Sultan Veled

22
“YM aldım, yoluna vardım, ‘Adını verelim.’ dedim. Gönül yolundan aldığım günden, yanına vardım, selamını verdim.” dedi, ALLAH’ımın EMRİ ile, yumuşak yolu ile geldi; suyunu güğüm ile verdi. Oğul VELED. Müstesna kulundandır ALLAH’ımın. MEVLÂNA’dan aldığını, ulemadan bildiğini esirgemedi. ‘Babama sırtımı dayayayım.’ demedi. Yolunu aldı, fenerini kendi yaktı, etrafına baktı. DEDE’n kalan adı. Evet. Gelen günde resmini verecek, yavruyu sevindirecek.

16
“Elbet hayır HAK’tandır.” dedi, VELED’im geldi:

21-!
VELED'im der ki: "Gittiğin geldiğin yerde andığından olmadım, ne var ki yardımından uzak kalmadım. (Kimin?) Doğudan batıya gidip gelene."

13
"Kapıya göz atalım, gönülde AŞK'ı hazır tutalım. Oluştan geldiğine, deryada bulduğunu, yerden göğe aldığı gibi kaldığını..." dedi, VELED sözü aldı: "Döne-döne buldum SENİ, 'Kandım!' diye bildim SENİ. AŞK ile yanmadan, yanıp kül olmadan, kul olunmazmış; mihnetine düşmeden, nimeti bilinmezmiş. Ocağı yanar buldum, dünyayı döner bildim. Hazırda geldim, huzurda durdum. 'EYVALLAH!' diye diye, kuluna kulluğu sildim." dedi, VELED selamladı.

16-1
“Kuşlar gelip giderler, mevsimleri güderler. Ne bir gün geçerler, ne bir gün atarlar. Olduğu gibi bilen, bulduğu yerde gören. YAZAN’dan EMİR geldi, EMRİ’nde bahçeler güldü” der. “Gülen bahçelerde güller açar. ‘Doydum SANA!..’ diyemem, AŞK meyvesini ham yiyemem. Gözüm gördü, gönlüm uydu. Dayadığım sırtımı SEN’den ayıramam” dedi, VELED’im söze girdi: “Postum yerde serili, elim DOST’ta sarılı. ‘Gel!’ dediğin her kulda, ‘Yol...’ dediğin her yerde, anıldığın her yönde. ‘Gölge olmayım’ dedim. gölgene sığınan, durmadan adın ile öğünen kullarına adının gerçeğini söyledim. ‘Nedir?..’ denildi: Doğana, doyana, doyurana aşık! Gelene getirene gidene götürene aşık! Dökene dökülene aşık!” dedi, VELED’im yürüdü.

20
“VELED ile -(SULTAN VELED mi?) EYVALLAH- soyunduk hale, dedik ‘Gelelim GÜL’e…’ ‘Meyhaneden gelenlerle, DOST bağına girenlerle yoğurulmuş olduk.’ deyip, her yaratılanı soranlarla dünyaya selam verdik. At üstünde YESEVİ’yi gördük, her adıma niyazını saydık, MEYDAN’da toplandık, cümlenize niyaz ettik. Gönülden gönüle kolay geçilir, muhabbet var ise yolu seçilir; seçilen her kulu kendini bilir, her anında RABB’inden geleni bulur. Gölge kalmasın, ‘Nerden gelir?’ denmesin, RABB’im murat ettiyse hizmetinden dönülmesin! O ne dilerse olur, kul hizmeti ile bulur, dağlar rehber olur da her seven kendini deryada bulur.” dedi, HACI BAYRAM, VELED, YESEVİ MEYDAN’da olanlar selamladı.

6 mart
“VELED’im; kuşak olmuş, kuşağı bele sarmış, DOST olmayı dileyen her kuluna sormuş; ‘Seni beni gözleyen kim? RAB adını özleyen kim? Günü güne uymazsa, durdum, diye tozlayan kim?’ Benden sona doğru bilim, SEN’den kulu için kesin hüküm. Dilediğince yarattın RABB’im, Sevgiliye gerçeği yaşattın. Cümlemiz Sevgili’den olalım, ‘o gün’e sevgimiz ile varalım!” dedi, VELED’im selamladı.

11
“Demde aradığımız; ne maden, ne adem… Dün gelen, son gelene bildirir; her gelen, bildiğini aktarır.” dedi, VELED sözü aldı: “Pişirdiğiniz aş yenir, akıttığınız su içilir, ördüğünüz yoldan geçilir. Hoşnutluğumuz sonsuzdur. dostlukta aranan, postu bilinendir. MEVLANA ile hem dem oluştuk, her sohbette buluştuk, sahrada olsa da el ele vermeye çalıştık. Düz yol, bilene aynadır. ‘Dağın yücesine çıkalım!’ dersek; gerçekten ayrıda olmayız, elden ele kalmayız. ‘Aradık, geldik.’ diyene sözüm; seslendik, Güneş ile aktardık, ‘Gelsin.’ dedik bekledik.” dedi, VELED selamladı.

28-1
“AŞK’ı ile yana-yana, gönül ile geldik hana; ışığında döne-döne, ‘Sema’ dedik olan hale.” dedi, VELED sözü aldı: “Ahir aldık, zahir dedik; pirinç bulduk aş pişirdik; elde olan gümüşü, akan suya düşürdük; gelen giden güzele, ‘ALLAH!..’ dedik şaşırdık. Ne düzen, ne YAZAN, birbirinden ayrı değil; ne yozan, ne ozan, birbirinden gayrı değil! (O zaman, dava nedir?) Elma alsan eline, kuşak sarsan beline, ‘Yağma.’ desen haline; seni senden uzak tutan, aşın mı, işin mi, elindeki taşın mı?” 

29
“Saz aldık, semaya daldık, aldığımız her nefeste tezahürünü gördük.” dedi, VELED’im sözü aldı: “‘Din günü, yan günü müdür?’ dediler, yanan gönlümüze sordular. Yanan gönül din gününü beklemez, aldığı güzele çirkini eklemez, içinde olanı dışında olandan saklamaz. Öyle ise, bilen için; her gün, her an, din günü, din anıdır.” dedi, VELED’im; demde DOST’u arayan, son için bilgisini tarayana selamını iletti. 

15
"Sabah-akşam yediğin, meyhaneye değil semahaneye getirir." dedi, VELED'im sözü aldı : " ‘Mey ile hallediğin, ney ile bellediğin, AŞKI ile küllediğin gönlüne eğil de bak, dileyen her gönülde çerağı yak!’ dediler, beni meydana saldılar, acemi halime güldüler, yoğun gelen kaygumu sildiler; ‘Ehline selam veresin, ehil elde GÜLİZAR'ı bulasın; AŞK bağına girdi isen, aklını dilediğine salasın!" dediler, adım gibi beni yuğdular. Cümlenize dedim ki; ‘Gelin hey! El açalım RABB'ime, diyelim HAY.’ HAK'tan deva oldu, yerden-göğe nasibiniz."