Davud

7-2
...kendini sağlam bilsin, çürüğe çıkarmasın.
Desin ki, ‘ALLAH’ım, SANA sığındım.
KUVVETİN’e güvendim,
kulundan korkuyu gönülden attım.
Yardım diledim, ‘ALLAH’ım.’ dedim,
göndereceğin YARDIMCI’yı bekledim.’

YARDIMCI’sı; dünya kulu, ALLAH yolu, ADEM dölü;
HAZRETİ DAVUT’u beklesin.

3 ocak
Kulun değerini;
beden yapısına göre değil,
gönül yapısına göre ALLAH’ım verir.
Kambur, ‘Kamburum var.’ diye üzülür.
Kambur gönülde olmasın.
Beden, kısa olan dünya gününü nasıl olsa geçirir.
Kambur beden, dünyada kalır;
kambur gönülde ise, ahret zindan olur.

Davud

10
‘Yerden geldik, yere döneceğiz.’ diyene de ki:
‘Doğuşu ‘OL!’ diyenle bildik,
‘OL!.’ dediği yerde kaldık,
nefesi öyle sildik.
Nefes silinir, nefis bölünür,
böldüğün her parça bedenden uzak kalır.
Dağılanı dölden bil, yerini serden bul.
Her doğuşun oluşu, her oluşun örtülüşü vardır.
( Dölden bil ne demektir?)
Sorulanı aldık.
Senin bildiğini, senden gelene veremezsen, kayguya yer yok.
Niyaz et, serden bulsun.
Senin bulduğun gibi, o da olsun.
‘Koz kimde ise kazanan odur.’ denilirse de,
kazanan elini açandır, kozu alan değil.
Aç, açtan teselli bulur.
Tok açı doyurduk ta gönülden hoşnut olur.
ALLAH’ım cümlemize gönül hoşnutluğu versin.
Duvarın yıkıldığı yerden kulu uzak kalsın.
 ‘Ozan şarkı söylemez mi?’ dendi.
Elbet her dileyen söyler.
Ozan hem söyler, hem söyletir.
Ocağın başındayız, cümlenin aşındayız.
Toprağı ayıkladık, ekimin başındayız.
Davud

24
Dikenden olalım.

Dikişte düzeni bulalım,

bedene uyduralım, 
uymayanı kaldıralım.
Davud

27
“Eteğinde taş olan silksin,
yudum yudum şerbet içsin.
NUH’un yapısı, gemide kapısı.
Güzelin sorusu yapıcı, deneyden çıkıcı.
Korkuyu silelim.
Kaşık aldık, çorbayı yedik,
ELHAMDÜLİLLAH.
Yedik doyduk güldük,
ELHAMDÜLİLLAH”

Davud

10-2
Kumdan geçtim, taştan seçtim, yeniye adım attım.
Yoğun kayguya düştüğün günü unutma.
Değil. Umutsuzluk çektiğin gün,
her şeyden umudunu kestiğin gün.
Ona DAVUD PEYGAMBER geldi, elini verdi.
Demir kapıda durduğu, kapıya tekme vurduğu gün.
Gedik açılır, düşündüğü seçilir.
Geriye dönüş gerekli değildir.
Umutsuzluğu doğaldır.
Ne var ki geçici.
DAVUT PEYGAMBER’in sözünde,
seyre daldı ÖZ'ünde.


17
Sarı gülden yaprak sorduk,
toprağı taze kardık, öylece sofrayı kurduk.
'Gelen otursun, seven katılsın.' dedik,
yerimizi sevene gösterdik.
Selam olsun, duman silinsin.
Kuyu YUVA'ya yakın, yorum yapıya uygun.
"Geldim verdim, yoğun gayreti gördüm.
Yelden almayan, seli bilmeyen,
doğduğuna şaşmasın, elden ele koşmasın.
DAVUD
(SARI GÜL) sayfayı silmez,
sayfada hata görmez, 'Ne olsa?' diye sormaz.
'El elde, su gölde.' der.
Yumuşayan toprakta solucan avlarsa tavuk,
-dağıtım eğitime uyarsa-
DAVUT elbet yardıma el verir,
sohbette yerini bulur.
Değil. (Değil niçin yazıldı?)
'AK DEVE mi?' denildi.
(Resim verilir: HAZRETİ DAVUT ve AYŞE HATUN)
Devrettiği düzende, yerden göğü sezende;
bileceğin yetmez, seveceğin bitmez." dedi,
DAVUT resmini verdi.
(DAVUT PEYGAMBER mi?) EYVALLAH!
(Yanındaki kim?)

'Derdim sende.' deyip gelen,
şifasını HAK'tan diye öğrenen AYŞE HATUN.
Yanında kaldı
(DAVUT'un.) onun ile hemhal oldu.
Manevi evladı.


12
DAVUD’a sordum:
“Yargıya düşende mi, sergiye taşanda mı bilgi mevcuttur?”
     Dedi ki:
“Bilen yargıya düşmez, ne gelse şaşmaz.”
Ali

3 ekim
Aldığım iplik, dikeceğim fistana yeter.
Kumaşın değerini elden ele ileten bilir, bildiği halde tutar.
Binbir emeğin yerden göğe sözü edilir,
kumaşı dokuyan ile diken anılır.
Kozayı unutmayalım,
yoğun gelen bilgiye asla toz katmayalım.
‘Dağlar kadar yüküm var.’ dediysem,
yolun yarısında bile değilim;
yükün kutsallığına inandıysam,
ulaştığım buluştuğum anı beklemeliyim.
Davud