Yahya Efendi

29
“Kalem alsa eline, sözüm verse diline; neler demezdik, kullarına vermezdik.” der YAHYA EFENDİ. 

10
YAHYA EFENDİ der ki: “Yetimin derdi, üzsün her ferdi. Elini versin gözündeki yaşı silsin ki, kendi gözüne gelen yaşı da silen olsun. 

2
“ ‘Saygıyı değerine değil, değerim diye düşün. Layık olsun olmasın, yeter ki sana gelsin. Kuyuyu dolu bilsin, koluna kova taksın, geleni gideni susuz bırakmasın.’ dedim, cümlenize selam getirdim. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun.” YAHYA EFENDİ. “‘Olmuyor.’ denmesin, tasaya düşülmesin. Yumurta tavuğu beslese, kul yumurtasız kalır. Kul tavuğu, tavuk kulu besler. Yola gidenin derdi edilmesin, yumurta misali yuvarlatılmasın. Gamlı olmanın, dumana bürünmenin; sebebini olgun görmedim.” der YAHYA EFENDİ. 

16-2
“Cümlemiz buradayız. Gönülde AŞK ile doluşan, ‘Yolumun ULU’suna selam.’ diyene söz aldım. (t’ye) Yolunda gitsin, kadere uysun. Dumansız gönülde, duman aramasın. Yolu kutlu, gönlü kutlu olsun.” dedi selamladı. (YAHYA HAZRETLERİ’nin resmi verilir) Resimdeki el izahı: İslam’ın beş şartından gösterendir, abdeste başlayandır. ‘Kimliği?’ denir, denilse gülünür. Müzeyyen kullarındandır, YAHYA EFENDİ. 

4 ağustos
“Şafakta bülbülün ötüşünü duydum, güllerin şebneminde ALLAH’ımın RAHMETİ’ni buldum.” dedi, günün sohbetine YAHYA EFENDİ geldi: “Kuğuyu gölde bilin, bulutu gökte görün, rahmeti ‘HAK’tan.’ deyin. Sohbete cümle ile uyun, nasihatte doğruyu bulun. ‘Ben bilirim.’ demeyin. Sözünüzün mihengi EYVALLAH olsun. EYVALLAH’ta doğruyu bulun. EYVALLAH; ALLAH’ın ADINA demektir. Ayağımıza gelenin, başımızda yeri var. Gelenden değil, sohbetimize uyandan. ALLAH’a emanet olasınız, cümlede HAKK’ı bilesiniz.” 

25
“YA ALLAH.” dedi, YAHYA EFENDİ geldi: “Sudan geldim, dumanı sildim, kainatta adım ile kaldım.” dedi, suyun aktığı yerde durdu. “ALLAH’a emanet olsunlar, kainatın kaygusundan uzak kalsınlar.” Selamladı, yürüdü. 

5
YAHYA EFENDİ geldi, cümlenizi selamladı. “Gelenin adında O’nu buldum, ‘O’na çıkalım.’ dedim. Adımı sorandan mı, kavlimi bilenden mi? Elbet gelirim, gelişimi bildiririm, gel diye çağırırım.” 

29 
HAZRETİ YAHYA EFENDİ der ki: “Gemiyi denize bırakma, seferden çekti isen. Seferde olmayan gemi; sahilde kalafata çekilir, gelecek olan yolcuya hazırlanır. Geminin kaptanı değişsin mi? Değişmesi; ne senin, ne benim takdirimdir. Meyveyi yemezsen, tadını bilemezsin. MEVLÂNA’dan yol aldın, başkasını dilemezsin. Unutmayın günde ondan güzel yol veren olmaz. ALLAH’ım İZİN vermez. Kaygunuz olmasın, ‘Gelmez mi?’ denmesin. GARİB’in göçüne kadar gelir.” 

2 ağustos
“Allı dallı, güzel halli, HAK YOLLU.” dedi, YAHYA EFENDİ geldi, cümlenizi selamladı. 

14
YAHYA EFENDİ der ki: “Yoldan beklenen, niyazın gibi bulur. Yeniyi, gönlünce sarar. Deneyden yer bulur, gününü öyle alır.”

