Ali

5
'Yoğun çalışma.' dedik, daha önce verdik, konuya öyle girdik.
Gelişin artı veya eksiye denk değildir. Kundak, O’nu senden açar. Kainatın oluşu; O’nu senden seçer, O’nu senin ile geçer.
O seni bilir, O senden seni görür.
Senin senden sıyrılmana, kabından ayrılmana niyetin,
gününde seyirden çıkar.
Ak ile kara, gördüğün değil bildiğin ise,
‘Zerreler hizmete hazırdır’ deriz.
Binlerden, milyonlardan, milyarlardan beklediğin hizmet;
senin niyetin ile yeri siler, sonsuzda her gelen bilgiyi böler.
BİR olan, zerrelerde kendinden doğandır.
Her zerrende tekliği buldu isen, her zerren ile tekliğe talip oldu isen, kainat sana tepsi olur.
(Yani ikram eder, değil mi?) EYVALLAH!
Kor isen küllenmede hayır bulursun; yer isen, SEVGİLİ’ye dönersin. Alacağın bileceğin, her niyazda birbirine katılacağın görülür.
 ‘Birbirine katılmak nedir?’ denildi.
Her niyazda, uyuyan zerreler, uyanana katılır.
(RUH’un zerreleri değil mi?) EYVALLAH!
RUH’un zerreleri; bedendeki her zerreyi döllendirir,
bildiğince yollandırır, yandığınca küllendirir.
(İnşallah, tekliğe talip olmadayız, değil mi?) EYVALLAH!
Ali

22
Atı aldım ERLER’e, kumu serdim yerlere.
Ayak-ayak gelenler, ‘Ayak.’ deyip gülenler bilsinler ki,
her adım ödevdendir, her yudum kaderdendir.
‘Almaktan bıktım.’ diyen, vermeye yönelsin, desin ki:
‘Bir satır ekten, bir satır HAK’tan.’
Kendine geldiği halde sözünü tutacak, diyecek ki:
‘Ben benimle kalmadım, ben SEN’den başka ile olmadım,
SEN’den aldığımdan asla bıkmadım. Doldum boşalacağım,
amma asla kaynağın başından ayrı kalmayacağım.’
Selam olsun, selamet bulsun, kaydını gözden geçirsin.
‘YA ALLAH.’ dedik, RESULÜ’nden selamını getirdik.
Kapılar açıldığı, eşikten geçildiği günde, dönen asla olamaz.
(Kapının açıldığını nasıl anlayacağız?) Gölgenin silindiğinden.
Gönlünde hiçbir gölge, şüphe, korku, kaygu kalmadığı an,
‘Kapılar açıktır, geç.’ deriz. Tek adım yeterlidir.
(Yanlış vermekten korkuyoruz, ne dersiniz?)
ALLAH’ım O’ndan vereni hataya düşürmez.

Gerçek ayak olmaz, gerçek hayalde kalmaz,
gerçek kovalarsan tutulmaz. Gerçeği kendinde gör.
Yaşamak, yaşatmaktan önemlidir. Seven yaşar, yaşayan sevilir. YUNUS’u örnek verelim, MEVLANA ile söze girelim.
YUNUS MEVLANA yaşar, çünkü sevendir.
‘Yaşayan sevilir.’ dedik. YUNUS MEVLANA, sevilendir.
Cümleniz seven olunuz ki, sevilen kalasınız.

Ali

5 şubat
YAZI’ya uyalım, YAZAN’ı duyalım!
‘Yoğun geldi, gücü sildi.’ derlerse;
ALLAH’ım verdiği yere gücü ile katılır, adım öyle atılır.
Her ağaç diğer ağaca mesajını iletir!
Ağacın çokluğu onun için güzeldir.

(Ağaç altı tefekkürü, cümle kulları için geçerlidir değil mi?)

Gözüm açık sözüm seçik.
Her biriniz ağaç altında oturup tefekkür ediniz.
Göreceksiniz, sevginizi birbirinize ileteceksiniz.
Her ağaç iletişim noktasında birbirine bağlıdır ve yayıcıdır.
Direkliden aldığınız gibi.

