
“Kalem alsa eline, sözüm verse diline; neler demezdik, kullarına
vermezdik.” der YAHYA EFENDİ.

YAHYA EFENDİ der ki: “Yetimin derdi, üzsün her ferdi. Elini
versin gözündeki yaşı silsin ki, kendi gözüne gelen yaşı da silen
olsun.
“ ‘Saygıyı
değerine değil, değerim diye düşün. Layık olsun olmasın,
yeter ki sana gelsin. Kuyuyu dolu bilsin, koluna kova taksın, geleni gideni
susuz bırakmasın.’ dedim, cümlenize selam getirdim. ALLAH’ım cümlenizden RAZI
olsun.” YAHYA EFENDİ. “‘Olmuyor.’ denmesin, tasaya düşülmesin.
Yumurta tavuğu beslese, kul yumurtasız kalır. Kul tavuğu, tavuk kulu
besler. Yola gidenin derdi edilmesin, yumurta misali yuvarlatılmasın. Gamlı
olmanın, dumana bürünmenin; sebebini olgun görmedim.” der YAHYA EFENDİ.

“Cümlemiz buradayız. Gönülde AŞK ile doluşan, ‘Yolumun ULU’suna
selam.’ diyene söz aldım. (t’ye)
Yolunda gitsin, kadere uysun. Dumansız gönülde, duman aramasın. Yolu kutlu,
gönlü kutlu olsun.” dedi selamladı. (YAHYA HAZRETLERİ’nin resmi verilir) Resimdeki el izahı: İslam’ın beş şartından gösterendir, abdeste
başlayandır. ‘Kimliği?’ denir, denilse gülünür. Müzeyyen
kullarındandır, YAHYA EFENDİ.

“Şafakta bülbülün ötüşünü duydum, güllerin şebneminde ALLAH’ımın
RAHMETİ’ni buldum.” dedi, günün sohbetine YAHYA EFENDİ geldi: “Kuğuyu gölde bilin, bulutu gökte görün, rahmeti ‘HAK’tan.’ deyin. Sohbete
cümle ile uyun, nasihatte doğruyu bulun. ‘Ben bilirim.’ demeyin. Sözünüzün
mihengi EYVALLAH olsun. EYVALLAH’ta doğruyu bulun. EYVALLAH; ALLAH’ın
ADINA demektir. Ayağımıza gelenin, başımızda yeri var. Gelenden
değil, sohbetimize uyandan. ALLAH’a emanet olasınız, cümlede HAKK’ı
bilesiniz.”
“YA
ALLAH.” dedi, YAHYA EFENDİ geldi: “Sudan geldim, dumanı sildim, kainatta
adım ile kaldım.” dedi, suyun aktığı yerde durdu. “ALLAH’a emanet
olsunlar, kainatın kaygusundan uzak kalsınlar.” Selamladı, yürüdü.
YAHYA
EFENDİ geldi, cümlenizi selamladı. “Gelenin adında O’nu buldum, ‘O’na
çıkalım.’ dedim. Adımı sorandan mı, kavlimi bilenden mi? Elbet gelirim,
gelişimi bildiririm, gel diye çağırırım.”
HAZRETİ YAHYA EFENDİ der ki: “Gemiyi denize bırakma, seferden çekti
isen. Seferde olmayan gemi; sahilde kalafata çekilir, gelecek olan yolcuya
hazırlanır. Geminin kaptanı değişsin mi? Değişmesi; ne
senin, ne benim takdirimdir. Meyveyi yemezsen, tadını bilemezsin. MEVLÂNA’dan
yol aldın, başkasını dilemezsin. Unutmayın günde ondan güzel yol veren
olmaz. ALLAH’ım İZİN vermez. Kaygunuz olmasın, ‘Gelmez mi?’ denmesin.
GARİB’in göçüne kadar gelir.”
“Allı dallı, güzel halli, HAK YOLLU.” dedi,
YAHYA EFENDİ geldi, cümlenizi selamladı.

YAHYA
EFENDİ der ki: “Yoldan beklenen, niyazın gibi bulur. Yeniyi, gönlünce
sarar. Deneyden yer bulur, gününü öyle alır.”
YAHYA
EFENDİ der ki: “Elli ile aldım, kırk dokuz verdim. Biri bende kaldıkta,
‘YA ALLAH.’ dedim, hakkımı aldım. Dileyene mi vereyim? Ben SEN’in ile iken,
biri ile mi yetineyim?”

