
 Meyli olmayan su akmaz, akan suyun durduğu
görülmez.
Suyun başında
olanlar, HAK ADI’na görev
alanlar,
kendilerine dönsünler.
Her görevli, kendinden kendine
hizmete niyet kursun.
Kendinden kendine
hizmet, HAK’tan halka olandır.
Elde marifet: Hizmet!
Belde tarikat: Edep!
Dilde hakikat: HAK!
olmadıkça,
sen kendini bulamazsın,Yalandan sıyrılamazsın.

 Hayır olan gecede umduğumuz gürlük
vardır,
her anan kulun gönlü kordur.
Kor olduk
kör kalmadık, YAR dedik asla yalnız olmadık.
Her zerreden aldık, her zerreye verdik.
Gelene gülene ‘Selam!’ dedik.
Gün
geldi, güne eklendi, her yönde selam beklendi.
Hoş andık hoşnut
olduk, sözü RESULÜ’nden bildik.
Günden aldık cümleye selamını ilettik.
Dedi ki: "Gecenin her anı hayırdır
hayır verecektir, geçeni silecektir.
Bilelim O’nu,
bilelim O’ndan geleni,
bilelim O’nun ile O’na gideni.
Selam cümleye,
selam
cümleden." dedi,
Şefaati’ne sığınan her kulu selamladı.
Her zerre sayıya düşmeden O’nu bilendir.
Her zerre O’nu bildikte BİR’liği bulandır.

 Gayrıyı sildik, gerçeği O’nda gördük.
O
var eden, O yar eden.
O’ndan gelene DOST diyelim!
DOST’u her zerreye mal
edelim.
RESULÜ’nü bilelim! Bildiğimizi hal edelim!
‘Kalmaz elde, durmaz
yolda’ diyene de ki:
‘O GÖREN’dir, O VEREN’dir, O layık olana gösterendir’
‘Selam! Selam! Selam!’ diye geldik, Selamı'nı ilettik.
"Can adına CANAN’ı
ansınlar,
AŞK oduna yansınlar, şarabına kansınlar.
Yerden gökten
aldıklarına ‘Şükür ALLAH’ım’ desinler" dedi,
cümlenize şefaatçi
olduğunu,
halde uyanı bulduğunu bildirmenizi dilediler.
‘Selam!
Selam! Selam!’
Adı’na geldik, Adı ile verdik.
RESULÜ ile demde oluşanı
gösterdik.
Katıyı sileceğiz, kötüyü seveceğiz, güzeli öyle
göreceğiz.
(Efendim,
‘Layık olana gösterilecek’ olan nedir?)
Günün güzelliğinde, ömrün
özelliği vardır.
Ölçü yüzyıl verildi; cümlemiz ayağa kaldırıldı.
O’ndan
O’na çember çizildi.
Dilenmeyen her olay çözüldü.
Dağılan bulutlar misali.
Yerli yersiz yağacak, güneşe meydan açacak.
Yağan her damla
RAHMET’tir.
Sel gibi gelse de zahmete vursa da!
Atmayan damar kanı devretmez,
dağılsa da muhabbet kuluna cevretmez.
Gönülde bulduk O’nu, kainatta
gördük O’nu.
‘Nerden?’ ‘Nasıl?’ demeden.
Yerden aldığın otta,
O’nun ADI’nı
vermeden aradığını bulamazsın

 El elde, HAK dilde, kul yolda oldukça kaygu
elbet silinir.
'Gel' dedik cümlenize, gedik açtık gelmenize.
'Kapı sende.'
diyene: Her kulun gönlündedir.
'HAY!' dedik geldik size, ALLAH ADI'yla
başladık söze.
'Dur!' diyene de ki: Durana değil, gidene ayak atarız;
toprağı almak değil, dileyene satarız;
para ile pul ile değil, yolun
gittiğine bakarız.
Her kulu açık
olsun, açtığı gibi kalsın;
düz ovaya değil, suyun
gidişine katsın.
'Görev' dedik söz ettik, tohumu toprağa kattık.
Geldik biçeceğiz, taneleri seçeceğiz.
MEVLANA değil elbet
HAK'tan gelecek;
sözü HAK'tan verdim, cümlesi gülecek.
'Gerçek nerde?' diyene:
'Gölgeni Güneş'ten değil, ateşten sakla.' derim.

