
 Derdime
derman olanı arı sandım,
arıya inandığıma yandım.
‘Arıya derman veren, ALLAH’ım.’
dedim,
bildim.

 Gören göz, görmeyenden kördür,
eğer VEREN’i bilmezse.
VEREN’i
gördüğün halde bilmezsen,
‘Kuluyum.’ demekten kork.

 Kul göçünü
özledimi,
bil ki yoluna altın serpilir;
dünya bağı çözüldümü,
sırtına
kanat takılır.

 Nefesler ölçülür, HAZRETİ YAHYA’ya iletilir.
Her kulun AŞK
ölçüsü,nefesi ile verilir.
Her kulun nefesinde,
ALLAH’ını
andığı kadar ölçü bulunur.
Ne var ki, dil ile değil, gönül ile
anış.
HAZRETİ YAHYA:
“ALLAH’ımı her ananın,
anmayana duacı olmasını
dilerim.” der.
 Yabana gitmedim, çobandan kaçmadım.
Yerli
yerinde, her kul serinde değerini bulur.

 Gönülleri
YAHYA PEYGAMBER ölçer.
 Sondan evvelki gün unutulsun.

 Yedeğe
gelmeyin,
varsın lokmaya mahrum kalın.
Somunu alayım diye, yedeğe gelen;
kula
köle olandır.


DOST ile dost kalmayı bilenin, postta
yeri alınır;
DOST'un sözü bilinir, her halde,
her kulda O'ndan sözü edilir.
Yersiz olan söz kalmaz,
yersiz sözün değeri dağdan inmez.
'Kaydını.'
dedik, daha önce verdik.
'Değersiz söz.' denilse de,
gün geldikte o da
değerini bulur,
binadaki noksan görülen yerde kendini buldurur.

 YAHYA adını verdik,
HAZRETİ YAHYA’yı gönülden andık.
Bizden uzakta olduğunu sandık,
el ele bulduk, dört kapıda BİR’likte
kaldık.
 Azdan çoktan sordular, kement atıp karara
vardılar.
Anadan babadan, müyesser olan OBA’dan,
benim adıma izin aldılar.
Beni, MERYEM ile sahraya saldılar.
Dediler ki:
‘Rehber olasın,
TOKTAY’a elini
veresin,
oluşumunu niyaz ile göresin!’
Gördük bildik, yerine vardırdık;
alacağı öğütte, her dileyeni sardırdık.


Secde, kulun gerçekle perdesini aralar.
(Namazdaki secde mi?) EYVALLAH.
Yollarda arayana,
düzen verir kurallar.
Mayasız ekmek olmaz;
yaprağa, kök almazsa su varmaz.
Dost ararsan, kendine yönel.
(Kendi
kendine kal?) Değil.
Kendine yönelen, kainat ile dolar.

 Serdik tezgaha
yolluğunuzu,
sevinçle okuduk günlüğünüzü.
Yerden göğe
hoşnut olduk,
YEMEN’den aldığımız selamı ilettik.

 Sürmeden el eline, sormadan GÜL diline;
‘Erdim, piştim.’
diyemezsin, HAK lokması yiyemezsin!
YAHYA (PEYGAMBER) söze geldi de,
elde somun buldu da,
kandile yağı koydu da;
‘Nerden?.. Kimden?..’ demedi,
TOKTAY’a halden
sormadı.
Dağdan taştan aşırdı, akan suyu taşırdı,
bakan
gören şaşırdı.
‘Düzlük, RABB’imin EMRİ!’ dediler,
cümlesi selam
verdiler.
 "Hayır olan her yazıda RESULÜ'nün Gönlü vardır,
RABB' imin her
EMRİ'ne şüphesiz uyanlardır,
doğruyu bilip eğriyi silenlerdir."
dedi,
YAHYA; her dilden,
her gönülden aynı niyazı aldığını söyledi.
 "Doğan güneş, cümleye yeterlidir;
akan sular, bilen
için tutarlıdır;
girdiniz bahçeler, aldığı ile biterlidir.
Bitmekten
maksat, yeşermektir.
MESNEVİ okuyan her kulu, elbet bulacaktır yolu.
(Verilen bu sohbetler MESNEVİ
mi?) EYVALLAH.
Çünkü, verdiğimiz tane-tane KUR'AN'dandır.
Bağlı düğümü çözen, saygının
ölçüsünü çizen,
her anında gül bahçesinde gezen;
elbet ayrı söze girmez,
dünden
bu güne yetmeyeni vermez." dedi,
YAHYA dünde-günde cümlenizi selamladı.
"Hoşnut olduk, hoşnut kalsınlar,
her adımlarına
BİNBİR TEVHİT alsınlar."
|