YAHYA
EFENDİ der ki: “Çeyrek somundan aldığın ayrı, bal ile börek
yediğin ayrı mıdır; mideye gittikte? Sevmeyi bildiğince, yolunu
aldığınca yürü.”

YAHYA EFENDİ der ki: “CAN’dan almayan,
CANAN’dan bilmiyendir. Ağacın doruğunu görmeyen, köküne kilim
sermiyendir. Yamacı bilmeyen, zirveyi nasıl görsün? ‘Amaca varmazsam?’ demeyin.
Yamacı bulun ki, kilimi serin ki; çıkışta zahmeti görmeyesiniz.”
“Kayguyu silelim, giden ile gelene niyaz
edelim.” dedi YAHYA EFENDİ sözü aldı: “Güneşin doğuşuna baktın mı,
suyun akışını seyrettin mi? Ne güneş yirmi dört saat arayla aynı
yerden doğar, ne su akışında geriye döner. EYVALLAH. e’ye. ‘Aynı
yolda mı yürüsem?’ dersin. Ne yürümek, ne dönmek senin elinde değil. Senin
elinde olan; sadece uymak, uyduğun halinde huzuru bulmak. Güzellik odur
ki; çirkin ile beraber olmak, ne güzel uydu diyebilmek. Çirkin dediğim,
aslında güzel olandır. Çünkü, YARATAN’ın çirkin yarattığı
görülmemiştir. Çirkin görülen, kulun kendi hatasıdır. Yanlış yok!
‘Ölüm de güzel mi?’ derseniz. Ölümün doğuş olduğunu bilseniz;
çirkin demezdiniz, gözyaşı akıtmazdınız. Unutulmasın, doğan bildiğine
ağlar; ölen öldüğüne, ölürken gördüğüne güler. Doğanın
güldüğü, ölenin ağladığı görülmemiştir. Her kulun kaderi,
çirkin örülmemiştir.

YAHYA
der ki: “MEYDAN’ın yolunu açtık, geleni seçtik. Güzel dediği, elbet
güzel. Ne var ki, çirkin denen, güzelden de güzel. Oyumu, ona verdim. Elinde
olana, karşımızda olana. (y’ye)
YAHYA’nın elinde olan. Oyunu yerinde veresin, karede ası bulasın.”

YAHYA der ki: “Söz alsın, gününü yolunda
bilsin. Adına denk gelsin. ALİ misali, gayretin O’ndan olduğuna
inansın.” YAHYA der ki “Otun olduğu
yerde atı bağlarsan, sevgide hataya düşmezsin.”
“Günün
niyazı defteri dürer mi? Yılın hesabına aklın erer mi desem, soruya versem. OMAR der ki: “Bir sevap, bin günahı götürür,
kulu aydın getirir.” Niyazımız ÖZ’den ise, bin yılı dahi ayırır. Cümle kulunu
kayırır. RAHMETİ ADI’ndandır. RAHMAN’dır, RAHİM’dir. Zengini bilir,
fakiri bulur, cümlesinden alır, KENDİNİ her hal ile andırır. Elbet
niyazımız defterimizi paklar. ALLAH’ımın ADI’nı anan cümleden, ALLAH’ım RAZI
olsun. Geldim, gördüm, duydum, aldım, verdim. EYVALLAH diyelim, selamet
dileyelim.” dedi, YAHYA EFENDİ yürüdü.

YAHYA EFENDİ der ki: “Elim
benim içinse, gözüm sende olmuş ne gerek? Benim olan, senin ile bulmalı;
gözüm seni görmeyi, öyle dilemeli.”

YAHYA EFENDİ der ki: “Keçeyi kuma
seren, rahat oturandır. Taşa serersen, kucağında taşıdığına
özenendir.”

YAHYA EFENDİ der ki: “Üç yerde, üç
ER’de, üç derde deva olacak; DOST dediği, gönülden inandığı her
olayda mükafatını alacak. Şafakta alacaksın, ‘ALLAH’ım! Gönülden uydum,
YARDIMCI’mı bildim, el ele verdim, kaygularımı sildim.’ desin, gününe
ağırlık vermeyen olaydan kaygu almasın, elim elinde bilsin, ‘YA
RAHİM, YA KERİM’ niyazını dilinden düşürmesin, ALLAH’ıma emanet
olsun!”