9
YAHYA EFENDİ der ki: “Elli ile aldım, kırk dokuz verdim. Biri bende kaldıkta, ‘YA ALLAH.’ dedim, hakkımı aldım. Dileyene mi vereyim? Ben SEN’in ile iken, biri ile mi yetineyim?”

7
YAHYA EFENDİ der ki: “Çeyrek somundan aldığın ayrı, bal ile börek yediğin ayrı mıdır; mideye gittikte? Sevmeyi bildiğince, yolunu aldığınca yürü.”

8
YAHYA EFENDİ der ki: “CAN’dan almayan, CANAN’dan bilmiyendir. Ağacın doruğunu görmeyen, köküne kilim sermiyendir. Yamacı bilmeyen, zirveyi nasıl görsün? ‘Amaca varmazsam?’ demeyin. Yamacı bulun ki, kilimi serin ki; çıkışta zahmeti görmeyesiniz.” 

1 nisan
“Kayguyu silelim, giden ile gelene niyaz edelim.” dedi YAHYA EFENDİ sözü aldı: “Güneşin doğuşuna baktın mı, suyun akışını seyrettin mi? Ne güneş yirmi dört saat arayla aynı yerden doğar, ne su akışında geriye döner. EYVALLAH. e’ye. ‘Aynı yolda mı yürüsem?’ dersin. Ne yürümek, ne dönmek senin elinde değil. Senin elinde olan; sadece uymak, uyduğun halinde huzuru bulmak. Güzellik odur ki; çirkin ile beraber olmak, ne güzel uydu diyebilmek. Çirkin dediğim, aslında güzel olandır. Çünkü, YARATAN’ın çirkin yarattığı görülmemiştir. Çirkin görülen, kulun kendi hatasıdır. Yanlış yok! ‘Ölüm de güzel mi?’ derseniz. Ölümün doğuş olduğunu bilseniz; çirkin demezdiniz, gözyaşı akıtmazdınız. Unutulmasın, doğan bildiğine ağlar; ölen öldüğüne, ölürken gördüğüne güler. Doğanın güldüğü, ölenin ağladığı görülmemiştir. Her kulun kaderi, çirkin örülmemiştir.

14
YAHYA der ki: “MEYDAN’ın yolunu açtık, geleni seçtik. Güzel dediği, elbet güzel. Ne var ki, çirkin denen, güzelden de güzel. Oyumu, ona verdim. Elinde olana, karşımızda olana. (y’ye) YAHYA’nın elinde olan. Oyunu yerinde veresin, karede ası bulasın.”

13
YAHYA der ki: “Söz alsın, gününü yolunda bilsin. Adına denk gelsin. ALİ misali, gayretin O’ndan olduğuna inansın.” YAHYA der ki “Otun olduğu yerde atı bağlarsan, sevgide hataya düşmezsin.”

22 
“Günün niyazı defteri dürer mi? Yılın hesabına aklın erer mi desem, soruya versem.
OMAR der ki: “Bir sevap, bin günahı götürür, kulu aydın getirir.” Niyazımız ÖZ’den ise, bin yılı dahi ayırır. Cümle kulunu kayırır. RAHMETİ ADI’ndandır. RAHMAN’dır, RAHİM’dir. Zengini bilir, fakiri bulur, cümlesinden alır, KENDİNİ her hal ile andırır. Elbet niyazımız defterimizi paklar. ALLAH’ımın ADI’nı anan cümleden, ALLAH’ım RAZI olsun. Geldim, gördüm, duydum, aldım, verdim. EYVALLAH diyelim, selamet dileyelim.” dedi, YAHYA EFENDİ yürüdü.

19 eylül
YAHYA EFENDİ der ki: “Elim benim içinse, gözüm sende olmuş ne gerek? Benim olan, senin ile bulmalı; gözüm seni görmeyi, öyle dilemeli.”

19
YAHYA EFENDİ der ki: “Keçeyi kuma seren, rahat oturandır. Taşa serersen, kucağında taşıdığına özenendir.” 

8 temmuz
YAHYA EFENDİ der ki: “Üç yerde, üç ER’de, üç derde deva olacak; DOST dediği, gönülden inandığı her olayda mükafatını alacak. Şafakta alacaksın, ‘ALLAH’ım! Gönülden uydum, YARDIMCI’mı bildim, el ele verdim, kaygularımı sildim.’ desin, gününe ağırlık vermeyen olaydan kaygu almasın, elim elinde bilsin, ‘YA RAHİM, YA KERİM’ niyazını dilinden düşürmesin, ALLAH’ıma emanet olsun!”