(Direkli nedir? Bir can ekler ‘Telefon telgraf direkleri gibi.’)

EYVALLAH!
(Gönülden konuşmak mı oluyor?)
Koyun kuzu yerden alır yerden verir, daldan dala iletir.
Aydın olun, verileni açık bulun.
‘Ayağım götürmez.’ demeyin, vakitten sakınmayın!
Yerden göğe ileteceğiniz yeri gösterdik!
Yol dilendiğince, kul sevildiğince bulsun.
Selam sizlerde kalsın, her ağaç YEMEN’e selamlarınızı iletsin!

Ali

26
Her ata binemezsin, düz yoldan dönemezsin,
‘AŞK’a düştüm!’ demeden yanamazsın.
Alacağız vereceğiz, ağaç altında duranı göreceğiz,
her dilenen ağaca postunu sereceğiz.
‘Kimin?’ demeyin, dilenen yerde dileyenle olacağız.
‘Çağrı mı?’ denilir. Uykuya artık yer yok!
Ağaç kendini besler, kendinden dileyen her var olanı da.
Az demeden, düşünceyi kesmeden, yer alıp yettirelim,
bildiğimiz her konuyu yeniden gözden geçirelim.
‘Çok aldık, az bildik’ diyeceğiz,
yardım aldığımızı oradan öğreneceğiz.

Ali

5 mart
Dağdaki ateş benden,
yoldaki heves senden, ya BİR’lik kimden?
Dört duvar örüldüyse BİR’liğe kapıdır,
çatısı örtüldü ise, cümleye yapıdır.

Damdan dama gitmesen, yoldan yolu bulmasan;
gönülden anılmazsın, YEMEN’den çağrılmazsın.
Her olay bağlanandır, her düzen gözlenendir,
gelene gidene söylenendir.
Almak, vermeye mecbur kılar,
vermezsen yeniden alamazsın, dönmeden olamazsın.
‘Dönmek nedir?’ denildi. Yeniden devir.
Selamını getirdik, diz üstüne oturduk, her sohbete katıldık.
Olan olmayandan sorumludur,
olmayan bilgisinden zorunludur.
Ali

9
Her zerreyi sayarsan, her giyindiğini soyarsan,
BİLİMİ’ne denk olursun, kendinden kendini silersin.
ÖZ O’dur, söz O’ndan.
Her kalfa ustasını taklit etse, dağılan toplanır!

‘Ayağım dalda, gönlüm Gül’de,
yolum halde’ dedik, güne kadar geldik.
Çiçek çiçekten alır, böcek böceği bilir, insan insanı bulur.
Bulduğu zaman kullukta olur.
Kulu isem köleyi bilmem, kulluğu asla vergiden almam,
ÖZ’ü bilirsem kayguya düşmem.

