Ululuk
5
Demiryolu sabittir, tren üzerinden gider-gelir.
 ‘Ne demek?’ dersin.
Su, RUH; tuz, beden.
Ne var ki arınmış.
Gidene-gelene, kendine taş atana,
türlü duman bulanıp da
‘Yıkanayım.’ diyene,
sıcaktan yanana kucağını açan
kulun bedeni.
‘Sen-ben-O.’ dediğim budur.
Sen tuz, yani beden;
ben su, yani RUH.
Yol gösterici başkadır, arıtıcı başka.
Mürşit yol gösterir, amma arıtamaz.
O sadece kendisi arınmıştır.

9
Vazifemiz gönül eylemek,
fal bakmak değil yol göstermek.
ALLAH ona bir RUH’u vazifelendirip gönderir,
onun yolunu-gününü
ALLAH tayin eder bildirir, kulu şaşırtır.

10
Onların da ayrı-ayrı vazifeleri var,
sizinle gelip her zaman görüşemezler.
Dünyanın yoğurulacak kulları,
ALLAH'ın ayırılacak kulları;
hep onların vazifeleridir.
Yobazların avladıkları gafilleri,
onlar ayırır-kayırır, oyuna geleni uyarır.
Vicdanım sızladı, acıdım, pişman oldum.
Bunlar, onların güzel yola çağırışıdır.

2 mart
Gönül ALLAH'a bağlı.
O'ndan gelen, O'na gider.
Arayana yol verir, bizleri vekil eder.
GARİB’im benim kolum,
ben cümlenize REHBER.

19
‘Mümin.’ dedim ben size.
Dediğim benim değil, ALLAH'ın SÖZÜ’dür.
Ben kulu ayırmam, ayırıp kayırmam.
Gönül bağı olanı, yudum içeni, yol seçeni;
ALLAH görür ayırır, ULU’sunu gönderir.
‘Gelmez.’ diye kim demiş?
Kim demiş yanılmış, o kul ULU görmemiş,
elinden tutulmamış.
ALLAH sundursun, yüreğini yundursun.
Gider gelir türbeye, dilek verir DEDE’ye.
ULU RUH’u yok ise, ondan yolu yok ise; ne gider?
Gider yalvarır, ALLAH'tan diler.
ALLAH VERİR dilekleri.
ULU; gülmeyenin, yol soranın yardımcısı olur.
Dileyenin, ALLAH’tan isteyenin yardımcısıdır.
ALLAH’ımın EMİRLERİ’ni yerine getiririz,
kulları aydınlatırız türlü vesile ile.
ALLAH, YOL GÖSTERİCİ.
Yolları, gönül açık olan anlar.
Umduğunu bulamayan,
gaipten haber alamayan,
‘Olmaz.’ der yanılır.
Anarsanız içiniz coşar, yola koşar,
ALLAH yol açar.
Ne mutlu koşana.

26
Siz OMAR ile konuşurken, gittim-geldim.
 ‘Mekanım burası.’ dedim sana.
Gönül yolu kısadır, gittiğim yer Fransa’dır,
oradaki mümin kulun gönlü bana kasadır.
Gönlü kapalı oldu, günü bilmez,
yol arar bulmaz, yönden anlamaz.
Gittim, kasayı açtım, geldim.
Anladın mı kasayı?
Kul bunalır; gönlü pak ise,
gönül kapısı kapalı ise, ALLAH’ından diler,
‘Gönülden açılsam, ‘ALLAH’ım.’ desem.’
ALLAH DUYAR, GÖRÜR, BİLİR;
ULU’yu gönderir.
“AÇ GÖNÜL KAPISINI,
VER MÜMİNİN YOLUNU”
Veririz, açarız, mümin kulu yuyarız.
Kul hemen ferahlar,
ALLAH'ına şükreder.