3 haziran
YAHYA der ki: "Az çoğu getirir, çok azı götürür."

23
“Kaynayan tencerede,
 tuzumu alın. 
Daim sevabı cümleye gelsin. 
Gayrete düşene söz,
 hayrete düşene ÖZ gereklidir.” dedi,
 YAHYA EFENDİ geldi:
 “Yaprağı bol olan ağacın
 gölgesi büyük olur,
 dileyen gelir. Kaynayan tencerenin
 tuzunu verene söz etsem, diyene
 cevabı olur.”  “EYVALLAH.” dedi, YUNUS soruya verdi: “Geldik vereceğiz, 
elbette olacağız. 
Ayna elde, söz dilde,
 dileyende olacağız.
 Şahit diyen,
 olaya el koyana de ki: ‘Görgü yargıyı siler,
 yargı sevgiyi böler. 
Bizden olalım, denene uyalım, 
seveni bilelim,
 el-ele verelim.”
  YAHYA sözü aldı,
 YUNUS'tan oyun sordu: “Oyundan maksat; çevreyi sarmak,
 çevrede düğüne varmak.” “ ‘Yalın kaldık.’ diyelim, ayaktan adım bilelim” dedi 
YAHYA yürüdü. 

22
Dağdan aşmayı bilen, yoldan geçmeyi dileyene el verir, YAHYA'dan söz gelir: "Sergiyi açtık geldik, sohbeti seçtik geldik. HAK ADI'na söyleştik." dedi selamını iletti. 

29
"Yargı bizde kalmasın, kaygu kulu sarmasın, olumsuza gönül konmasın." dedi, YAHYA sözü aldı: "Tahta perde aşılır, ötesine geçilir, uzun yolda koşulur. Aldığımı sorarsan, sadece sevdiğimdir." dedi, YAHYA yürüdü. 

27
“Soğuk suya el attım,
her hale gönül kattım,
bildiğimi bilmeyene sattım.”
dedi YAHYA, yoruma girdi: “Alış-veriş geçerlidir.
Yediğin, bedeni;
sevdiğin, gönlünü besler. ’Kuyudan maksat?’ denildi,
sorguya verildi.
Kuyu, belli olmayan kaynaktan,
yeteri kadar alandır.
Belli olmayan kaynak, bilinmeyen, örtülü olandır.
Gerçeğin oluşu,
denenmiş olayların 
bilinmesi isteğidir. Denenmiş; dünyada olmayan değil,
bilinmeyendir. Devreyi geçiren,
bilgi ile oluşan
yöntemlerde düzen,
kendiliğinden belirlenir.
Yani, yeni buluşun, yeni oluşmadığı; bulan tarafından bilinir.
Ne var ki, anıldığında,
arayana şeref verilir,
her kulu yerini öylece alır. Yapının mimarı kadar,
amelesi de hizmettedir. Ne var ki, hizmetler çeşitlidir.
Gölge güneşi değil,
kulu güneşten saklar.
Her var olan, emeğini birbirine ekler.
Duman aldım gören yok,
yer açıldı bilen yok.” dedi,
YAHYA yürüdü.

8 aralık
“Bal yedim, arıya sordum, ses duydum, bülbülü gördüm, olayları birbiri ile ördüm. Ayağı götürene, DOST OLAN’ı buldurana selam dedim, size geldim. Gülmedi, yoğun sonucu verdi. HAK için diz çökülür, kul ile elele verilir.” dedi, ilk öğüdünü verdi: “Dizimiz HAKK’a bükülür, başımız HAKK’a eğilir, O’ndan gelene ‘EYVALLAH!’ denilir. Demde dedik, sohbete katıldık.” dedi, YAHYA selamladı.

