

Olduğunuz gibi kalınız, dünyayı YAZAN’a
bırakınız!
O ne yazdığını bilir! O, her kulu için hayır olanı verir!
Almayı dilersen; olduğun gibi kal,
kendinden kendini sil, her zerreni
kainata böl.
Dilediğin, kement olmasın kenet olsun!
Kir ne
giyside ne göğsüde olmasın,
komşuya tozun dahi varmasın.
O zaman,
aldığın sesi cevaplayabilirsin.
Niyazdır dillerde, namazdır hallerde,
güller gizlidir gönüllerde.


'BİR olduk, SEN’deyiz; BİR olduk, yöndeyiz; en
güzel gündeyiz.'
Yoğun geldi selamı. Attığınız her adım, bilmeden getirmez.
‘Bu mu?
Değil mi?’ denilmesin, her satır açık alınsın.
DOST BİR’dir, buldu
isen. DOST arayan, HAK’tan halka yürüyendir. DOST seni dostları ile
buluşturur, dostları ile oluşturur.
BİR’liği bulduğun
halde, eğilene değil yönelene döneceksin.
Eğilmek, yerden
verileni bildirir;
yönelmek, kainatı buldurur, bulduğun halde oldurur.
Eğilene geldim, yönelene güldüm, bilmeyene sordum.
Bilmeyen bilene
öğreticidir. Yanılma yok.
‘Bilen bilmeyene öğretir’ dersiniz. Bilene
sorun bildiği nedir?
NAS suresi okunsun. (Ne zaman, ne için okunsun?)
Bağdan
aldığın, belden bulduğun, sözden sildiğin;
seni sana buldurur,
insanı insan ile oldurur.
Bilen bilmeyene eğilirse, gününü hayırda
geçirir.
Saymayın hayır diye işlediğinizi, YARATAN bilir;
sormayın
‘Hayırda ne vardır?’ ALLAH’ım verir.
‘Sayarsam, düzene güzel görünür.’ diyene de
ki:
‘Düzeni güzel yapan, GÜZEL'in kendisidir.'


Yoğun çalışan, aldığına
alışanı düzende görsün.
Üç söz ile geleceğim, her an oluşanı
göreceğim.
Her an, BİR’likte olunuz. Her an
yapınızı O’na bağlayınız!
Her an, dün ile günü birbirinden ayrı etmeye,
her zerrenizi ayakta tutmaya çalışınız, çalışa-çalışa
alışınız!
Öyle alışınız ki, bende beni değil, O’nu göresiniz!
Bakmadığın çiçek, senden geleni siler.
Baktığın çiçek, senden geleni hıfzeder, yayınlar.
(Akımın yeri dolar mı efendim bunun?)
Kement atılan
atı tutarsan senindir, tutmazsan doğanın.
Çiçeği seversen senden
gelen her titreşimi hıfzeder.
‘Sevmezsem ne olur?’ denilir.
Çiçek
doğanın olur, kendine kendinden verir.
Ne güzel olaydır ki, senin sevgini
nakletsin.
Kapalı kalmadı kapı, yarıda kalmadı yapı.
Birliği kurduk bilenlerle, sevgiyi bulduk bölenlerle,
düzeni
bulacağız kalanlarla.


DÖRT KAPI’yı bilsinler,
sadece RESULÜ’nden gelene uysunlar.
‘Kimden aldım?’ dediğin günde,
el ele
oluştuğun, DOST ile buluştuğundur.
‘Gemiye yer bulayım.’
diyen, limana girer.