YAHYA der ki: "Az
çoğu getirir, çok azı götürür."
“Kaynayan tencerede,
tuzumu alın.
Daim sevabı cümleye
gelsin.
Gayrete düşene söz,
hayrete düşene ÖZ
gereklidir.” dedi,
YAHYA EFENDİ geldi:
“Yaprağı bol olan ağacın
gölgesi büyük
olur,
dileyen gelir. Kaynayan tencerenin
tuzunu verene söz etsem,
diyene
cevabı olur.” “EYVALLAH.” dedi, YUNUS soruya verdi: “Geldik
vereceğiz,
elbette olacağız.
Ayna elde, söz
dilde,
dileyende olacağız.
Şahit diyen,
olaya el
koyana de ki: ‘Görgü yargıyı siler,
yargı sevgiyi böler.
Bizden
olalım, denene uyalım,
seveni bilelim,
el-ele verelim.”
YAHYA sözü aldı,
YUNUS'tan oyun sordu: “Oyundan maksat; çevreyi
sarmak,
çevrede düğüne varmak.” “ ‘Yalın kaldık.’ diyelim, ayaktan
adım bilelim” dedi
YAHYA yürüdü.
Dağdan aşmayı bilen,
yoldan geçmeyi dileyene el verir, YAHYA'dan söz gelir: "Sergiyi açtık
geldik, sohbeti seçtik geldik. HAK ADI'na söyleştik." dedi selamını
iletti.
"Yargı bizde
kalmasın, kaygu kulu sarmasın, olumsuza gönül konmasın." dedi, YAHYA sözü
aldı: "Tahta perde
aşılır, ötesine geçilir, uzun yolda koşulur. Aldığımı sorarsan,
sadece sevdiğimdir." dedi, YAHYA yürüdü.

“Soğuk suya el attım,
her hale
gönül kattım,
bildiğimi bilmeyene sattım.”
dedi YAHYA, yoruma
girdi: “Alış-veriş
geçerlidir.
Yediğin, bedeni;
sevdiğin, gönlünü besler.
’Kuyudan maksat?’ denildi,
sorguya verildi.
Kuyu, belli olmayan
kaynaktan,
yeteri kadar alandır.
Belli olmayan kaynak, bilinmeyen,
örtülü olandır.
Gerçeğin oluşu,
denenmiş olayların
bilinmesi isteğidir. Denenmiş; dünyada olmayan
değil,
bilinmeyendir. Devreyi geçiren,
bilgi ile
oluşan
yöntemlerde düzen,
kendiliğinden
belirlenir.
Yani, yeni buluşun, yeni oluşmadığı; bulan
tarafından bilinir.
Ne var ki, anıldığında,
arayana şeref
verilir,
her kulu yerini öylece alır. Yapının mimarı kadar,
amelesi
de hizmettedir. Ne var ki, hizmetler çeşitlidir.
Gölge güneşi
değil,
kulu güneşten saklar.
Her var olan, emeğini
birbirine ekler.
Duman aldım gören yok,
yer açıldı bilen yok.”
dedi,
YAHYA yürüdü.

“Bal yedim, arıya sordum, ses duydum, bülbülü gördüm, olayları birbiri
ile ördüm. Ayağı götürene, DOST OLAN’ı buldurana
selam dedim, size geldim. Gülmedi, yoğun sonucu verdi. HAK için diz çökülür, kul ile elele verilir.” dedi, ilk öğüdünü verdi: “Dizimiz HAKK’a bükülür, başımız HAKK’a
eğilir, O’ndan gelene ‘EYVALLAH!’ denilir. Demde dedik, sohbete katıldık.”
dedi, YAHYA selamladı.
"Ayna senden
gelseydi, gördüğüm sen olurdun. Aynayı bana tuttun, gördüğüm elbet
ben olacağım, gördüğüm bende kendimi bulacağım. Ne satın
alacağım, ne satanı arayacağım." dedi, YAHYA sözü aldı: "Dağılan deste
değil, aranan düşte değil. Dost dediğin her kulda, dost
bulduğun her yolda. Ağacın gölgesinde oturan her kulda aradığını
bulursun." dedi, YAHYA yürüdü.
"At elinden keseyi, geç
gününden tasayı." dedi. "Ayna, senden bana döner; bana gelen
Güneş'te, lamba söner." dedi, YAHYA yürüdü. (Hangi
YAHYA DEDE’ciğim, YAHYA EFENDİ mi?) YM.

