“Geçmeye geliştik,
güçlükte çalıştık, ne verdi ise alıştık. ALLAH’ım RAZI olsun.”
SİMİBÜL’ün selamına, cümlenizi alsın. ALLAH’ıma emanet olunuz.
ALLAH’a ısmarladık.

“GÜL ağacı dikeceğim, GÜL
vermezse sökeceğim, dibine su dökeceğim; DOST’luk adına bilsin, HAK
selamına gelsin diye.” dedi, SÜMBÜL SİNAN sözü aldı: “Akan suya yön verdik,
eğildikte gün gördük. Dağlar taşlar bildi de, her varolanı sardık,
suyun aktığı yerde yolcuya sorduk; ‘Yamaya yer verdin mi? Bohçayı düzde
gördün mü? Bekleyenin sözünü aldın mı?’ Dağlar gölgeyi siler,
değirmene buğdayı olan gider.” dedi, SÜMBÜL’üm selamladı.

SÜMBÜL’üm sözü aldı, söz
ile dile geldi, gördüğü hale güldü, güzelden soru bildi. “OMAR ile
söyleştik… Gölgede Güneş’in verdiğini bilemesen de, gönülden
geleni asla silemezsin, kaderde olanı kendinden bölemezsin. Silelim seyrini,
bilelim hayrını. Gördük geldik, yaprak-yaprak düzeni bulduk. Her satırda
durasın, dizini eline vurasın, ‘ALLAH! ALLAH!’ diyesin, Güneş’ten geleni
bilesin.” dedi, SÜMBÜL’üm selamladı.
“Dağlar deyince gülsem,
çıkışa ayak vursam, çıktığım anda dursam; yaratılmış her
zerreyi, yaratılan adına görsem…” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Asmalara su gitse, gelen suyu bilen
itse, her emekçi emeğinden katsa; yollar yolcu ile dolar, RABB’im bir
sevaba bin birini katar, bilen ile bilmeyenin elinden tutar. Çağrıya
uyandan, RAB ADI’nı gönülden duyandan, ALLAH’ım RAZI olsun, sevgisini cümlede
bulsun.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. “Kuşlara verdim
selam, dört yönden ötüşürler, kainat bilgisinde bildiğince
çatışırlar. Konuk gelen, dostluğa selam ile girene, yumuşak
gönlünde sevgi dolana selam olsun.” dedi, SÜMBÜL’üm sevgisini kattı. “Yerden aldığım
yaprak, saksıya koyduğum toprak benim mi? Yumuşak yolun yolcusuna,
gelen gidenin hancısına yol sorsa; gelen ayrı, giden ayrı söylerdi, gelen
kendine, giden andına peylerdi.”
dedi, SÜMBÜL’üm selamladı.

SÜMBÜL’e selam verdim, açan gülleri
sordum. Dedi ki; “Boy-boy uzarlar, su vermesem yazarlar. Aldığımız her
öğütten günümüze Güneş doğar, gerçeğin bilincinde olanı
çevreye yayar; ‘Nerde güzel?’ demeden, güzelin izinde olduğunu bilir; ‘Veren ALLAH, gören ALLAH!’ der de,
gerçek huzuru bulur.” dedi, SÜMBÜL’üm her öğünde niyaz ile sofrana geldi,
selamladı.
Yolcuyu yolda gördük, hancıya
aldığını sorduk. Dedi ki; “Oğula selam verelim, elinde nasibini
görelim.” Cümlenize niyaza geldi, “Üç öğüt, oğula olsun.” dedi: “Ayağını
yorgan ile bir
tutsun. Elindeki tuzu, tuzu
olmayanın çorbasına katsın. Çevresinde, sevgisini vereni tutsun;
yereni, ‘Dost değil.’ diye itmesin. Niyazında yanındayız, Dost halinde
elindeyiz; Kayguya yer yok, nasibinde gücündeyiz.” dedi, SÜMBÜL’üm
selamladı.

“Nar çiçeği ahengine, mor
salkım hevengine baktırır, kırmızı gül gönülde çerağ yaktırır.” dedi, HACI
BEKTAŞ sözü aldı, SÜMBÜL SİNAN ile dile geldi: “Aynı sofrada oturur, aynı
aşı ayrı-ayrı pişiririz. Dileyen onun sahanından, dileyen HACI
BEKTAŞ’ın kazanından yer. Sanılmasın bilginin azı çoğu sözü edilir.
Onun da kazanda pişer sahanda sunulur, bizim ki kazanda sunulur, dileyen
dilediği kadar yer. Her bahçede GÜL açar, GÜLİZAR’da gün geçer.”
dediler, SÜMBÜL ile HACI BEKTAŞ sözü LALELİ ile MERKEZ’ime verdiler:

"Üç düğümü
çözeceğiz, güç geleni çizeceğiz; sefere çıktı isek, Güneş'in
vergisini bileceğiz. Ne kalandan, ne varandan sorgumuz olmadı." dedi,
SİNAN selamladı.