
 LEDÜN İLMİ’nin anahtarı ondadır.
Ondan dile, versin sana. HAZRETİ ALİ.
 YA ALLAH! ALLAH’ım YOLU’ndan geldim, cümlenizi selamladım.
Fidanlara su gerek,
hava sıcak can gerek.
‘CANAN’a CAN versem.’ dersin.
CAN senden, CANAN senden,
sen benden, ben senden ayrı mıyız,
kulundan gayrı mıyız?
Gelen-giden
alışır,
yolun bana, ALLAH’ım YOLU’na, kulu ALLAH’ına çalışır.
Zincirleme.
‘YA ALLAH!’ dedim, yürüdüm.
ALLAH’ıma sığındım, kuldan korku duymadım.
Korkunun
olmadığı yerde kuvvet vardır.
Kuvvetin olduğu yerde, dünya kötüye
dardır.
YUYAN’ın yumuşak olsun, yatağın sert.
İlle gönlün mert
olsun, dileğin kuvvet ise.
Kuldan korkma, bir CAN’ı kötüye satma.
‘EYVALLAH’
dedim size, son verdim söze.

 Hoş gördüm.
Kanımı helal ettim, yolumu hibe ettim, selam dedim.
'Yolumu sizlere hediye ettim.’ demektir.
ALİ’yim, yolumda VELİ’yim,
ALLAH’ımın
kuluyum,
ELÇİ’nin damadıyım, sevgili kızının eşiyim.
Olmuşun
yolunu almak kolaysa,
kuluna vermek zor olmaz, kul dilediği an geride
kalmaz.
Almak kuldan, vermek ALLAH’ımdan.
ALİ’yim doluyum, yolumun
kuvvetli kuluyum.
Benden değil ALLAH’ımın VERİŞİ’nden.
Aldığını,
gününde sevindiğini,
anında ALLAH’ına şükrünü yap ki;
dilemeye yüzün
olsun, ödemeye gücün olsun.
‘Olmuyor.’ dediğine gönül takma,
arkana dönüp yolun
gerisine bakma.
Geçtiğin yol uzun gelir, başını döndürür.
Gelen yola
bakarsan, gelişi tez görünür, kul sevinir.
Selam sizlere.

 Gönüller hep elde, ALLAH’ım dilde.
Dilde mi? Gönülde.
Sözüm
size üç kelime.
Azdan, çoktan, yalandan kaçın; olmayı dilerseniz.
MEVLÂNA HAZRETLERİ
size bildirir.
Alan, testisi kadar alır.
Dikkatli olun, taşa çarpmayın, testi
kırılır.
Testisi olan düşünsün.
Çeşme başı ULU’da, ULU’nun eli GÜL’ünde.

 Ne niyet
edersen, o niyete uy.
Günden günü say.
Değişen ne gündür, ne olay.
Mümin
kul bilir. Niyet niye edilir? ALLAH’ımdan istenir.
Verilenle yetinsen, ‘ALLAH’ım
GÖRÜR.’ desen;
ne üzüntü çekersin, ne huzuru bozarsın.
Olay basit;
kul hesaba
katılır, ‘Öyle değil böyle olsa.’ der,
kendi de hesabı şaşırır.
YÜCE’ye
bıraksa, rahatı bulur.


Gelişim gönüllere.
Selam geldi sizlere, gönüldeki güllere.
GÜL’den
geldim, Selam getirdim cümle mümin kullara.
“Sunduğumu bilsinler, selamımı alsınlar.
Şad olsunlar dualarına, kulluk etsinler ALLAH’larına!
Hepsiyle beraberim,
ümmetimin yanındayım.
Dilediler, andılar. Şükür ALLAH’ıma,
gönüllerindeyim.
Almışsam duaları, cümlesine veririm.
Yanlış yoldan
döneni, ALLAH’ımın EMRİ ile görürüm,
Şefaatçisi olurum.
Tasa edilmesin,
korkuya düşülmesin.
Ne cehennem ateşi, ne zebani sopası;
kulunu
korkutmasın.
Kulunun kolu, harama katılmasın.
Kulun kuldan korkusu, dünyada
görülmesin.
Selam cümleye, hayırlı buluşmaya.”
‘Amin.’ dedim duacı oldum,
ilettim diye sevince düştüm.
Sevincim büyüktür, verdiğim müjdem
kadar.