 Söz aldık gözde kaldık, 'ALİ' diye anıldık.
Sohbetimiz açık oldu, Dört ER YUVA'nın temeline katıldı.
Gidenin değil, gelenin
sözü edildi.
Dört ER'den h. 'Aldığını genç nesilde vermeye çalış.' denirse
de; ayırmadan, her halde olana, dört duvarın ötesinde dahi ver.
Gelecek sözü
YUVA'ya alma. YUVA'dan gidecek söze izin verme.
'Nasıl?' dediğin: YUVA'da
sadece HAK sohbeti yapılır.
Genç ihtiyar, zengin fakir, sağlıklı
sağlıksız,
huylu huysuz olabilir, olduğu gibi kalabilir.
Olduğu
gibi olduğu halde kalsa da,
sadece verilen sendendir, alacak HAK'tan.
Koruyucu olasın.
RESULÜ'nün ahlak prensibini uygulayasın.
Gerçek sana açıktır.
Sert gelse de
görevin, YUVA'nın temelini korumak.
İçten dıştan, yerden gökten
aldığın,
aldıkça gönlüne kattığın gayretin, sayfa-sayfa açılsın.
Gerçeği batıya ilet. Doğuya iletecek olana yardımcı ol.
('Doğuya iletecek olan'
kimdir?) Vereceğiz.
Her dilediğin vakitte gelecek,
danışacaksın.
(YUVA'ya
mı dedeciğim?) EYVALLAH.
Her dilenen günde YUVA'mız 'Dört ER'e
açıktır,
çünkü görev zorludur.
(YUVA
görevlilerin görevi,
ömürlerinin sonuna kadar mı devam edecek?)
Ölümden
sonra dahi.
'Altın almadık' diyenin yanında ALİ
olduğunu biliniz.
(Altın almaktan murat
nedir?)
Altın manayı, gümüş maddeyi verir.
(Sohbetten bekledik de bulamadık onun için mi?)
'Yeterli
değilim.' dersiniz. ALLAH'ım yeterli olanı bilir.
Kul sadece kendini ne
kadar bilirse bilsin yetersiz bulur.
Kulun ölçüsü odur. 'Bilirim.' diyen, hiç
bir şey bilmiyendir.
Anahtar vereceğiz. Her sohbette sır geleni
çözenden olacaksınız.
(Cuma günkü
sohbetlerde mi, özel sohbetlerde mi?)
Her sohbette.
('Sır geleni' sizler mi yoksa bizler mi canlara açıklayacağız?)
ALLAH'ım
gizli SIRRI'nı gizlediğinden değil,
bilmeyenin görmediğindendir.
RESULÜ'ne açılan, ALİ'ye de açıldı.
Ondan aldığınız, yani, şu
anda verenden.
(HAZRETİ
ALİ) EYVALLAH.
Komşu ile temel açılırsa, duvar ile
örtülür.
(Bu cümleyi biraz daha açar
mısınız?)
Gölgeyi alanlar, bölmeyi bulanlar.
Her temel, atanın
gayesine hizmettedir.
'Benden gelen.' denilene söz edilmez.
Her temel, sahibine
aittir.
Dergah temeli attı isek, dergahtır,
meyhane temeli atıldı ise
meyhanedir.
Birbirine konuk olmaz. Çünkü, gaye asla uymaz.
'Gayret.' dedik, sözü sayfadan çıkardık,
tezgahta sergiledik.
Bağda gezene göz atasınız.
Her salkımı gözünüz gibi
koruyasınız.
('Salkım'dan murat, canlar mı?) Canlar,
verilen satırlar.
Bilgilerle dolan canlar, elbet birer salkımdır;
emanetinizdedirler.
(Sırlanmaya yardımcı
mı olacağız?)
'Gerçeği bileceksin.' dedik ya.
(h.t: 'Bana, kaleye gelsin soyunsun bilsin,
demiştiniz.
Bundan murat nedir?'
Sohbette bulunanlar, özetle bunun
'ER'liğe soyunmak' anlamına geldiğini yorumlarlar)
EYVALLAH.
Her kale, kendi ER'ini donatır.
Değişen fistandan soyun, gelişen
fistanı giyin.
Onun için 'Soyun.' dedik.
(Fistandan
kasıt, önceki fikirler mi?)
Gelişen, verdiğimiz ile
oluşandır.
(Kale YUVA mı?) EYVALLAH.
YUVA'mız sizlerindir; ALLAH'ımın EMRİ'nde.
ALİ'nin dizinde,
RESULÜ'nün sözünde,
ERENLER'in gözünde.
Dayandığınız kadar güç alırsınız.