2
"Ayna senden gelseydi, gördüğüm sen olurdun. Aynayı bana tuttun, gördüğüm elbet ben olacağım, gördüğüm bende kendimi bulacağım. Ne satın alacağım, ne satanı arayacağım." dedi, YAHYA sözü aldı: "Dağılan deste değil, aranan düşte değil. Dost dediğin her kulda, dost bulduğun her yolda. Ağacın gölgesinde oturan her kulda aradığını bulursun." dedi, YAHYA yürüdü. 

23
"At elinden keseyi, geç gününden tasayı." dedi. "Ayna, senden bana döner; bana gelen Güneş'te, lamba söner." dedi, YAHYA yürüdü.
(Hangi YAHYA DEDE’ciğim, YAHYA EFENDİ mi?) YM. 

11
"Nerden geldim, neden verdim?" dedi, YAHYA söze girdi: "Nerden geldiğim bilene, nerden verdiğim uyana açıktır. Yoğun yapı görülür, her yapının duvarı örülür. Çatının örtüsü sorulur. Alacağın vereceğin, dünyanın sözüdür. " dedi, YAHYA selamını iletti.

18
"Çevre beni alaydı, her el verdiğim DOST olaydı, yaprak olup geleydi, sevgi çemberini öreydi, ‘YAHYA…’ deyip bilirdi, sözü öyle bulurdu. ‘Yardım elden…’ diyene, yerden gökten sorana… 'Altın tasta su arama, saçı hırçın tarama!’ derdim.” dedi, YAHYA selamladı.

19
"Destiye su alayım, 'Ben de gönülden dolayım.' dedim, su başına yürüdüm. Koyun kuzu doluşmuş, sırası hep karışmış. 'Destimi dolduramam...' dedim, dönmeye karar verdim. Kuzular öne geçti, koyunlar yolu açtı."Gönül ehli su başına yaklaştı. 'Desti doldu taşıyor, yol boyunu aşıyor.' diye niyaza durdu. Geldi cümlenizi selamladı. Kimliği açıktır: YAHYA. 'Gözümüz günde görür, görür de neyi verir?..' dedik, her gördüğümüze sorduk. Denildi ki: 'Suyu bulan, kendini bilendir,-koyun kuzu demeden- yoluna koyulandır.' "Doğuş günümü sorarlar, kapıyı her gelişte açarlar." dedi, YAHYA yürüdü.

5
“Kuma adım atanda, kula gönül katanda; yapraktan değil, topraktan söz verir diye anılır. Gelsem yolun düzüne...” dedi, YAHYA sözü söyliyen ile dinleyene ÖZ’ünden kattı. “Düzen, söz ile değil, ÖZ ile sağlanır. Her yolun gidişine HAKK’ın ADI bağlanır. Yel esse, bilmiyen yol kesse; yerini alana, sözünü bilene aykırı gelen olmaz” dedi, yürüdü. 

15
YAHYA sözünü alır, kapıda ayak verir, dizini yere vurur: “YUNUS ile alıştığın, MEVLANA ile buluştuğun, yumak elde dolaştığın açıktır. Güzel, seven ile buluşur; güzel, bilen ile oluşur; güzel, silen ile bilişir. Öyleyse her var olan, gördüğün yerde, duyduğun gibi, sevdiğin kadar oluşsun, her sayfada dilenen sırlar söyleşsin.” dedi, YAHYA yürüdü. (Bir kişiye mi verdi bunları?) EYVALLAH! 

19
“Güneş gördük yüzünde, sesi aldık sazında, meydan verdik düzünde. Gelişen oluşana, çalışan bilişene denktir.” dedi, YAHYA yürüdü. 

9-1
“Elde bohça açamam, HAK yazmazsa geçemem, ben dilediğimi seçemem. ALLAH’ım YAZDI ben bileceğim, dilenen günde geleceğim, her yuvada ADINI zikredeceğim. ‘ALLAH! ALLAH!’ diyecek, sözümüzü ADI ile düğümleyeceğiz” dedi, YAHYA yürüdü.

