![]() Alim, yuğan yoludur. Alim nedir? ALLAH’ını bilendir, borcunu ödeyendir, ödeyemedim diye üzülendir. ![]() Alimin alemi ayrı mı? Onlar kuldan gayrı mı? ![]() Ne yolun yozu, ne kulun sözü. Her gidene yol açık, yeter ki gitmeyi dile. Arif, sözü süzgece alandır; alim, süzgeçten geçeni verendir. Ayrıyı siz bulun. Ariften maksat, süzgece alan dedik. Arifin verdiğini, ancak arif alır. Arif vermese, alim yolda kalır. ‘Neden?’ derseniz, akımda dahi iki kuvvet vardır. (Müspet menfi) Biri alır, biri verir. Arifin elediğini, alim sergiye koyar. Unutulmasın, alim olmasa da olur. Arif olmazsa, yolun tozu kula zarar verir. YUNUS ![]() Tefsir, niyete uyanı vermek; öz, olduğu gibi söylemektir. Bir duayı, yüz arif yüz çeşit tefsir eder. Arif dedim, hata yok. Çünkü her arifin, zevki de ayrıdır. ![]() "...Arif olan; senin gökte gördüğünü kulunda görür, tarife bildiği yerde katılır. Meydana DOST gelir, meydanda post bulur, her sözde nokta kalır." dedi, ALİ ![]() Akif, bildiği ile; arif, uyduğu ile yorumdadır. Akif satar, arif yutar. PİR SULTAN ABDAL ![]() "...Denizden dalgaları saysam, esen yel ile gelen sesini duysam; görmeden denizi nasıl tarif ederim, kendini bilmeyeni nasıl arif tutarım?" dedi, YUNUS’um ![]() MEYDAN’da; bilimli olana alim, uyumlu olana arif denir. YAHYA ![]() “MEYDAN’a üç sofra kurduk, üç çeşit helva kardık; birine arifi, birine alimi, birine de cahili oturttuk. Arif; bir kaşık yedi, ikinci üçüncü masaya kalanı sundu. Alim; aldığını arife verdi, kendine arifin verdiğini ayırdı. Cahil; ‘Bilen dağıttı. Ben, dağıtmayı bilmem. Gelsin, kuşlar yesin. Bilmediğime, el sürmem’ dedi." TABDUK ![]() "...Bilir misin güzelin tarifini? Bildiğin gün bulursun arifini." dedi, MERKEZ’im |