Az gelmedik, az vermedik;
HAK'tan aldık yoldan
verdik.
Alacağız vereceğiz, yönetimde
göreceğiz.
Gemiye gelen,
kendini geminin dışında bilen her kuluna yer verecek,
dilerse,
kaydı için niyaz edeceksiniz.
Meydan yönetimde olanların emanetindedir.
(Ya HAZRETİ ALİ;
'Almayı
denediğiniz gün' hususunda bizi aydınlatır mısınız?)
Damla-damla
gelişen, gürül-gürül akışına döndü.
'Aldım.' dediniz, duman almadan
suyun akışına katıldınız.
ALLAH'ım her kulunu görür. Aynaya
baktığınız gibi.
Sayfada okuduğunuz günden veririz.
Asla satırlarda
hakikat dışında olan verilmez. Açık dedik.
Önce kendi yapınız hakkında
şüphenizi kesin siliniz.
Katı gelen her olayda, O'nun EMRİ'ni
biliniz.
Öylece görevinizin azameti
DOST KAPISI'nda nasıl gerçekleşir
göreceksiniz.
Meydan, 'Gayret' diyenler ile
hayrete düşenler tarafından
çeşitlilik gösterir.
Katılan, EMRE uyandır. Elbet, HAKK'ın EMRİ'ne.
Kemerde
düğüm olmasın. Herkes bilsin ki, RESULÜ;
kamerden değil, güneşten aldı, güneşten verdi.
Has kullarına
ALLAH'ımın, "Görevin O'ndan!" dedi.
Yer verdi, sır verdi, ser verenle
yolunu
paylaştı.
Dedi ki: "O'ndan sana." Dedi ki; "Bizden söze, sizden bize."
Akacak çekecek, her bilen toprağa diz çökecek.
Onun için günde, O'nun
kurduğu
düzene bakalım.
Meydan'da aldığınız görev, danışmaya açık.
Her
kuluna dilediği malumatı verecek halde,
her an bulunacaksınız.
Yönetim,
keşmekeşlikten kesin kararlı,
birbirine haberli hale gelsin.
İrtibat asla kesilmesin.
Bu gün yüz, yarın bin,
öbür gün milyon
sizlerden
bekleyecek;
ALLAH'ım bizlerle size ekleyecek.
Temeli sağlam kurduk.
Ekilen
ağacın meyvesini yiyecek,
'Ne güzelmiş.' diyecek, çekirdeği
toprağa atacak.
Gün o gündür.
Toprağa atılan çekirdeklerin verimli günü.
O meyveler de yetişecek.
Toprağı bakımsız ise, meyve elbet verimsizdir.
Açık geleni açık
vereceğiz.
Her ay on birler ile toplanacağız.
Aydan aya gelişeni
gözden geçireceğiz.
Bizim için değil elbet, cümle için.
Yolumuz
sözden ÖZ'e ulaşmaya yöneldi.
Güne kadar gelişeni gözden geçiriniz,
gerekli olan nedir düşününüz.
Her soruya açık geleceğim.
'Olumsuzluk
nedir?' denildi:
Gemiye gelmeyen, sahibini bilmeyenin arayışıdır.
'Denizden geçemem gemiye binmek için.' derse,
varsın kayık ile ulaşsın.
El
veriniz, gemiye öylece alınız.
Umut sizlerde, müjde bizlerde.
RESULÜ'nü
andık, selama döndük,
görevliyi yüze tamamladık.
Altı geleceği
vereceğiz günü geldiğinde.
'Onların görevi nedir?' denildi: Her yolun
nakil düzeni vardır.
Tel ile, sal ile, körük misali araba ile.
Tel sözü
nakleder, sal denizde olanı.
Toprak yolda gideni, körük gibi araba götürür.
Ata
eyer vurursan, yükünü de alırsın,
yükü olana yardımcı da olursun.
Nakil düzden
tozdan geçirmektir; dağdan taştan göçürmektir. Kendinden gayrıya,
maddi manevi hizmet.