Her ata binemedim, her katta kalamadım.
Çiçek-çiçek açacak, böcek her çiçeğe
uçacak,
kötü iyiden kaçacak.
‘Kötü var mı?’ diyene sözüm:
Bize ‘Var mı?’
diyen, her gün olaylara nokta koyuyor ise,
sorguya düşmemeli.
‘İyi’
dediği de ‘kötü’ dediği de, kendi malzemesidir.
Her zerre hayra
yöneliktir. Kendini bilmeyi dene.
ALLAH’ımın YÜCE ADI ile başladığın
her olay,
sendeki perdeyi aralar.
Nokta-nokta BİR oldu, aka-aka gür geldi;
bilene rahmet, bilmeyene zor geldi.
SELAMI’nı getirdik, ADI ile götürdük.
Yazmayı bilen değil, süzmeyi bilen,
yerini bildiği halde bulandır.
SELAMI’nı aldınız, iletici olunuz.
‘Konuk gelmedik.’ diye birbirinize
bağlı kalınız.
‘Zoru aştık.’ deyiniz, kolaya şaşmayınız.
‘Anlat...’ denir ‘oradan, ne DEDİ’yse YARATAN.’
Üç
yerden söz edelim, üç yoldan koz alalım.
Diyelim ki, ‘Yapı BİR’dir,
BİR kalacak; kapı dörtten gelecek;
her kapıdan giren, aynı konutta yerini
alacak.’
(Dörtten murat
nedir?) ‘Her yol BİR’dir.’ dediysek,
DÖRT KİTAB’ı verdiysek;
kapı-kapı dolaşsan da aynı konutta BİR’leyeceksin,
tek söz ile gürleyeceksin.
RESULÜ’nden aldığın gibi,
KUR’AN’da
bulduğun kadar alışacak,
oluşacak, her gelen ile
buluşacaksın.
Yerden göğe alacaksın, gökte yeri bulacaksın.
Değirmen döne-döne öğütür,
ALLAH’ım
kulunu yana-yana eğitir.
Ne candan geçelim, ne dünden geleni açalım.
‘Dergah’ dedik, bildi isek cümlemiz kucaklaşalım.
Söylendiği
yerden, kumun elendiği bilinsin.
Sözden söze değil, el-el ile
öğünsün.
Şükürde selamet, hamdda keramet vardır.
Kaynak ararsan
bulursun, sular ile gark olursun;
öylece ‘Şükür ALLAH’ım!’ der,
her
zerrende aldığın ile övünürsün.
Çölde susuz kaldı isen, ‘DOST oldum
ALLAH’ım,
her zerrem ile diledim.’ dersen,
çöl ortasında suya
kavuşursun, ALLAH’ıma hamd edersin.
Her niyazın, ALLAH’ımın İZNİ
ile başlar,
izin ile devrini tamamlar.
YÜCE olan ALLAH’ımın ADI’na sıdk ile
bağlandım.
Her sözümü, bağlılığım ile noktaladım.
RESULÜ’nün verdiğidir,
ALLAH’ımın gördüğüdür.
Selam cümlenize! Selam cümlesine! Selam cümlemize!


Günün gelişini,
düzen buluşunu dilenen hale getirmek,
sizlerden daha önce istendi.
Denildi
ki, ‘Önce kendi aranızda kenetleniniz.
Güzel çirkin demeden, hata kusur
bulmadan,
çiçek bulsan yolmadan.’
Az yiyin, az uyuyun, her satırı doya-doya
okuyun,
bilginizi cümle ile dokuyun.
(z: Cümle ile dokumaktan murat,
diğer canlar ile istişare
mi, başka bilgiler aramak mı?)
Birliği kurmak!
DOST KAPISI
açıktır, şahit istemez.
Verilen görevin yorumu yapılmaz, beklenir.
Kamuya hizmet,
konuya girmektir.
Hizmete girmek, konuyu görmektir.
Her biri birbirine
bağlıdır.
Sağdan sola eğildik, mümin dilinde
övüldük,
HAK önünde eğildik.
Ser verdik, sır aldık, cümlede O’nu gördük.
Her adım yerinde olacaktır,
her görevli, görevini yaptığı halde
kutlanacaktır.
Asla şüpheniz olmasın.
Düzende YAZILAN’a uymak gereklidir kazılana değil.
(ç: Kazılandan maksat nedir?)
YAZILAN,
düzendir; kazılan, düzeni bildiğince kurayım diyen.
Boş tarlayı
kazmaya çalışmaya benzer.
Ekilecek toprak kazılır, elenir, bellenir.
‘HAY’ ile hâl birlikte düzen verir;
kulu kendini öylece bulur.


