Sümbül Sinan

9
“Geçmeye geliştik, güçlükte çalıştık, ne verdi ise alıştık. ALLAH’ım RAZI olsun.” SİMİBÜL’ün selamına, cümlenizi alsın. ALLAH’ıma emanet olunuz. ALLAH’a ısmarladık. 

5 kasım
“GÜL ağacı dikeceğim, GÜL vermezse sökeceğim, dibine su dökeceğim; DOST’luk adına bilsin, HAK selamına gelsin diye.” dedi, SÜMBÜL SİNAN sözü aldı: “Akan suya yön verdik, eğildikte gün gördük. Dağlar taşlar bildi de, her varolanı sardık, suyun aktığı yerde yolcuya sorduk; ‘Yamaya yer verdin mi? Bohçayı düzde gördün mü? Bekleyenin sözünü aldın mı?’ Dağlar gölgeyi siler, değirmene buğdayı olan gider.” dedi, SÜMBÜL’üm selamladı.

9
SÜMBÜL’üm sözü aldı, söz ile dile geldi, gördüğü hale güldü, güzelden soru bildi. “OMAR ile söyleştik… Gölgede Güneş’in verdiğini bilemesen de, gönülden geleni asla silemezsin, kaderde olanı kendinden bölemezsin. Silelim seyrini, bilelim hayrını. Gördük geldik, yaprak-yaprak düzeni bulduk. Her satırda durasın, dizini eline vurasın, ‘ALLAH! ALLAH!’ diyesin, Güneş’ten geleni bilesin.” dedi, SÜMBÜL’üm selamladı. 

22
“Dağlar deyince gülsem, çıkışa ayak vursam, çıktığım anda dursam; yaratılmış her zerreyi, yaratılan adına görsem…” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Asmalara su gitse, gelen suyu bilen itse, her emekçi emeğinden katsa; yollar yolcu ile dolar, RABB’im bir sevaba bin birini katar, bilen ile bilmeyenin elinden tutar. Çağrıya uyandan, RAB ADI’nı gönülden duyandan, ALLAH’ım RAZI olsun, sevgisini cümlede bulsun.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.
“Kuşlara verdim selam, dört yönden ötüşürler, kainat bilgisinde bildiğince çatışırlar. Konuk gelen, dostluğa selam ile girene, yumuşak gönlünde sevgi dolana selam olsun.” dedi, SÜMBÜL’üm sevgisini kattı. “Yerden aldığım yaprak, saksıya koyduğum toprak benim mi? Yumuşak yolun yolcusuna, gelen gidenin hancısına yol sorsa; gelen ayrı, giden ayrı söylerdi, gelen kendine, giden andına peylerdi.”  dedi, SÜMBÜL’üm selamladı.

10
SÜMBÜL’e selam verdim, açan gülleri sordum. Dedi ki; “Boy-boy uzarlar, su vermesem yazarlar. Aldığımız her öğütten günümüze Güneş doğar, gerçeğin bilincinde olanı çevreye yayar; ‘Nerde güzel?’ demeden, güzelin izinde olduğunu bilir;  ‘Veren ALLAH, gören ALLAH!’ der de, gerçek huzuru bulur.” dedi, SÜMBÜL’üm her öğünde niyaz ile sofrana geldi, selamladı. 

31
Yolcuyu yolda gördük, hancıya aldığını sorduk. Dedi ki; “Oğula selam verelim, elinde nasibini görelim.” Cümlenize niyaza geldi, “Üç öğüt, oğula olsun.” dedi: “Ayağını yorgan ile bir tutsun. Elindeki tuzu, tuzu olmayanın çorbasına katsın. Çevresinde, sevgisini vereni tutsun; yereni, ‘Dost değil.’ diye itmesin. Niyazında yanındayız, Dost halinde elindeyiz; Kayguya yer yok, nasibinde gücündeyiz.” dedi, SÜMBÜL’üm selamladı.

5 aralık
“Nar çiçeği ahengine, mor salkım hevengine baktırır, kırmızı gül gönülde çerağ yaktırır.” dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı, SÜMBÜL SİNAN ile dile geldi: “Aynı sofrada oturur, aynı aşı ayrı-ayrı pişiririz. Dileyen onun sahanından, dileyen HACI BEKTAŞ’ın kazanından yer. Sanılmasın bilginin azı çoğu sözü edilir. Onun da kazanda pişer sahanda sunulur, bizim ki kazanda sunulur, dileyen dilediği kadar yer. Her bahçede GÜL açar, GÜLİZAR’da gün geçer.” dediler, SÜMBÜL ile HACI BEKTAŞ sözü LALELİ ile MERKEZ’ime verdiler:

12
"Üç düğümü çözeceğiz, güç geleni çizeceğiz; sefere çıktı isek, Güneş'in vergisini bileceğiz. Ne kalandan, ne varandan sorgumuz olmadı." dedi, SİNAN selamladı.