
 'Yoğun çalışma.' dedik, daha önce
verdik, konuya öyle girdik.
Gelişin artı veya eksiye denk
değildir. Kundak, O’nu senden açar. Kainatın oluşu; O’nu senden
seçer, O’nu senin ile geçer.
O seni bilir, O senden seni görür.
Senin senden
sıyrılmana, kabından ayrılmana niyetin,
gününde seyirden çıkar.
Ak ile kara, gördüğün değil
bildiğin ise,
‘Zerreler hizmete hazırdır’ deriz.
Binlerden, milyonlardan,
milyarlardan beklediğin hizmet;
senin niyetin ile yeri siler, sonsuzda her
gelen bilgiyi böler.
BİR olan, zerrelerde kendinden doğandır.
Her
zerrende tekliği buldu isen, her zerren ile tekliğe talip oldu isen,
kainat sana tepsi olur. (Yani ikram eder,
değil mi?) EYVALLAH!
Kor isen küllenmede hayır bulursun;
yer isen, SEVGİLİ’ye dönersin. Alacağın bileceğin, her
niyazda birbirine katılacağın görülür.
‘Birbirine katılmak nedir?’
denildi.
Her niyazda, uyuyan zerreler, uyanana katılır.
(RUH’un zerreleri değil mi?) EYVALLAH!
RUH’un
zerreleri; bedendeki her zerreyi döllendirir,
bildiğince yollandırır,
yandığınca küllendirir.
(İnşallah,
tekliğe talip olmadayız, değil mi?) EYVALLAH!

 Atı aldım ERLER’e, kumu serdim yerlere.
Ayak-ayak gelenler, ‘Ayak.’ deyip gülenler
bilsinler ki,
her adım ödevdendir, her yudum kaderdendir.
‘Almaktan bıktım.’
diyen, vermeye yönelsin, desin ki:
‘Bir satır ekten, bir satır HAK’tan.’
Kendine geldiği halde sözünü tutacak, diyecek ki:
‘Ben benimle kalmadım,
ben SEN’den başka ile olmadım,
SEN’den aldığımdan asla bıkmadım. Doldum
boşalacağım,
amma asla kaynağın başından ayrı
kalmayacağım.’
Selam olsun, selamet bulsun, kaydını gözden geçirsin.
‘YA ALLAH.’ dedik, RESULÜ’nden selamını
getirdik.
Kapılar açıldığı, eşikten geçildiği günde, dönen asla
olamaz.
(Kapının açıldığını nasıl
anlayacağız?) Gölgenin silindiğinden.
Gönlünde hiçbir
gölge, şüphe, korku, kaygu kalmadığı an,
‘Kapılar açıktır, geç.’
deriz. Tek adım yeterlidir.
(Yanlış
vermekten korkuyoruz, ne dersiniz?)
ALLAH’ım O’ndan vereni hataya
düşürmez.
Gerçek ayak olmaz, gerçek hayalde kalmaz,
gerçek kovalarsan tutulmaz. Gerçeği kendinde gör.
Yaşamak,
yaşatmaktan önemlidir. Seven yaşar, yaşayan sevilir. YUNUS’u
örnek verelim, MEVLANA ile söze girelim.
YUNUS MEVLANA yaşar, çünkü
sevendir.
‘Yaşayan sevilir.’ dedik. YUNUS MEVLANA, sevilendir.
Cümleniz
seven olunuz ki, sevilen kalasınız.

 YAZI’ya uyalım, YAZAN’ı duyalım!
‘Yoğun
geldi, gücü sildi.’ derlerse;
ALLAH’ım verdiği yere gücü ile katılır, adım
öyle atılır.
Her ağaç diğer ağaca mesajını
iletir!
Ağacın çokluğu onun için güzeldir.
(Ağaç altı tefekkürü, cümle kulları için geçerlidir değil
mi?)
Gözüm açık sözüm seçik.
Her biriniz ağaç altında oturup
tefekkür ediniz.
Göreceksiniz, sevginizi birbirinize ileteceksiniz.