"Nerden geldim, neden
verdim?" dedi, YAHYA söze girdi: "Nerden geldiğim
bilene, nerden verdiğim uyana açıktır. Yoğun yapı görülür, her
yapının duvarı örülür. Çatının örtüsü sorulur. Alacağın vereceğin,
dünyanın sözüdür. " dedi, YAHYA selamını iletti.

"Çevre beni alaydı, her el verdiğim
DOST olaydı, yaprak olup geleydi, sevgi çemberini öreydi, ‘YAHYA…’ deyip
bilirdi, sözü öyle bulurdu. ‘Yardım elden…’ diyene, yerden gökten sorana…
'Altın tasta su arama, saçı hırçın tarama!’ derdim.” dedi, YAHYA selamladı.

"Destiye su alayım,
'Ben de gönülden dolayım.' dedim, su başına yürüdüm. Koyun kuzu
doluşmuş, sırası hep karışmış. 'Destimi dolduramam...'
dedim, dönmeye karar verdim. Kuzular öne geçti, koyunlar yolu açtı."Gönül
ehli su başına yaklaştı. 'Desti doldu taşıyor, yol boyunu
aşıyor.' diye niyaza durdu. Geldi cümlenizi selamladı. Kimliği
açıktır: YAHYA. 'Gözümüz günde görür, görür de neyi verir?..' dedik, her
gördüğümüze sorduk. Denildi ki: 'Suyu bulan, kendini bilendir,-koyun kuzu
demeden- yoluna koyulandır.' "Doğuş günümü sorarlar, kapıyı her
gelişte açarlar." dedi, YAHYA yürüdü.

“Kuma adım atanda, kula gönül katanda;
yapraktan değil, topraktan söz verir diye anılır. Gelsem yolun düzüne...”
dedi, YAHYA sözü söyliyen ile dinleyene ÖZ’ünden kattı. “Düzen, söz ile
değil, ÖZ ile sağlanır. Her yolun gidişine HAKK’ın ADI
bağlanır. Yel esse, bilmiyen yol kesse; yerini alana, sözünü bilene aykırı
gelen olmaz” dedi, yürüdü.
YAHYA sözünü alır, kapıda ayak
verir, dizini yere vurur: “YUNUS ile alıştığın,
MEVLANA ile buluştuğun, yumak elde dolaştığın açıktır.
Güzel, seven ile buluşur; güzel, bilen ile oluşur; güzel, silen ile
bilişir. Öyleyse her var olan, gördüğün yerde, duyduğun gibi,
sevdiğin kadar oluşsun, her sayfada dilenen sırlar söyleşsin.”
dedi, YAHYA yürüdü. (Bir kişiye mi verdi bunları?) EYVALLAH!

“Güneş gördük yüzünde, sesi
aldık sazında, meydan verdik düzünde. Gelişen oluşana, çalışan
bilişene denktir.” dedi, YAHYA yürüdü.

“Elde bohça açamam, HAK yazmazsa
geçemem, ben dilediğimi seçemem. ALLAH’ım YAZDI ben bileceğim,
dilenen günde geleceğim, her yuvada ADINI zikredeceğim. ‘ALLAH!
ALLAH!’ diyecek, sözümüzü ADI ile düğümleyeceğiz” dedi, YAHYA yürüdü.
“Doydum çağına, girdim bağına, her
kulu yerden göğe öğüne.” dedi, YAHYA söze geldi: “Çağ bütünün bir
parçasıdır; bir portakal düşünürsen, bir dilimidir. Asla ayrı değil!
Yürüdük bile-bile, söyledik güle-güle, eğildik göle. Taşları sayalım,
kuşları sevelim, kapalı kapıları öylece açalım!” dedi, YAHYA EFENDİ
selamladı yürüdü

“Ak kuş ile bekledim, çok vereni
gönümde sakladım, az vereni eteğinden topladım.” dedi, YAHYA EFENDİ
sözü bağladı: “Yoğurt yesen ekşimeden, balı karsan
taşırmadan, elma topla aşırmadan. Yapıya güç verir, ALLAH’ım niyazda
olanı görür.” dedi, YAHYA yürüdü.

