![]() Umduğunu bulmak her kul diler, ne var ki umduğunun ne olduğunu bilmek gerek. ![]() Almayı her kul sever, alana yol sorar. VEREN’i bilsen, umduğuna gülersin. ![]() YUNUS'um der ki: " 'Sen O'nu bilir misin, yaptığını görür müsün?' diyene sözüm, dağınık değil ÖZ'üm. Dar geçitte kalmadım, 'Versem.' deyip dalmadım. Günümü O'ndan bildim, yarınımı umdum." ![]() Orman görülse, 'Ne güzel!..' denilse, 'Yaprağı döküldükte?..' denir. Gördüğüne uy, umduğuna değil. Ormana güzel demeyen, olanı silmeye çalışandır. Yaprağının döküleceğini bahane eder. ![]() Sorulur: ‘Umduğumuzu sevdik, sev denileni geçtik denilen nedir?’ Umulan yolumuza gelmez, uyulandan olalım. Ummak, kendine yer ayırmaktır. ![]() Ummak; VAROLAN'ın vereceği, verecek diye beklenendir. Ne var ki, ummak için soyunmak gerektir. ![]() Duyduğun gördüğün, umduğun değil elinde bulduğun olacak. ![]() Ummak değil, VEREN'i bilmek gerekir. ![]() Ummak ALLAH'ımı bilmektir, ummak 'Verecek.' diye inanmaktır. HAMZA DOST ![]() Ummak gerçeğe götürür. ![]() 'Maddeyi dilediğine, manayı dileyene verir.' Elbet manayı dilemek, uymak ile olur. 'Hatalarımıza rağmen mi?' denildi: Ummak, hatalardan uzak kalmayı getirir, kulu dilediği yola götürür. |