 İmzanın
sahibi ALİ. HAZRETİ ALİ.
Bu dünyanın idaresinin kimde
olduğunu sandınız.
 ER ile ar bir olmalı, yudum alan
bunu bilmeli.
ALİ’yim.
ALİ oluşum, müstesna yaratılışımdan
değil.
AŞK’ım söylenir, bedenim dinlenir, RUH’um demlenir.
Soluk alanla
veren, hep birdir;
aradaki beden farkıdır; sen ile ben gibi.

 Gönüllerden çıkmazlar ki,
dillerden düşmezler ki,
yolundan geçmezler ki.
GÜLÜMÜZ’ün Gülleri’dir demedim
mi?
Aldığınız kuvvet o'nunladır,
çözdüğünüz hikmet o'nunladır.

 Yıldızlar EVLİYALAR’dır.
Yumağın demeti, Güneş,
PEYGAMBER EFENDİMİZ,
alemlerin PEYGAMBER’i;
yeri değişmez.
Aydan gelen, ALİ’ye uyandır;
yıldızdan gelen, VELİ’ye
uyandır.
‘ALİ’ye gücendim, VELİ’ye uydum.’ dersen;
yıldızın parlağını
göstersem, ben mi yanılırım, sen mi?
Gönül en parlağını seçer, bize ne söz
düşer.
Bana parlak gelen, sana gelmezse;
ben mi hatalıyım, sen mi?
Hayır, ne
sen ne ben.
Her kulun yıldızı, kendine parlak gelir.
 ALİ’yim geldim, ‘Selam cümlenize.’ dedim.
Kahır ile duymadan,
dünyayı bilin.
Cümleniz dünya kullarını karşılıksız sevin.
Sevgiyi gönülde
bohça misali sarın.
YASİN okuyandan ALLAH’ım RAZI olsun.
Elim, elinde
kasın.
MEVLÂNA’nın kızı, cümlenizi aydınlatsın.
(GARİB mi?) Evet.
Yolumu almak değil,
yolunu bilmektir asıl olan.
Ehil olanın zillete düştüğü görülmez.
Zillete düşene tekme vurulmaz.
Vurulan tekme, ona denk olandandır.
Selam cümlenize.
ALLAH’ımın kulları, aydın olsun yolları.
Milyonları aldım, cümlenize duacı oldum.
Selam.

 Zillete düşen; varsın
düşmanın olsun, sen onu tekmeleme.

 (Resim
verildi: HAZRETİ ALİ ve eşi HAZRETİ FATIMA)
Doğruyu idrak eden,
ALLAH’ımın NURU’ndan olduğu için sevgisine
düşen,
O’ndan geldiği için hürmette kusur etmeyen
HAZRETİ
ALİ ve eşi HAZRETİ FATIMA.
Kusursuzluk beklemeyelim, ‘Kusur.’ deyip dönmeyelim.
Kusur gördü isek,
kusurun sebebini arayalım.
Yoksa hataya ‘Hata.’ demek, en kolaydır.
Ne var ki seçilen, yolun en
zorlusu.
HAZRETİ ALİ’yi örnek alalım.
Elbet PEYGAMBERİMİZ
örneğimiz.
Ne var ki, PEYGAMBERİMİZ’in
ilk
yetiştirdiği kul HAZRETİ ALİ’dir.
HAZRETİ FATIMA’da,
bütünlük mevcuttur.
Kusur arayan kul, bütünlükte de bulur.
 Verdiğimiz yazımız da,
kuş
misali dağılsın, elden ele dolansın.
Komşuda olmayan, bende
fazladır.