“Yaprağını bildiğini,
her kulunu dalı ile sardığını gördük, MEVLÂNA’ya sorduk: ‘Gövden ulu,
dalın gür, yaprağın bol, kökün de gittiğince ulaşır; hem yedi
kat yerden, hem yedi kat gökten, alışır, alışır…” dedi, YAHYA selam
ile geldi: “(Yedi kat yerden murat nedir?) Yedi
kat gök, mana; yedi kat yer, madde. MEVLÂNA, hem ilim, hem bilim ULU’sudur;
tasavvuf ile tasavvur. Cümlesini tasarruf etmiş; ne maddeye esir
olmuş, ne manaya esir vermiş. Olanı olduğu gibi; yerden
göğe BAĞIŞLAYAN’ın vergisine talip olmuş, ömrünce
hoşgörüde kalmış…” dedi, YAHYA selamladı, yürüdü.

“Sözünü verdi, ÖZ’ünü korudu.’
diyene de ki: söz HAK’tan ise, erise de rahmettir. Korudum diyene, koruyanı
bildir. Uzun yol, bilirsen götürür; kısa yol, bilmezsen kaldırır.” dedi, YAHYA
sözü cümlenize selam ile iletti. “HAY dedik, geldik yola. Gönülden alan ile
yerini bileni, çözdüğü düğümü bilesin. Bildiğin halde gelesin.”
dedi, selamını iletti yürüdü.

“Avucunda oluşan, darlığa geçmeden
dönüşen olayın kaygusunu silesin.” dedi, YAHYA EFENDİ sözü aldı: “Satır-satır okudun, ak ile karayı birbirine
kattın. Eğer bilirse, gönülden alırsa; dediğine uyacak, gölgeyi
silecek.” dedi, YAHYA EFENDİ yürüdü

“Soğuğu bile-bile, ömrümde güle-güle,
ayağına geleni çevirme!” dedi, YAHYA EFENDİ söze geldi: “ ‘Merdiveni çıkacağım, nefes yeterse;
her güzele bakacağım, ömür biterse.’ denilir. Güzel her adımda bilinir,
bilindiği halde merdivenden çıkılır. Görmek ve bilmek için; ömür
değil, bilmediğini sormak yeterlidir. DOST, her kuludur; sen öyle
dersen, ayağına taş gelse de çevreye gülersen.” dedi, YAHYA
EFENDİ gelen ile cümleyi selamladı.

“Akan ile bakan bir oldu mu,
derya da, göl de bütünde kalır. Gönlünü bağlarsan, cümlesinde kalırsın.
Gölde balık avlayan; senden mi, benden mi? Elbet O’ndandır! Her zerre bilgine
bilgi katar, bilgin elinden tutar; derman dileyen her kulu, bilgisini satar.
‘Ne demek?’ dendi: Şikayet, bilinmeyene denktir! Her bilen bilgisini
verirse, dostlukta ahenktir. Şikayet, satılan; bilgi, temele atılandır.
Şikayet ettikçe; derdini atarsın, bilenden şifa alırsın. Alış
veriştir. Demde oluşanı paylaştı isek, DOST’luk alış
verişidir. Bilgi verdi isem, sevap aldım. Bilgiye talib oldu isen, sevabı
paylaşmış oluruz.” YAHYA söze GÜL gönlünde geldi, “Her soyluda,
güzellik var!” dedi. “Soğuk olmazsa, sıcaktan beklemezsin, dağılanı
toplamazsın. Birbirine eşitler, düzene göre çeşitler.” dedi, YAHYA EFENDİ
yürüdü.

“ ‘Ya günümüz aydın mı, ya gönlümüz açık mı?’
diye-diye gezindik, ağalardan beylerden güzel neymiş sezindik. Her
öğünde doyarsak, her olaya uyarsak, HAK ADI’nı duyarsak; ‘Kulun olduk!’
diyeceğiz, ER lokmasını tatlı yiyeceğiz.” dedi, YAHYA EFENDİ
söze geldi: “Dursan dedim softaya, bekle dedi haftaya;
ya yarın aradığını bulursan? ‘ALLAH! ALLAH!’ diyelim, kendiniz kendi
bilginize dönelim. Her tavuk damdadır, her bilgi candadır, aradığın
gönlündedir.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı yürüdü.

