
Yol soranı seç, fal soranı geç.

Ben fincana girmedim, sana huzur vermedim.
Olacağı söyleyen, geleceği bildiren;
yanılan, yolu şaşırandır.
Yolunu şaşıran, adını da şaşırır.

DEDE fal bilmez.
Olanı, gönül açanı görürüz, ona yol gösteririz;
yolu dileyeni biliriz, dileyene veririz.

Umut olmasa, kul gönüle koymasa
yaşamak zor denir.
ALLAH’ım, her işini bilir de verir.
Kul olanı bileydi, dünyada huzur mu olurdu?
Yoldan diyen, gaipten söz eden yanılmasın.
Yolun gidişini, inişini-çıkışını,
ALLAH’ım SEVGİLİ PEYGAMBERİ’ne dahi
kendi Şahsı için bildirmedi,
sadece vazifesi olanı verdi.
Gaip, dünya kuluna kapalı.
Öyle olmasa ‘Gaip’ mi denirdi?
Bilinenin dışından haber yok.
İzin verilen, kulun yoluna konur.
Demeyin ‘Sen verirsin’
Ben de veremem.
Verdiğim, izin kadar.
Kulu eğitmeye.
Olanı demezsen kulun inanması olamaz.
ALLAH’ımın HİKMETİ’nden sual edilmez.
Dünya kuluna gaipten söz verilmez.
Yani söylenmesi için gaip, kula bildirilmez.

Fala boş de.
MEVLÂNA, fal demeye değil,
hal demeye gelir.

Yol vermeye kapı geçirmeye geldim,
fal demeye değil.

Sorunun yeri faldan değil yoldan olsun.
Sonun ne olacağı değil,
çıkamadığın olaydan yolu sorulsun.

OMAR der ki:
“ ‘Münasip midir?’ deme, kula sorma.
Münasibi kul ne bilir?
Alın yazını kim okur senin için?
Kul kulun ne nasibini, ne geleceğini bilmez.
‘Bilirim.’ diyene inanma.”

Gelişimiz-verişimiz, aslında onlarca çözülmedi,
‘HAK YOLU’dur’ denilmedi.
Yolda fal, falda hal aradılar.

Kuyuya vardım, derince;
nimeti aldım, verince;
mümin kul gördüm, gönlümce;
sohbet ettim, dilimce.
Dilimden alan da var,
alfabede kalan da,
sohbeti fala çeviren de.
Olmadan gülene,
düşmeden ağlayana;
MEVLÂNA ne desin?

Her olay yerli yerindedir,
hata ne sende ne ondadır,
ne de YAZAN’dadır.
Onu ikna etmek,
ne senin ne benim elimdedir.
İkna ALLAH’ımın YAZDIĞI’ndadır.
O zaman falcı oluruz,
HAKK’ın YOLU’ndan çıkarız.