Geldiğimiz, güne kadar verdiğimiz, her kulunda gördüğümüzdür; sevindiğimiz, ER kulunda ördüğümüzdür.
ALLAH’ım RAZI olsun, ER kuluna her an hizmetimiz kalsın.
Sayacağız, aşacağız, el ele verdik, aştığımıza şaşacağız.
Elbet dileğiniz üzere.
Aşanlarla beraber olacağız, bırakmayacağız!
‘ALLAH, MUHAMMED’ diyenlerden ayrı günü seçmeyeceğiz!
‘ALLAH!’ diyen cümle kullarına,
MUHAMMED ile olanlardan ayrıda değiliz!
ALLAH’ım yarattığını ayırmaz!
Her kulu O’nundur O’ndandır, ER kulu O’nadır!
‘ALLAH!’ diyenin yönünü biz değil ALLAH’ım tayin eder!
MUHAMMED ümmeti, geldiği günün değerini bilse,
kendinden kendini koruyanı görse;
eğriye asla dönmezdi, RESULÜ’nün Adı’nı bir an silmezdi!
Her gelen PEYGAMBER kendi ümmetini sayar,
sadece o bilgi ile soyar.
RESULÜ, SALLALLAHÜ ALEYHİ VESSELEM EFENDİMİZ,
‘FAHRİ ALEM’ oldu.
Kainat için aldı, kainat için verdi,
kainatta her var olanı ümmeti bildi;
‘Ümmetim!’ Dedi, kainat için DİVAN’a durdu.
YÜCE ALLAH, RESULÜ’ne her verdiğini kainat için verdi.
Her biriniz bir ağacın altında oturunuz, SALAVAT getiriniz, o’ndan-RESULÜ’nden- şefaat dileyiniz!
Göreceksiniz kapılar açılacak, öbek-öbek geçilecek.
Ummak değil bulmak gönlünüzü hoş edecek.
Taşan dereler önünüzde sükuna erecek,
kopan kayalar gözünüzde kum tanesi olacak,
düze öyle serilecek
ve sükunette, her ocakta hayırlar yapılacak.
O gün topluca olalım, sükunette kalalım.
(Hangi gün?) Kement atılan günde.
(Bize ‘O gün’ bildirilecek mi?) EYVALLAH!
Kaynasın kazanlar oynasın kızanlar, ağlasın yozanlar!
Ayağımız tozlu olsa, sileceğiz geleceğiz,
cümlemiz BİRLİK’te kalacağız.
RESULÜ’nün Selam’ı ile geldik.
‘Hayır ola’ diyene, “Hayır ALLAH’ta” dedi.
Bizden yardım bekleyene, ALLAH’ım “HAZIR OLUN!” dedi,
SELAMI’nı iletti!
Ayaktayız asla oturmadık! Cümle ile BİR olacağız,
‘Kement atılan günde’ gelenlerle birlikte kalacağız.
Şahit olunuz ki, ‘Silenden’ diyene,
‘Gün, kaydolandandır’ dedik,
soğuk suyu geçen günde verdik
.
Ali

19
Ağacın beklediği, geleni yokladığı bilinsin,
her seherde nakile cümleniz katılsın.
Söz ÖZ öylece buluşur.
Katılan her kulu ayrıya düşmediğini bilsin,
ALLAH’ımdan gelen her sözü kendine mal etsin.
Doğru verildiği gibidir, sözümüz bilinene yapıdır;
kendinden kendini aradığın,
aradığını bulduğun gün, her nefes kapıdır.
Nefesi alacaksın, nefesi bulacaksın, nefesi duyacaksın.
Geldiğin günde, olduğun halde, gölgeyi silecek,
‘Nefeste CAN var, nefeste CANAN var!’ diyecek,
her var olan zerrede VAREDEN’in sırrını okuyacaksın.
İleri açılan günlerde seçilen olsunlar.

Ali

26
Ayaktayız. Kurulan tezgahta yerinizi alınız.
‘Kurulan tezgah nedir?’ denildi.
Daha önce verdik: ‘Ayaktayız.’
Aranan değil beklenen günün geldiğini söyledik.
YEMEN’de oluşan, cümlenizde buluşan,
aydın gün için gelişen DOST KAPISI açılır,
‘Müjdeler olsun.’ denilir
.
"Biz ile bize katılınız, gönül seferine atılınız.
Gelecek gün sizlere, sizlerle cümleye,
hazır olan her kula." dedi,
doğudan batıya güzelliği RESULÜ müjdeledi.
Hazırlanan tezgah budur. Hazır olunuz.
Her ağaç nakildedir, her konu fikirdedir.

