRETİ HATİCE. Kayıt cümlenindir,
cümleyi ananındır. EMREDEN HAK’tır, emri alan
halktır.

HAZRETİ HATİCE der ki: “Kaygıya
düştüğüm har olayda, hatamın büyüklüğünden hicap duydum. Kaygu; VEREN’in vergisinden şüphe edende olur. Dilendikte, şüpheyi tamamen siliniz. Hayır
olmayan kuluna yazılmaz. Ekilmeyecek toprak kazılmaz.
Kader, gölgede. Güneş dileyen,
bekleyişte elbet bulur. ‘Yerim neresi?’ dersen,
yeşil renkte verir. Camın ötesinde, göreyim diyen
durur. Avdan boş gelen, boş övünür. (a.s’ye.)
Niyazın yerindedir. Elden alanın, GÜL’den bulanın; gönlünde
gölge olmaz. Cümleye. Dünyaya olumunu katanın;
gerçekten bildiği, yerini gördüğü söylenir. Yeşilde
bilinen nedir? (AŞK’ın
devamlılığı mı?) EYVALLAH. Oyumuzu verdik,
seçileni gördük, suyundan dileyene sunduk. Kaygıya yer
vermeyelim. Dileyen dilediğince desin, ‘Bildim.’ dediğini
sergiye koysun. Gerekmeyeni elbet almazsın. Sorduğun, her sergiye konulanı alayım denir mi? ‘Vardık.’ denmesin, ‘Varacağıma inanırım.’ denilsin. Kuyuya söz veren, sözünü anında geri alandır. Kuyuya ses verirsen, yankılanmaz mı? Yoldan-yolcu
sorulur, hali günde görülür. Davar gerekirse sayılır.
Cümlenize selam olsun. Cümleniz
RAHMETİ’ne gark olsun. Sorgu yerini bulsun.”

“ADEM’de bildik, HAVVA’da duyduk, HAZRETİ
MUHAMMED’e uyduk, cümleyi selamladık.” dedi, HAZRETİ HATİCE güldü.
“Güllere GÜL’ün rengi değil, kainatın dengi sayılır. BEYT’ine,
kainat ile örnek verilir.” dedi, selamladı.