
Coşmuş olan kulun, hatası nerededir?
Taştığında.
Coşalım, amma taşmayalım.
Unutulmasın ki taşan, ateşi söndürendir.

Çok coşkun kul,
bağıra çağıra AŞK’ını söylemesi
ne kadar yersizdir.

Katı gelen yumuşar,
'Oldum.' diyen coşar,
'Coştum.' diyen taşar.
Coşalım, taşmayalım,
dikenli yola koşmayalım.

“...Düşmeyi dilemem, düşürmeyi asla;
taşmayı sevmem, taşırmayı asla.”
dedi, PİR SULTAN ABDAL

GARİB şala bürünmüş,
HAK AŞKI’na sarınmış;
sorsan 'Nerde durursun?'
sağa sola bakınmış.
'Düşme!' dedik tuttuk elini,
'Taşma!' dedik mühürledik dilini.

Ayrıya asla basmadılar,
duman geldiyse kula susmadılar,
dilenen MEYDAN’a geldiler,
nehir olup aktılar taşmadılar,
gönülden gönüle özgürlüğü sundular,
asi geleni deşmediler.

“Yağmur yağdığı günde,
hizmetinin her yönünde ayrıya düşmeyenden,
hali ile taşmayandan,
attığı adımda gerçeği aşmayandan
DOST’luğu sorsan diyecek ki;
‘Somunumu paylaştım,
sorunumu hep aştım,
bilmeyene ben şaştım.’ ”
dedi, MERYEM
her halin dostluğun temeli olduğunu
söyledi, selamladı.