Ağaca bağladığın
mendilde, duvara dayadığın kandilde, YAHYA’nın eli vardır. “Dört günde
aldığını, dört yönde verir.” dedi, selamladı yürüdü.
“Ekledik bekledik, adını
sanmayın sakladık. Döktük kucaktan taşı, aldık sıcaktan başı, dedik
ocakta aşı. Kendine sordun mu, kimim kiminleyim? Yerde gökte ADIN’layım,
YAHYA gelse, sorguya verse, diyeceğiz ‘Sevginleyim!’ Duvar ördük,
ocağı gördük, her dileyende GÜLÜ’nü serdik; sohbette her olana sorduk:
‘Nerden başladı, nerede bulduğuna inandı?’ Denildi ki:
‘Doğuştan başladı, oluşta bağladı.” YAHYA verdiği
her sözde alan ile ağladı, selamladı yürüdü

“Ayağımdan başıma, acı
tatlı aşıma, geldim binek taşına.” dedi, YAHYA EFENDİ sözü
gölgede olana verdi. “Gölgeyi açacağız, el ele
geçeceğiz; DOST KAPISI’nda, DOST suyu içeceğiz. Ölçüye yer verene de
ki: ‘Ne senden, ne benden, ölçü ALLAH’ımdandır! Bilmediğim gün benim;
bildiğim gün, Güneşteyim! Açtın açıldım, geçite geldin seçildin.
Dağılanı toplayacak, güzel ile katlayacağım! Her adımım O’nun ADINA’dır,
asla dönmeyeceğim; konuk değilim, gönlümde olanı silmeyeceğim!’
” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı yürüdü

“Güneşe döndük yüzümüz,
HAKK’a açtık gözümüz, muteberdir sözümüz. Ne eğriye yöneldik, ne
doğrudan ayrı kaldık. Can misali dökülmeyen yaprak olduk, her daim
yeşil kaldık.” dedi, YAHYA selamın gönülden gönüle aktardı.

“Gemiye, battı deme! Su almayan ağacı
yattı diye kökleme, toprak besleyicidir. Gün geldi yeşerecek, dallar meyve
dolacak, yerlere taşıracak. ‘Olumsuz günlerdeyim, doyumsuz hallerdeyim!’
diyene… Müymin olan bilir, toprakta eli olan alır.” dedi, YAHYA EFENDİ
söze geldi: “Aşımda
işimde, yol
gittim yol başında, her kulunun düşünde… ‘Oldu? Olmadı?’ deme,
olandan gölge alma! Gölgede kalan ağaç, yaprağını er döker. Yeterli
değil diye yetersiz kararı verdiğin olayda, kendinden verdiğini
düşün! Olur diyen her kulu, olumsuzlukta, yorumu kendinden sorar;
bilmez
ki, VEREN’dedir KARAR.” YAHYA söze bağladı, güzelden güzele eğildi.
“‘Bilinmedi işim, dağıldı aşım!’ diyene sözümüz. ‘Midemde yara
var!’ diyen. Nasibi gürdür toplayacak, kayguyu sildiği gün sergisini
katlayacak. En güzele uydu, uyan ile BİR’liği duydu. Günün gelişini
bilsin. ‘Halimden sorumluyum ALLAH’ım!’ desin. Ne var ki, asla yoruma
girmesin!
Çünkü, her olay ALLAH’ımın YAZISI’ndandır. Kapalı olan kapıyı açsın,
‘Selam!’
diyen her kulunun eşiğinden geçsin. YARATAN, yaratılandan getirir
sevgiyi.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı yürüdü.

“Beklediğin bağdadır,
yoğun gelişir. Bağladığın dağdadır, dilendiği gün
buluşur.” dedi, YAHYA EFENDİ sözü, gelişen ile gülüşene
bağladı, selamını iletti yürüdü.