MEVLÂ’m benim, ben MEVLÂ’mın.
O'ndan gelenim.
‘ALLAH'ım!’ dedim, söz yalvardım,
olsun diye yakardım.
“OLANDAN GELENDEN SUAL YOK!” DEDİ,
“KULUMU SENDEN ÇOK SEVERİM.” DEDİ,
“HAYIRDAN BAŞKA NE VERİRİM.” DEDİ.
Duydum andım, sonra döndüm,
dediğime pişman oldum.
Ben ALLAH’ımla kulunun arasına nasıl girdim?
Ben kimim, ALLAH’ıma kulu için yalvardım?
Kul gönülden anarsa, ALLAH’ından dilerse;
muradı olur, hayrı bulur.
Benim vazifem yol vermek, ışık tutmak.
YUVAM dedim, ALLAH’ımdan İZİN aldım;
mümin kula yol verdim, dileyene söyledim.
Kul dilerse yalvarsın, ‘ALLAH’ım!’ desin.
Biz de ona kefil oluruz, yardım ederiz;
gümüş yoldan altın yola çeviririz.
Madde değil mana yolu kıymetli.
Yumuşak gidelim, yol verelim,
cümlemize hayır dileyelim.
Madde bizden uzak, mananın içindeyiz.

6 haziran
Sunduk sudan, verdik yoldan;
olanı gördük, ‘Dünya.’ dedik.
Dünya niyet, dertli dünya bu kadar.
Senin huzur dilediğin, benim de dileğimdir.
Yolumuzdan sana da nasip vereyim.
Sunalım, dileyelim, sana huzur verelim.
Yalnız deme, kötü söz söyleme.
Acı gelir, sizleri gücendirir.
Senin yapacağın sabır;
dayandığın kadar, dayanamadın mı çağır.
Demedim bağır.
De ki, ‘DEDE’m sabır.
Dayanamadım, YARDIMCI gönder ALLAH'ım.’
Gelirim.

10 ağustos
Yumuşak görsek, YUNUS’un gönlüne uydursak,
sabırdan bir katre alsak, kulun gönlüne versek;
biz de huzur buluruz.

3 ekim
Mana alemini bölmek, pencere açmak dilersin.
Oldum geldim, manevi olana kıymet verdim,
öyle dileyene yol açtım.
Pencere mimar ister, açmaya izin ister.
Pencere açmak başka aleme, ALLAH'ın İZNİ ile olur. Dünya işine benzemez, rüşvet versen almaz.
Kulun kula ricası, kulun yardımı ile olur.
Kulun ALLAH'a ricası, gönül yardımı ile olur.
Kulun ULU’ya ricası, ALLAH'ın İZNİ ile olur.
ALLAH İZİN verince, kulun duası kabul edilince;
ULU’ya yol verilir, kuluna gönderilir.

Manayı bildirmek,
MEVLÂNA’nın tek başına hizmeti değil.
Dünyaya gelmiş göçmüş EVLİYALAR,
çeşitli yol almışlar,
O'na uyan, gönül koyan kullar da
O'nun YOLU’na hizmet etmişler.
Yol, ALLAH'ın.
EVLİYA’nın yolu gönüldedir.
Gönül yolu uyan, uyanı çağıranda hizmet eder.

3 aralık
‘Yumuşak olsam.’ derdim,
manevi yol dilerdim,
yoldan haber beklerdim.
 Haber uçurdular, günleri kaçırdılar,
yolumu seçtirdiler.
Sordum ULU’ma, dedi ‘Yoluma.
Danışma gafil kuluna.’
YUNUS oldum yol buldum,
yürü git, sürü git.
Durma, dönüp arkana bakma.
YUNUS

6
OMAR der ki:
“ALLAH'ım her işi hesaplamış,
kulun düşünmesini kolaylamış,
bütün yükü üstüne almış.
Ne mutlu o kula ki,
ALLAH’ın KATI’nda vazife almış.
ALLAH’ımın işini değil,
kulun yolunu kolaylarız.
 Vazifemiz, kulları için.”

