![]() Kula düşen; ALLAH’ını anmak, yarattığını sevmek, taşı toprağı dahi. Toprak neler verir, taş neler bildirir? Canlıdan cansızdan ayrı yok, sevgide ayrı-gayrı yok. ![]() ‘Ben kuldan değil, ALLAH’ımdan bilirim. ALLAH’ımın VERDİĞİ’ne, taş da olsa uyarım. Yolda taş görsem, alır kenara koyarım, atmam. Çünkü kararım, hatadan uzak kalmak. Atmak, belki de kulu hırpalamak olur.’ ![]() önüne taş gelirse tekme ile atma, ele al, kenara koy; senden sonra gelen de takılmasın. ![]() Taş dahi taşa vurulmaz, çünkü kırılır. Taşı kuma at ki, hem kırılmasın, hem ses vermesin. ![]() Dünya yapısında, taş temizlenir; ahiret yolunun taşı asla. ![]() Geçtiğin yerde taş arama, ‘Taşı taşa vursam, birbirinden kırsam’ deme. Bırak kendi vurulsun, kendi kendini ufalasın. Sen vurursan; hata arar, seni sorumlu tutar. ![]() YUNUS’um der ki: “Taşta gördüğümü kumda sildim, taşın değerini su ile gömdüm. Gömdüm ki fidan olsun, benden sonra gelenlere meyve versin. ‘Taş gömülüdür.’ diyene de ki; YÜCE, gömdü ise elbet gömülür...” ![]() Toprağı taşta bilmek. Mümin olanın, olmadan evvelki halidir taş. Yüce dağın ötesini merak eden, uçsam varsam der. Halbuki yürüsem varsam dese, izni hazırdır. Yerden aldığın taşı, görüntüsünden dolayı çirkin dersin, yuvanı kurarken taşı temele koyarsın. Öyle ise çirkinlik neresinde? ![]() Her pişen aşı, yalnız yiyen bilir. Yemeyenin sözünü etme, dişine göre alır. Dişi olmayan bademi nasıl kırar? Elbet taş ile. Aymayı bilmeyen, nasıl uyanır? Ayağına gelen taş ile elbet. Taşa küfredersin, ‘Canımı yaktı.’ dersin; yaptığını bilsen, eline alıp öpersin, ‘Bana dost imişsin.’ dersin. Unutmayın, her yarattığı kula dosttur, hayvana posttur. ![]() Mermeri kırarsan, taş ile kararsan, yumuşak olur. Yumuşaklık taştan mı, mermerden mi gelir? ![]() Yol bilen; yolunda olan taştan şikayetçi olmaz, karanlıkta dahi geçse taşa vurmaz. Vurursa, hata taşta mıdır? Bilmeyen vurursa, taşı oraya koyandadır. Bilen vurursa, elbet vurandadır. Taş asla hatalı değildir. Ne gelendir, ne getiren, sadece getirilendir. ![]() Toprak: Çokluk, Taş ise: Teklik. ![]() Gerçek, arayandadır. Çünkü arayan bulur. Yerde taş olsa, ayağı ile değil, eli ile kenara çeker. Taşta dahi incitmeyi öngörmez, sergide hatayı bulmak istemez. PİR SULTAN ABDAL ![]() Dilersen, taşı kırarsın. Amma asla kumu taş yapamazsın. ![]() “...Kapalı gelecek konu, ‘Bilinmezse sonu?’ demeyin! Her konunun açıldığı bilinsin, olay son diye yorumlanmasın! Gününü yerden değil kendinden alana, ALLAH’ım her anında YARDIMCI gönderir.” dedi, YESEVİ söze geldi: “ ‘Bıktım sözün uzunundan, aldım konuyu yazanından!’ denilmesin, vergiden asla şikayet edilmesin! Geldim çeşit dünyaya, dedim ‘Konu, dar mı ya?’ Her öğün aşın başı, her seher işin başı, aldım kenara koydum taşı; ‘Derdim, benim yorumum! Dert değil!’ dedim, dinç tuttum başı. Ne aşım eksilir, ne işim; yok ise elimde taşım. ‘Taş, gereksiz mi?’ dediler, sorguyu yönelttiler. Taş, ören ile duvarı görene gereklidir, taş değirmene gereklidir. Taşı vurmaya alırsan, kendini övmüş olursun; örmeye alırsan, görmüş olursun.” dedi, YESEVİ selamladı yürüdü. ![]() Taş, toprak oldukta; hileyi siler, gerçeğe her varolanı hazırlar. ![]() “Taştan rengi sorarsan, ‘BİR’liğe vardık…’ der, maviden yeşile bilgisinde hükmeder. Konuya, günün yorumunda yer verilmesin, çünkü gelene açıktır! Konunun açıklığı, kainatın açıklığına denktir! Ne var ki, taşların rengi cümlesine ahenktir. Her bir taşta yedi rengin mevcudiyeti bağlıdır. Dağların gücünde, kayanın sesi vardır. Onun için, her yorum yetersiz kalır!” dedi, HAZMA DOST selamladı. ![]() “Bir taş ile öğünsem, bir dost diye dövünsem; bilmeyenden olurum, ben tezgahta kalırım. ‘YÜCE ALEM, bir taşa girmez.’ diyen, dost bağına girip te ‘Üzümü ermez.’ diyen, seni beni bilmeden aynı bohçaya koyan; kapısında bekleyen bekçiden haber sorsa, alacağı, bildiği kadardır! (Taşın da kanı mı var, bu anlama mı geliyor?) Kanın da taşı var, taşın da kanı var, her kulun zannı var.” dedi, PİR SULTAN ABDAL her damla suda kainatı gördüğünü, her damlayı birbiri ile ördüğünü söyledi, selamladı. ![]() Bilenin, bilmediği hali taştandır! Her zerresini birbirinden ayırırsan, malzemesinin BİR olduğunu görürsün. Kement attığın olayda, ‘Arayım?’ diye çıktığın dolayda; her bir zerrenin senden sana geldiğini bilseydin, baştan sonu görseydin, kan ile taşın ayrısı olmadığına şahit olurdun. (Yani hepsi hidrojen atomu değil mi EFENDİM?) EYVALLAH!" dedi, PİR SULTAN ABDAL ![]() “Çevreyi dolandım, dallandım budaklandım, rüzgar esti sallandım.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: “ ‘Yağan yağmur yaprağını yıkar, böceğini döker, öyle ise senin ile tesbih çeker.’ dediler, bana sordular. ‘Kainatta yaratılmış olup, RABB’ini bilmeyen, O’nu zikretmeyen var mıdır?’ dedim. Dediler ki; ‘Taşlar, topraklar.’ Taşlara kulak verdim, toprağı ele aldım, onlardan zikri öğrendim, cümle ile gönlümü arındırdım. Seni beni diye-diye, bal böreği yiye-yiye; gerçeğin güzelliğini unutmuşuz, taşı toprağı bilinçsiz zannetmişiz. ALLAH’ım AFFIN’a sığındık, taşın ile, toprağın ile, ağacın yaprağın ile, güzelin çirkinin ile BİRLİK’e katıldık, sevgide gerçeğe öylece yöneldik.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı. |