“Altın sahan alacağım,
ben yolumu
bulacağım,
aşı tatlı karacağım, dileyene
sunacağım.”
dedi YAHYA söze geldi:
“ ‘Atacağım her adımda
ADIN’ı
anacağım.
Kuş olsam damına konacağım.’
dediğin
günde,
sofranı açtığın görülür,
bilinmedik dost ile
bilinen
sohbet yapılır.
Gelmeyi dilersen,
adım-adım gelesin, vergide olanı
bilesin.”
dedi, YAHYA selamladı.
“Bağ bozumu oldu ise, serde
üzüm kaldı ise; günü geldi toplayacağız, her adımda gönlünüzü
paklayacağız; köprüye geldi, karşıya atlayacağız.” dedi, YAHYA
EFENDİ selamladı.

“YAHYA’yı gördü mü, men-dili
verdi mi, suyuna el sürdü mü?” dediler, yoğun sohbete girdiler. ‘Gözüm
sözüm sendedir, gönlüm yolum HAK’tadır, ne azda ne çoktadır. VEREN
verdiğini bilir, alan aldığı ile olur.” dedi, YAHYA selamladı.

“Bakır tepsi elde olsun, içine
sevilen aşın dolsun, elinde olan taşın yere insin, gönlün tek yerde
kalsın!” dedi, YAHYA EFENDİ sözü aldı: “DOST diyen postu serene, ‘Yorumda yanımda!’
diyene katık verdim: ‘ALLAH’ım,
merdivene durayım, aşımı dileyen ile paylaşayım.’ Kendinden
açtığın kapıyı asla örtme, çevredeki olayda düzen bulmayanı dürtme, kamayı
elinden atana sert çıkma!” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı.
“DOST KAPISI’nda aşımı
yedim, DOST ile beraber oldum, taşına güldüm. Dedim ki: ‘Aldığın
taş beni dürterse, ayağıma gelir de sürterse; atayım mı, tutayım mı,
yoksa gerçek olana uyayım mı?’ Taşı bağladım, gölgeyi sildim, her
olayda HAKK’ın SÖZÜ’nü gördüm. ‘Eteğin yerde kalmasın, kimse ayağında
olanı görmesin!’ dersin. Varsın görsün, ne derse desin. Senin bildiğin
TANRI’nın verdiğidir, kulu için hayırlı olanı gördüğüdür!” dedi,
YAHYA EFENDİ söze girdi. “Dağılanı toplayım, ben
geleni katlayım!’ dersin, hem toplarsın, hem katlarsın. Zor olanı almayasın!
DOST elinden tutacak, aldığına verdiğini katacak, gizli olanı
değil açık geleni bildirecek, gölgeni sildirecek. Ne var ki,
beklediğin günde değil, Güneş’in parlak olduğu anda sana
müjde verecek!” “Aydın gelen, LOKMAN’ın verdiğini bilendir. Kayguyu
silelim, yumuşak olduğun halde gerçeği görelim. Ne seherde, ne
seferde elini bırakmaz; açılacak yolda, yapıyı silmez. Açılacak geçilecek, en
güzeli seçilecek. Yaprak, düzeni bozmaz! Aldığına uyduğuna geldi,
sevgisi ile buldu, kayguyu sildi.” dedi, LOKMAN selamladı. “Erken demedik, geç
kalmadık, uyumsuz olanı görmedik, verileni asla silmedik; olanı olduğu
gibi aldık, kalanı bildiği halde gördük.” dedi, YAHYA EFENDİ
selamladı.
“Bağladım buğday
destesini, dedim ‘Alacak nefesini.’ Gördüğü gün açacak, yoruma öyle
geçecek. Doğruyu arayanla DOST olduk, gönlüne postu serdik.” dedi, YAHYA
EFENDİ selam ile geldi. “Geldiğim gün sorulur.
Komşuya yer verenler, dağılanı öylece toplar.” dedi, YAHYA
EFENDİ selamladı.

“Deryaya göz atalım,
bildiğimiz her konuyu soframıza katalım, gelse gelmese el ele tutalım.”
dedi, YAHYA selam ile söze girdi: “Ermeyen görmeyendir; görmeyen,
sormayandır; sormayan, gerçek üzerinde durmayandır. Bilelim, bilmek için
soralım, bildiğimizi saralım!” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı, sözü
MERKEZ’ime verdi:

“Kem söz demedik, kimsenin
aşını izinsiz yemedik. Her kulun sırdaşını, sayfada inkar etmedik.
Öyle ise, bilgimizde YARATAN’ın VARLIĞI’nı tesbih ettik.” dedi, YAHYA
EFENDİ söze geldi: “Bayram, günü
değerlendirenedir. Bayram, günü gönlü ile renklendirenedir. Yönümüz nerde
ise, gönlümüzde ordadır.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı. (n
sorar: ‘Türbesi İstanbul’da olan YAHYA EFENDİ mi?) EYVALLAH!