Ali

2 nisan-1
'Ak deve yolu açar, her kulu sözü seçer.' diyelim,
bilelim sözü ALİ aldı, DOST adına selama geldi:
Kapılar hepimize, kapılar hepinize açıktır.
Açılacak, koşuya atılan seçilecek.
Ham gelse kaygu değil, güneşte beklenecek.
Son söz elbet ALLAH’ımdadır, ilk söz gibi.
Doğru O’ndan gelendir, doğru O’nu bilendir,
‘Sevdim O’nu, O’ndan geleni.’ diyendir.
Çağrı olay değildir, düzendir.
Dayan, gelen O’ndandır.
O senden, sen O’ndan, yapı ayrıda değil.
‘O senden ne demek?’ dendi.
RESULÜ, ADINI cümleniz ile BİR’ledi,
‘Alacağım, her kulun ile olsun ALLAH’ım.’ dedi,
her zerresi cümleniz ile kaynaştı.
Öyle oldukta; HAK ile HAKK’ı bulmuş,
RESULÜ ile HAKK’a kavuşmuş oluruz.
Kapımız ‘O’ yapımız ‘O’.
‘O’ndan maksat nedir?’ denilir. RESULÜ.
Her halka birbirine eklenir.
RESULÜ bağlamazsa, nokta nasıl bulunur?
Her şaka gerçeğe zerre-zerre yaklaşır.
Her zerre birbiri ile koklaşır, kulu neden acizim diye bekleşir?
El ele verdiğiniz an, kayguyu sildiğiniz görülür.

‘Beden değişmez.’ diyene, ‘Değişir’ demek yaraşmaz.
Ben benliğimi silersem, az ile oluşurum;
benliğimi beslersem, çok ile savaşırım.
Dendiği gibi alalım, RESULÜ’nün Selamı'nı gönüllere yazalım.
Her sözü, noktayı bildirir.
Alalım sevinelim, üç öğüdü ile günlüğümüz dolduralım.
"Saracağın her yara, kendinde olduğu zannı versin.
Soracağın her soru, kainatı ilgilendirsin.
Sadece tevazu, edep,
hoşgörü belleğini her zerresi ile zapt etsin."
Görgü sende olur, bilgi benden gelir.
ALLAH’ımın EMRİ öyledir.

Ali

9-1
Konuk’ denilene geldik, konutta seyrini bulduk.
Her var olan, konuktur.
Varlığını konutta bulursun,
konuttaki hizmetin ile kendinden sıyrılır,
-komşuya değil- kapındaki aslına dönersin.
Her kapı açılacak.
Ne var ki, kendi inşa ettiğin eşikten geçilecek.
Dilediğiniz eşiğin tezgahını kurduk, cümlemiz ayakta olduk,
dileyenden hizmete katılanı selamladık.
Aldığım her görev, cümleniz içindir.
Gel dedik, gör verdik, gerçeği bildirdik.
Altı yol arasan, altı asır tarasan;
‘O gün’ gelişir, bilenler çalışır, bilmezse çatışır.
Eşikteyiz çalışalım, hepimiz BİR’liğe alışalım, çok ile buluşalım.
Hep verdik, HAK olanı gösterdik.
Dimağ geçeni değil, geleni almayı diler.
Oysa gerçek, yaşadığın andır, ne gelecek ne geçmiş.
‘Anda hizmette olayım’ dersen, her zerren kaydını yapar;
andan ana attığın her adım, bakmayı dilediğin yönü sana açar.
‘Ne yapalım, hangi hizmeti alalım?’ denilir.
Elbet gelen gün senin hizmetin ile beslenir, sevgin ile süslenir.
Hizmetini elden ele, dilden dile naklet.
Bayağı gelse bile, ayağı sürse bile;
her dalı elden bırakma, bildiğin hali aklından atma.
Dört ER’i yola verdik, ‘Yolda çamur var.’ dedik.
Desinler ki ‘RAHMETTENDİR.’ -yardım dilerse-,
‘Söylenen zahmettendir.’