 ‘YA ALLAH.’ dedikte, RESULÜ’ne
sarıldıkta,
HAZRETİ ALİ kılıcını salladıkta;
kale kapısında durmadı, kulunu
hayırsız görmedi.
 Damda akıntı var ise, oluğunu
düzenle.
Damı aktarmak, akıntıya karşı koymak demektir.
‘Hatalı mı?’
derseniz; hata, zamanını bilmemektedir.
Rahmet yağarken, dam aktarılmaz.
Rahmetten
önce tedbirini al ki, şikayet sende kalmasın.
‘Takdire, tedbirin faydası
var mıdır?’ derseniz;
‘Damını zamanında aktarırsan akmaz.’ demedim,
‘Senin
şikayetin olmaz.’ dedim.
Göğün altında mıyız, üstünde miyiz?
Kainatın
içindeyiz.
Kainatın vergisinde, kulun payı nedir?
Kainat senin için, sen cümle
için yaratıldın.
Senin payın, kainatın yöresidir.
Kainatı madem çevreliyorsun, payına
el atmış oluyorsun.
Senin olmayana el atabilir misin?
‘Kainatı seviniz.’
dediğim odur.
Senin olmayanı sevebilir misin?
‘Yalnız ben miyim yaratılan.’
dersen,
‘BİRLİK.’ deriz ya.
Sen yaratılanı sevdiğin an,
O’nunla BİR
olmuş oluyorsun.
O’nunla kainatı sarıyorsun.
Sevmeyi deneyen, sevilmeyi
düşünmemeli.
Kemerde darlık olmaz, ölçüyü bulmuş isen;
olayda zorluk
gelmez, ‘ALLAH’ım.’ demiş isen.
Asmayı diken, vereceği üzümü bekler.
‘Danışmak
yersiz mi?’ derseniz, sen katkını ver.
Çünkü sana verilen ÖZ’üdür.
ÖZ’de güzellik
değil, olgunluk vardır.
Sen ona emeğini kat, olgunu güzellikte cem et.

Gelmeyi diledim. ALLAH’ımın İZNİ ile,
HABİBİ’nin Selamı’nı
getirdim.
Kaynayan kazandan nasip alsınlar,
kaselerini kepçe ile doldursunlar,
her
oluşta bizi bilsinler, bildikleri gibi bulsunlar.
Umutsuzluk ummayanda olur,
ALLAH’ımın AFFI’nı bilmeyende olur.
O’nun
kulu olana, Şefaatimiz namütenahi olduğu bilinsin.
‘Kulunun
yokluğuna kıyamaz.’ denilsin.
YARATTIĞI eğitir, kulunun hatasını
öğütür.
Gam edilmesin, ‘Buluşmak yok mu?’ denilmesin.
Buluşacağız,
kavuşacağız.

Elde ALİ dilde VELİ olsun.
Her kulu O’nun ADINA gülsün.
Gülde
şebnem, gecenin noktasıdır bilinsin.
Gecenin oluşu, güllerin
şebnemlenmesidir.
Öyle ise, neden geceyi ‘Hayırsız’ diyelim?
Gaflete
düşen, O’na saygı ile eğilendir.
Çünkü gafletten uyanmak, O’ndan af
dilemeye denktir.
Orası burası bir oldu, KABE’de toplanıldı, ALİ sözcü
geldi.
Güneşin doğuşu, ışığını gönderişinden
bilinir.
Işığını gördükte, NURU’na şahit olunuz.

 YÜCE’nin vergisi, kulunun görgüsüne göredir.
‘Paylaşalım.’ diyebilen
kulu, şüpheyi silendir.
Yaprağı toplarsan, ağaç yapraksız mı
kalır?
Bu sene kalsa, seneye donanır.
Onun için şüpheye düşmeyiniz, vergisi
kadar harcayınız.
Özlediğin her olay, yakınına gelendir.

