Gel
7
Gel, kim olsan gel.
ALLAH’ıma beraber yalvaralım,
af dileyelim.

2 Kasım
Kâinatı veren kim? ALLAH’ım.
SERİ nerede? Kâinatta.
KENDİ’ni kâinat ile bildirmez mi?
‘FAHR-İ ALEM’ dedik,
güllerin en güzelini sevdik,
çünkü o’nda kâinatın sözcülüğünü bulduk.
FAHR-İ ALEM ne demektir?
Alemin gönül sözcüsü.
Gönül sözcüsü ne demektir?
Kulun gönlünü, yolunu ALLAH’ıma bağlamak.
Bu vazife de yalnız FAHR-İ ALEM EFENDİMİZ’e verilmiştir. Her PEYGAMBER bir yolu gösterir;
FAHR-İ ALEM EFENDİMİZ, bütün yolları bağlar.
Bütün yollar, aynı deryayı bulur.
Her PEYGAMBER kendi ümmetini peşine alır,
HAZRETİ MUHAMMED ALEYHİSSELAM EFENDİMİZ’in huzurunda yerini alır.
O'nun “Ümmetim.” dediği odur.
(EFENDİMİZ, bütün insanlık alemi için mi
‘Ümmetim.’ diyor?)
Elbet.
Düşünseniz ya o’ndan evvel gelenlerin günahı ne?
Ve benim sözüm odur;
kim olursa, ne olursa gelsin, o’nu bulsun.
Çünkü o, ne senin, ne benim, FAHR-İ ALEM’in.
Her kul, gönlü ile bulur.
Ne yazık bulduğunu kaybedenlere,
verilen NUR’u harcayanlara,
ALLAH’ımdan öksüz kalanlara.

14
Hal ehline zevk, HAK YOLU’dur.
HAK YOLU’nu dileyene, gönlümüz YUVAMIZ açık. Dileyenden uzak kalmadık.
‘HAK YOLU’na gideyim’ diyen;
gelenden yakınmaz, sohbetten uzak kalmaz.
Diledi isen gel, gene gel, gene gel.
Gelmeyende gönül yoksunluğu arama.

28
'Gönül kapın açık!' dedik.
Ne var ki, açtığın kapıdan önce kainatı al,
olduğu gibi sev, manaya öyle gel!
'Gel!' demekten maksat;
'Olduğun gibi uy!' demektir.
Önce madde ile, sonra mana ile hemhal olasın,
olduğun ile dolasın

18
'Gel!' dediysem cümleye, gönül varlığına düştüm,
'Kal!' dediysem cümleye, adım benliğini sildim,
'Hal!' dediysem cümleye, toprak olalım,
var olanı hem görelim besleyene el verelim,
süsleyene dil verelim,
cümlesini gönlümüz ile saralım diye,
el ele BİR'liğe, gönül ile varlığa katılalım.

12
"...‘Gel ADI’nı diyenlere, gel SÖZÜ’nü bilenlere,
gel ÖZÜ’nü görenlere.’ dedim de,
her zerremi andına çağırdım."
dedi, PİR SULTAN ABDAL

12
Nağmeler geldi ise kulağa;
biliniz ki kendi sesinizdir,
gönüllerinizden yakışan süsünüzdür,
buharlaşan sevginizdir,
buluşan muhabbetimizdir.
Gel güzel gel bu güne,
gel güzel gel bu yöne,
hepimiz doluştuk bilinen hana.
DOST’una çağrı yaptık,
dağlarda yolları teptik.
Gel nerden gelirsen,
gel nerde bulursan,
gel kim ile olursan,
gel sevgini nereye getirirsen.
‘Yeter’ demedik bir gün,
‘Biter’ demedik o yön.
Hep el ele oluştuk,
her öğünde buluştuk,
SEVGİLİ ile söyleştik.
Yanardağa ocak dedik,
ovalara kucak dedik;
ağaçlara selam verdik,
bilgimizin her satırını fısıldadık.
Yapraklarla BİR’lendi,
bilmeyenle zorlandı,
kökünden aldığı güç yükseldikçe dayandı.

5
‘Neden gelip verirsin,
kimde neyi görürsün?’ denilir.
Gelip vermem HAK EMRİ'dir,
gönüller GÜLİZAR'ın GÜL'leridir,
DOST bağının bülbülleridir.
Biz nağmeye katılırız,
sevinç ile MEYDAN'a atılırız,
‘Gel DOST!’ deyip çağırırız.
Gelmeyi dileyen,
‘GELSİN!’ diye çağrılandır.