Altın gümüş elde kalmaz nasip değil ise,
akan sular yerde durmaz.
Kırk yıl diz üstüne eğilse, yazılıdır kulun sözü,
söyler her gün ‘yazılanı’ sazı.
Yapı, bilindiği gibi, kapı bulunduğu yerdedir.
Hep BİR olalım, birliği şüphesiz kuralım.
Dikenimiz var ise, kimseye batmasın diye kendimiz kıralım.
Önce, ‘Bende sana’ diyelim, sonra beni seni BİR’leyelim.
'Hala diken var' diyor isek, BİR’liğe katılmış olur muyuz,
kapalı kapıyı açıp benden beni bulur muyuz?
O gün yakındır yakınlaşalım,
sahip olduğumuz cevher ile sakinleşelim.
Konuk yapıda yerini alsın,
her kulu kendine düşen görevi kendisi tayin etsin,
şikayetsiz anını anına bağlasın,
konutta kaldığı kadar hazır olduğunu her gün tekrarlasın.
Gökyüzü yerden alır, her tanede zikrini bulur.
‘ALLAH! ALLAH!’ diyelim, selamda selameti bulalım.
RAHMETİ sizlerle sizlere dağılır, ZAHMETİ ile her birinizi eğitir,
bilenin bildiğini öğütür, dileyene DİLEDİĞİNCE nasip verir ‘AL!’ der. Verenle, ‘Yol senin’ diyenle kuşaktan değil, beşikten bildirir.
‘El SENİN, yer SENİN.
Gelmeyi değil dönmeyi bildir bana, dönüşü buldur bana.
Geldiğim günde SANA, yaprak gibi dolayım, dalı gibi sarayım.’

Ali

16
Bayram bizlere gelir, bayramı cümleniz ile bulur,
DÖRT KİTAP’ın yazdığını, DÖRT KUTUP’ta verir,
beklenen günde kaygular silinir.
At ile gelen bilir, TOKTAY’a (HAZRETİ İSA) veren görür.
Saydığımız, her yerde; sevdiğimiz,
her kulda; serdiğimiz, YUVA’dadır.
‘Gök ilimi’ dediler, her yıldıza sordular, birbiri ile sardılar.
Ne at buldular, ne ot verdiler, dünyaya öylece döndüler.
Hayal diye aldığımız, sadece hava ile verdiğimizdir.
Dünyayı biliniz yeter. Kendinizi bulunuz biter.
Her kulu kendinde ne var ise onu satar.
Elmacı pamuk satmaz, çorbacı çarık satmaz.
Satanı sattığı ile bırakın.
Ustası yerini bilsin, yerinde olana versin.
Ali