Her
ağaç iletişim noktasında birbirine bağlıdır ve yayıcıdır.
Direkliden aldığınız gibi.
(Direkli nedir?
Bir can ekler ‘Telefon telgraf direkleri gibi.’)
EYVALLAH! (Gönülden konuşmak mı oluyor?)
Koyun kuzu yerden alır yerden verir, daldan dala iletir.
Aydın olun, verileni
açık bulun.
‘Ayağım götürmez.’ demeyin, vakitten sakınmayın!
Yerden göğe ileteceğiniz yeri gösterdik!
Yol dilendiğince, kul
sevildiğince bulsun.
Selam sizlerde kalsın, her ağaç YEMEN’e
selamlarınızı iletsin!

 Her ata binemezsin, düz yoldan dönemezsin,
‘AŞK’a düştüm!’ demeden yanamazsın.
Alacağız vereceğiz,
ağaç altında duranı göreceğiz,
her dilenen ağaca postunu
sereceğiz.
‘Kimin?’ demeyin, dilenen yerde dileyenle olacağız.
‘Çağrı mı?’ denilir. Uykuya artık yer yok!
Ağaç kendini besler, kendinden
dileyen her var olanı da.
Az demeden, düşünceyi kesmeden, yer alıp
yettirelim,
bildiğimiz her konuyu yeniden gözden geçirelim.
‘Çok aldık, az
bildik’ diyeceğiz,
yardım aldığımızı oradan öğreneceğiz.

 Dağdaki ateş benden,
yoldaki heves
senden, ya BİR’lik kimden?
Dört duvar örüldüyse BİR’liğe
kapıdır,
çatısı örtüldü ise, cümleye yapıdır.
Damdan dama gitmesen, yoldan yolu bulmasan;
gönülden anılmazsın, YEMEN’den çağrılmazsın.
Her olay bağlanandır, her
düzen gözlenendir,
gelene gidene söylenendir.
Almak, vermeye mecbur kılar,
vermezsen yeniden alamazsın, dönmeden olamazsın.
‘Dönmek nedir?’ denildi.
Yeniden devir.
Selamını getirdik, diz üstüne oturduk, her sohbete
katıldık.
Olan olmayandan sorumludur,
olmayan bilgisinden zorunludur.

 Her zerreyi sayarsan, her giyindiğini
soyarsan,
BİLİMİ’ne denk olursun, kendinden kendini silersin.
ÖZ
O’dur, söz O’ndan.
Her kalfa ustasını taklit etse, dağılan toplanır!
‘Ayağım dalda, gönlüm Gül’de,
yolum
halde’ dedik, güne kadar geldik.
Çiçek çiçekten alır, böcek böceği bilir,
insan insanı bulur.
Bulduğu zaman kullukta olur.
Kulu isem köleyi bilmem,
kulluğu asla vergiden almam,
ÖZ’ü bilirsem kayguya düşmem.
Geldiğimiz, güne kadar verdiğimiz, her
kulunda gördüğümüzdür; sevindiğimiz, ER kulunda ördüğümüzdür.
ALLAH’ım RAZI olsun, ER kuluna her an hizmetimiz kalsın.
Sayacağız,
aşacağız, el ele verdik, aştığımıza
şaşacağız.
Elbet dileğiniz üzere.
Aşanlarla beraber
olacağız, bırakmayacağız!
‘ALLAH, MUHAMMED’ diyenlerden ayrı günü
seçmeyeceğiz!
‘ALLAH!’ diyen cümle kullarına,
MUHAMMED ile olanlardan
ayrıda değiliz!
ALLAH’ım yarattığını ayırmaz!
Her kulu O’nundur
O’ndandır, ER kulu O’nadır!
‘ALLAH!’ diyenin yönünü biz değil ALLAH’ım
tayin eder!
MUHAMMED
ümmeti, geldiği günün değerini bilse,
kendinden
kendini koruyanı görse;
eğriye asla dönmezdi, RESULÜ’nün Adı’nı bir an
silmezdi!
Her gelen PEYGAMBER kendi ümmetini sayar,
sadece o bilgi ile
soyar.