 Denetleyen,
BİR'liği kenetleyendir! Bölenden olamaz!
Kendi sözüne değil, HAK
EMRİ'nden çıkamaz!
'Seçen seçilen.' dedik, her kuluna sorumluluk
payı verdik.
'Nasıl?' dendi:
VEREN biz değiliz elbet, VERDİREN'in
EMRİ'ndeyiz.
Nakilci olduk, HAK EMRİ'ni sunduk.
Üç günde, üç ayda, üç
yılda genişleyen YUVA'mız;
on üç yılda temeline oturdu, dilenmeyen her hal
atıldı.
Arındık soyunduk, NURU ile giyindik.
'Şükür ALLAH'ım!' diyelim,
yeni güne öylece girelim.
Göreviniz açıktır.
Her görevli gurubu
denetleyecek,
ayrıya düşeni kenetleyeceksiniz.
'Sorumsuz olana ne
diyelim?' denir: Hayır dileyin, hayır olur.
Sayıya eklenecek olan sizden
değil bizdendir.
Göreviniz güne değil gelene açıktır.
Günden gelene
aydın olsun, yakın açık bilinsin.
Asmaya su gerektiğinde, ALLAH'ım verir;
ne var ki kulu da hizmetindedir.
Akan sudan alacak,
bağını sulayacak, her
dileyene sunacak.
Kul kulun hizmetinde, kendine;
kul yolun hizmetinde,
RABB'ine.
RABB'in senden, sen RABB'inden alışırsın;
yolunda öyle
buluşursun.
Ben sana hizmet edersem, himmeti bende kalır;
birbirimize
hizmet edersek, himmeti cümlenin olur;
birlikte dilenen düzene varılır.
Ne var
ki her kulu, olumlu olumsuz
ALLAH'ımın muradı üzere yaratılmıştır, akıl ile
donatılmıştır.
Kendi bulacak, kendine dönecek.
(Akım mı akıl mı?) EYVALLAH!
(Neye EYVALLAH?) Akıl akım ile çalışır.
ALLAH'ım
cümlenizin YARDIMCI'sı olsun,
her biriniz bir topluluğa katılın.
Biriniz
Dörtlere, biriniz Altılara,
biriniz On birlere, biriniz Yirmi yedilere.
(Biz bunları kendi aramızda mı seçelim?)
Kendiniz
görev bölümü yapınız.
Olumsuz görülen her hali, guruplar ile görüşünüz,
kendi aranızda toplanıp değerlendiriniz.
RESULÜ'nün getirdiği düzen
böyledir!
(Dışarı karşı da aynı
harekette mi bulunulacak?)
'Genişliğe açılır.' dedik.
Kayıt
günden güne açılır, her gün bir öteye geçilir.
Hizmet asla ev için kişi için
değildir; 'YUVA'mız.' dedik!
YUVA'dan kasıt; cümlemizi barındıran
gönüllerin
BİR olduğu halde hepimizi arındıran YUVA'dır.
'Kalbimiz
açık.' diyene de ki:
'Gönül her kapıyı açar, bilse bilmese seçer.'
ÖZ
O'ndandır; kul bilecek, ALLAH'ım bildirecek!
Çizgi, ölçü vurmaktır. YUVA'mızın
çizgisi yok, soruya açıktır.
(Şimdi
soru sorabilirsiniz' deniyor.' şeklinde yorum yapılır. m,
'Sorunuz olursa gelir
sorarsınız dedi.' şeklinde yorum yapar.)
Sayıya
değil saygıya yer verelim, RESULÜ'ne selamınızı iletelim.
('ALLAH RAZI olsun!' denir.) Getirdik.
ALLAH'ım cümlenizden RAZI olsun. Selam! Selam! Selam!

 Üzüm var ise şarap olacaktır
, kul içecek aşkı bulacaktır
.
BEKTAŞ kulunu
, verdi yolunu
, dedi halini.
Bilmeyeni bildirecek
, yolunu çevireceksin.
Bilmeyene bildirsin
, şaşırana buldursun.

 Sözü dilde bırakmadık, kulda hataya düşeni kırıp atmadık.
At ile çıktım yola, dedim 'Vermeden mola; hizmette
olanlarla,
kapıyı bulanlarla görevi derleyelim, cümleyi BİR'leyelim.'
Yolda olana selam, gemiye gelene selam!
Gayret kemeri takınalım, güne kadar
yaptığımıza bakınalım.
Açık kapıya hizmet, kendine verilecek himmete
eşiktir.
'Kalkın dedim ayağa, doğruyu savunalım almaya.'
DOST
KAPISI'nı niyet kurduk sevinelim.
'Hangi dostun kapısı?' denilir:
Kainat bir
binadır kapısı göz-göz,
açacağın kapıyı sen kendin çöz!
Unutma; hangi
kapıyı açsan, aynı binaya girersin.
Asıl olan, kapıyı bulandır, anahtarı
olandır.
Geldik anahtar verdik, 'Aç kapıyı gir.' dedik.
Göreviniz, günde dilenen
hali alır.
(Yapmamış mıyız?) Değil.
Verilende her kulu kendine düşeni yapar, yapmazsa bakar.
Olacak, yerden
göğe dilenen oluşacak.
Yaprak gelen gözdedir,
çiçek veren sözdedir, HAK KELAMI bizdedir;
göreve talip
oldunuz, geleceğiniz hazdadır.
Ders olarak dediğin olumsuzdur. Ders değil
yapıya hizmet.
Okunacağı geçtik artık, dokunacağı bileceğiz!
Her
yardım dileyen kulunun sorumluluğunu alacağız!
Daha önce dedik:
'Hizmet YUVA'ya, himmet cümleye.'
YUVA'dan maksat;
bilgi, görgü, sevgi soframızdır,
evin düzeni değil!
(Öbür ALEM'in mi
YEMEN'in sofrası mı?) EYVALLAH!
Dergah.
Gözünü açtığın an
düşüneceğin konu şu olacaktır:
'Bu gün SEN'in ileyim (ALLAH'ım),
göndereceğin kula kim olursa olsun hizmetteyim!'
YUVA'da da öyle.
Düzeni kuracak,
her kulu yapısına göre görevlendireceksiniz.
'Ne demek?' dendi:
Yazana defter, gezene yemeni gerekli ise dizini açsın,
düzeni seçsin diye
gereken her malzeme yerini alacak.
Yaprak gerekli ise, bahçıvanı bulacak,
ağacı diktireceksiniz.
'Toprağı ben kazayım, ağacı ben dikeyim,
yaprağı ben toplayım.' dersen, asıl görevini ihmal etmiş,
bahçıvan
görevini çalmış olursun.
Kişiyi köşeye yerleştirmektir
göreviniz.
Elbet YUVA çapında değil, daha genişe açık.
(Köşe'den murat nedir, Dede'ciğim?)
Konumuz,
günün konusu değil, geleceğin konusudur!
Temeli günde atıldı.
'ALİ'yim' dedim, O'ndan geleni verdim;
'Zordur
işimiz' diyene, yardımındayız!
'ALİ'yim' dedim, günleri açık
verdim,
giden ile gelene selamet diledim.
'Soğuk gelir ısınamam,
yağmur gelir sakınamam.' demesin.
Soğukta yer, yağmurda duvar
oluruz.

