

...kendini sağlam bilsin, çürüğe çıkarmasın.
Desin ki, ‘ALLAH’ım, SANA sığındım.
KUVVETİN’e güvendim,
kulundan
korkuyu gönülden attım.
Yardım diledim, ‘ALLAH’ım.’ dedim,
göndereceğin
YARDIMCI’yı bekledim.’
YARDIMCI’sı; dünya kulu, ALLAH yolu, ADEM dölü;
HAZRETİ
DAVUT’u beklesin.

Kulun değerini;
beden yapısına göre
değil,
gönül yapısına göre ALLAH’ım verir.
Kambur, ‘Kamburum var.’ diye
üzülür.
Kambur gönülde olmasın.
Beden, kısa olan dünya gününü nasıl olsa
geçirir.
Kambur beden, dünyada kalır;
kambur gönülde ise, ahret zindan olur.


‘Yerden geldik, yere döneceğiz.’ diyene de ki:
‘Doğuşu ‘OL!’ diyenle bildik,
‘OL!.’ dediği yerde kaldık,
nefesi
öyle sildik.
Nefes silinir, nefis bölünür,
böldüğün her parça bedenden
uzak kalır.
Dağılanı dölden bil, yerini serden bul.
Her
doğuşun oluşu, her oluşun örtülüşü vardır.
( Dölden bil ne demektir?)
Sorulanı aldık.
Senin
bildiğini, senden gelene veremezsen, kayguya yer yok.
Niyaz et, serden
bulsun.
Senin bulduğun gibi, o da olsun.
‘Koz kimde ise kazanan odur.’
denilirse de,
kazanan elini açandır, kozu alan değil.
Aç, açtan teselli bulur.
Tok açı doyurduk ta gönülden hoşnut olur.
ALLAH’ım cümlemize gönül
hoşnutluğu versin.
Duvarın yıkıldığı yerden kulu uzak kalsın.
‘Ozan şarkı söylemez mi?’ dendi.
Elbet her dileyen söyler.
Ozan hem
söyler, hem söyletir.
Ocağın başındayız, cümlenin aşındayız.
Toprağı ayıkladık, ekimin başındayız.


Dikenden olalım.
Dikişte düzeni
bulalım,
bedene uyduralım,
uymayanı kaldıralım.


“Eteğinde taş olan silksin,
yudum yudum
şerbet içsin.
NUH’un yapısı, gemide kapısı.
Güzelin sorusu yapıcı,
deneyden çıkıcı.
Korkuyu silelim.
Kaşık aldık, çorbayı yedik,
ELHAMDÜLİLLAH.
Yedik doyduk güldük,
ELHAMDÜLİLLAH”


Kumdan geçtim, taştan
seçtim, yeniye adım attım.
Yoğun kayguya düştüğün günü unutma.
Değil. Umutsuzluk çektiğin gün,
her şeyden umudunu kestiğin
gün.
Ona DAVUD PEYGAMBER geldi, elini verdi.
Demir kapıda durduğu, kapıya
tekme vurduğu gün.
Gedik açılır, düşündüğü seçilir.
Geriye
dönüş gerekli değildir.
Umutsuzluğu doğaldır.
Ne var ki
geçici.
DAVUT PEYGAMBER’in sözünde,
seyre daldı ÖZ'ünde.

Sarı gülden yaprak sorduk,
toprağı taze
kardık, öylece sofrayı kurduk.
'Gelen otursun, seven katılsın.' dedik,
yerimizi
sevene gösterdik.
Selam olsun, duman silinsin.
Kuyu YUVA'ya yakın, yorum yapıya
uygun.
"Geldim verdim, yoğun gayreti gördüm.
Yelden almayan, seli
bilmeyen,
doğduğuna şaşmasın, elden ele koşmasın.
DAVUD (SARI GÜL) sayfayı
silmez,
sayfada hata görmez, 'Ne olsa?' diye sormaz.
'El elde, su gölde.'
der.
Yumuşayan toprakta solucan avlarsa tavuk,
-dağıtım eğitime
uyarsa-
DAVUT elbet yardıma el verir,
sohbette yerini bulur.
Değil. (Değil niçin yazıldı?)
'AK DEVE
mi?' denildi.
(Resim
verilir: HAZRETİ DAVUT ve AYŞE HATUN)
Devrettiği düzende, yerden
göğü sezende;
bileceğin yetmez, seveceğin bitmez." dedi,
DAVUT resmini verdi.
(DAVUT PEYGAMBER mi?)
EYVALLAH!
(Yanındaki kim?)
'Derdim sende.' deyip gelen,
şifasını
HAK'tan diye öğrenen AYŞE HATUN.
Yanında kaldı (DAVUT'un.) onun ile hemhal oldu.
Manevi evladı.

DAVUD’a sordum:
“Yargıya düşende mi, sergiye
taşanda mı bilgi mevcuttur?”
Dedi ki:
“Bilen
yargıya düşmez, ne gelse şaşmaz.”


Aldığım iplik, dikeceğim fistana yeter.
Kumaşın değerini elden ele ileten bilir, bildiği halde tutar.
Binbir emeğin yerden göğe sözü edilir,
kumaşı dokuyan ile diken anılır.
Kozayı unutmayalım,
yoğun gelen
bilgiye asla toz katmayalım.
‘Dağlar kadar yüküm var.’ dediysem,
yolun yarısında
bile değilim;
yükün kutsallığına inandıysam,
ulaştığım
buluştuğum anı beklemeliyim.

|