Ali

23
Meyli olmayan su akmaz, akan suyun durduğu görülmez.
   Suyun başında olanlar, HAK ADI’na görev alanlar,
   kendilerine dönsünler.
Her görevli, kendinden kendine hizmete niyet kursun.
   Kendinden kendine hizmet, HAK’tan halka olandır.

  Elde marifet: Hizmet!
Belde tarikat: Edep!
Dilde hakikat: HAK!
olmadıkça,
sen kendini bulamazsın,
Yalandan sıyrılamazsın.
Ali

2 temmuz
Hayır olan gecede umduğumuz gürlük vardır,
her anan kulun gönlü kordur.
Kor olduk kör kalmadık, YAR dedik asla yalnız olmadık.
Her zerreden aldık, her zerreye verdik.
Gelene gülene ‘Selam!’ dedik.
Gün geldi, güne eklendi, her yönde selam beklendi.
Hoş andık hoşnut olduk, sözü RESULÜ’nden bildik.
Günden aldık cümleye selamını ilettik.
Dedi ki: "Gecenin her anı hayırdır
hayır verecektir, geçeni silecektir.
Bilelim O’nu, bilelim O’ndan geleni,
bilelim O’nun ile O’na gideni.
Selam cümleye, selam cümleden." dedi,
Şefaati’ne sığınan her kulu selamladı.
Her zerre sayıya düşmeden O’nu bilendir.
Her zerre O’nu bildikte BİR’liği bulandır.
Ali

28
Gayrıyı sildik, gerçeği O’nda gördük.
O var eden, O yar eden.
O’ndan gelene DOST diyelim!
DOST’u her zerreye mal edelim.
RESULÜ’nü bilelim! Bildiğimizi hal edelim!
‘Kalmaz elde, durmaz yolda’ diyene de ki:
‘O GÖREN’dir, O VEREN’dir, O layık olana gösterendir’
‘Selam! Selam! Selam!’ diye geldik, Selamı'nı ilettik.
"Can adına CANAN’ı ansınlar,
AŞK oduna yansınlar, şarabına kansınlar.
Yerden gökten aldıklarına ‘Şükür ALLAH’ım’ desinler" dedi,
cümlenize şefaatçi olduğunu,
halde uyanı bulduğunu bildirmenizi dilediler.
‘Selam! Selam! Selam!’
Adı’na geldik, Adı ile verdik.
RESULÜ ile demde oluşanı gösterdik.
Katıyı sileceğiz, kötüyü seveceğiz, güzeli öyle göreceğiz.
(Efendim, ‘Layık olana gösterilecek’ olan nedir?)
Günün güzelliğinde, ömrün özelliği vardır.
Ölçü yüzyıl verildi; cümlemiz ayağa kaldırıldı.
O’ndan O’na çember çizildi.
Dilenmeyen her olay çözüldü.
Dağılan bulutlar misali.
Yerli yersiz yağacak, güneşe meydan açacak.
Yağan her damla RAHMET’tir.
Sel gibi gelse de zahmete vursa da!
Atmayan damar kanı devretmez,
dağılsa da muhabbet kuluna cevretmez.
Gönülde bulduk O’nu, kainatta gördük O’nu.
‘Nerden?’ ‘Nasıl?’ demeden.
Yerden aldığın otta,
O’nun ADI’nı vermeden aradığını bulamazsın

Ali

18
El elde, HAK dilde, kul yolda oldukça kaygu elbet silinir.
'Gel' dedik cümlenize, gedik açtık gelmenize.
'Kapı sende.' diyene: Her kulun gönlündedir.
'HAY!' dedik geldik size, ALLAH ADI'yla başladık söze.
'Dur!' diyene de ki: Durana değil, gidene ayak atarız;
toprağı almak değil, dileyene satarız;
para ile pul ile değil, yolun gittiğine bakarız.
Her kulu açık  olsun, açtığı gibi kalsın;
düz ovaya değil, suyun gidişine katsın.
'Görev' dedik söz ettik, tohumu toprağa kattık.
Geldik biçeceğiz, taneleri seçeceğiz.
MEVLANA değil elbet HAK'tan gelecek;
sözü HAK'tan verdim, cümlesi gülecek.
'Gerçek nerde?' diyene:
'Gölgeni Güneş'ten değil, ateşten sakla.' derim.