RESULÜ,
SALLALLAHÜ ALEYHİ VESSELEM EFENDİMİZ,
‘FAHRİ ALEM’ oldu.
Kainat için
aldı, kainat için verdi,
kainatta her var olanı ümmeti bildi;
‘Ümmetim!’ Dedi, kainat için DİVAN’a durdu.
YÜCE ALLAH, RESULÜ’ne her
verdiğini kainat için verdi.
Her biriniz bir ağacın altında oturunuz,
SALAVAT getiriniz, o’ndan-RESULÜ’nden- şefaat dileyiniz!
Göreceksiniz
kapılar açılacak, öbek-öbek geçilecek.
Ummak değil bulmak gönlünüzü
hoş edecek.
Taşan dereler önünüzde sükuna erecek,
kopan kayalar
gözünüzde kum tanesi olacak,
düze öyle serilecek
ve sükunette, her ocakta
hayırlar yapılacak.
O gün topluca olalım, sükunette kalalım.
(Hangi gün?) Kement atılan günde.
(Bize ‘O gün’ bildirilecek mi?) EYVALLAH!
Kaynasın kazanlar oynasın kızanlar, ağlasın yozanlar!
Ayağımız tozlu
olsa, sileceğiz geleceğiz,
cümlemiz BİRLİK’te
kalacağız.
RESULÜ’nün Selam’ı ile geldik.
‘Hayır ola’
diyene, “Hayır ALLAH’ta” dedi.
Bizden yardım bekleyene, ALLAH’ım “HAZIR
OLUN!” dedi,
SELAMI’nı iletti!
Ayaktayız asla oturmadık! Cümle ile BİR
olacağız,
‘Kement atılan günde’ gelenlerle birlikte kalacağız.
Şahit olunuz ki, ‘Silenden’ diyene,
‘Gün, kaydolandandır’ dedik,
soğuk suyu geçen günde verdik
.

 Ağacın beklediği, geleni
yokladığı bilinsin,
her seherde nakile cümleniz katılsın.
Söz ÖZ öylece
buluşur.
Katılan her kulu ayrıya düşmediğini bilsin,
ALLAH’ımdan
gelen her sözü kendine mal etsin.
Doğru
verildiği gibidir, sözümüz
bilinene yapıdır;
kendinden kendini aradığın,
aradığını bulduğun
gün, her nefes kapıdır.
Nefesi alacaksın, nefesi bulacaksın, nefesi
duyacaksın.
Geldiğin günde, olduğun halde, gölgeyi silecek,
‘Nefeste CAN var,
nefeste CANAN var!’ diyecek,
her var olan zerrede VAREDEN’in sırrını
okuyacaksın.
İleri
açılan günlerde seçilen olsunlar.

 Ayaktayız. Kurulan tezgahta yerinizi alınız.
‘Kurulan tezgah nedir?’ denildi.
Daha önce verdik: ‘Ayaktayız.’
Aranan
değil beklenen günün geldiğini söyledik.
YEMEN’de oluşan,
cümlenizde buluşan,
aydın gün için gelişen DOST KAPISI açılır,
‘Müjdeler olsun.’ denilir.
"Biz ile bize katılınız, gönül seferine atılınız.
Gelecek gün sizlere, sizlerle cümleye,
hazır olan her kula." dedi,
doğudan
batıya güzelliği RESULÜ müjdeledi.
Hazırlanan tezgah budur. Hazır olunuz.
Her ağaç nakildedir, her konu fikirdedir.

 'Ak deve yolu açar, her kulu sözü seçer.' diyelim,
bilelim
sözü ALİ aldı, DOST adına selama geldi:
Kapılar hepimize, kapılar hepinize açıktır.
Açılacak, koşuya atılan seçilecek.
Ham gelse kaygu değil,
güneşte beklenecek.
Son söz elbet ALLAH’ımdadır, ilk söz gibi.
Doğru
O’ndan gelendir, doğru O’nu bilendir,
‘Sevdim O’nu, O’ndan geleni.’
diyendir.
Çağrı olay değildir, düzendir.