“Üç kapıyı gösterdiler, ‘Birinde
yorum, birinde sorun, öbüründe kurum var.’ dediler, dördüncü kapıyı kapalı
tuttular. ‘Ne yoruma, ne soruna, ne
kuruma gönül vermedim, gerçekten uzak kalmadım.’ dedim, ‘Sohbetin
öğrettiği gerçeğin kapısını açınız.’ diye niyaza durdum.” dedi,
YAHYA EFENDİ selam ile geldi:“ ‘Yapraktan alan bilir,
gerçeği dileyen bulur.’ denildi, gerçeğin kapısı anda açıldı.
‘ALLAH’ım!’ dedim, şükre durdum. ‘SEN’i SEN’den aradım, SEN’i SEN’in
kapında buldum. Başka kapıda arasa idim, çok kapılar gezerdim, çok karınca
ezerdim.’ Her zerremiz er geç gerçeği bulacaktır,
HAK SEVGİSİ ile dolacaktır, çünkü TANRI’nın MURADI böyledir. Ne var
ki, çok kapı gezmeyelim, çok karınca ezmeyelim.” dedi, YAHYA EFENDİ
selamladı.
“CEMALİ’ni bildim de, yorumdan uzak kaldım;
sayfada seyrini gördüm de, gerçeği toprağa saydım.” dedi, YAHYA
EFENDİ sözü aldı: “Yedek gönül taşımam, DOST KAPISI’nı
aşamam. Bilgin ile bulacağın her sohbete geleceğim. Suyun seyri
düzendedir, soyun seyri YAZAN’da…” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı.
“Dağlar yol verdi bana, kullar söz dedi
bana, DOST’luğu kurdu isek selam olsun sana.” dedi, YAHYA EFENDİ
selamladı: “Çağrıya geldim, DOST yüzü sordum.
Dediler: ‘Her yaratılanda mevcuttur. Kapalı her kapı açılırsa, kendinde olan
seçilirse; gerçeğin ÖZ’üdür, bilenin sözüdür.’ Bağladık düğümü
geçersiz değil, bekledik düğünü yetersiz değil. Umulan kadar
biliriz, umduğumuzu doğuştan buluruz. Doğmaktan maksat,
gerçeği bulmak. Kendindeki gerçeği elbet.” dedi, YAHYA EFENDİ
selamladı.
“Nerden geldim konuya, DOST ile uydum
kanıya. Sevgide BİR’lik olduk, YAHYA ile dize durduk.” dedi, YAHYA
EFENDİ söze geldi: “Merdiven her kulu için yüceliştir;
yeter ki yanında olanın etin tutasın, gölgeyi geçesin. Bileceğim geleni,
bulacağım kalanı. Ne yerde kalacak, ne serde duracak; bildiğini
yayacak, bilmeyene soracak, kumda yürüyecek.” dedi, YAHYA EFENDİ her
sevenin sevgisini ağaç dalına bağladı, selamladı.

“Ayrıya düşmediysek;
ÖZ’ümüz sözümüz BİR’dir, gönüllerimiz gürdür. SAHİBİ’ne havale
ettiysek; kaygusuz kalırız, yerden göğe huzura varırız. ‘Gel.’ dediysek
bilene, ‘Dur.’ dediysek bölene; yarına uyacak, ÖZ’den gelen sesi duyacak.” dedi,
YAHYA EFENDİ sözü aldı: ‘Yokuş geldi çıkamadım, ekşi tuzlu
tadamadım.’ diyene. “Dağlar yolu verecek,
taşlar düze duracak; her söz sahibini soracak, alan soracak, bilen
yoracak; hancı handa kalacak, yolu bildiği yola varacak.” dedi, YAHYA
EFENDİ selamladı. ‘Pay aldık, pey verdik, dilenen binada saraya girdik.’
diyene…