Ali

27
Söz aldık gözde kaldık, 'ALİ' diye anıldık.
Sohbetimiz açık oldu, Dört ER YUVA'nın temeline katıldı.
Gidenin değil, gelenin sözü edildi.
Dört ER'den h. 'Aldığını genç nesilde vermeye çalış.' denirse de; ayırmadan, her halde olana, dört duvarın ötesinde dahi ver.
Gelecek sözü YUVA'ya alma. YUVA'dan gidecek söze izin verme.
'Nasıl?' dediğin: YUVA'da sadece HAK sohbeti yapılır.
Genç ihtiyar, zengin fakir, sağlıklı sağlıksız,
huylu huysuz olabilir, olduğu gibi kalabilir.
Olduğu gibi olduğu halde kalsa da,
sadece verilen sendendir, alacak HAK'tan.
Koruyucu olasın.
RESULÜ'nün ahlak prensibini uygulayasın.
Gerçek sana açıktır.
Sert gelse de görevin, YUVA'nın temelini korumak.
İçten dıştan, yerden gökten aldığın,
aldıkça gönlüne kattığın gayretin, sayfa-sayfa açılsın.
Gerçeği batıya ilet. Doğuya iletecek olana yardımcı ol.
('Doğuya iletecek olan' kimdir?) Vereceğiz.
Her dilediğin vakitte gelecek, danışacaksın.
(YUVA'ya mı dedeciğim?)
EYVALLAH.
Her dilenen günde YUVA'mız 'Dört ER'e açıktır,
çünkü görev zorludur.
(YUVA görevlilerin görevi,
ömürlerinin sonuna kadar mı devam edecek?)
Ölümden sonra dahi.
'Altın almadık' diyenin yanında ALİ olduğunu biliniz.
(Altın almaktan murat nedir?)
Altın manayı, gümüş maddeyi verir.

(Sohbetten bekledik de bulamadık onun için mi?)
'Yeterli değilim.' dersiniz. ALLAH'ım yeterli olanı bilir.
Kul sadece kendini ne kadar bilirse bilsin yetersiz bulur.
Kulun ölçüsü odur. 'Bilirim.' diyen, hiç bir şey bilmiyendir.
Anahtar vereceğiz. Her sohbette sır geleni çözenden olacaksınız.
(Cuma günkü sohbetlerde mi, özel sohbetlerde mi?)
Her sohbette.
('Sır geleni' sizler mi yoksa bizler mi canlara açıklayacağız?)
ALLAH'ım gizli SIRRI'nı gizlediğinden değil,
bilmeyenin görmediğindendir.
RESULÜ'ne açılan, ALİ'ye de açıldı.
Ondan aldığınız, yani, şu anda verenden.
(HAZRETİ ALİ) EYVALLAH.
Komşu ile temel açılırsa, duvar ile örtülür.
(Bu cümleyi biraz daha açar mısınız?)
Gölgeyi alanlar, bölmeyi bulanlar.
Her temel, atanın gayesine hizmettedir.
'Benden gelen.' denilene söz edilmez.
Her temel, sahibine aittir.
Dergah temeli attı isek, dergahtır,
meyhane temeli atıldı ise meyhanedir.
Birbirine konuk olmaz. Çünkü, gaye asla uymaz.
'Gayret.' dedik, sözü sayfadan çıkardık, tezgahta sergiledik.
Bağda gezene göz atasınız.
Her salkımı gözünüz gibi koruyasınız.
('Salkım'dan murat, canlar mı?) Canlar, verilen satırlar.
Bilgilerle dolan canlar, elbet birer salkımdır;
emanetinizdedirler.

(Sırlanmaya yardımcı mı olacağız?)
'Gerçeği bileceksin.' dedik ya.
(h.t: 'Bana, kaleye gelsin soyunsun bilsin, demiştiniz.
Bundan murat nedir?'
Sohbette bulunanlar, özetle bunun
'ER'liğe soyunmak' anlamına geldiğini yorumlarlar)
EYVALLAH. Her kale, kendi ER'ini donatır.
Değişen fistandan soyun, gelişen fistanı giyin.
Onun için 'Soyun.' dedik.
(Fistandan kasıt, önceki fikirler mi?)
Gelişen, verdiğimiz ile oluşandır.
(Kale YUVA mı?) EYVALLAH.
YUVA'mız sizlerindir; ALLAH'ımın EMRİ'nde.
ALİ'nin dizinde, RESULÜ'nün sözünde,
ERENLER'in gözünde.
Dayandığınız kadar güç alırsınız.
Ali