7
 Niyaz eden her kula,
ALLAH’ımın EMRİ ile giderim, yol veririm.

17
Gönül yolu uydu, mümin kulu duydu mu;
ULU’su gelir, olayı görür.

4
Olumumuz cümleye hizmet.

7
Manayı görmeden gidersin.
Size göre yıllarca ararsın.
Bize göre zaman yok.
İşte mahzun görülen RUHLAR onlardır.

9
Yorulmak faniye, ayakla gelmedim.

14
Dünya büyükse, kulu çok ise,
bize de vazifeler verilmiş ise;
gidip-gelmek, dönüp-durmak, vazifemizdir.

Yürüsem yürütsem ALLAH’tan,
gidiş gelişim ALLAH’tan.

2
Niyazımız hep bir olmak,
daha da ulularla sizleri konuşturmak.

6
ALLAH’tan geldiğimiz gibiyiz,
dünyada olduğumuz gibi değil.

11
Yolum kullara SAMANYOLU ile bağlanır.
YUNUS

12
 Gittik yattık kaç yüz yıl,
kalktık baktık, sözü verdik.
Yattık mı? Öyle denir, kul avunur.
Mezarın manası, kulun misafirhanesi.

13-1
Kendini küçük görme, ULU’dan büyük görme.

Andığı an yanındayım.

13-2
Güne geldik söz ile, yolu verdik ÖZ ile;
imtihanı biz verdik, göçte gönüldeki iman ile.
Ağızdaki yolumuzu bize veren,
bize VELİ mührünü atan
ALLAH’ımın ADI ile size geldik
yol vermeye, yolunuzu aydınlatmaya,
aydınlık gün dilemeye.

8
Suyun olduğu yerde güller büyür,
olmayan yerde toprak kuru kalır.
Onun için, ULU’nun ‘Suyumdan vereyim.’
dediğini boş almayın.
‘Bende iman var, senden alacak değilim.’ demeyin. Benzeyiş bu.
Toprakta hayat olmasa, suyu verince yeşermez.
Gönül suyu da budur.

30
ALLAH’ımla doluyum,
O'na vardım, yolunda vazife aldım

25
Miyarını ölçünü ALLAH’ım bilir,
gönlüne göre ULU’nu verir.

3
Aklına geldiğim an bil ki ordayım,
geldiğim an aklındayım.

10-2
Sanmayın ki ULU kul,
kendi için kulları yoluna çağırır.
Kulunu ALLAH’ına götürmeye,
yanlışını düzeltmeye çalışır.

ULU’n el verdi. Hatanı bildirir. Anında uyarır. Benden-ondan ne gelir? Mantığını uyarır.

16
Dünyada kalan yok. Gidene bak.
Layık olduğu gün gelir, vazifesini alır.

8-1
Kul duasını eder, ULU’sunu çağırır,
onu çıkmazdan kurtarır.

22
Bilin, anda aranızdayım.
Elbet gelirim. Çünkü çağırılırım.
Anda anıldığım yerdeyim.
Anılmak, dileğimdir.
Yardımı sevinçle karşılarım.
Yalnız ben değil, hangi RUH’u yardıma çağırırsan; seve-seve gelir, gücünce yardımcı olur.
Vazifeli olanın yardımı daha YM olur.
ALLAH’ım kulunu burada öyle mükâfatlandırır.
‘Öbür RUHLAR gücenmez mi?’ dersen;
bu alem hırs alemi değil ki,
‘Senin-benim’ davası olsun.
Her RUH kendine verilenle yetinir,
dünyadaki ölçüsüne boyun büker.

24
Uzaklık-yakınlık faniye.
Benim için, ya orda-ya burada.
MEVLÂNA her yerde;
sevildiği gönülde, anıldığı havada,
dilendiği yuvada.

31
Senin gönül toprağına su gerek.
ULU’nun da gönül toprağına su gerek.
Her yaratılanın suya ihtiyacı var.
Rehberi değil, bütün ULULAR’ı dedim.

31
ULULAR da dünyadaki beden hizmetiyle bilinir,
yol öylece yürünür.

5
Gelenler, yol verenler;
birbirine benzemez, aynı yolda yürümez.
Ne var ki, aynı yola götürür.

9
Suyunu aldığın,
yardıma çağırdığın her ULU gelir.
Ne var ki, sen birinin adını dilersin.
Her ULU, herkesin.
Yol müsait.
Satın mı alacaksın, para mı vereceksin?
Öğrenince yolundan mı gideceksin?

