
Seymenin verdiğini, neyzen vermez.
Hepsinin yeri ayrıdır.
Sevmenin yeri değişir

SAHİB’imiz OLAN’ı bilelim.
Bu yolda seymen isen, acemi olana sorma.
Sordu isen, ‘Yanlış’ diye kırma.
Kırdı isen, basıp geçme;
bildiğince aydınlat.

Seymenin kanında, koruyucu varlık mı var?
Her kulun kanı, kendi seymenidir.
Güneşten alan seymen, gölgeye iltifat etmez.
Oğulda seymen kanı, güneşten yanmış.
Aynı YUNUS’um gibi.
Neyi açayım?
Oğuldaki gönülü mü?
Güneşin yaktığı, sadece bedeni korur.
Seymenden olan, adım-adım yanandır,
ALLAH’ımı bilendir.
Gölgeyi ne yapsın.
Aşkına gölge mi düşürsün?

Seymende güç görelim,
gücü sevgimiz ile verelim.
Sevelim ki, sevmesini bekleyelim.

Seymen yerini bilmez, yolunu görmez;
sadece YAZAN’a uyar, yel misali gider,
sel misali akar, gül misali kokar.
Yumuşak yolun sözünü bilmez.
Ne var ki uyuşta, asla hataya düşmez.

Seymen, yerini bilir, yolunu yoldaşından alır.
Seymen dedik adı ile verdik.
Ne dağın ötesine bakar,
ne yorumdan çıkıp kulun gönlünü kırar.

Benden senden söz alan,
sözü dilinde bulan,
seymen misali savunsun,
‘Deryayı buldum!’ desin, soyunsun!
‘Her adımda buluşmaya hazırız,
seymen misali doluşmaya geliriz.’ diyene,
de ki; ‘Seymen; doyduğunu uyduğunu,
aldığını verdiğini, giydiğini
HAK’tan bilir, halk ile bulur!
Seni beni ayıran, her yaprağı birbirine kayıran;
seymen olamaz, benden geleni bilemez,
aynayı eline alsa, ben diye gülemez!’