28-2
Az gelmedik, az vermedik;
HAK'tan aldık yoldan verdik.
Alacağız vereceğiz, yönetimde göreceğiz.
 Gemiye gelen,
kendini geminin dışında bilen her kuluna yer verecek,
dilerse, kaydı için niyaz edeceksiniz.
Meydan yönetimde olanların emanetindedir.
(Ya HAZRETİ ALİ;
'Almayı denediğiniz gün' hususunda bizi aydınlatır mısınız?)
Damla-damla gelişen, gürül-gürül akışına döndü.
'Aldım.' dediniz, duman almadan suyun akışına katıldınız.
ALLAH'ım her kulunu görür. Aynaya baktığınız gibi.
Sayfada okuduğunuz günden veririz.
Asla satırlarda hakikat dışında olan verilmez. Açık dedik.
Önce kendi yapınız hakkında şüphenizi kesin siliniz.
Katı gelen her olayda, O'nun EMRİ'ni biliniz.
Öylece görevinizin azameti
DOST KAPISI'nda nasıl gerçekleşir göreceksiniz.
Meydan, 'Gayret' diyenler ile
hayrete düşenler tarafından çeşitlilik gösterir.
Katılan, EMRE uyandır. Elbet, HAKK'ın EMRİ'ne.
Kemerde düğüm olmasın. Herkes bilsin ki, RESULÜ;
kamerden değil, güneşten aldı, güneşten verdi.
Has kullarına ALLAH'ımın, "Görevin O'ndan!" dedi.
Yer verdi, sır verdi, ser verenle yolunu paylaştı.
Dedi ki: "O'ndan sana." Dedi ki; "Bizden söze, sizden bize."
Akacak çekecek, her bilen toprağa diz çökecek.
Onun için günde, O'nun kurduğu düzene bakalım.
Meydan'da aldığınız görev, danışmaya açık.
Her kuluna dilediği malumatı verecek halde,
her an bulunacaksınız.
Yönetim, keşmekeşlikten kesin kararlı,
birbirine haberli hale gelsin.
İrtibat asla kesilmesin.
Bu gün yüz, yarın bin,
öbür gün milyon sizlerden bekleyecek;
ALLAH'ım bizlerle size ekleyecek.
Temeli sağlam kurduk.
Ekilen ağacın meyvesini yiyecek,
'Ne güzelmiş.' diyecek, çekirdeği toprağa atacak.
Gün o gündür.
Toprağa atılan çekirdeklerin verimli günü.
O meyveler de yetişecek.
Toprağı bakımsız ise, meyve elbet verimsizdir.
Açık geleni açık vereceğiz.
Her ay on birler ile toplanacağız.
Aydan aya gelişeni gözden geçireceğiz.
Bizim için değil elbet, cümle için.
Yolumuz sözden ÖZ'e ulaşmaya yöneldi.
Güne kadar gelişeni gözden geçiriniz,
gerekli olan nedir düşününüz.
Her soruya açık geleceğim.
'Olumsuzluk nedir?' denildi:
Gemiye gelmeyen, sahibini bilmeyenin arayışıdır.
'Denizden geçemem gemiye binmek için.' derse,
varsın kayık ile ulaşsın.
El veriniz, gemiye öylece alınız.
Umut sizlerde, müjde bizlerde.
RESULÜ'nü andık, selama döndük,
görevliyi yüze tamamladık.
Altı geleceği vereceğiz günü geldiğinde.
'Onların görevi nedir?' denildi: Her yolun nakil düzeni vardır.
Tel ile, sal ile, körük misali araba ile.
Tel sözü nakleder, sal denizde olanı.
Toprak yolda gideni, körük gibi araba götürür.
Ata eyer vurursan, yükünü de alırsın,
yükü olana yardımcı da olursun.
Nakil düzden tozdan geçirmektir; dağdan taştan göçürmektir. Kendinden gayrıya, maddi manevi hizmet.

Ali

29-2
Denetleyen, BİR'liği kenetleyendir! Bölenden olamaz!
Kendi sözüne değil, HAK EMRİ'nden çıkamaz!
'Seçen seçilen.' dedik, her kuluna sorumluluk payı verdik.
'Nasıl?' dendi:
VEREN biz değiliz elbet, VERDİREN'in EMRİ'ndeyiz.
Nakilci olduk, HAK EMRİ'ni sunduk.
Üç günde, üç ayda, üç yılda genişleyen YUVA'mız;
on üç yılda temeline oturdu, dilenmeyen her hal atıldı.
Arındık soyunduk, NURU ile giyindik.
'Şükür ALLAH'ım!' diyelim, yeni güne öylece girelim.
Göreviniz açıktır.
Her görevli gurubu denetleyecek,
ayrıya düşeni kenetleyeceksiniz.
'Sorumsuz olana ne diyelim?' denir: Hayır dileyin, hayır olur.
Sayıya eklenecek olan sizden değil bizdendir.
Göreviniz güne değil gelene açıktır.
Günden gelene aydın olsun, yakın açık bilinsin.
Asmaya su gerektiğinde, ALLAH'ım verir;
ne var ki kulu da hizmetindedir.
Akan sudan alacak,
bağını sulayacak, her dileyene sunacak.
Kul kulun hizmetinde, kendine;
kul yolun hizmetinde, RABB'ine.
RABB'in senden, sen RABB'inden alışırsın;
yolunda öyle buluşursun.
Ben sana hizmet edersem, himmeti bende kalır;
birbirimize hizmet edersek, himmeti cümlenin olur;
birlikte dilenen düzene varılır.
Ne var ki her kulu, olumlu olumsuz
ALLAH'ımın muradı üzere yaratılmıştır, akıl ile donatılmıştır.
Kendi bulacak, kendine dönecek.