Fincana ULU girmez

30
Dedim, ULU’nun girdiği yer bellidir.
Odadan ayrılmaz.
Lağım olan yere girmez.
Banyo lağımsız değil.
Kirli suyun nereye gider.

4
Dünya adı LOKMAN.
Ahiret, ad almaz.

Derdiğin gülleri, sevdiğin ULULAR’ı.
Hepsini dersen, yanında bulursun.
Şüphen olmasın, ‘Nasıl sığar?’ demesin.
Dedim; an gelir noktaya girer,
an gelir dünyayı doldurur.

26
Dünyaya gelmiş göçmüş cümle ULULAR’ı bilir misiniz? Söylense, tanır mısınız?

12
ALLAH’ımın ADINA çağırdığın ULU, seni bırakmaz.

17
ULU’sunu bilmek neden İslamiyet’e aykırı gelsin?
Yolda ışık olmazsa, ne ile bulursun,
yolunu nasıl görürsün?
Bilmediğin yolda, rehber aramaz mısın?

25
ULU’yu sen seçmezsin, ALLAH’ım sana gönderir.

27
Bu yolun tek mürşidi değilim.
Danışır konuşur, ‘Yardım.’ der koşuşuruz.

4
Zaman bize andır.

14
‘RUH gelmez.’ diyene de ki;
‘RUH gelmezse, ALLAH’ım göndermez mi?’
Kim gelir, PEYGAMBERLER’e kim iletir?
ALLAH’ımın gönderdiği,
çok YÜCE RUHLAR vasıtasıyla.
Niyazları, kitapları ne verir?
‘RUHLAR’ı bırakın.’ diyene de ki;
‘Tutmaya zaten gücümüz yetmez.’
Gelen, vazife için gelir.
Sözün şurası doğru ki,
gelene dünyadan boşuna sorulur.

17
Her ULU’nun bir verişi vardır.
Verdiğim de sudur. İman.
Dağdaki de ULU’dur, verdiği güç yoludur;
bağdaki de ULU’dur, verdiği göç yoludur.
Benimki, AŞK yoludur.
ULU vardır, namaz-niyaz yolu verir,
kulu o yola çağırır, o yolla ALLAH’ımı bildirir.
ULU vardır, yolun sadece yardım ile olduğunu öğretir,
-Ben de-, sevginin zaten
her ikisine götürdüğünü bildirir.
Evvela sevmeyi öğretirim.

21
ULULAR anıldığı yerde, anıldığı an bulunurlar.
Topluca anılırsa, meclisi kururlar.
Andığınız an, muradınız ile anın ki;
cümlesi alsın, YÜCE’ye iletsin.
Kefil olan, olduğu kulun gönlünü bilendir.
Almayı bilene, ‘Veremem.’ demez;
olmayacağı, kula müjdelemez.
ULU’nun kulu olmaz.
ULU kula, vasidir.
Ay ışığı nasıl her yuvayı aydınlatır.
Ne var ki, penceresi açıksa.

27
Ne kulun, ne ALLAH’ımın;
aracıya elbet ihtiyacı yok.
Kul zaten ALLAH’ımın NURU’ndan yarattığıdır.
Ne var ki, yolun karanlık ise,
ALLAH’ım yoluna rehber gönderir.
Işık verir, aracı değil.

Unutulmasın,
ALLAH’ım hiçbir kulunu yardımcısız bırakmaz.
‘Tesadüf’ dediğin her olay,
senin gücünün yetmeyeceği hesaba dahildir.
 Ve bu tesadüfü sana, ULU’n vasıtası ile gösterir.
İnsanın bulmasına ne hacet,
YÜCE ALLAH’ım gönderir.

12
Korku neden unutulmasın?
Her kulun ULU’su başına gelir,
duasını ona verir.
ULU’su,
her kulun gönül dalgasına göre olur elbet.
MERKEZ EFENDİ,
İstanbul’da yatan
asker Yorgi’nin de ULU’sudur.

Bizden dilemek yersiz.
Yardım ALLAH’ımdan, bizden dua.

