Hallacı Mansur

28
MANSUR der ki: “Ben beni bildiğimi söyledim, halktan taşlandım. Taşları gül misali aldım, sanmayın taş ile öldüm. Taşı yediğim an oldum. Oluşum, buluşumdur. Bir gül ile, ne yolun sonu ne ömrün başı yazılır. Ne var ki, kulun varlığı gönüllere kazılır. Ben beni bulduğumu bilmese idim, demezdim. Demeseydim, taşlanmazdım; taşlanmasaydım, gönüllere kazılmazdım, destanlara yazılmazdım. Öyle ise ölümüm taştan değil, doğuşum taştandır.”

13
“ ‘ALLAH’ım!’ dedim, beni vurdular; HAKK’ın kumu ile elediler. Ne taş buldular, ne yol verdiler. VEREN’e canımı verdim, CANAN’ım SENDE kaldım. ‘Yatırı?..’ dersin, yolumu gözlersin, gelir gidersin, çevreyi dolarsın, toprakta ararsın; sarayda ne sorarsın? KABE’de bilesin, orada bulasın. Unutma ALLAH yapısı, gönül kapısıdır. KABE işte orası. Murat dileyenindir, ALLAH’ım diyenindir.” 

15
Sorunun cevabını verdim, MANSUR’un sözünü açtım. Sunulan her sözde, aranan nedir? MANSUR; bildiğini değil, uyduğunu dedi. Bildiğini demeye gücü yetmedi. NİYAZİ’nin sözünde aradığını, MANSUR’a veremezsin. Çünkü MANSUR kat’i, NİYAZİ sat’i söyledi. VAROLAN; varlığını kendi bildirir, dilediği ağızdan dileğince söyletir. Kimine deli, kimine veli dedirtir. Öyle ise deli de O’ndan veli de. Sen de O’ndan ben de. 

31
Yerden almadı, sual sormadı. Geldi buldu, gördü oldu. Verdi veresiye, sevdi ölesiye. MANSUR. (HALLAC-ı MANSUR mu?) EYVALLAH.

18
“ ‘YAR.’ dedik ser verdik, sarandan sözü aldık, odun ateşinde yandık, yandık paklandık.” dedi, HALLACIM söze durdu: “Söz sözü açar, kul gerçekten kaçar. Kaçtığını sanır, taşa vurur düşer. Düşse niyaz etse, niyazı yerini bulur.” dedi selamladı. 

ağustos
“Gel diyene götür beni, O’nun ile yatır beni. Aşk O’ndan O’na…” dedi, HALLAC’ım söze geldi: “Girdim köyün turuna, sohbet geldi YAR’ine. Yaktım ocağı, döktüm kucağı. ‘Kucakta ne var?’ dediler. Taş olacak değil ya! Ocak için odun gerekli. Yapıya giren bilir, kapıya gelen bulur. HALLAC her kuluna, YAR’dan alır verir. İstese istemese her kulunda O’nun NURU’nu görür, öylede başın verir. Alanlar sağ kalsa, HALLAC gönlünü gine de onlarda bırakır.” dedi, söze gelişini, cümlenizin çağrısına cevab olduğunu bildirdi. ‘Ne demek?’ denir, her bir gönül BİR’liğe dönüştükte, adımız anılır.” dedi, cümlenizi selamladı yürüdü. 

12
“Top aldım ele, selam verdim GÜL’e. Günümün yettiği yerde, kanunun bittiği günde, yolum bende beni açar; kanı kan değil, kulu inkardan gerçeğe geçer. İnkarda olana, kaygu etmeyiniz.” dedi, HALLAC’ım sözü aldı: “Serdar, düzende bilinendir; servet, gayret diye bulunandır. İnkarda gerçeği arayan görülür, olaylar aça-aça bulunur; her açılan yaprakta yeni bir gerçek bulunur, bulanın inkarı kaybolur. Bulduğu her gerçekte; kainat gönüle kalbolur, kayıtta görülen budur.” dedi, MANSUR’um selamladı. 

9
“Muhabbet, soydan bize; sevgi, DOST ile girdi hanemize; AŞK, kainat ile doğdu gönlümüze. ‘Ben, BİR’deyim.’ dedim de; çamura yöneldiler, başıma dikildiler, ‘Olmaz.’ deyip döküldüler.” dedi, HALLAC’ım söze geldi: “Biz bizimle BİR’lendik, biz bizimle kirlendik; HAK HUZURU’na durduk, ADI ile NUR’landık. ‘Bekledik te geleni, sakladık ta bileni; yol almaz, CAN bulmaz.’ dediler, her handa her yolcuya sordular. Kimi İSA’da dedi, kimi MUSA’da dedi; dayandığım GÜZEL’e, cümle geldi selam verdi. ALLAH’ım, cümleden RAZI olsun.” dedi, HALLAC’ım selamladı.

2 kasım
(Resim verilir: HALLAÇ MANSUR) Beklediği halkada kendi kendini buldu, deryadaki dalgada HAKK’ın SÖZÜ’ne geldi; dört duvar örüldükte, kerameti görüldükte, çevresini sildi, aldığı bilgiyi dileyenlere böldü; MANSUR adı ile geldi, HALLAÇ görevini aldı.

              

Resim