(Akım mı akıl mı?)
EYVALLAH!
(Neye EYVALLAH?) Akıl akım ile çalışır.
ALLAH'ım cümlenizin YARDIMCI'sı olsun,
her biriniz bir topluluğa katılın.
Biriniz Dörtlere, biriniz Altılara,
biriniz On birlere, biriniz Yirmi yedilere.

(Biz bunları kendi aramızda mı seçelim?)
Kendiniz görev bölümü yapınız.
Olumsuz görülen her hali, guruplar ile görüşünüz,
kendi aranızda toplanıp değerlendiriniz.
RESULÜ'nün getirdiği düzen böyledir!
(Dışarı karşı da aynı harekette mi bulunulacak?)
'Genişliğe açılır.' dedik.
Kayıt günden güne açılır, her gün bir öteye geçilir.
Hizmet asla ev için kişi için değildir; 'YUVA'mız.' dedik!
YUVA'dan kasıt; cümlemizi barındıran gönüllerin
BİR olduğu halde hepimizi arındıran YUVA'dır.
'Kalbimiz açık.' diyene de ki:
'Gönül her kapıyı açar, bilse bilmese seçer.'
ÖZ O'ndandır; kul bilecek, ALLAH'ım bildirecek!
Çizgi, ölçü vurmaktır. YUVA'mızın çizgisi yok, soruya açıktır.
(Şimdi soru sorabilirsiniz' deniyor.' şeklinde yorum yapılır. m,
'Sorunuz olursa gelir sorarsınız dedi.' şeklinde yorum yapar.)
Sayıya değil saygıya yer verelim, RESULÜ'ne selamınızı iletelim.
('ALLAH RAZI olsun!' denir.) Getirdik.
ALLAH'ım cümlenizden RAZI olsun. Selam! Selam! Selam!

Ali

29-3
Üzüm var ise şarap olacaktır
, kul içecek aşkı bulacaktır
.
BEKTAŞ kulunu
, verdi yolunu
, dedi halini.

Bilmeyeni bildirecek
, yolunu çevireceksin.

Bilmeyene bildirsin
, şaşırana buldursun.



Ali

29-4
Sözü dilde bırakmadık, kulda hataya düşeni kırıp atmadık.
At ile çıktım yola, dedim 'Vermeden mola; hizmette olanlarla,
kapıyı bulanlarla görevi derleyelim, cümleyi BİR'leyelim.'
Yolda olana selam, gemiye gelene selam!
Gayret kemeri takınalım, güne kadar yaptığımıza bakınalım.
Açık kapıya hizmet, kendine verilecek himmete eşiktir.
'Kalkın dedim ayağa, doğruyu savunalım almaya.'
DOST KAPISI'nı niyet kurduk sevinelim.
'Hangi dostun kapısı?' denilir:
Kainat bir binadır kapısı göz-göz,
açacağın kapıyı sen kendin çöz!
Unutma; hangi kapıyı açsan, aynı binaya girersin.
Asıl olan, kapıyı bulandır, anahtarı olandır.
Geldik anahtar verdik, 'Aç kapıyı gir.' dedik.
Göreviniz, günde dilenen hali alır.
(Yapmamış mıyız?) Değil.
Verilende her kulu kendine düşeni yapar, yapmazsa bakar.
Olacak, yerden göğe dilenen oluşacak.
Yaprak gelen gözdedir,
çiçek veren sözdedir, HAK KELAMI bizdedir;
göreve talip oldunuz, geleceğiniz hazdadır.
Ders olarak dediğin olumsuzdur. Ders değil yapıya hizmet.
Okunacağı geçtik artık, dokunacağı bileceğiz!
Her yardım dileyen kulunun sorumluluğunu alacağız!
Daha önce dedik: 'Hizmet YUVA'ya, himmet cümleye.'
YUVA'dan maksat;
bilgi, görgü, sevgi soframızdır, evin düzeni değil!
(Öbür ALEM'in mi YEMEN'in sofrası mı?) EYVALLAH!
Dergah.
Gözünü açtığın an düşüneceğin konu şu olacaktır:
'Bu gün SEN'in ileyim
(ALLAH'ım), 
göndereceğin kula kim olursa olsun hizmetteyim!'
YUVA'da da öyle. Düzeni kuracak,
her kulu yapısına göre görevlendireceksiniz.
'Ne demek?' dendi:
Yazana defter, gezene yemeni gerekli ise dizini açsın,
düzeni seçsin diye gereken her malzeme yerini alacak.
Yaprak gerekli ise, bahçıvanı bulacak, ağacı diktireceksiniz.
'Toprağı ben kazayım, ağacı ben dikeyim, yaprağı ben toplayım.' dersen, asıl görevini ihmal etmiş,
bahçıvan görevini çalmış olursun.
Kişiyi köşeye yerleştirmektir göreviniz.
Elbet YUVA çapında değil, daha genişe açık.
(Köşe'den murat nedir, Dede'ciğim?)
Konumuz, günün konusu değil, geleceğin konusudur!
Temeli günde atıldı.
'ALİ'yim' dedim, O'ndan geleni verdim;
'Zordur işimiz' diyene, yardımındayız!
'ALİ'yim' dedim, günleri açık verdim,
giden ile gelene selamet diledim.
'Soğuk gelir ısınamam, yağmur gelir sakınamam.' demesin.
Soğukta yer, yağmurda duvar oluruz.