 Sözümüz HAK'tandır bizim.
Cümleyi gördü
(O), cümle de gördü (O'nu), aldığınız kadar verdi.
Sözümüz yenilenir. ALLAH'ım RAZI olsun.
HAK ADI'na talib olanlar, kendini tekrar HAKK'a yöneltsin.
Desin ki: 'Yolunda
göreve talib oldum, SANA sığındım.
Dar gelse de fistanım, dilenen gibi
olmasa da destanım,
SEN'den gelene hazırım!'
Gönlünüzde asla şüphe
kalmamalı!
Kimse, 'Yapabilir miyim?' diye kaygu duymamalı!
'Zorda kalmak
dilemem, kendi kendimi elemem.' deniliyor ise,
(O'nun) AFFI'nı dilesin!
Dört yıl, dört ay, dört gün bekledik.
'YA
ALLAH!' diyelim, bir ağızdan göreve adımımızı atalım.
'Konuya girelim.'
diyene sözüm, konunun içindeyiz!
Soyunduk DOST KAPISI'nda.
Önce BİR'den,
sonra BİR'e verelim,
gölgeyi kendi aramızda silelim!
Görevin güzeli
kendinde vermektir,
geleni değil arayanı bulmaktır.
Sosyal düzeni kendi
aranızda kurunuz!
Her görevli kesin ailesi içinde, komşuları ile
çevresine,
konuk misali değil, konut misali yardımcı olsun.
Maddesi olan
'Kolay' der.
Hiçbir kulu sevgisiz maddeye talip değildir. Sevgimizi
dağıtalım!
Gaye yazılanı okumak değil, yazılanı dokumaktır.
'Dokuma
fabrikasındayız, dokuyucuyuz!' deyin.
'Genişleyiniz.' dediğimiz,
topluluğumuzun genişlemesi, odayı doldurması değildir!
Çevreye,
daha geniş çevreye açılmasıdır.
YUVA'nın methine değil, kaynaktan
gelenin fethine çalışınız!
Her birinizin genişliğe açılması,
dar
geçitte olanların, sizlerin yardımı ile yolu aşmasıdır.
Olumsuzluk asla
yolunuza gelmez.
Denildiği gibi:
'Uyumsuz komşuya söz edemem, göz
atamam!' demeyin!
Denetleyen görevliler genişliği görecekler,
'ALLAH'ım şükür!' diyecekler.
(Bana mı Dede'ciğim bu söyledikleriniz?)
Her görevli kendine alsın!
Dost kulun hizmetinde, kul DOST'un
kuvvetinde.
RESULÜ'ne uyduk, hali ile gördük.
'O'ndan aldık O'na
döneceğiz!' deyiniz.
RESULÜ ile hemhal olunuz.
Biliniz ki, Ahlakı en güzelden güzeldi;
biliniz ki Sohbeti dinleyene misaldi.
Gök açılır, yerde çiçekler
söyleşir, kuşlar bekleşir.
Öyle ise kulu görevden niye
kaçışır?
Kuştan böcekten güçsüz müyüz?
Almak, kulunu vermekle yükümlü
hale getirir.
Almaktan maksat, kulluk görevini öğrenmektir.
Öğrendiğimizi defterden okuyarak değil, halimiz ile verdik.
Aldınız vereceksiniz!

