AKŞEMSETTİN der ki: “ULU
olduğum dendi, dendiği yerde kaldı. Dediğimi dünya günümde, bir
kul aldı, onun da adı kaldı. Neden yalnız o aldı? Ben ortaya sundum. Bir kulda
kalsa mıydı? Suyun aktığı yer değil, aktığı yere gelendedir.
Arayan bulur.”

(Resim verilir: AKŞEMSETTİN) "Cuma'yı bilenden
yoruma girenden ALLAH'ım RAZI olsun. 'Dost.' diye anandan, dost ile beraber
olandan ALLAH'ım RAZI olsun." dedi AKŞEMSEDDİN selamını sizlere
iletti. Yavrunun yardımındadır.

"Almaktan vermekten, 'Dünya nedir?' demekten geçtiğim günde; suyun
akışına uydum. Ses duydum söz verdim, dünyayı öylece sardım. " dedi,
okuyup unuttu, okşayıp uyuttu. " Her olay kayıtta." dedi, AK
ŞEMSETTİN sözü sohbete getirdi: "O gün, bu gündür!
O yol, bu yoldur! Kulsun! Kulluk, bil ki haldir!.." dedi, selamladı
yürüdü.

AK ŞEMSETTİN
söze geldi, soframızda dize geldi: “HAK ADI anılırsa,
YUVA’da cümlesi görülür, yakın uzak birlikte olunur, güzellik öylece bulunur” dedi,
FATİH’e verdiği öğüdü cümleye tekrarladı. (Fatih
Sultan Mehmet’e verilen öğüt nedir?) Cümlede ol! HAK’tan bil!
Dayandığın kadar bul! Gine, cümle ile gül! Öğüdümü tuttu. Çünkü,
HAKK’ın RAHMET’ini tattı, adını kitaba taktı. Almayı bildiği kadar verenden
olursa, kaleden kaleye TEKLİK’i bilirse, elbet gülenden olur, seven ile
sevileni bulur” dedi, AKŞEMSETTİN sözü VEFA’ya verdi:

“Sayman diyelim, sayıya yer verelim,
kaydını öyle düşelim. Ek, ekte barınmaz, yük yüke vurulamaz. Kulu kendine
döndü, kulu kendinde söndü, aklına gelenden, yakın kalamaz. Yaprak oldu
sayacak, bedeni nefisten soyacak. Güneşe döndü, buzdan kayacak,
SEVGİLİ’ye gönlünce ömrünce bağlı kalacak. Elbet
SEVGİLİ HAK’tır, sevgi halkta” dedi, AKŞEMSETTİN yürüdü.
“AKŞEMSETTİN
gülecek, bildiğinde kalacak, her yaprağı saracak, bir-bir gelene
soracak; ‘Sen aldın, neyi verdin? Kimi gördün? Kim ile ördün?’ Yumağı
saranlara diyesin ki; ‘Ömür güller gibi oluşur, ömürde kullar
buluşur, bilgisinde birbiri ile gelişir.’ Gerçek; sevgidir,
sevgidedir, sevendir, sevendedir, Doğu’dan Batı’ya gönlüne uyandadır.”
dedi, AKŞEMSETTİN ak günde kara sayfayı sildi, “Güzele doyalım,
gerçeğe uyalım, el ele olalım! Aldığını bildiğine ekle, her
geleni bekle!” dedi, selamladı. “Gün o gündür ki, buluta
rağmen Güneş’i bilelim; gün o gündür ki, sağırın
duymadığını duyalım, körün görmediğini görelim, günün sildiğini,
gecenin böldüğünü her birimiz bilelim!” dedi, AKŞEMSETTİN söze
doymadan selamladı, yürüdü.
“ERLER sıraya girmiş, sırada
BÜTÜN’ü bulmuş, kendi emeğine cümleyi katmış, ambarında ne varsa
hepsini satmış. Gel desen gelmez, sırasını bozmaz, gününün aydınında
kendinden kendine şaşmaz.” dedi, AKŞEMSETTİN akıldan
zikirden aldığı kadar, dileyen her fakire sundu; selamında, RABB’inden
perde-perde genişleyen güzelliğe şahit oldu; ak atın başını
tuttu, ak taşa doğru yürüdü; ÖZ’ünü, gözünü, sözünü O’nda
BİR’ledi; ‘YA ALLAH.’ dedi de, HAK ADI’na gürledi. “Suyun gittiği yerde, soyun
güttüğü günde, yolumuz sadece bize açıktır, kem göze örtülür; kem göz
sahibi, ERENLER adına dürtülür.” dedi, AKŞEMSETTİN selamet diledi, selamladı.

“Seferden geldik, sofrayı kurduk,
helvayı kardık, Sevgili’yi sardık. Günlerden alan bilir, yerden-gökten sözü bulur,
aldığı her nağmede ‘Yaprağın özü’ der oturur. Kapamadan kapıyı,
eklemeden yapıyı, BÜTÜN’den sorgun olmaz!..” dedi, AKŞEMSETTİN sözü
aldı: “Köprüyü kurduk dağdan,
orduyu çıkardık ağdan. Hem elden, hem belden sorgu sual etmedik,
doğruya yalan katmadık. Ummadığımız yol kapalı kaldı, açılan yol bize
geldi, EYYÜB’üm ile sözünü buldu. Yağ alalım ölçü ile, dize koyalım alçı
ile. Yerden göğe söz verelim, sevgimizden köprü kuralım, HAK ADI’na
şükre duralım!” dediler, AKŞEMSETTİN ile EYYÜB’üm selamladılar.