Ali

1 ekim
Sözümüz HAK'tandır bizim.
Cümleyi gördü
(O), cümle de gördü (O'nu), aldığınız kadar verdi.
Sözümüz yenilenir. ALLAH'ım RAZI olsun.
HAK ADI'na talib olanlar, kendini tekrar HAKK'a yöneltsin.
Desin ki: 'Yolunda göreve talib oldum, SANA sığındım.
Dar gelse de fistanım, dilenen gibi olmasa da destanım,
SEN'den gelene hazırım!'
Gönlünüzde asla şüphe kalmamalı!
Kimse, 'Yapabilir miyim?' diye kaygu duymamalı!
'Zorda kalmak dilemem, kendi kendimi elemem.' deniliyor ise,
(O'nun) AFFI'nı dilesin!
Dört yıl, dört ay, dört gün bekledik.
'YA ALLAH!' diyelim, bir ağızdan göreve adımımızı atalım.
'Konuya girelim.' diyene sözüm, konunun içindeyiz!
Soyunduk DOST KAPISI'nda.
 Önce BİR'den, sonra BİR'e verelim,
gölgeyi kendi aramızda silelim!
Görevin güzeli kendinde vermektir,
geleni değil arayanı bulmaktır.
Sosyal düzeni kendi aranızda kurunuz!
Her görevli kesin ailesi içinde, komşuları ile çevresine,
konuk misali değil, konut misali yardımcı olsun.
Maddesi olan 'Kolay' der.
Hiçbir kulu sevgisiz maddeye talip değildir. Sevgimizi dağıtalım!
Gaye yazılanı okumak değil, yazılanı dokumaktır.
'Dokuma fabrikasındayız, dokuyucuyuz!' deyin.
'Genişleyiniz.' dediğimiz,
topluluğumuzun genişlemesi, odayı doldurması değildir!
Çevreye, daha geniş çevreye açılmasıdır.
YUVA'nın methine değil, kaynaktan gelenin fethine çalışınız!
Her birinizin genişliğe açılması,
dar geçitte olanların, sizlerin yardımı ile yolu aşmasıdır.
Olumsuzluk asla yolunuza gelmez.
Denildiği gibi:
'Uyumsuz komşuya söz edemem, göz atamam!' demeyin!
Denetleyen görevliler genişliği görecekler,
'ALLAH'ım şükür!' diyecekler.

(Bana mı Dede'ciğim bu söyledikleriniz?)

Her görevli kendine alsın!
Dost kulun hizmetinde, kul DOST'un kuvvetinde.
RESULÜ'ne uyduk, hali ile gördük.
'O'ndan aldık O'na döneceğiz!' deyiniz.
RESULÜ ile hemhal olunuz.
Biliniz ki,
Ahlakı en güzelden güzeldi;
biliniz ki
Sohbeti dinleyene misaldi.
Gök açılır, yerde çiçekler söyleşir, kuşlar bekleşir.
Öyle ise kulu görevden niye kaçışır?
Kuştan böcekten güçsüz müyüz?
Almak, kulunu vermekle yükümlü hale getirir.
Almaktan maksat, kulluk görevini öğrenmektir.
Öğrendiğimizi defterden okuyarak değil, halimiz ile verdik.
Aldınız vereceksiniz!

