“YM aldım,
yoluna vardım, ‘Adını verelim.’ dedim. Gönül yolundan aldığım günden,
yanına vardım, selamını verdim.” dedi, ALLAH’ımın EMRİ ile, yumuşak
yolu ile geldi; suyunu güğüm ile verdi. Oğul VELED. Müstesna
kulundandır ALLAH’ımın. MEVLÂNA’dan aldığını, ulemadan bildiğini
esirgemedi. ‘Babama sırtımı dayayayım.’ demedi. Yolunu aldı, fenerini kendi
yaktı, etrafına baktı. DEDE’n kalan adı. Evet. Gelen günde resmini verecek,
yavruyu sevindirecek.

“Elbet hayır HAK’tandır.” dedi, VELED’im geldi:

VELED'im der
ki: "Gittiğin geldiğin yerde andığından olmadım, ne var ki
yardımından uzak kalmadım. (Kimin?)
Doğudan batıya gidip gelene."

"Kapıya göz atalım, gönülde
AŞK'ı hazır tutalım. Oluştan geldiğine, deryada bulduğunu,
yerden göğe aldığı gibi kaldığını..." dedi, VELED sözü
aldı: "Döne-döne buldum
SENİ, 'Kandım!' diye bildim SENİ. AŞK ile yanmadan, yanıp kül
olmadan, kul olunmazmış; mihnetine düşmeden, nimeti bilinmezmiş.
Ocağı yanar buldum, dünyayı döner bildim. Hazırda geldim, huzurda durdum.
'EYVALLAH!' diye diye, kuluna kulluğu
sildim." dedi, VELED selamladı.

“Kuşlar gelip giderler,
mevsimleri güderler. Ne bir gün geçerler, ne bir gün atarlar. Olduğu gibi
bilen, bulduğu yerde gören. YAZAN’dan EMİR geldi, EMRİ’nde
bahçeler güldü” der. “Gülen bahçelerde güller açar. ‘Doydum SANA!..’ diyemem,
AŞK meyvesini ham yiyemem. Gözüm gördü, gönlüm uydu. Dayadığım
sırtımı SEN’den ayıramam” dedi, VELED’im söze girdi: “Postum yerde serili, elim DOST’ta sarılı.
‘Gel!’ dediğin her kulda, ‘Yol...’ dediğin her yerde, anıldığın
her yönde. ‘Gölge olmayım’ dedim. gölgene sığınan, durmadan adın ile
öğünen kullarına adının gerçeğini söyledim. ‘Nedir?..’ denildi:
Doğana, doyana, doyurana aşık! Gelene getirene gidene götürene
aşık! Dökene dökülene aşık!” dedi, VELED’im yürüdü.

“VELED ile -(SULTAN
VELED mi?) EYVALLAH- soyunduk hale, dedik ‘Gelelim GÜL’e…’ ‘Meyhaneden
gelenlerle, DOST bağına girenlerle yoğurulmuş olduk.’ deyip, her
yaratılanı soranlarla dünyaya selam verdik. At üstünde YESEVİ’yi gördük, her adıma niyazını saydık, MEYDAN’da
toplandık, cümlenize niyaz ettik. Gönülden gönüle kolay geçilir, muhabbet var ise yolu seçilir; seçilen
her kulu kendini bilir, her anında RABB’inden geleni bulur. Gölge kalmasın,
‘Nerden gelir?’ denmesin, RABB’im murat ettiyse hizmetinden dönülmesin! O ne
dilerse olur, kul hizmeti ile bulur, dağlar rehber olur da her seven
kendini deryada bulur.” dedi, HACI BAYRAM, VELED, YESEVİ MEYDAN’da olanlar
selamladı.

“VELED’im; kuşak olmuş, kuşağı bele sarmış,
DOST olmayı dileyen her kuluna sormuş; ‘Seni beni gözleyen kim? RAB adını
özleyen kim? Günü güne uymazsa, durdum, diye tozlayan kim?’ Benden sona
doğru bilim, SEN’den kulu için kesin hüküm. Dilediğince yarattın
RABB’im, Sevgiliye gerçeği yaşattın. Cümlemiz Sevgili’den olalım, ‘o
gün’e sevgimiz ile varalım!” dedi, VELED’im selamladı.

“Demde aradığımız; ne maden, ne adem… Dün gelen, son gelene
bildirir; her gelen, bildiğini aktarır.” dedi, VELED sözü aldı: “Pişirdiğiniz aş yenir, akıttığınız su içilir,
ördüğünüz yoldan geçilir. Hoşnutluğumuz sonsuzdur. dostlukta
aranan, postu bilinendir. MEVLANA ile hem dem oluştuk, her sohbette buluştuk, sahrada
olsa da el ele vermeye çalıştık. Düz yol, bilene aynadır. ‘Dağın
yücesine çıkalım!’ dersek; gerçekten ayrıda olmayız, elden ele kalmayız.
‘Aradık, geldik.’ diyene sözüm; seslendik, Güneş ile aktardık, ‘Gelsin.’
dedik bekledik.” dedi, VELED selamladı.

“AŞK’ı ile yana-yana, gönül ile geldik hana; ışığında
döne-döne, ‘Sema’ dedik olan hale.” dedi, VELED sözü aldı: “Ahir aldık, zahir dedik; pirinç bulduk aş pişirdik; elde
olan gümüşü, akan suya düşürdük; gelen giden güzele, ‘ALLAH!..’ dedik
şaşırdık. Ne düzen, ne YAZAN, birbirinden ayrı değil; ne yozan,
ne ozan, birbirinden gayrı değil! (O zaman, dava nedir?) Elma alsan eline, kuşak sarsan
beline, ‘Yağma.’ desen haline; seni senden uzak tutan, aşın mı,
işin mi, elindeki taşın mı?”

“Saz aldık, semaya daldık, aldığımız her nefeste tezahürünü
gördük.” dedi, VELED’im sözü aldı: “‘Din günü, yan günü müdür?’ dediler, yanan gönlümüze sordular. Yanan
gönül din gününü beklemez, aldığı güzele çirkini eklemez, içinde olanı
dışında olandan saklamaz. Öyle ise, bilen için; her gün, her an, din günü,
din anıdır.” dedi, VELED’im; demde DOST’u arayan, son için bilgisini tarayana
selamını iletti.

"Sabah-akşam yediğin, meyhaneye değil semahaneye
getirir." dedi, VELED'im sözü aldı : " ‘Mey ile hallediğin, ney ile bellediğin, AŞKI ile
küllediğin gönlüne eğil de bak, dileyen her gönülde çerağı yak!’
dediler, beni meydana saldılar, acemi halime güldüler, yoğun gelen kaygumu
sildiler; ‘Ehline selam veresin, ehil elde GÜLİZAR'ı bulasın; AŞK
bağına girdi isen, aklını dilediğine salasın!" dediler, adım
gibi beni yuğdular. Cümlenize dedim ki; ‘Gelin hey! El açalım
RABB'ime, diyelim HAY.’ HAK'tan deva oldu, yerden-göğe nasibiniz."