 Altın yazı yazacak, kaydı YAZAN'dan okuyacak.
Dalın özü, halin sözü, kulun gözü
BİR'dedir, BİR'de kalacak.
Her görevli, kendini savunan değil,
savunulan olduğunda konuyu açık aldığını bilecek.
Döğüşe
değil, verişe hazır olalım!
Her verilende SIRRI'nı harf-harf
aldığımızı bilelim.
Eline çevre aldı isen, bil ki her ilmeği bir
düğümü çözer,
çevre de kulunun serini süsler, başın sargısı olur.
Doğuş gününe geldiniz, yenide kendinizi buldunuz!
Deryada olan,
deryadan çıkandan elbet şanslıdır.
Aymayı bilmek için, oltaya gelmek
gerektir.
'ALLAH'ım oltaya gelmeden buldursun,
güzeli öylece bildirsin!'
deyiniz.
Ağacın dalındayım, GÜL'ün halindeyim,
Selamı'na vasıta oldum, ALLAH'ım şükründeyim.

 Güzeli zerrede buldum, dünyaya öyle doydum.
Doyduğum gün doğdum.
Günün oluşu kulun buluşuna denktir;
ayna her bakana zevktir.
Doğduk bu gün, doyduk dün.
Sayacağız
seveceğiz, kaydımıza uyacağız.
ALİ'den gelen sözde, cümleye
bakan ÖZ'de,
her renk kendini gösterir.
Düz ova ekene açıktır, yüce dağlar gidene
geçittir.
Ovada ekine bakınız, dağda geçit arayınız.
Kendinize değil,
gelene geleceğe.
Hiç bir olay güne değil geleceğedir.
RESULÜ'ne;
ALİ adı ile, OMAR andı ile, OSMAN dengi ile,
EBUBEKİR canı ile
katıldı. Asla dönüş yoktur.
'Gel' diyene uyacak, 'Dur.' diyeni
duyacaksınız.
Altı günde bir YUNUS misali ağaç gölgesi bulup,
bir saat
olduğu gibi bedeni muhasaraya alacaksınız,
sadece akıl ile
çalışacaksınız.
Akılda, yerden göğe sırlar vardır.
Sadece DOST olanı
düşünün.
Anda gelecek, tek kelime verecek,
yeniyi öylece çözeceksiniz.
(Bedenin muhasarası nasıl olacak?
Meditasyon yöntemleri
kullanılacak, öyle mi?)
Mindersiz toprak, kurumuş yaprak.
Mendil
olmadan, gözyaşı geldiği gibi aksın silinmeden.
Her zerre vericidir.
(DOST'tan maksat ULULAR'ımız mı?) ALLAH'ım.
O,
O'ndan, O'na.
Sadece bunu düşünelim ve bilelim ki,
O'nun olan, O'nu
arayana verilir.
Asla şüpheye düşmeyelim.
'Ne göreceğim?'
değil, 'Ne bileceğim?' diyelim.
Görgü şekildir, bilgi ÖZ.
Yaprağı ezmeden, dalını çizmeden sevelim, okşayalım.
'Gören ne der?'
demiyelim.
Niyaz öylece oluşur, ÖZ'ün ÖZ ile buluşur.
Niyaz edelim.
'Nasıl diyelim?' denir:
'Senin ile benim ile BİR olduk, bizi bulduk, ÖZ'e
öyle vardık.'
Niyaz; gönülden geldiğince olur, dilden döküldüğünce
kalır,
kulu gönlünü açtığı kadar alır.
ALLAH'ım mutlu kılsın. Alıcı
olduğunuz bildirildi.
Gölgeyi siliniz, açılacak yola tereddütsüz
katılınız.