Ali

16
Altın yazı yazacak, kaydı YAZAN'dan okuyacak.
Dalın özü, halin sözü, kulun gözü BİR'dedir, BİR'de kalacak.
Her görevli, kendini savunan değil,
savunulan olduğunda konuyu açık aldığını bilecek.
Döğüşe değil, verişe hazır olalım!
Her verilende SIRRI'nı harf-harf aldığımızı bilelim.
Eline çevre aldı isen, bil ki her ilmeği bir düğümü çözer,
çevre de kulunun serini süsler, başın sargısı olur.
Doğuş gününe geldiniz, yenide kendinizi buldunuz!
Deryada olan, deryadan çıkandan elbet şanslıdır.
Aymayı bilmek için, oltaya gelmek gerektir.
'ALLAH'ım oltaya gelmeden buldursun,
güzeli öylece bildirsin!' deyiniz.
Ağacın dalındayım, GÜL'ün halindeyim,
Selamı'na vasıta oldum, ALLAH'ım şükründeyim.
Ali

19-1
Güzeli zerrede buldum, dünyaya öyle doydum.
Doyduğum gün doğdum.
Günün oluşu kulun buluşuna denktir;
ayna her bakana zevktir.
Doğduk bu gün, doyduk dün.
Sayacağız seveceğiz, kaydımıza uyacağız.
ALİ'den gelen sözde, cümleye bakan ÖZ'de,
her renk kendini gösterir.
Düz ova ekene açıktır, yüce dağlar gidene geçittir.
Ovada ekine bakınız, dağda geçit arayınız.
Kendinize değil, gelene geleceğe.
Hiç bir olay güne değil geleceğedir.
RESULÜ'ne; ALİ adı ile, OMAR andı ile, OSMAN dengi ile,
EBUBEKİR canı ile katıldı. Asla dönüş yoktur.
'Gel' diyene uyacak, 'Dur.' diyeni duyacaksınız.
Altı günde bir YUNUS misali ağaç gölgesi bulup,
bir saat olduğu gibi bedeni muhasaraya alacaksınız,
sadece akıl ile çalışacaksınız.
Akılda, yerden göğe sırlar vardır.
Sadece DOST olanı düşünün.
Anda gelecek, tek kelime verecek,
yeniyi öylece çözeceksiniz.
(Bedenin muhasarası nasıl olacak?
Meditasyon yöntemleri kullanılacak, öyle mi?)
Mindersiz toprak, kurumuş yaprak.
Mendil olmadan, gözyaşı geldiği gibi aksın silinmeden.
Her zerre vericidir.
(DOST'tan maksat ULULAR'ımız mı?) ALLAH'ım.
O, O'ndan, O'na.
Sadece bunu düşünelim ve bilelim ki,
O'nun olan, O'nu arayana verilir.
Asla şüpheye düşmeyelim.
'Ne göreceğim?' değil, 'Ne bileceğim?' diyelim.
Görgü şekildir, bilgi ÖZ.
Yaprağı ezmeden, dalını çizmeden sevelim, okşayalım.
'Gören ne der?' demiyelim.
Niyaz öylece oluşur, ÖZ'ün ÖZ ile buluşur.
Niyaz edelim. 'Nasıl diyelim?' denir:
'Senin ile benim ile BİR olduk, bizi bulduk, ÖZ'e öyle vardık.'
Niyaz; gönülden geldiğince olur, dilden döküldüğünce kalır,
kulu gönlünü açtığı kadar alır.
ALLAH'ım mutlu kılsın. Alıcı olduğunuz bildirildi.
Gölgeyi siliniz, açılacak yola tereddütsüz katılınız.
Ali