21
“Doydum çağına, girdim bağına, her kulu yerden göğe öğüne.” dedi, YAHYA söze geldi:
“Çağ bütünün bir parçasıdır; bir portakal düşünürsen, bir dilimidir. Asla ayrı değil! Yürüdük bile-bile, söyledik güle-güle, eğildik göle. Taşları sayalım, kuşları sevelim, kapalı kapıları öylece açalım!” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı yürüdü 

14
“Ak kuş ile bekledim, çok vereni gönümde sakladım, az vereni eteğinden topladım.” dedi, YAHYA EFENDİ sözü bağladı: “Yoğurt yesen ekşimeden, balı karsan taşırmadan, elma topla aşırmadan. Yapıya güç verir, ALLAH’ım niyazda olanı görür.” dedi, YAHYA yürüdü.

20
“Yaprağını bildiğini, her kulunu dalı ile sardığını gördük, MEVLÂNA’ya sorduk: ‘Gövden ulu, dalın gür, yaprağın bol, kökün de gittiğince ulaşır; hem yedi kat yerden, hem yedi kat gökten, alışır, alışır…” dedi, YAHYA selam ile geldi: “(Yedi kat yerden murat nedir?) Yedi kat gök, mana; yedi kat yer, madde. MEVLÂNA, hem ilim, hem bilim ULU’sudur; tasavvuf ile tasavvur. Cümlesini tasarruf etmiş; ne maddeye esir olmuş, ne manaya esir vermiş. Olanı olduğu gibi; yerden göğe BAĞIŞLAYAN’ın vergisine talip olmuş, ömrünce hoşgörüde kalmış…” dedi, YAHYA selamladı, yürüdü.

1 mart
“Sözünü verdi, ÖZ’ünü korudu.’ diyene de ki: söz HAK’tan ise, erise de rahmettir. Korudum diyene, koruyanı bildir. Uzun yol, bilirsen götürür; kısa yol, bilmezsen kaldırır.” dedi, YAHYA sözü cümlenize selam ile iletti. “HAY dedik, geldik yola. Gönülden alan ile yerini bileni, çözdüğü düğümü bilesin. Bildiğin halde gelesin.” dedi, selamını iletti yürüdü.

12
“Avucunda oluşan, darlığa geçmeden dönüşen olayın kaygusunu silesin.” dedi, YAHYA EFENDİ sözü aldı: “Satır-satır okudun, ak ile karayı birbirine kattın. Eğer bilirse, gönülden alırsa; dediğine uyacak, gölgeyi silecek.” dedi, YAHYA EFENDİ yürüdü

19
“Soğuğu bile-bile, ömrümde güle-güle, ayağına geleni çevirme!” dedi, YAHYA EFENDİ söze geldi: “ ‘Merdiveni çıkacağım, nefes yeterse; her güzele bakacağım, ömür biterse.’ denilir. Güzel her adımda bilinir, bilindiği halde merdivenden çıkılır. Görmek ve bilmek için; ömür değil, bilmediğini sormak yeterlidir. DOST, her kuludur; sen öyle dersen, ayağına taş gelse de çevreye gülersen.” dedi, YAHYA EFENDİ gelen ile cümleyi selamladı. 

19
“Akan ile bakan bir oldu mu, derya da, göl de bütünde kalır. Gönlünü bağlarsan, cümlesinde kalırsın. Gölde balık avlayan; senden mi, benden mi? Elbet O’ndandır! Her zerre bilgine bilgi katar, bilgin elinden tutar; derman dileyen her kulu, bilgisini satar. ‘Ne demek?’ dendi: Şikayet, bilinmeyene denktir! Her bilen bilgisini verirse, dostlukta ahenktir. Şikayet, satılan; bilgi, temele atılandır. Şikayet ettikçe; derdini atarsın, bilenden şifa alırsın. Alış veriştir. Demde oluşanı paylaştı isek, DOST’luk alış verişidir. Bilgi verdi isem, sevap aldım. Bilgiye talib oldu isen, sevabı paylaşmış oluruz.” YAHYA söze GÜL gönlünde geldi, “Her soyluda, güzellik var!” dedi. “Soğuk olmazsa, sıcaktan beklemezsin, dağılanı toplamazsın. Birbirine eşitler, düzene göre çeşitler.” dedi, YAHYA EFENDİ yürüdü.

