
Yarını değil günde günü bilelim,
yarına ‘Hayır’ diyelim.
Sonsuz olmayan her olayda kayıp sözü edilmez,
bilinene bilinmeyen katılmaz,
bilmediğin diye olaydan değer atılmaz.

Sabırdan nasibin yok mu?
Açık olan, değerini kaybeder.
Açık olması icap edeydi,
ALLAH’ım açardı,
her kul olacağa bakardı.

Yeşil yaprak deste ile, güzel şarkı beste ile belli olur. Söyleyen
güzel söylerse, ALLAH’ımın VERGİSİ’dir. Dinleyen, saygı ile dinlerse
görgüsüdür.
Her güzel şey değerini bulur.
Maksat, her yaratılanı değerlendirmektir.
Testiyi alırsın, ‘Topraktan’ dersin.
Üstüne resim yaparsan, vazoya benzetirsin.

Yerde yetişen bostan sevilmez mi?
Yerdedir diye yenilmez mi?
Değer ölçüsünü yerine göre değil, tadına göre verin.

Koyunun-kuzudan yeri değil, boyu büyüktür.
Değerini düşünürsen, verdiğine bak.

Gümüş maden denir de, bakır neden hor görülür?
Değer ölçüsü ile değil,
vergisi ile değerlendirilse bakır öne alınır.
Elbet gümüş haslete, bakır kuvvete denktir.
Aslında gördüğü amel ile değerlendirmeli.
Bakır aşına, bakır taşına denk gelir.
Gümüş sadece övüntü verir.

Yemeniyi atmayın,
heybenizi satmayın,
unu toprağa katmayın.
Un, un olduğunca değerlidir.
Toprak, toprak kaldığınca.
İkisini birbirine katarsan,
ikisini de yabana atmış olursun,
değeri değerde kaybetmiş sayılırsın

Güğümde su var ise, taşımak zor gelir.
Ne var ki, suyun değeri kaldırmana yardımcı olur.

Her yaratılan, işlendikte değerini bulur.
Kargıyı gördüğünde değerini bilmezsin.
Sepet diye ördüğünde, koluna alırsın.
Değer odur ki, her verilenin özünden tanıyasın,
sepeti kargıdan sevesin.
Günün değeri, gönlünü doldurduğunda yerini bulur.
Eğer uyku ile geçirirsen, günü elbet bilemezsin.

Sergide malını satamayan,
değerini anlatamayandır.

Değerin; bildiğin ile değil, olduğun ile ölçülür.

"...gümüş ile altını tarttırdık.
Ölçü birbirine eşit te, değer çeşitte."
dedi, YAHYA EFENDİ