 Altın gümüş O'ndandır, seven sevilen O'ndan;
'Her çiçeği severim.' dersen, dikeni dahi O'ndan.
'Alacağım seferden,
bulacağım neferden,
geldim yoldan zaferden.' diyene de ki:
'Kapı bize açıktır, yolumuz geçilecek.'
'O gün
geldi mi?' diyene sözüm: Her gün kuluna en yakındır.
Saymayı değil,
nefisten soymayı deneyelim;
açılan her kapıda, ALLAH'ımın RIZASI'nı dileyelim.
Diyelim ki, 'O'nun RIZASI; O'na varmayı bekleyen,
O'nun dediğine gönlünü
ekleyendedir.'
ALLAH'ımın RIZASI sizlerle olsun,
her kulunda RESULÜ'nün Selamı
kalsın.
Ay doğdu güneşe uydu, gün
doğdu güneşe uydu.
Uymayanda, sadece gölgenin verdiği kaldı.
ALLAH'ım gölgede olanı güne çıkarsın;
altın günde, kulu kendinde olanı görsün,
kendinde olandan kainata sersin.
Aldığımız kadar verdiğimiz bilinir.
Asla ne bir satır eksik, ne bir satır fazla söylenir.
(Kimden aldığınız?) Elbet YÜCE'den!
Sildi isek geceden,
ayrılmadık heceden.
Temel olduk, sözde bulduk.
Alan ile VEREN'den yargıya
düşmeden bildik.
Bilenden olunuz!
Temelde görev alan ile cümlesinde
HAKK'ın RAHMETİ vardır.
'Cümlesi kimdir?' denildi: Bina. Temelin üzerine
kurulur.
Her kumun tanesi dahi RAHMETİ'nden nasiplidir.
Biliniz, görünüz,
ERLİK'te nasipleniniz!
Soğuk sıcak aşamaz, buz olsa da
düşemez,
'Hata.' diye şaşamaz.
ALLAH'ım cümlenizden RAZI olsun.
Kainatın verdiği, her zerrede kulu ile kardığı,
ağacın kökünden
doruğuna aldığı gibi vardığı kadar görecek;
ne zordan
şaşacak, ne korkudan kaçacaksınız.
Olaylar değil, sadece alan veren
olarak kalacak,
öylece kendinizi HAK KATI'nda
EMİRLERİ'ne uymuş
olarak bulacaksınız.
'Hepimiz mi?' denilir:
'O, O'ndan, O'na' diyen her kulu.
'Sen-ben' diye ayırırsan, menekşeyi
dikenden kayırırsan,
O'ndan dememiş olursun.
DOST ADI'na her kulu pay
dilesin,
'HAY!' desin, konuya öyle girsin.
Görevin azı çoğu değil,
yapılanı önemlidir.
Katılan her kulu görevlidir. İstese istemese!

 Sağ ile solu verdik, 'Kainat
bekleyendir.' dedik.
(Her şey
zamanında olacak.) EYVALLAH!
Kapıya her gelen gayrette
olmayabilir.
Göreviniz eleştirmek değil, birleştirmektir.
Temelde asla düzensizlik olmaz!
Ne verdi isek, hata gelmez!
('Temel' YEMEN mi Dört ER mi?)
YEMEN'den
temelin harcı verilir.
(Temel Dört ER o
zaman?) EYVALLAH!
YEMEN'den binanın duvarları örülür.
(Tuğlaları canlar oluyor?) EYVALLAH!
Her
sayfada düzen, her satırda sır vardır.
'Gör!' dedi isek, göreceksin. ER'de asla
itiraz yoktur!
Yol bizim değil, sizindir. GÜL cümlenizindir.
'Nerden
geldik nereye gideceğiz?' demeden bekledik,
en güzeli yolumuza ekledik
geldik. Gelişiniz öyle olur!
Sesin tarifi olmaz, ariften saklanmaz.
(Kainattaki frekansları mı bulmak zorundayız?) EYVALLAH!
Zorunda değil, yazıldığı an bulursun. O'na yönel, O'ndan alırsın.
Sevgide, en yüksek değerde melodi vardır.
'Ses yok!' dersiniz. Günün
sessizliği dünyanın düzenindendir.
Eşyanın sesi asıl sesin örtüsüdür.
(Asıl ses ahiretteki ses mi?) Evet.
(Ruhun da bir sesi var?) Elbet.
Konuşma her tuşun aksine yazmasıdır.
(Zıttına yazmasıdır.' 'Anti ses' deniliyor.' diye yorumlar yapılır)
Yanılma yok!
Çünkü her kelime olduğu gibi olduğu yerde kalır;
asla
kaybolmaz!
(Kaybolmamasının nedeni
ağaçlar mı?)
Yaratılmış
her zerre, kaybolmamak üzere yaratılır.
'Ses dahi mi?' denildi: Evet.
Daha önce
dedik, yaratılmışlığın malzemelerindendir,
renk ses.
Yaratılmış
hiç bir malzeme eksilmez!
Ses senden önce gittiği için,
istenmeyeni söylediğin
zaman
sana yerden göğe kaygu verebilir.
(Ayna misali) EYVALLAH!
'ALİ'den aldık, O'ndan geleni
bildik, kayguyu sildik.' deyiniz.