24-1
“ ‘Ya günümüz aydın mı, ya gönlümüz açık mı?’ diye-diye gezindik, ağalardan beylerden güzel neymiş sezindik. Her öğünde doyarsak, her olaya uyarsak, HAK ADI’nı duyarsak; ‘Kulun olduk!’ diyeceğiz, ER lokmasını tatlı yiyeceğiz.” dedi, YAHYA EFENDİ söze geldi: “Dursan dedim softaya, bekle dedi haftaya; ya yarın aradığını bulursan? ‘ALLAH! ALLAH!’ diyelim, kendiniz kendi bilginize dönelim. Her tavuk damdadır, her bilgi candadır, aradığın gönlündedir.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı yürüdü. 

10
Ağaca bağladığın mendilde, duvara dayadığın kandilde, YAHYA’nın eli vardır. “Dört günde aldığını, dört yönde verir.” dedi, selamladı yürüdü. 

15
“Ekledik bekledik, adını sanmayın sakladık. Döktük kucaktan taşı, aldık sıcaktan başı, dedik ocakta aşı. Kendine sordun mu, kimim kiminleyim? Yerde gökte ADIN’layım, YAHYA gelse, sorguya verse, diyeceğiz ‘Sevginleyim!’ Duvar ördük, ocağı gördük, her dileyende GÜLÜ’nü serdik; sohbette her olana sorduk: ‘Nerden başladı, nerede bulduğuna inandı?’ Denildi ki: ‘Doğuştan başladı, oluşta bağladı.” YAHYA verdiği her sözde alan ile ağladı, selamladı yürüdü

21-1
“Ayağımdan başıma, acı tatlı aşıma, geldim binek taşına.” dedi, YAHYA EFENDİ sözü gölgede olana verdi. “Gölgeyi açacağız, el ele geçeceğiz; DOST KAPISI’nda, DOST suyu içeceğiz. Ölçüye yer verene de ki: ‘Ne senden, ne benden, ölçü ALLAH’ımdandır! Bilmediğim gün benim; bildiğim gün, Güneşteyim! Açtın açıldım, geçite geldin seçildin. Dağılanı toplayacak, güzel ile katlayacağım! Her adımım O’nun ADINA’dır, asla dönmeyeceğim; konuk değilim, gönlümde olanı silmeyeceğim!’ ” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı yürüdü

21-2
“Güneşe döndük yüzümüz, HAKK’a açtık gözümüz, muteberdir sözümüz. Ne eğriye yöneldik, ne doğrudan ayrı kaldık. Can misali dökülmeyen yaprak olduk, her daim yeşil kaldık.” dedi, YAHYA selamın gönülden gönüle aktardı. 

30-2
“Gemiye, battı deme! Su almayan ağacı yattı diye kökleme, toprak besleyicidir. Gün geldi yeşerecek, dallar meyve dolacak, yerlere taşıracak. ‘Olumsuz günlerdeyim, doyumsuz hallerdeyim!’ diyene… Müymin olan bilir, toprakta eli olan alır.” dedi, YAHYA EFENDİ söze geldi:  “Aşımda işimde, yol gittim yol başında, her kulunun düşünde… ‘Oldu? Olmadı?’ deme, olandan gölge alma! Gölgede kalan ağaç, yaprağını er döker. Yeterli değil diye yetersiz kararı verdiğin olayda, kendinden verdiğini düşün! Olur diyen her kulu, olumsuzlukta, yorumu kendinden sorar; bilmez ki, VEREN’dedir KARAR.” YAHYA söze bağladı, güzelden güzele eğildi. “‘Bilinmedi işim, dağıldı aşım!’ diyene sözümüz. ‘Midemde yara var!’ diyen. Nasibi gürdür toplayacak, kayguyu sildiği gün sergisini katlayacak. En güzele uydu, uyan ile BİR’liği duydu. Günün gelişini bilsin. ‘Halimden sorumluyum ALLAH’ım!’ desin. Ne var ki, asla yoruma girmesin! Çünkü, her olay ALLAH’ımın YAZISI’ndandır. Kapalı olan kapıyı açsın, ‘Selam!’ diyen her kulunun eşiğinden geçsin. YARATAN, yaratılandan getirir sevgiyi.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı yürüdü.

ağustos
“Beklediğin bağdadır, yoğun gelişir. Bağladığın dağdadır, dilendiği gün buluşur.” dedi, YAHYA EFENDİ sözü, gelişen ile gülüşene bağladı, selamını iletti yürüdü. 