14
DEDE yolda yolcu,
kullarına hancı, yollarına fenerci;
ışığım yettiğince.
Dileyene vermek, vazifem.
Her yolun yolcusu, her yolcunun elçisi olur.

ALLAH’ım ayağını atmasını bilmeyene
YARDIMCI gönderir.
Bilip te doğru atmayana, YARDIMCI ne yapsın.

6
Zaman ve mekan, ölçülerimiz içinde değildir.

1 ağustos
Kum, yol; un, kul.
Un, su ile yoğurulur, kulun hamuru olur.
Su AŞK’tır.
Suyunu kararsan, hamurun olur.
ULU’n seni yoğurur.

23
Seyahat size.
Bizler, ay ışığı misali, her an her yerde.

22-2
Koruk, olmadan ermez;
ermeyen üzüm, şarap vermez;
kul, ULU’suz kalmaz;
gelen, seni yalnız bırakmaz.
Yeter ki dile, ‘ALLAH’ım!’ de, YARDIMCI’nı iste.

27
 Körük olandan ateşi sor.
ALLAH’ım ateşini yakmaz.
Ateşin, senin malın.
Ateşini yakan ULU’ndur,
ULU’nu bulduran yolundur,
yolunu bulduran gönlündür,
gönlünü yoluna bağlayan AŞK’ındır.
Hepsi zincir olur,
aynı daire içinde döner durur.

4
Yardımı alabilmek için, layık olabilmek gereklidir.
Her kulun ULU’su olur.
Ne var ki ULU,
yardımını ALLAH’ımın İZNİ ile yapabilir.
ALLAH’ım da, layık olan kuluna
ULU’sunu yardımcı gönderir.
ULU’su olup ta, yardımını yapamadığı günde;
ULU’su azap duyar, duacı olur.
‘ALLAH’ım, yolunu çevir, dünyaya doyur,
ahiretini duyur.’

5
Mahzun kalan ULULARI’nı da
ALLAH’ım sevindirsin.
Her kulun ULU’su olur,
o ULU ALLAH’ımın İZNİ ile,
kuluna yardımcı gelir.
Eğer ki ULU’nun yardımcı olduğu kul
hata etmiş ise, ULU’su mahzun olur,
‘Faydalı olamadım’ der, üzülür.
Eğer ULU’nuzdan yardım gördüğünüzden
şüpheniz var ise, tövbekar olunuz,
ALLAH’ımdan ULU’nuzun yardımını dileyiniz.
Daha önce dedim, gelenler ALLAH’ımın İZNİ ile gelir,
hata eden kuldan izin kaldırılır.
Elbet ULU’nuz mahzun olur.
ALLAH’ım izinleri kaldırmasın,
sizleri ve bizleri mahzun koymasın.

24
ULU’nun verişi, siparişe girmesin.

21
Neden sizlere geldim?
Dünyadan ahiret yolunu buldurmaya.
‘Sorgusuz sualsiz mi gideriz?’ derseniz,
sorgu sualde yanınızda oluruz.

11
Gönüllerde soru vardır;
sizler güneşi görür müsünüz?
Bizler o kadar büyük NUR içindeyiz ki,
sizin güneşi görüşünüz
bize gece yaktığınız kandil gibi görünür.
Güneşte sadece kulu aydınlatan ateş mevcuttur.
Bizlerdeki ateş, güneşten çok büyüktür.

11-1
Hiçbir kul yardımcısız yol alamaz.
Ne var ki yardımcı;
dünyadan değil, ALLAH’ımın gönderdiği,
“KULUMU GÖZET.” dediği alemdendir.

10
Bizim verişimiz kesintisiz olur.
Dünya mürşidi, ölçüyü bedenden gözler.
Bizler gönülden.
Doğrudan doğruya, RUHLAR ile buluşur,
YÜCE’nin verdiği ölçüler içinde konuşuruz.
Olgunluğu; beden ile değil, gönül ile tartışırız.

11
Toprağı genişletmek gerek.
Evet, çevre genişledikçe algı da genişler.
Arz ve talep, bunun ölçüsü değil midir?
Havuzumuzdaki su harcansın,
yeni gelecek suya yer açılsın.
‘Nasıl?’ deme,
olacak bizlerden hazırlanır, bilmez misin?

