“Oynamayı bıraksın, kalemi ele alsın, yüzünü
güldürsün.” dedi, ŞEMS HAZRETLERİ geldi: “Ne sahibisin, ne SAHİBİ’nden
çok seversin. O'nun VERDİĞİ’nden, niye
üzüntü edersin. YARATAN’ın kuluna
VERDİĞİ; sana şer gibi gelse de, unutma ki en hayırdır.”
(Resim verilir) Almayı
dileyene, YUVA’nın sahibine verdik. ŞEMS ile
babasını.

“Dünyayı oynatmazsan, neticeyi bulmazsın.” dedi ŞEMS’im
geldi: “Gönülde AŞK mı dolu, yoksa cümle mi kulu? Elbet cümlesi kulu.
Senin gönlündeki AŞK, sadece yağ kandili.” dedi, ŞEMS gönül
ateşini yetersiz buldu. Kendi ateşini elbet. Sana söz demek, kulunun
haddi mi? Sevginiz olmasa; suyunuz akmazdı, sohbetimiz bulunmazdı.
Dostluğumuz ne senin, ne benim, ne de bir başka kulun sözü değildir.
Sadece “OL!” diyenin, YOL AÇAN’ın EMRİ’dir.

ŞEMS, “YM.” dedi, selamette hayreti sildi. “Güzel olacak,
uyduğuna sevinecek. Niyazını aldım, ilettim. YM. Gümüş kapandı,
altına yol verildi. Niyette açık kalsın, yolu açık bilsin. Tek sözüm, sadece
helalde kalsın. Helalde teferruat aranmaz. Vicdanına yük olan her şey
haramdır. Sözümü açık yazı yapsın, gözünden ayırmasın. Ona sadece öyle
olduğu sürece sonsuz yardımım olur.” dedi yürüdü.
“İlk
geldiğini unutma. Dileğini ‘Senden aldım.’ deme. Sen nasibini aldın,
‘Almadan gitmeyim.’ demedin mi?”

(Resim verilir: ŞEMS ve MEVLÂNA) Gelişim-verişim, ŞEMS ile karşılaşım. ‘Sevdiğim.’ dedim, sevgiyi onda
çözdüm. Her aradığımı buldum sandığım, sevgimin AŞK’a
dönüştüğünü yine onda gördüğüm vakıadır. Oluş, gönlüme
doluştur. Anılan sadece O’dur. Sevginin kulda başladığı, AŞK’a dönüştüğü bilinendir. Bilinmeyen,
zemini ve zamanıdır.

Her ata binebilsem, her köşeyi
dönebilsem, AŞKI ile yanabilsem; kalacağım, kalacağım…” dedi,
ŞEMS her gölgeyi anında sildi: “Açın güzel gönülleri, bilin veren
kanalları! Bir öğüt, bin sevabı getirir; bir fit, bin sevabı götürür!”
dedi, cümleniz ile selamlaştı. “MEVLÂNA aldı, aldığı halde kaldı,
bildiği her zerrede bulduğu oldu, bileni bilmeyeni sardı, bilmiyen için HAK’tan yardım
sordu. Bilecek gelecek, ŞEMS elini verdi, hali ile kalacak. Her niyaz,
bilen ile bilmeyeni bağlar; bilse bilmese, o yaratılıştadır, kul
ağlar. ‘Nasihat veren, sevilmez!’ dediler, bana bileni övdüler. Sevse
sevmese nasihat vereceğim, huzuru öyle göreceğim. Sakin, daha sakin
olasın, merdivenden bile-bile inesin; başını HAKK’a
eğesin, sadece soru sorana dik tutasın! ALLAH’ımdan
başka soru gelmez, kul kula hesap vermez! Soru soranı geçesin,
olduğun halde geleni seçesin! Her kulun kaderidir, imtihan olur, HAKK’ını öyle bulur!” dedi ŞEMS her an yanında
olduğunu söyledi. (MEVLÂNA,
ŞEMS’in talebesi değil mi?) Evet.
MEVLÂNA. ALLAH’ıma emanet olasınız
“Derman SEN’den
ALLAH’ım, selam SANA. MEVLANA ile dostluğumu
sundum cümleye.” dedi, ŞEMS selam ile söze geldi: “Altını aramadım, su buldum destiyi soramadım; söz verdim, duvarı öremedim; gönül
verdim, cümlenizi doğuşta göremedim. ‘Yaprak yaprak oluşur, bir
ağaçta buluşurlar.’ dedi, MEVLANA cümlenizden ALLAH’ımın
RIZASI’nı diledi. Doğuşta buluşmadık,
oluşta söyleşiriz. Doğuşta maksat: cümlenin
toplandığı, MEVLÂNA’nın anıldığı. (Şeb-i Aruz Törenleri mi?) EYVALLAH. Yol bizleri
bağladı, hal her bileni eğledi, gönülden gönüle
köprüler kuruldu. Dayandığımız GÜÇ’te ALLAH’ım vardır, sakındığımız suçta AFFI Yapraklara
ses sordum, ‘Esen yel ile’ dediler; toprağa ses sordum, ‘Akan sel ile’
dediler; kuluna ses sordum, ‘ALLAH! ALLAH!’ dediler; ALALUNAĞME’de
cümlenizi, var olanlar gördüler.” dedi, ŞEMS selamladı.

Mey ile özendiğim, ney ile
uzandığım, gönül ile kazandığım der ki; ‘BİR’den
gelen, BİR’de bilsin, BİR’i
öylece bulsun.’ AŞK’ı ile bezendiğim RESULÜ’nden gelir bana, RABB’im
niyazımı ettirir bana. Ben ki yeşil yapraktım, ben ki yerde topraktım;
olmuşu olmamışı, kalmışı kalmamışı kendimden sildim attım,
bilgimi cana sattım. Damla-damla verdiğini, ipi ağaca gerdiğini
bildiğim her canlıya selam verdim yürüdüm; cümle sevgiliyi, sevgim ile
sürüdüm. ‘Süresin her geleni, sevesin her bileni.’ dedi, ŞEMS bana. Dedim
ki; ‘Nagünü açacak YÜCE MEVLÂ, o zaman sen ya
ŞEMS?’ ŞEMS’in bana verdiğini cümlede
göreceksin, seni beni cümleyi ağ gibi öreceksin.

“Meram yolumuz; mekan durağımız; makam
muradımız. Korkuya yer vermeden çıkalım yola, diyelim ‘Cümlemiz uyalım GÜL’e.’ ” dedi, ŞEMS sözünü yerden göğe
dağıttı. “At ile deveyi birde sarmayız,
birinin verdiğini öbürüne sormayız. Karlı yollardan geldik, çamurlarda
izimizi serdik, cümlesine sorduk; ‘Yolun, kimin yoludur?’ Denildi ki; RABB’imin.’ Aş diledik, baş verdik; AŞK
diledik, düş gördük. Dağda yolda, cümle taşlara sorduk;
‘Gelenden mi alırsın, gidenden mi bulursun, kendin kendinle mi olursun?’
Cümlesi ‘EYVALLAH!’ dediler, kendi ÖZ’lerine
kendileri katıldılar, gittiğimiz yollarda her adımımıza atıldılar.” dedi,
ŞEMS selamladı.