 'Erdik.' diyenle beraberiz göresiye dek,
'Gördük.'
diyenle beraberiz varasıya dek.
Aldık verdik, selam ile geldik.
Benden bana uyanlar, bende RESULÜ'nü
bulanlar;
karda ize bakarlar, kurda söze bakarlar.
Almayı bildiğim,
RESULÜ
ile her an yerimi bulduğum gerçektir.
Aynayı elime VEREN, aynada KENDİ'ni gösterendir.
Ben O'na baktım, ben çerağımı O'ndan yaktım,
gönüle
O'ndan gelen GÜL'ü taktım.
Gönüle
taktığım, SAHİBİ'nden
baktığımdır.
'GÖR!' dedi bilmesem de, 'BUL' dedi sormasam da,
'SAR!' dedi
sevmesem de.
Her dediği EMİR'dendi, çünkü
verilen AMİR'dendi.
Selam ile gelenin selamını aldık,
cümleniz ile her var
olanı sardık.
El ele olunuz, gayrıyı bulunuz.
Gayrıdan maksat, el alemi
siliniz,
'BİR'den geldik!' deyiniz, BİRE
gideceğinizi biliniz.
Oluk-oluk vereceğiz, gayrıyı sizde
sileceğiz!
ALLAH'ıma emanet olunuz,
RESULÜ'nün muhabbeti ile kalınız.

 'ALİ!' dedim geldim söze, toprak
gördüm sordum size:
'Ekip biçmeyecek misiniz, buğdayı seçmeyecek misiniz?'
Sular akar sana bana, kullar bakar ona buna.
'Gel!' dedik aldık sizi, 'Ver!'
dedik gördük sizi,
RESULÜ ile selamladık sizi.
ALLAH'ım; SEN'den SANA diledik,
SENİ SEN'den bekledik, SENİ beni gönüllere ekledik;
beraber
oluştuk, HUZURUN'da buluştuk, EMİRLERİ’ni ilettik.
Alanlar
mutluluğa, kalanlar karanlığa talip olurlar!
'Karanlık' sözünde olay
değil, gerçek oluş vardır!
Kulun kendi karanlığı.
Ayna cümleye açıktır. Mana yorumu her kulun
kendindedir!
'Almayı diledim.' diyene dola-dola veririz, kulu kulda görürüz.
Günden sonra her kul sadece kendini yargılasın!
Dilediği kadar kendini
sorgulasın!
Desin ki: 'Ben O'ndan geldim O'nda bulacağım;
öyle ise hatayı
kendimde bileceğim!'
Konuya girdiğimde yargı ile başladım,
sorguyu sizlere bıraktım.
Elbet görev alan kulları,
sorumluluklarından dolayı
çok ağır olmalılar.
Ağırlıktan maksat; bilgide, görgüde, uyguda.
Bu
halleri kendilerine mal ettikleri günde,
hafiflediklerini görecekler.
Diyecekler ki:
'Ağırlık verilenlerden dolayı değil,
uyulmamaktan
dolayı imiş.'
Uygulanmayan her hal kula zor gelir,
hal edindikçe kendini
bulur.

 ÖZ'de alışılan, sözde
çalışılan, düzde savaşılan güne geldik.
Satır-satır okuyalım, tezgah kurup
dokuyalım.
İplik aldık pamuk verdik, kumaşı dileyenin önüne serdik.
Alsın örtünsün, HAK KELAMI'na bürünsün,
karanlıktan sıyrılsın, gıybetten
ayrılsın.
Sözü bağladığı yerden her kulu tek-tek alsın, desin ki:
'Ben BİR'deyim, BİR oldum, BİRLİK'te buldum,
BİR'e
döneceğim. BİRLİK'ten ayrılırsam, karanlıkta kalacağım.'
Söz ile sözü aldık, sevgide ÖZ'ü bulduk.
Selamı ile geldik, 'Niyazda kalın!'
dedik.
'ALLAH! ALLAH!' diyelim,
seferden her geleni HAK ADI'na selamlıyalım.
'Sefer'den maksat, sehere uyanlardır,
seherde ADI'nı duyanlardır;
yer ile
gökyüzünde, ak ile karaya yer vermeyenlerdir.

 Kayda yer veren, YAR'da kendinden
kendine dönendir.
'ALİ'den alacağız, sohbette bulacağız.'
diyenlerle beraberiz.
Her kapı sahibine açılır, sahibi ile
geçilir.
Her kulunda açacak kapıya anahtar vardır.
Verildiği gün görgüye
varılır.
'Açalım.' demekten çok 'Kaçalım.' deseler de,
bırakılandan olamazlar.
'Hayır da hayırlıdır.' diyene de ki:
'RESULÜ 'Hayır.' demeden 'Hayırlısı.'
diyendendir,
her olaya gülendendir, her var olanı sevendendir;
O'ndan ona,
O'ndan sana nakledendendir.'
Kapı O'na açılır, kapıdan O'na geçilir,
önce
kapıda RESULÜ seçilir.
Aydın günde aydın yolunuz açılsın,
açılan kapıdan RESULÜ
ile geçilsin.

|