 Kayıt O’ndan, gelen O’ndan, yol O’ndan,
O’nun en güzel YAZISI’ndan.
ADI’na yazdı, gönüllere Kendi Adı ile kazdı.
“KAİNATI
ONUN ADINDAN BULUNUZ,
ONUN İLE BİR OLUNUZ.” DEDİ.
O'nun
doğuşunda, kendi doğuşunu bulasın,
bulduğun ile
övünesin, övündüm diye sevinesin.
YM geldim, adımı o’ndan aldım, ALİ’yim.
ALLAH’ımın ADI’na, RESULÜ’nün Şefaatine,
günün doğuşuna verilen
hükme.
‘BÜYÜK ALLAH’ım,
yazının en güzelini görmeyi nasip ettin.’ dedim,
başımı
yere koydum.
Hükmün adaletinde, ADI’nın cemi vardır.
Olmadık yazıyı YAZMAZ, RESULÜNÜ
ADI’ndan ayırmaz.
Şefaati O’ndan bildik, O’nun HÜRMETİ’ne sığındık.
AZİM O’nun, ŞAN O’nun, RESULÜ O’nun, cümlemiz O’nun.
Mümin olan bilir.
Ummayı değil, bulmayı denesinler;
ALLAH’ımın EMİRLERİ’ni, RESULÜ’nden alsınlar,
her Hali’ne uysunlar, kayguyu
silsinler.

 Değerinin büyüklüğü adında, adının yadındadır.
Adının
yadı, kulunun gönlündedir.
Verilen, kullarına sunulan resim, kuluna hediyesidir.
(t’nin sormak istediği,
o ara gönlünden geçirdiği:
'Resim o günkü yani bu alemdeki haliyle
kıyafetleriyle
nasıl oluyor da verilebiliyor?
RUH halinde bu nasıl
görülebiliyor?')
Kul gözünün ölçüsü dışındadır.
Sadece
yaşadığı günün görüntüsünde verilir.
Var olduğu an, sadece NUR’dur.
NUR, kul gözünde görüntü olmaz.
‘Her var olan O olduğuna göre, NUR
değil mi?’ derseniz;
gördüğümüz her var olan, O’nun sadece gölgesidir.
Aslını görmeye, kul bedeni dayanamaz.
Onun için görgümüzle hal olalım,
her
olaydan mucize havası çıkarmayalım.
Her olaydan mucize havası çıkardıkta,
kendimize
paye vermiş oluruz.
Mucize topyekûndur.
Her yaratılana, mütevazi
oluşta saygı vardır.
Saygıda sevgi vardır, sevgide O vardır.
Hummalı
olmayalım, ‘Biliriz.’ demeyelim,
bilgiye hudut koymayalım.

 ALİ’yim geldim, selamı cümlede buldum.
Verilende, verende, alanda birliği; birlikte, dirliği
buldum.
Gemiye her girende, yolculuk vasfına uyuşu gördüm.
Sorulardan,
en
üstün varlığın çözümünün manasını çıkardım.
Maddeyi manadan çıkarırsan,
her
var olanın adım-adım O’na yaklaştığı görülür.
Her yaklaşan, bedeni
ile bekleyene vergisini gönderir.
Onun vergisi nedir? Halinde bulunduğu NUR.
Alınan sinyal, O’ndan gelendir.
Namını sorarsan, sadece NUR’dur.
Yakın olduğu
kadar, güçlü vergisi olur.
Görülen ışık denilen, O’na yakın olanın
gönderdiğidir.
Sizin aldığınız, sinyal değil mi?
(Aldığımız tebliğler)
Gönlünüz
NUR olsun, muradınız O olsun.
Mutlusunuz ki, sinyalin açığını alırsınız,
çözmeye
çalışandan olmazsınız.
Selam ile geldim, gördüm hoşnut oldum.
‘ALLAH’ım
cümlesinden RAZI olsun,
gönülleri NUR ile dolsun.’ dedim,
GÖNDEREN’e şükrettim.
Onsekizbin perdeyi aştım geldim,
sizlere ulaştım buldum.
‘ALLAH’ım!’
dedim,
‘Selameti bulandan olsunlar,
perdeleri aramadan bulsunlar.’

|