
(Resim
verilir: ABDÜLKADIR GEYLANI HAZRETLERI) Yerden gökten sudan alan, gönül ile kainatı saran, ABDÜLKADIR GEYLANI
HAZRETLERI. Tarla kuşu, ekinin dişinde. Günün konusu, kuşun yapısına uygun.

ABDÜLKADİR GEYLANİ geldi: “ ‘Sunsun.’ dediler, tasıma şarap
doldurdular, “KULLARIMIN” dediler, YÜCE’den EMİR verdiler. AŞK ile
dolduk dolasıya, dünyayı sevdik ölesiye.” dedi, selamladı.

“Sahrada gidersen, ‘Susuz kalırım.’ deme. Su verenin gelir, tası ile sunar.
Aldık geldik, selama durduk. EYVALLAH cümleye.” dedi, GEYLANİ selamladı.

“Yaprak ağaçta değerini bulur.
Yere serpilen her tohum, ağaç olmaya namzettir. Çamur olsa bulansa dahi,
asla kaybolmaz. ‘Yerinde, kalsa mı?’ dersen, ALLAH’ıma havale et. Düzeni
kurulacak, elden ele dolanacak. Şüphen olmasın, gönlünde kaygu kalmasın.
Gurbet bedendedir, gönülde değil. Merdiven yormaz, adım-adım çıkarsan;
duman sarmaz, şüpheye düşmezsen; korku kalmaz, ALLAH’ıma havale
edersen.” dedi, YEMEN’den GEYLANİ selam iletti.

"Kervan beni alır mı, YAR YOLU'na varır mı, DOST ile postta durur mu?" dedi
GEYLANİ söze geldi: "Kervan sizin, aldığınız yol sizin. Gidene el verecek,
yolunda gönlünü açacak. 'Bizden gelsin.' denilir. Olmayanda ev bulmaz, yolun
kapalısı ALLAH'ımın İZNİ'nden gelmez. Aynayı eline verelim, cümle ile
BİR olalım." dedi selamladı.
"Yoğurt yesem yağı yok, tatlı yesem balı yok,
soğuk desem karı yok. Yerden göğe savaşsam, SEVGİLİ'ye
kavuşsam; benden başka soru yok." dedi ABDÜLKADİR söze
girdi: "Dertte derdi
bulanın, mert ile derdi silenin; öğütten alacağı, söğütten
bulacağıdır. Söğüdü gördüm su başında, elbet köyün dışında,
çatık olmayanın taşında, yeri boşalmayan düşünde. YUNUS yolunu
buldu, merdiven diye eşiğe tutundu. Merdiven yüceltirse, yoğun
çalışanı kocatırsa; ömür boyu çıkarım, çalışmaya koşarım."

"Ceylan sütü
içenin, Seyhan suyu geçenin yoludur." dedi, demde GEYLANİ söz aldı: "Demde yolumuz
vardır, cümleye gönlümüz kordur. Aldık verdik bilerek, 'Cümle bizden.' diyerek.
Kör gözünü açar, kâr sözünü geçer." dedi, GEYLANİ selamladı.
“Altı elma sayarsan,
ele
alıp soyarsan;
yorum sende kalırdı,
ağacı bilen yolda
yürürdü.”
dedi GEYLANİ söze geldi: “Ömür sözle
oluşmaz,
kömür yanmadan bilişmez,
kul sevmeden
bölüşmez.
Kapı-kapı soralım,
güzel çirkin saralım, ‘Nedir
halin?’ diyelim,
aşı beraber yiyelim.
Döne-döne geldik
hale,
gönüllere kurduk kale.”
dedi GEYLANİ yürüdü.

Az esti suyu seçti,
ABDÜLKADİR GEYLANİ sohbette yerini aldı: “Göz ile NUR’lanan, söz ile
kirlenmez! Şarap mahzene girmeden sırlanmaz!..” dedi, GEYLANİ
selamladı.

“DOST SOFRASI’dır sohbetin varlığı,
silecek gönüllerdeki darlığı. Semaya açılan her eli RABB’im görür,
sedirden gafleti sildirir. Seymen düzende yerini bilir, gölgenin olduğu
yerde bilene buldurur.” dedi, ABDÜLKADİR cümlenizi selamladı. (Sedir, Sadr
mıdır?) EYVALLAH. (ABDÜLKADİR
GEYLANİ mi?) Konunun, her konuğa açık olduğu bilinsin!
EYVALLAH.

“YESEVİ ile ABDÜLKADİR
GEYLANİ sözün özüne girdi, her birinize ayrı-ayrı sordu; ‘Gönül verdin mi
yola? ‘ALLAH! ALLAH!’ deyip, girdin mi kola?’ Şüpheyi kayguyu sil de
erliğine soyun, deme ‘Nasıldır huyum?’ Huyun, suyun akışından yolunu
bulur; sevgi ile saygıda kuruyan yapraklar kaybolur, kainat cümlenizde
kalbolur.” dedi, YESEVİ ile GEYLANİ selamladı.