8
“Altın sahan alacağım,
ben yolumu bulacağım,
aşı tatlı karacağım, dileyene sunacağım.”
dedi YAHYA söze geldi:

 “ ‘Atacağım her adımda
ADIN’ı anacağım.
Kuş olsam damına konacağım.’ 
dediğin günde,
sofranı açtığın görülür,
bilinmedik dost ile
bilinen sohbet yapılır.
Gelmeyi dilersen,
adım-adım gelesin, vergide olanı bilesin.”
dedi, YAHYA selamladı.



11
“Bağ bozumu oldu ise, serde üzüm kaldı ise; günü geldi toplayacağız, her adımda gönlünüzü paklayacağız; köprüye geldi, karşıya atlayacağız.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı. 

16
“YAHYA’yı gördü mü, men-dili verdi mi, suyuna el sürdü mü?” dediler, yoğun sohbete girdiler. ‘Gözüm sözüm sendedir, gönlüm yolum HAK’tadır, ne azda ne çoktadır. VEREN verdiğini bilir, alan aldığı ile olur.” dedi, YAHYA selamladı.

3
“Bakır tepsi elde olsun, içine sevilen aşın dolsun, elinde olan taşın yere insin, gönlün tek yerde kalsın!” dedi, YAHYA EFENDİ sözü aldı: “DOST diyen postu serene, ‘Yorumda yanımda!’ diyene  katık verdim: ‘ALLAH’ım, merdivene durayım, aşımı dileyen ile paylaşayım.’ Kendinden açtığın kapıyı asla örtme, çevredeki olayda düzen bulmayanı dürtme, kamayı elinden atana sert çıkma!” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı. 

9
“DOST KAPISI’nda aşımı yedim, DOST ile beraber oldum, taşına güldüm. Dedim ki: ‘Aldığın taş beni dürterse, ayağıma gelir de sürterse; atayım mı, tutayım mı, yoksa gerçek olana uyayım mı?’ Taşı bağladım, gölgeyi sildim, her olayda HAKK’ın SÖZÜ’nü gördüm. ‘Eteğin yerde kalmasın, kimse ayağında olanı görmesin!’ dersin. Varsın görsün, ne derse desin. Senin bildiğin TANRI’nın verdiğidir, kulu için hayırlı olanı gördüğüdür!” dedi, YAHYA EFENDİ söze girdi. “Dağılanı toplayım, ben geleni katlayım!’ dersin, hem toplarsın, hem katlarsın. Zor olanı almayasın! DOST elinden tutacak, aldığına verdiğini katacak, gizli olanı değil açık geleni bildirecek, gölgeni sildirecek. Ne var ki, beklediğin günde değil, Güneş’in parlak olduğu anda sana müjde verecek!” “Aydın gelen, LOKMAN’ın verdiğini bilendir. Kayguyu silelim, yumuşak olduğun halde gerçeği görelim. Ne seherde, ne seferde elini bırakmaz; açılacak yolda, yapıyı silmez. Açılacak geçilecek, en güzeli seçilecek. Yaprak, düzeni bozmaz! Aldığına uyduğuna geldi, sevgisi ile buldu, kayguyu sildi.” dedi, LOKMAN selamladı. “Erken demedik, geç kalmadık, uyumsuz olanı görmedik, verileni asla silmedik; olanı olduğu gibi aldık, kalanı bildiği halde gördük.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı.

16
“Bağladım buğday destesini, dedim ‘Alacak nefesini.’ Gördüğü gün açacak, yoruma öyle geçecek. Doğruyu arayanla DOST olduk, gönlüne postu serdik.” dedi, YAHYA EFENDİ selam ile geldi. “Geldiğim gün sorulur. Komşuya yer verenler, dağılanı öylece toplar.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı.