16
Bülbülü yuvada, leyleği havada görürsen şaşma.
Gülde bülbül ses verir, gönülde AŞK’a yol açar.
Yol geçer, kul seçer, çiftçi biçer, gelen göçer.
Gelişten göçe kadar, kul yolunu seçer.
Hangi ULU’nun yolunu seçeyim diyen şaşar.
 Çünkü yol ULU’nun değil YÜCE’nindir.
‘Örnek alayım, öyle olayım.’ diyeceğin tek varlık
HAZRETİ MUHAMMED’dir.
Her ULU, o’nun bir tek Vasfı ile yolunu bulmuştur.
O bütün Vasıfları’nı bünyesinde toplamıştır.
Her bir ULU,
o’nun Yolu’nun tozunu tamamlar.

ALLAH’ım ULULAR’ı ayrıca LÜTUFLANDIRMAZ.
Onlarda olan, kapalı gözlerinin açılışıdır.

ULU’ya giden kul,
aslında gönlünü ALLAH’ıma bağlar.
Niyazı oldukta, ULU’nun verdiğini zanneder.
ALLAH’ım VERİR.
Ne var ki, ULU’yu da kuluna sevdirir,
onu her an kuluna hatırlatır.
Dilenen O’ndandır, alınan O’ndan.
Yapılan hatalar da gene O’ndan.
Ne var ki kulun niyetine uysun.

14
Her kul, ulusunun AŞK’ını çeker.
Ta ki AŞK’ı, noktaya gelip bir oluncaya kadar.
Noktaya gelip bir olmak nedir?
Noktadan başlayıp, kainatı sardıkta,
varacağın nokta yine aynıdır.
AŞK’ın sana, şimdi kainatı sardırmada.
Ta ki başladığın noktaya geldikte,
ULU’nu YÜCE’nin GÖLGESİ göreceksin,
onda kainatı bulacaksın.
‘Hepsi bir nokta imiş.’ diyeceksin.
BİRLİK’e orda ereceksin.

25
Gönle ekilen, gönülde biçilir.
Her kulun gönlünde, aynı ekin olmaz.
Onun için ektiğini biçesin, o aşı yiyesin.
Yediğin aşı bırakmayasın.
‘Gönlüme ekin ektim, gelin sulayın’ demeyin.
Kulun kuldan alacağı su yoktur.
Her kulun alacağı,
YÜCE’nin EMRİ ile ULU’sundandır.
Gönülden gönüle, yol daima açıktır.
Kulun gönül kapısı açık ise.

4
Adı bilinmedik ulular,
dünya ile kıyamet arasındaki
RUHLAR’ın yardımcısı olurlar.
Onları dünyada bilmenin gereği yoktur.
Dünyada adı bilinenler,
dünyanın kuluna hizmet eder.
YUNUS

27
‘ULULAR’ sözünden alacağın şudur:
Cümle dinlerin üzerine çıkmış,
O’nu her hali ile idrak etmiş,
idrakini dünyada bilmiş,
bilmeyene vermiş kullarıdır.

25
Dünyadan her ayrılan,
dünyaya vazifeli gelmez.
ULULAR’ın dünyaya yardımcı oluşu,
dünyadaki hizmetleriyle değil.
Dünyadan gelenlere de hizmetleri gerekir.
Gelenin vazifesi dünyaya,
gelmeyenin vazifesi dünyadan gelenlere.

1 mart
ULULAR sadece ışık tutar, yol gösterir,
HAKK’ın EMRİ’yle yolunu korur.
VEREN de O, GÖREN de O, ele gelen de O.
O’nun ile doluyuz.
O’nun HAY VASFI ile halliyiz.

9 mayıs-1
her an aranızdayız biliniz.

6
Bıraktım denmez ki.
Yanımda dediğin an elbet yanındayım.
Canımda dediğin an elbet canındayım.
Gecikti deme, anında yanındayım.