Dayan, gelen O’ndandır.
O
senden, sen O’ndan, yapı ayrıda değil.
‘O senden ne demek?’ dendi.
RESULÜ,
ADINI cümleniz ile BİR’ledi,
‘Alacağım, her kulun ile olsun ALLAH’ım.’
dedi,
her zerresi cümleniz ile kaynaştı.
Öyle oldukta; HAK ile HAKK’ı
bulmuş,
RESULÜ ile HAKK’a kavuşmuş oluruz.
Kapımız ‘O’ yapımız
‘O’.
‘O’ndan maksat nedir?’ denilir. RESULÜ.
Her halka birbirine eklenir.
RESULÜ bağlamazsa, nokta nasıl bulunur?
Her şaka gerçeğe zerre-zerre
yaklaşır.
Her zerre birbiri ile koklaşır, kulu neden acizim diye
bekleşir?
El ele verdiğiniz an, kayguyu sildiğiniz görülür.
‘Beden değişmez.’ diyene,
‘Değişir’ demek yaraşmaz.
Ben benliğimi silersem, az ile
oluşurum;
benliğimi beslersem, çok ile savaşırım.
Dendiği
gibi alalım, RESULÜ’nün Selamı'nı gönüllere yazalım.
Her sözü, noktayı bildirir.
Alalım sevinelim, üç öğüdü ile günlüğümüz dolduralım.
"Saracağın
her yara, kendinde olduğu zannı versin.
Soracağın her soru, kainatı
ilgilendirsin.
Sadece tevazu, edep,
hoşgörü belleğini her zerresi ile
zapt etsin."
Görgü sende olur, bilgi benden gelir.
ALLAH’ımın EMRİ
öyledir.

 Konuk’ denilene geldik, konutta seyrini
bulduk.
Her var olan, konuktur.
Varlığını konutta bulursun,
konuttaki
hizmetin ile kendinden sıyrılır,
-komşuya değil- kapındaki aslına
dönersin.
Her kapı açılacak.
Ne var ki, kendi inşa ettiğin eşikten
geçilecek.
Dilediğiniz eşiğin tezgahını kurduk, cümlemiz ayakta
olduk,
dileyenden hizmete katılanı selamladık.
Aldığım her görev, cümleniz
içindir.
Gel dedik, gör verdik, gerçeği
bildirdik.
Altı yol arasan, altı asır tarasan;
‘O gün’ gelişir, bilenler
çalışır, bilmezse çatışır.
Eşikteyiz çalışalım, hepimiz
BİR’liğe alışalım, çok ile buluşalım.
Hep verdik, HAK olanı
gösterdik.
Dimağ geçeni değil, geleni almayı
diler.
Oysa gerçek, yaşadığın andır, ne gelecek ne geçmiş.
‘Anda
hizmette olayım’ dersen, her zerren kaydını yapar;
andan ana attığın her
adım, bakmayı dilediğin yönü sana açar.
‘Ne yapalım, hangi hizmeti
alalım?’ denilir.
Elbet gelen gün senin hizmetin ile beslenir, sevgin ile
süslenir.
Hizmetini elden ele, dilden dile naklet.
Bayağı gelse bile,
ayağı sürse bile;
her dalı elden bırakma, bildiğin hali aklından
atma.
Dört ER’i yola verdik, ‘Yolda çamur var.’ dedik.
Desinler ki
‘RAHMETTENDİR.’ -yardım dilerse-,
‘Söylenen zahmettendir.’
Altın gümüş elde kalmaz nasip değil
ise,
akan sular yerde durmaz.
Kırk yıl diz üstüne eğilse, yazılıdır kulun
sözü,
söyler her gün ‘yazılanı’ sazı.
Yapı, bilindiği gibi, kapı bulunduğu yerdedir.
Hep BİR olalım, birliği şüphesiz kuralım.
Dikenimiz var ise,
kimseye batmasın diye kendimiz kıralım.
Önce, ‘Bende sana’ diyelim, sonra beni
seni BİR’leyelim.