24
“Deryaya göz atalım, bildiğimiz her konuyu soframıza katalım, gelse gelmese el ele tutalım.” dedi, YAHYA selam ile söze girdi: “Ermeyen görmeyendir; görmeyen, sormayandır; sormayan, gerçek üzerinde durmayandır. Bilelim, bilmek için soralım, bildiğimizi saralım!” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı, sözü MERKEZ’ime verdi:

2
“Kem söz demedik, kimsenin aşını izinsiz yemedik. Her kulun sırdaşını, sayfada inkar etmedik. Öyle ise, bilgimizde YARATAN’ın VARLIĞI’nı tesbih ettik.” dedi, YAHYA EFENDİ söze geldi: “Bayram, günü değerlendirenedir. Bayram, günü gönlü ile renklendirenedir. Yönümüz nerde ise, gönlümüzde ordadır.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı. (n sorar: ‘Türbesi İstanbul’da olan YAHYA EFENDİ mi?) EYVALLAH!

8
“Üç kapıyı gösterdiler, ‘Birinde yorum, birinde sorun, öbüründe kurum var.’ dediler, dördüncü kapıyı kapalı tuttular.  ‘Ne yoruma, ne soruna, ne kuruma gönül vermedim, gerçekten uzak kalmadım.’ dedim, ‘Sohbetin öğrettiği gerçeğin kapısını açınız.’ diye niyaza durdum.” dedi, YAHYA EFENDİ selam ile geldi:“ ‘Yapraktan alan bilir, gerçeği dileyen bulur.’ denildi, gerçeğin kapısı anda açıldı. ‘ALLAH’ım!’ dedim, şükre durdum. ‘SEN’i SEN’den aradım, SEN’i SEN’in kapında buldum. Başka kapıda arasa idim, çok kapılar gezerdim, çok karınca ezerdim.’ Her zerremiz er geç gerçeği bulacaktır, HAK SEVGİSİ ile dolacaktır, çünkü TANRI’nın MURADI böyledir. Ne var ki, çok kapı gezmeyelim, çok karınca ezmeyelim.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı. 

5-2
“CEMALİ’ni bildim de, yorumdan uzak kaldım; sayfada seyrini gördüm de, gerçeği toprağa saydım.” dedi, YAHYA EFENDİ sözü aldı: “Yedek gönül taşımam, DOST KAPISI’nı aşamam. Bilgin ile bulacağın her sohbete geleceğim. Suyun seyri düzendedir, soyun seyri YAZAN’da…” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı.

12
“Dağlar yol verdi bana, kullar söz dedi bana, DOST’luğu kurdu isek selam olsun sana.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı: “Çağrıya geldim, DOST yüzü sordum. Dediler: ‘Her yaratılanda mevcuttur. Kapalı her kapı açılırsa, kendinde olan seçilirse; gerçeğin ÖZ’üdür, bilenin sözüdür.’ Bağladık düğümü geçersiz değil, bekledik düğünü yetersiz değil. Umulan kadar biliriz, umduğumuzu doğuştan buluruz. Doğmaktan maksat, gerçeği bulmak. Kendindeki gerçeği elbet.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı.

19
“Nerden geldim konuya, DOST ile uydum kanıya. Sevgide BİR’lik olduk, YAHYA ile dize durduk.” dedi, YAHYA EFENDİ söze geldi: “Merdiven her kulu için yüceliştir; yeter ki yanında olanın etin tutasın, gölgeyi geçesin. Bileceğim geleni, bulacağım kalanı. Ne yerde kalacak, ne serde duracak; bildiğini yayacak, bilmeyene soracak, kumda yürüyecek.” dedi, YAHYA EFENDİ her sevenin sevgisini ağaç dalına bağladı, selamladı.

27
“Ayrıya düşmediysek; ÖZ’ümüz sözümüz BİR’dir, gönüllerimiz gürdür. SAHİBİ’ne havale ettiysek; kaygusuz kalırız, yerden göğe huzura varırız. ‘Gel.’ dediysek bilene, ‘Dur.’ dediysek bölene; yarına uyacak, ÖZ’den gelen sesi duyacak.” dedi, YAHYA EFENDİ sözü aldı: ‘Yokuş geldi çıkamadım, ekşi tuzlu tadamadım.’ diyene. “Dağlar yolu verecek, taşlar düze duracak; her söz sahibini soracak, alan soracak, bilen yoracak; hancı handa kalacak, yolu bildiği yola varacak.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı. ‘Pay aldık, pey verdik, dilenen binada saraya girdik.’ diyene…