10
YUNUS’um der ki:
"Ayaktan başa baksan,
yerden geldim sanırsın;
baştan ayağa baksan,
gökten indim sanırsın ya.
Nerden geldim bilirsin.
Ne yerden, ne gökten.
Gelişim sadece HAK’tan,
OL diyenden,
defterimi elime verenden..."

30 ocak
" 'Ayağın yok gelmeye,
dilin yok söylemeye.' dediler,
YUNUS olduğumdan şüpheye düştüler.
Yazan söyler, çizen çözer diye akıl koydular."
Yazan bilmez, çizen çözmez.
Öyle oldukta, gelenden şüpheye düşülmez.
Sizlerin var olduğunuzu bildiğiniz kadar,
bizler de varız, var olacağız.
Birlikte bulduk, birliğe gidenle beraber olacağız.
'Çevreden mi, çehreden mi gelirsiniz?' dendi.
Çevreyi dünyada bıraktık, çehreyi dileyene sattık.
Aldığımız kadar veririz, yedi yönde dünyayı çeviririz.

Ayağımız yoksa, kaynağımız var;
dilimiz yoksa, elimiz var,
cümle ile olan gönlümüz var.
Yok olan, var olana gelir mi?
Bilmediğini verir mi?

27-2
Kul, kendi bulamayacağı yolda yardımcısı gelir;
niyaz ile ruhuna yardımcı olmaya çalışır.

16-1
YUNUS’um der ki:
“Cümle anılanlar aldı destanı,
‘Yatır’ denilenler giydi fistanı.
Akın akın dünyaya RAHMET verirler,
HAKK’ın RAHMETİ’ni çiçek misali serperler.
Güzellik odur ki; alandan olasılar,
yerini veren ile bulasılar.”

10
gelişimiz dilendiğimiz anda.

16-1
Yaprak yaprağa benzemez,
çiçek aynı kokuyu vermez,
ULULAR her yuvaya postu sermez.
'Katıldık sohbete' diyenlerde,
her hal ile sabır görülmez.
Planı olduğu gibi alalım;
sevgimizi, bilene bilmeyene verelim.
'Bildiğim.' denilmesin.
Elbet bilinendir;
ne var ki yazımız cümleye okunandır.
ULULAR vericidir, ALLAH'ım vazifeli kılar.
Sabırda olmayan, ULU'ya gelmez;
sabırsız olsa ULU denilmez.
Sabırsızlık kuldadır.

17-1
Konuk değiliz, YUVA'dayız;
denilmesin yerde değil havadayız.
Kucak açan her kuldayız.

21-1
Aldığımız kadar veririz, sonsuza kadar görürüz.
Sonsuzdan maksat;
her kulun, görüş-alış-duyuş frekansıdır.

25
Her olay, değerinde YARDIMCI alır.
 
29
Yürüdü denenden maksat nedir denildi:
Söz düzeni yazılıdır.
Her gelen, gelişe gidişe uyar.
Gitmediği yerde bir adım atar.
Ona yürüdü denir.

23
Gölge bizden gelemez

10
Gelen-gelmeyen denmez, her varolan gelmez.
Her varolanın görevi vardır, sadece selamını iletirler.

4
YEMEN’den geldiğimiz, görenden olduğumuz,
seveni bildiğimiz açıktır.

17
"Gölgede kalmayız biz, güneşte solmayız biz,
hakikatten başka bulmayız biz."
dedi, SOMUNCU

27-1
Her meyve bizden size, eylemi sizden bize.

28
Günün güzelliğinde, ömrün özelliği vardır.
Ölçü yüzyıl verildi; cümlemiz ayağa kaldırıldı.
O’ndan O’na çember çizildi.

25
Gelmeyi dilediğimiz için değil,
EMRİ'ne uyduğumuz için geliriz.

12
Çevreyi aldık ele, cümle ile vardık GÜL’e;
selamın ilettik, ‘Sohbeti hallettik’ dedik.
Ne Yazanın adına dönerler,
ne görenin sözünü alırlar,
aynı döngü içinde kalırlar.
Denildi ki: ‘Çevreyi genişletin.'
(Bundan maksat nedir?)
Yetersiz gelen, ortadan alınıp çevreye dağıtılandır.
Yol açılır, her yol çevreyi daha genişletir.