'Hala diken var' diyor isek,
BİR’liğe katılmış olur muyuz,
kapalı kapıyı açıp benden beni
bulur muyuz?
O gün yakındır yakınlaşalım,
sahip
olduğumuz cevher ile sakinleşelim.
Konuk yapıda yerini alsın,
her
kulu kendine düşen görevi kendisi tayin etsin,
şikayetsiz anını anına
bağlasın,
konutta kaldığı kadar hazır olduğunu her gün
tekrarlasın.
Gökyüzü
yerden alır, her tanede zikrini bulur.
‘ALLAH! ALLAH!’ diyelim, selamda
selameti bulalım.
RAHMETİ sizlerle sizlere dağılır, ZAHMETİ ile
her birinizi eğitir,
bilenin bildiğini öğütür, dileyene
DİLEDİĞİNCE nasip verir ‘AL!’ der. Verenle, ‘Yol senin’
diyenle kuşaktan değil, beşikten bildirir.
‘El SENİN, yer SENİN.
Gelmeyi değil dönmeyi bildir bana, dönüşü buldur bana.
Geldiğim
günde SANA, yaprak gibi dolayım, dalı gibi sarayım.’

 Bayram bizlere gelir, bayramı cümleniz ile
bulur,
DÖRT KİTAP’ın yazdığını, DÖRT KUTUP’ta verir,
beklenen günde
kaygular silinir.
At ile gelen bilir, TOKTAY’a (HAZRETİ İSA)
veren görür.
Saydığımız, her yerde; sevdiğimiz,
her kulda; serdiğimiz,
YUVA’dadır.
‘Gök ilimi’ dediler, her yıldıza sordular, birbiri ile
sardılar.
Ne at buldular, ne ot verdiler, dünyaya öylece döndüler.
Hayal diye
aldığımız, sadece hava ile verdiğimizdir.
Dünyayı biliniz yeter.
Kendinizi bulunuz biter.
Her kulu kendinde ne var ise onu satar.
Elmacı
pamuk
satmaz, çorbacı çarık satmaz.
Satanı sattığı ile bırakın.
Ustası yerini
bilsin, yerinde olana versin.

 Seherde durdum yola, niyetin sordum kula.
Yaprakları
yokladım, çiçekleri kokladım;
Gül dibinde bekledim, bilgime bilgi ekledim.
Azdan verdik, yolu gösterdik.
Demde gelişen,
yorumda sürtüşen,
‘Gerçeğin gölgesinde seyre dalayım.’ diyen;
gölgeye
değil, aslına dönsün.
‘Yandık geçen günde, kor olduk okunan demde.’
deyiniz;
ÖZ’den ÖZ’e nefes ile değil, yumuşak halde kaldığınız
gibi,
RUH ile varlığınıza O’ndan katılanı biliniz.
NUR O’ndan yoğun bağlantı kurabilen
RUHLAR’dır.
Işık aldığın, alarmdır. ‘Yani?’ denilir.
Elbet tehlike
değil, müjdedir; ‘Hazır ol!’ demektir.
Katıldığım her sofrada O’nun ADINA
gelenleri gördüm.
Her kulunun görevi sofraya oturmakla beraber,
her sofrada
RESULÜ’nün edep ve erkanını görmek,
uygulamak, sürdürmekle yükümlü kalır.
Emek
verilen her hizmet, eldeki eşyaya değer kazandırır.
Her sofra,
kulunun ÖZ’ünü ÖZ’üne tanıtır.
ÖZ’ün ÖZ’e nasıl tanınacağı soruldu.
Her
yaratılan, kendinde olan ÖZ’ü bulur
ve kendini bulduğu halde, sende bende
olan ÖZ’ü bilir.
Kendini bilmeyen beni seni de bilmez.
MEVLANA her halinde
yaprağa hizmette oldu.
Kendi köklü ağaç iken, yaprağın yükünü
aldı.
Elbet ağır gelmedi.
Dağılana değil, eğilene
hizmetteyiz.
Kapıyı açan bilir, eşikten geçen bizden geleni bulur.
Asla
konuyu kaybetmedik,
DOST KAPISI’na eski postu sermedik.
