OMAR der ki:
"CEMALİ’ni gördük,
gönülden yandık-yandık,
deryalara daldık;
yanmamış,
CEMALİ’yle aydınlanmamış
kullara da el verdik.
Danışanı çevirdik..."
‘Cemal’ dendiği zaman, güzellik zannedilir.
Güzel yüz, çirkin yüz aramayın.
AŞK’ın adını arayan, mecnun olup yola koyulan;
yolda aramasın, gönüle baksın.
CEMALİ’ni görmek, LÜTFU’na layık olmaktır.
LÜTFU’nu dile, O'na layık olmaya çalış ki,
varanda göresin.
O, kainatın bütünüdür.
Olan, O’nun SIFATI’dır.
Esen yel, taşan sel; CELALİ’dir.
Yakan güneş, CEMALİ’dir.
CAN’ımız CANAN’da, gözümüz CEMALİ’nde,
güzellik her gördüğümüzde.
Cemalde güzellik seçilir, celalde öfke sorulur.
CEMALİ de CELALİ de, kulunun gönlündedir.
OSMAN der ki:
"Cephede savaş, cemaatte barış;
CEMALİ’ne varıştır..."
Kulun dünyaya gelişi,
CEMAL-CELAL vasfı ile hemhal oluşudur,
onu beden ile alışıdır.
'CELAL hak mıdır?' dendi.
CELAL, SIFAT değil mi?
CEMAL; halde olanın,
CELAL'den geçenin sıfatıdır.
‘CELAL ile CEMAL aynı verimde midir?’ denildiği bilinir.
Her olayın oluşumunu görmek gereklidir.
Rahmet yel ile geldikte savurur, sel ile geldikte süpürür, aheste geldikte köküne indirir.
Ne var ki hepsi de rahmettir.
Yele sele kapılan, kökü olmayandır,
ayağın yere basmayandır,
sırtını YÜCE’ye dayamayandır.
‘Her sırtını dayayan güçlü müdür?’ dersen,
gücü maddeden sıyırmışsan ‘Elbet’ derim.
O'nun yarattığı ile beraber oldukta;
niyazın yerini bulur, gönlünde kainat seyrinde kalır,
cem CEMAL ile olur, CEMAL'de kul kendini bulur.
'CEMAL' sıfatının erdirdiği,
kainatta yarattığını gördürdüğü
yaratılmışlardır
MELEKLER.
Cemi CEMALİ ile süsler
Toprağı sevgisi ile besler
CELALİ’nde eğiteni,
CEMALİ’nde öğüteni
gördüm ALLAH'ım
|