21
Seherde durdum yola, niyetin sordum kula.
Yaprakları yokladım, çiçekleri kokladım;
Gül dibinde bekledim, bilgime bilgi ekledim.
Azdan verdik, yolu gösterdik.
Demde gelişen, yorumda sürtüşen,
‘Gerçeğin gölgesinde seyre dalayım.’ diyen;
gölgeye değil, aslına dönsün.
‘Yandık geçen günde, kor olduk okunan demde.’ deyiniz;
ÖZ’den ÖZ’e nefes ile değil, yumuşak halde kaldığınız gibi,
RUH ile varlığınıza O’ndan katılanı biliniz.
NUR O’ndan yoğun bağlantı kurabilen RUHLAR’dır.
Işık aldığın, alarmdır. ‘Yani?’ denilir.
Elbet tehlike değil, müjdedir; ‘Hazır ol!’ demektir.
Katıldığım her sofrada O’nun ADINA gelenleri gördüm.
Her kulunun görevi sofraya oturmakla beraber,
her sofrada RESULÜ’nün edep ve erkanını görmek,
uygulamak, sürdürmekle yükümlü kalır.
Emek verilen her hizmet, eldeki eşyaya değer kazandırır.
Her sofra, kulunun ÖZ’ünü ÖZ’üne tanıtır.
ÖZ’ün ÖZ’e nasıl tanınacağı soruldu.
Her yaratılan, kendinde olan ÖZ’ü bulur
ve kendini bulduğu halde, sende bende olan ÖZ’ü bilir.
Kendini bilmeyen beni seni de bilmez.
MEVLANA her halinde yaprağa hizmette oldu.
Kendi köklü ağaç iken, yaprağın yükünü aldı.
Elbet ağır gelmedi.
Dağılana değil, eğilene hizmetteyiz.
Kapıyı açan bilir, eşikten geçen bizden geleni bulur.
Asla konuyu kaybetmedik,
DOST KAPISI’na eski postu sermedik.
Ona de ki: ‘Her kapı bizden olsa, her alan bizden bilse;
asla söze söz katmazdı, akan suya çamur katmazdı.’
Geçeni değil, geleni bildiğimiz,
gerçeği HAK ADI’na söylediğimiz günde
‘Göreve başladınız’ derim.
‘Gerçek nedir?’ denildi.
Gerçek, yorumu kişileri içine almayan konulardır.
Gerçek, her hali ile kulunu kendi içinden –gömülmeden-
TANRI bilincine götüren bilgidir.
Senin bilincinde olan gerçek, benim aldığım gibi olmayabilir.
Ne var ki; senin benim onun bildiğinin yargısına düşersen,
gerçeği silmiş olursun.
Gerçek, bilinçte tektir, yapıtta çeşit, yorumda paylaşılır.
Öyle paylaşılır ki, kişilerde ayrı TANRI bilinci sergilenmiştir.
Kendini, aldığın güç ile koruyacaksın. (Bu güç, eldeki bilgiler mi?) Kendini elinde olan bilgilerle sınayacaksın.
Kendinde olana kendi adına döneceksin.
Sayfayı sordunuz.
‘Doğdum öleceğim, ölmeden kendimi bileceğim.
Dayandım ALLAH’ıma, sabır le bulacağım.
 Sayfa açık ise, her satırı okuyacağım,
her renk ile yapımı dokuyacağım.’
Her renk, bağlantının gözdesidir.
‘Nasıl?’ denilir.
Karanlık, kullarına Cehennem adını hatırlatır.
Renklerde, kainatın sırrı saklıdır.
Ne var ki; kulu renklerle her olaya sahip çıkabilir.
Bilmek değil bulmak gereklidir.
Asla kainata hükmetmek kuluna verilmez.
Layık olan kulu, her rengin sırrını açık vermez.
Her renk günün gelişine göre kendi frekansını iletir.
Dünde renkten aldığını bu gün bulamazsın.
‘Ben her rengin sırrını bilirim.’ diyenin yanında durmayın,
yalanına ortak olmayın.
‘ERENLER her rengin sırrını bilirler mi?’ denilir.
ERENLER, günlük olayların ve renklerin sırrını,
günde dokuyabilirler; ‘Yeniye dönünüz.’ dediğimiz budur.
Kainatta her günün yorumu açıktır.
Kuluna verilen,
her sergide okunan değil tek kanaldan sunulandır.
Sorulan, Dört Kutuptan dağıtılır, kulları aldıkları ile eğitilir.
(Bak: 10-11 Mart 1981 tebliği)
Gösteriye değil, oluşunuza uygulayın.
Ağaç altındaki tefekkür, elbet bilincinizi geliştirir.
Her rengin günün olayına göre frekansını değiştirdiğini söyledik.
Sadece yeşil aynı frekansta oluşur,
asla şaşmayan düzenli bir vergi halindedir.

(Onun için mi yaprakların rengi yeşildir?)
EYVALLAH!
Değişmeyen frekans, asla şaşkınlığa götürmez.