Ona de ki: ‘Her kapı
bizden olsa, her alan bizden bilse;
asla söze söz katmazdı, akan suya çamur katmazdı.’
Geçeni değil, geleni bildiğimiz,
gerçeği
HAK ADI’na söylediğimiz günde
‘Göreve başladınız’ derim.
‘Gerçek
nedir?’ denildi.
Gerçek, yorumu kişileri içine almayan konulardır.
Gerçek,
her hali ile kulunu kendi içinden –gömülmeden-
TANRI bilincine götüren
bilgidir.
Senin bilincinde olan gerçek, benim aldığım gibi olmayabilir.
Ne
var ki; senin benim onun bildiğinin yargısına düşersen,
gerçeği
silmiş olursun.
Gerçek, bilinçte tektir, yapıtta çeşit, yorumda
paylaşılır.
Öyle paylaşılır ki, kişilerde ayrı TANRI bilinci
sergilenmiştir.
Kendini, aldığın güç ile koruyacaksın. (Bu güç, eldeki bilgiler mi?) Kendini
elinde olan bilgilerle sınayacaksın.
Kendinde olana kendi adına döneceksin.
Sayfayı sordunuz.
‘Doğdum öleceğim,
ölmeden kendimi bileceğim.
Dayandım ALLAH’ıma, sabır le bulacağım.
Sayfa açık ise, her satırı okuyacağım,
her renk ile yapımı
dokuyacağım.’
Her renk, bağlantının gözdesidir.
‘Nasıl?’ denilir.
Karanlık, kullarına Cehennem adını hatırlatır.
Renklerde, kainatın sırrı saklıdır.
Ne var ki; kulu renklerle her olaya sahip çıkabilir.
Bilmek değil bulmak
gereklidir.
Asla kainata hükmetmek kuluna verilmez.
Layık olan kulu, her rengin
sırrını açık vermez.
Her renk günün gelişine göre kendi frekansını iletir.
Dünde renkten aldığını bu gün bulamazsın.
‘Ben her rengin sırrını
bilirim.’ diyenin yanında durmayın,
yalanına ortak olmayın.
‘ERENLER her rengin
sırrını bilirler mi?’ denilir.
ERENLER, günlük olayların ve renklerin sırrını,
günde dokuyabilirler; ‘Yeniye dönünüz.’ dediğimiz budur.
Kainatta her günün
yorumu açıktır.
Kuluna verilen,
her sergide okunan değil tek kanaldan
sunulandır.
Sorulan, Dört Kutuptan dağıtılır,
kulları aldıkları ile eğitilir.
(Bak: 10-11
Mart 1981 tebliği)
Gösteriye değil, oluşunuza
uygulayın.
Ağaç altındaki tefekkür, elbet bilincinizi geliştirir.
Her
rengin günün olayına göre frekansını değiştirdiğini söyledik.
Sadece yeşil aynı frekansta oluşur,
asla şaşmayan düzenli
bir vergi halindedir.
(Onun için mi
yaprakların rengi yeşildir?) EYVALLAH!
Değişmeyen
frekans, asla şaşkınlığa götürmez.
Okuduk gerçekleri, dokuduk gerçekleri, sattık
savurduk gerçekleri. Öğrendik ki; biz değil, gerçek bizi okudu,
gerçek bizi dokudu.
Amma, gerçek bizi ne sattı ne savurdu,
sadece olumsuz
gelişen fikirleri kavurdu.
ÖZ’ünde O var, sözünde O olsun;
gözünde O var,
gönlüne O dolsun.
Sorulan şöyledir: Biz, bileniz, bilene
veririz;
biz göreniz, gören ile oluruz; biz seveni biliriz, bilen ile kalırız.
‘Görmiyen, bilmiyen, sevmiyen kullar ne yapsın?’
denilir.
Verginiz odur ki; sevmeyene sevgiyi götürmek,
bilmeyenle bilgini
paylaşmak. ‘Olmuyor!’ demeyin.
Gerçek, er geç oluşur, her DOST, DOST
KAPISI’nda buluşur.