23-1
Altın gümüş O'ndandır, seven sevilen O'ndan;
'Her çiçeği severim.' dersen, dikeni dahi O'ndan.
'Alacağım seferden, bulacağım neferden,
geldim yoldan zaferden.' diyene de ki:
'Kapı bize açıktır, yolumuz geçilecek.'
'O gün geldi mi?' diyene sözüm: Her gün kuluna en yakındır.
Saymayı değil, nefisten soymayı deneyelim;
açılan her kapıda, ALLAH'ımın RIZASI'nı dileyelim.
Diyelim ki, 'O'nun RIZASI; O'na varmayı bekleyen,
O'nun dediğine gönlünü ekleyendedir.'
ALLAH'ımın RIZASI sizlerle olsun,
her kulunda RESULÜ'nün Selamı kalsın.
Ay doğdu güneşe uydu, gün doğdu güneşe uydu.
Uymayanda, sadece gölgenin verdiği kaldı.
ALLAH'ım gölgede olanı güne çıkarsın;
altın günde, kulu kendinde olanı görsün,
kendinde olandan kainata sersin.
Aldığımız kadar verdiğimiz bilinir.
Asla ne bir satır eksik, ne bir satır fazla söylenir.
(Kimden aldığınız?) Elbet YÜCE'den!
Sildi isek geceden, ayrılmadık heceden.
Temel olduk, sözde bulduk.
Alan ile VEREN'den yargıya düşmeden bildik.
Bilenden olunuz!
Temelde görev alan ile cümlesinde HAKK'ın RAHMETİ vardır.
'Cümlesi kimdir?' denildi: Bina. Temelin üzerine kurulur.
Her kumun tanesi dahi RAHMETİ'nden nasiplidir.
Biliniz, görünüz, ERLİK'te nasipleniniz!
Soğuk sıcak aşamaz, buz olsa da düşemez,
'Hata.' diye şaşamaz.
ALLAH'ım cümlenizden RAZI olsun.
Kainatın verdiği, her zerrede kulu ile kardığı,
ağacın kökünden doruğuna aldığı gibi vardığı kadar görecek;
ne zordan şaşacak, ne korkudan kaçacaksınız.
Olaylar değil, sadece alan veren olarak kalacak,
öylece kendinizi HAK KATI'nda
EMİRLERİ'ne uymuş olarak bulacaksınız.
'Hepimiz mi?' denilir:
'O, O'ndan, O'na' diyen her kulu.
'Sen-ben' diye ayırırsan, menekşeyi dikenden kayırırsan,
O'ndan dememiş olursun.
DOST ADI'na her kulu pay dilesin,
'HAY!' desin, konuya öyle girsin.
Görevin azı çoğu değil, yapılanı önemlidir.
Katılan her kulu görevlidir. İstese istemese!
Ali

28
Sağ ile solu verdik, 'Kainat bekleyendir.' dedik.
(Her şey zamanında olacak.)
EYVALLAH!
Kapıya her gelen gayrette olmayabilir.
Göreviniz eleştirmek değil, birleştirmektir.
Temelde asla düzensizlik olmaz!
Ne verdi isek, hata gelmez!
('Temel' YEMEN mi Dört ER mi?)
YEMEN'den temelin harcı verilir.
(Temel Dört ER o zaman?) EYVALLAH!
YEMEN'den binanın duvarları örülür.
(Tuğlaları canlar oluyor?) EYVALLAH!
Her sayfada düzen, her satırda sır vardır.
'Gör!' dedi isek, göreceksin. ER'de asla itiraz yoktur!
Yol bizim değil, sizindir. GÜL cümlenizindir.
'Nerden geldik nereye gideceğiz?' demeden bekledik,
en güzeli yolumuza ekledik geldik. Gelişiniz öyle olur!
Sesin tarifi olmaz, ariften saklanmaz.
(Kainattaki frekansları mı bulmak zorundayız?) EYVALLAH!
Zorunda değil, yazıldığı an bulursun. O'na yönel, O'ndan alırsın. Sevgide, en yüksek değerde melodi vardır.
'Ses yok!' dersiniz. Günün sessizliği dünyanın düzenindendir.
Eşyanın sesi asıl sesin örtüsüdür.

(Asıl ses ahiretteki ses mi?)
Evet.
(Ruhun da bir sesi var?)
Elbet.
Konuşma her tuşun aksine yazmasıdır.

(Zıttına yazmasıdır.' 'Anti ses' deniliyor.' diye yorumlar yapılır)

Yanılma yok!
Çünkü her kelime olduğu gibi olduğu yerde kalır;
asla kaybolmaz!

(Kaybolmamasının nedeni ağaçlar mı?) 
Yaratılmış her zerre, kaybolmamak üzere yaratılır.
'Ses dahi mi?' denildi: Evet.
Daha önce dedik, yaratılmışlığın malzemelerindendir,
renk ses.
Yaratılmış hiç bir malzeme eksilmez!
Ses senden önce gittiği için,
istenmeyeni söylediğin zaman
sana yerden göğe kaygu verebilir.
(Ayna misali) EYVALLAH!
'ALİ'den aldık, O'ndan geleni bildik, kayguyu sildik.' deyiniz.
Ali