Okuduk gerçekleri, dokuduk gerçekleri, sattık savurduk gerçekleri. Öğrendik ki; biz değil, gerçek bizi okudu, gerçek bizi dokudu.
Amma, gerçek bizi ne sattı ne savurdu,
sadece olumsuz gelişen fikirleri kavurdu.
ÖZ’ünde O var, sözünde O olsun;
gözünde O var, gönlüne O dolsun.
Sorulan şöyledir: Biz, bileniz, bilene veririz;
biz göreniz, gören ile oluruz; biz seveni biliriz, bilen ile kalırız.
‘Görmiyen, bilmiyen, sevmiyen kullar ne yapsın?’ denilir.
Verginiz odur ki; sevmeyene sevgiyi götürmek,
bilmeyenle bilgini paylaşmak. ‘Olmuyor!’ demeyin.
Gerçek, er geç oluşur, her DOST, DOST KAPISI’nda buluşur.
‘Dört ER’e niyazdayım yerden göğe.’ dediğimiz odur.
Hizmet her an gereklidir.
 ADI’na ANDI’na güvenildi ise, elbet imdadına da gelinir.
Bazı silinir, bazı bölünür. Gerçeği bulduran, aynadır.
Seden aynaya bakarsan, yayına iştirak etmiş olursun.
(Seden ayna ne demek acaba?) Sorumsuz kaldığın hal.
Sorumsuz; oyunu kullanmamak,
kimseden kimseyi ayırmamak demektir.
YAZILAN her kulunun kaderidir.
Ararsan değiştirebilir misin, asla.
Karar YÜCE’nindir, yarar kulunun, zarar asla konu değildir.
Gördüğün güzele bakmak elindedir, görmek değil;
aldığın elindedir, sermek değil;
sevdiğin gönlündedir, çıkarmak değil.

(İdrak da değil o zaman?)

Akıl beslenirse gönül süslenir.
‘Yol götürür.’ diyen, HAKK’a yönelirse, dolanmaz.
Aşılan sadece bilginin takıldığı dikenlerdir.
Kapalı olmayan her perde, sadece görene yerini bildirir.
‘Söylenilen, tehdit mi?’ denildi. Değil.
‘Gözü yaşlı olsun, yeri dar gelsin.’ demeyin;
çünkü alış verişin erkanı mekanı olmaz.
Gök kubbe her yapılanı alır, asla silmez;
sana hoş gelmese bile, alay edip gülmez,
buğday tanesi verdi diye yermez.
Az olsun, ÖZ gelsin. Yeter ki kulu aldığını versin.
‘Düzde aldık yüzde bulduk, ÖZ’den vereceğiz.’ deyiniz,
Dört ER bir olunuz; birlikte hizmet, körlüğü siler.
 Daha önce dedik, ‘Her renk, günün olayına göre frekanstadır.
Sadece yeşil, tüm bitki aldığın sesi tekrarlar, değişmez.’
(s’ye: ‘Tebliğ bitince bu ‘om’ sesini açıklayın da anlayalım.’
t: ‘En iyisi onlar açıklasın.’)
Çiçeğin değil, yaprağın sesidir.
Nasıl ki senin kalbinden gelen ses vardır,
sana gelen de, tüm bitkinin can sesidir.
Bitkinin sesini alan sensin.
Alışın, gerçektir ve açıktır. (Akımla mı ilgili?) EYVALLAH!
(Bana bir çalışma şekli önerebilir misiniz?)

Onun için, devamlı yeşil renk ile buluşmayı dene ki,
oluşan atmosferi yönetme kabiliyetine kavuşasın.
Sudan alana diyelim. (s mi?) Değil. (h: kim acaba?) Sen.
Dere önünde taştı, dizde boyumu aştı dersin.
Olduğu gibi kalsın, verilen elma seni sana buldursun.

(Elma sembol mü, yoksa bildiğimiz elma mı?)

Elbet sembol, meyve değil.
(Bu sembolden murat nedir?)
Elma: el-ma ‘Gür akan çeşme olsam,
her kulunda aynı hali görsem.’ dersin,
her yıldıza sorarsın, ‘Nerden geldin, nereye verdin?’ diye.
Her yıldız senden alır, sendeki, sana kalır.
Gölde balık avlama, gönlün daralır.
Kapına kilit vurma, ömrün gerilir.
Kement olaya atılsa da, çözüm gine sendedir.
Açık ol, geçit ver.
Seçen seçilen, yapıya alışanı değil, ulaşanı bulur.
‘Alışan nedir, ulaşan kimdir?’ denildi.
Alışmak, tek fikir yerine iki ayrı fikri eleştirmektir;
ulaşmak, her zorluğu aşıp gerçek uyuma kavuşmaktır.
Ayağına değil, ÖZ’üne söz geçir.
Koz sende ise kavgayı bitir, düz yerde otur.
Gelen, gideni açık bilir her kulunda.

Ali