‘Dört ER’e niyazdayım yerden göğe.’
dediğimiz odur.
Hizmet her an gereklidir.
ADI’na ANDI’na güvenildi ise,
elbet imdadına da gelinir.
Bazı silinir, bazı bölünür. Gerçeği bulduran,
aynadır.
Seden aynaya bakarsan, yayına iştirak etmiş olursun.
(Seden ayna ne demek acaba?) Sorumsuz
kaldığın hal.
Sorumsuz; oyunu kullanmamak,
kimseden kimseyi ayırmamak
demektir.
YAZILAN her kulunun kaderidir.
Ararsan
değiştirebilir misin, asla.
Karar YÜCE’nindir, yarar kulunun, zarar
asla konu değildir.
Gördüğün güzele bakmak elindedir, görmek
değil;
aldığın elindedir, sermek değil;
sevdiğin gönlündedir,
çıkarmak değil.
(İdrak da
değil o zaman?)
Akıl beslenirse gönül süslenir.
‘Yol
götürür.’ diyen, HAKK’a yönelirse, dolanmaz.
Aşılan sadece bilginin
takıldığı dikenlerdir.
Kapalı olmayan her perde, sadece görene yerini
bildirir.
‘Söylenilen, tehdit mi?’ denildi. Değil.
‘Gözü yaşlı olsun,
yeri dar gelsin.’ demeyin;
çünkü alış verişin erkanı mekanı olmaz.
Gök
kubbe her yapılanı alır, asla silmez;
sana hoş gelmese bile, alay edip
gülmez,
buğday tanesi verdi diye yermez.
Az olsun, ÖZ gelsin. Yeter ki
kulu aldığını versin.
‘Düzde aldık yüzde bulduk, ÖZ’den vereceğiz.’
deyiniz,
Dört ER bir olunuz; birlikte hizmet, körlüğü siler.
Daha önce dedik, ‘Her renk, günün olayına göre
frekanstadır.
Sadece yeşil, tüm bitki aldığın sesi tekrarlar,
değişmez.’
(s’ye: ‘Tebliğ
bitince bu ‘om’ sesini açıklayın da anlayalım.’
t: ‘En iyisi onlar açıklasın.’)
Çiçeğin değil, yaprağın sesidir.
Nasıl ki senin kalbinden gelen
ses vardır,
sana gelen de, tüm bitkinin can sesidir.
Bitkinin sesini alan
sensin.
Alışın, gerçektir ve açıktır. (Akımla mı ilgili?) EYVALLAH!
(Bana bir çalışma şekli önerebilir misiniz?)
Onun
için, devamlı yeşil renk ile buluşmayı dene ki,
oluşan atmosferi
yönetme kabiliyetine kavuşasın.
Sudan alana diyelim. (s mi?) Değil. (h: kim acaba?) Sen.
Dere önünde taştı, dizde boyumu
aştı dersin.
Olduğu gibi kalsın, verilen elma seni sana buldursun.
(Elma sembol mü, yoksa bildiğimiz elma mı?)
Elbet sembol, meyve değil. (Bu sembolden
murat nedir?)
Elma: el-ma ‘Gür akan
çeşme olsam,
her kulunda aynı hali görsem.’ dersin,
her yıldıza sorarsın,
‘Nerden geldin, nereye verdin?’ diye.
Her yıldız senden alır, sendeki, sana
kalır.
Gölde balık avlama, gönlün daralır.
Kapına kilit vurma, ömrün gerilir.
Kement olaya atılsa da, çözüm gine sendedir.
Açık ol, geçit ver.
Seçen
seçilen, yapıya alışanı değil, ulaşanı bulur.
‘Alışan
nedir, ulaşan kimdir?’ denildi.
Alışmak, tek fikir yerine iki ayrı
fikri eleştirmektir;
ulaşmak, her zorluğu aşıp gerçek uyuma
kavuşmaktır.
Ayağına değil, ÖZ’üne söz geçir.
Koz sende ise
kavgayı bitir, düz yerde otur.
Gelen, gideni açık bilir her kulunda.

|