
Çoban; dünya gailesinden uzak kalan.

Davarın çokluğu çobanın tokluğundandır.
Gönül tokluğu, dünya tokluğu değil.
ALLAH’ına sığınır O'na emanet eder.
‘SEN’in MALIN’dır, ben sürücü.
Ben alıcı, SEN verici;
ben görücü,
sen göstericisin ALLAH’ım.’ der.
Elbet davarı artar.

Sürüyü bilir misin?
Başı çeken, sürüye sahip olur, ağıla gidene kadar.
Gelen günde, ağıla son gelendir, başı çeken.
Dönüşte başı çeken, sona kalır.
Senin anladığın değil.
Başı çeken öyle sanır, kendini sahip sayar.
Ne var ki, çobanı unutur.
Kavalını çaldığı an, su başında bekletir.
Bütün söz, çobandadır.
Dilediği an sürünün yönünü çevirir,
başı çekeni değiştirir.
Yanlışa giderse, çevirmek caizdir.
Bir sürü, bir başı çekene bırakılmaz.
Yanlış giderse, yön vermek çobana düşer.

Yolumuz bitmez, her çoban gütmez.

“ ‘Sürüye baş olayım’ diyen değil,
sürüye yol vermeyi bilen çobandır;
bilmediği olaya çoban olayım diyen,
yabandır.”
dedi, BEHLÜL’üm

“Çobanı gördüm sürüsünün başında,
dedim ‘Yaşı küçük, on dört on beş civarında…’
Sürüye hakim olduysa;
başından aldığına sadece göz ile bakıyorsa;
yaşının hükmündendir.”
dedi, AHMET YESEVİ
her sürünün çobanına,
gerçek bilginin sahibi olmasını öğütledi.
“Aldığım hizmet, HAK ADINA’dır.
Bir hata, bağlı olan binbir hatayı çözer;
olumsuz bilgi, boşlukta gezer.
Vebali, sürüsünü yönetmeyi bilmeyen çobanındır.”
dedi, AHMET YESEVİ

“Davul çalsam düğün dernek sanırlar,
ABDAL’ı yolun çobanı tanırlar.
Sürüm nerde alayım, otlağı nerde bulayım,
diledim su başında kalayım.
Sürünün vebalini yüklenen,
her lokmasına mukayyet olmasını bilendir.
Bağdan dağdan dolanan,
aldığı bilgi ile donanan;
her adımını düşünüp te atmalı,
attığı taşı havaya kendi eliyle tutmalı.”
dedi, PİR SULTAN ABDAL