30-1
'Erdik.' diyenle beraberiz göresiye dek,
'Gördük.' diyenle beraberiz varasıya dek.
Aldık verdik, selam ile geldik.
Benden bana uyanlar, bende RESULÜ'nü bulanlar;
karda ize bakarlar, kurda söze bakarlar.
Almayı bildiğim,
RESULÜ ile her an yerimi bulduğum gerçektir.
Aynayı elime VEREN, aynada KENDİ'ni gösterendir.
Ben O'na baktım, ben çerağımı O'ndan yaktım,
gönüle O'ndan gelen GÜL'ü taktım.
Gönüle taktığım, SAHİBİ'nden baktığımdır.
'GÖR!' dedi bilmesem de, 'BUL' dedi sormasam da,
'SAR!' dedi sevmesem de.
Her dediği EMİR'dendi, çünkü verilen AMİR'dendi.
Selam ile gelenin selamını aldık,
cümleniz ile her var olanı sardık.
El ele olunuz, gayrıyı bulunuz.
Gayrıdan maksat, el alemi siliniz,
'BİR'den geldik!' deyiniz, BİRE gideceğinizi biliniz.
Oluk-oluk vereceğiz, gayrıyı sizde sileceğiz!
ALLAH'ıma emanet olunuz,
RESULÜ'nün
muhabbeti ile kalınız.
Ali

6
'ALİ!' dedim geldim söze, toprak gördüm sordum size:
'Ekip biçmeyecek misiniz, buğdayı seçmeyecek misiniz?'
Sular akar sana bana, kullar bakar ona buna.
'Gel!' dedik aldık sizi, 'Ver!' dedik gördük sizi,
RESULÜ ile selamladık sizi.
ALLAH'ım; SEN'den SANA diledik,
SENİ SEN'den bekledik, SENİ beni gönüllere ekledik;
beraber oluştuk, HUZURUN'da buluştuk, EMİRLERİ’ni ilettik.
Alanlar mutluluğa, kalanlar karanlığa talip olurlar!
'Karanlık' sözünde olay değil, gerçek oluş vardır!
Kulun kendi karanlığı.
Ayna cümleye açıktır. Mana yorumu her kulun kendindedir!
'Almayı diledim.' diyene dola-dola veririz, kulu kulda görürüz.
Günden sonra her kul sadece kendini yargılasın!
Dilediği kadar kendini sorgulasın!
Desin ki: 'Ben O'ndan geldim O'nda bulacağım;
öyle ise hatayı kendimde bileceğim!'
Konuya girdiğimde yargı ile başladım,
sorguyu sizlere bıraktım.
Elbet görev alan kulları,
sorumluluklarından dolayı çok ağır olmalılar.
Ağırlıktan maksat; bilgide, görgüde, uyguda.
Bu halleri kendilerine mal ettikleri günde,
hafiflediklerini görecekler.
Diyecekler ki:
'Ağırlık verilenlerden dolayı değil,
uyulmamaktan dolayı imiş.'
Uygulanmayan her hal kula zor gelir,
hal edindikçe kendini bulur.
Ali

13
ÖZ'de alışılan, sözde çalışılan, düzde savaşılan güne geldik.
Satır-satır okuyalım, tezgah kurup dokuyalım.
İplik aldık pamuk verdik, kumaşı dileyenin önüne serdik.
Alsın örtünsün, HAK KELAMI'na bürünsün,
karanlıktan sıyrılsın, gıybetten ayrılsın.
Sözü bağladığı yerden her kulu tek-tek alsın, desin ki:
'Ben BİR'deyim, BİR oldum, BİRLİK'te buldum,
BİR'e döneceğim. BİRLİK'ten ayrılırsam, karanlıkta kalacağım.'
Söz ile sözü aldık, sevgide ÖZ'ü bulduk.
Selamı ile geldik, 'Niyazda kalın!' dedik.
'ALLAH! ALLAH!' diyelim,
seferden her geleni HAK ADI'na selamlıyalım.
'Sefer'den maksat, sehere uyanlardır,
seherde ADI'nı duyanlardır;
yer ile gökyüzünde, ak ile karaya yer vermeyenlerdir.
Ali

20-1
Kayda yer veren, YAR'da kendinden kendine dönendir.
'ALİ'den alacağız, sohbette bulacağız.' diyenlerle beraberiz.
Her kapı sahibine açılır, sahibi ile geçilir.
Her kulunda açacak kapıya anahtar vardır.
Verildiği gün görgüye varılır.
'Açalım.' demekten çok 'Kaçalım.' deseler de,
bırakılandan olamazlar.
'Hayır da hayırlıdır.' diyene de ki:
'RESULÜ 'Hayır.' demeden 'Hayırlısı.' diyendendir,
her olaya gülendendir, her var olanı sevendendir;
O'ndan ona, O'ndan sana nakledendendir.'
Kapı O'na açılır, kapıdan O'na geçilir,
önce kapıda RESULÜ seçilir.
Aydın günde aydın yolunuz açılsın,
açılan kapıdan RESULÜ ile geçilsin.

Ali