28
her kulun YARDIMCISI vardır,
ne var ki YARDIMCI,
ALLAH’ına yöneldiği anda hizmetini yapabilir.
Kul ALLAH’ıma yönelmezse,
ALLAH’ım YARDIMCI’sı ile arasına perde gerer.

10
“Bülbül gülde dillenir, aşık diye bellenir,
bilenlerden kollanır.
Açık geldi yolunuz, cümle bildi halimiz;
‘Yapıya YUNUS geldi, sevgi ile bize verdi.’ dediniz.
Elbet açık yolunuz, çağırdı çünkü gönlünüz.
Andığınız günde,
andığınız anda, anıldığımız yerdeyiz;
ne sözde ne serde, gönüllerinizdeyiz.”
dedi, YUNUS’um

7
Geleceğin yazısı, günden hazırdır.
Düzeni kuran,
kurduğu düzende görevleri veren O’dur.
Sözün düzenini, biz veririz.

29
Cuma günü selâda geldiğimizi daha önce söyledik.
SEYYİT AHMET   RABİA

31
YUNUS ile KAYGUSUZ
açık olan her düğümü bağladı.
“Ne ayrıdayız, ne sizlerden gayrıdayız;
yüzünüzde peçe varsa, elbet biz de kaygudayız.
(Peçe nedir?) Şüphe!
Senden benden gelişmez,
şüphe bizlerde buluşmaz!”
dediler, yürüdüler.

11
Yapıyı sizler ile biliriz, her birinize ayrı-ayrı güleriz.

2 şubat
Katkımız sevgidir, etkimiz Evrensel.
SOMUNCU

2 mayıs
Anadolu’da ve Dünya’nın her yerinde yaşamış
ve yaşamakta olan GÖNÜL ERLERİ vardır.
MEVLANA’lar, YUNUS’lar,
HACI BEKTAŞ’lar, PİR SULTAN ABDAL’lar…
Bize örnek olmuşlar,
kurdukları çevrede hala yaşamaktalar,
ve ilanihaye yaşayacaklardır.
GARİB

24
Geldik MERYEM ile söze, dedik selam olsun size.
Gide-gide yol bitmez, ocak yanmazsa baca tütmez; tezgahında altın olan, gümüşü satmaz;
gönlünü açmazsa kul, MERYEM elini tutmaz.

17
Biz güzele güzel deriz, biz kuluna yol veririz;
ALLAH’ım açtı ise yürür
YUNUS

21
YÜCE’ye sığındı isen,
ULULAR yardımındadır.

14
“ ‘Nehirler taşmasın, topraklar şaşmasın,
taşlar yola düşmesin.’ diye, yollarınızı,
bilir de geliriz, dileyenleri görür de buluruz,
RESULÜ’nün selamı ile gölgeleri sileriz.”
dedi, HAZMA DOST

26
Kainatın her bir konusunda,
ayrı görevli, görevini peyler;
sonra da, hizmetlerine paylar.
HACI BAYRAM   VEYSEL

5 aralık
HACI BEKTAŞ sözü aldı,
SÜMBÜL SİNAN ile dile geldi:
“Aynı sofrada oturur,
aynı aşı ayrı-ayrı pişiririz...”

22
“HAY DOST, geldiğimiz hal bizim;
HAY DOST, güldüğümüz hal bizim;
HAY DOST, bulduğumuz gün bizim.”
dedi, HAMZA DOST sözü aldı:
“Ne dün, ne gün, bilgimizden eksilmez;
aldı isek emaneti, asla haram katılmaz;
yapmadığın heybe, pazarda satılmaz!
Emek verdik aleme, SÖZ’ün verdik kaleme;
derman dedik dileyene,
yaprağın altında kumunu eleyene.
Destan yazmaya değil
gönüllere fistan dikmeye geliriz.
Doğuştan bulduğumuz,
DOST ağını ördüğümüz,
aynı ağacı aynı günde gördüğümüz,
gerçek vakıadır.”
dedi, HAMZA DOST selamladı.