ALİ’den geldik söze, durmadan verdik
size.
Elbet vereceğiz, her halinizden hoşnut kalacağız.
Varlık olmak: ‘Her yaratılan, varlık değil midir?’ denilir.
Varlık;
kainatta yer alan, yerini bulan ve olduğu gibi kalandır.
Her kulu
vardır, varlık değildir. Varidat.


‘Aydın olanlar.’ dedik, YUVA’ya müjdeledik;
aldığınız görevlerde yardımcı olduk.
ALLAH’ım RAZI olsun, hatalar sözde
kalsın.
Biliniz ki her aydın kulu, en güzeli diler, en güzeli ile dolar.
Ne
var ki; kabı ile hizmet verir, sadece kabından sorumludur.
Her bir zimmet,
elimizdedir.
Zahmet yolunuzda olsa bile;
himmeti gelişir, rahmeti
erişir,
gine de her kulu kabınca bölüşür.
1-Aldınız, doldunuz, sergilediniz;
öyle ise hizmettesiniz.
Hizmette iseniz, tevazu ilkeniz olsun.
2-Sevdiniz,
sevildiniz, hazmediniz.
Meyveyi buldunuz, cümle ile paylaştınız,
hikmetine
eriştiniz, ziynettesiniz.
3-Kıymeti, yaratılan her zerrede biliniz.


Her sözün düğümünde gelişen görülür,
BÜTÜN’de
bilinen okunur.
Alacağın her sözü birden bire düşün, güdeceğini
değil.
Yerden göğe bildiğiniz, söz ile ÖZ’ü
bağladığınız,
gerçeği yoğun yapısı ile uyguladığınız
bilinir.
‘Kapılarda düşünmek değil, umut ile bekleriz.’ diyene sözüm;
‘Yumuşak olanın, kapıda düşünmeye yeri yoktur.
Olur, gelir, bulur.’
Az yediğin O’ndandır, az dediğin O’ndan olsun,
yolunu bekleyen
kayguyu silsin.
‘Dağdan taştan beklemem, sudan
aştan geçemem.’ diyene de ki;
‘Her zerreden bekleriz, aşı suyu
ekleriz.’
Göz göze bakmasa da, derede suyu akmasa da,
düzenin aykırılığı
ondan değil.
Yüz yüze bağlanır,
söze binden on bine yüz bine
milyona eklenme ile girilir.
Açalım geçelim, hepimiz bilgimize uyanı seçelim.


Yol geçene, kul seçene niyazdadır.
‘Dağlar erimedi mi? Yollar taşmadı mı?’ diye
sorarlar.
‘Yoğun kayda geleni, ‘Söz ver, söz al.’ diyeni;
erlikte
sayamadım, bilgide soyamadım’ diyene de ki;
‘Bilgiyi görgüyü ayıklamadan,
sadece olduğu gibi alalım;
‘Ne güzel.’ demeyi bilelim;
kemer dar gelse de,
‘Sabır.’ deyip bekleyelim.
Alacağımız, bilgi ise EYVALLAH;
amma görgü, her
kulun kendindedir.
Bilgi, ayrıya düşmez;
görgü, kişiden başkaya
taşmaz,
biliyor isen gördüğüne şaşmaz.
Her satır gerçektir,
karşılığı asla yoktur,
müsveddesi yapılmamıştır.
Tek söz, tek
satır, tek kelime, tek harf.
Sayfayı çevirdiğin an, olanı görürsün.


MEYDAN açıktır gelene, sofra açıktır bilene.
‘ALLAH!
ALLAH!’ deyip gülene, selam olsun.
Her adımda anılansın, aşkınla yanılansın, gönüllere
konulansın;
senden benden geçtiğiniz gün, bizim ile bir olansın.
Güzel
günler geldi çattı, ANILANLAR nasib attı.
Nefisteki gölgeler, O’nun ADI ile
gizlendi saklandı yattı.
O’nun ile BİR’deyiz, O’nun ile GÜL’deyiz, O’nun
ile yoldayız!
Karda ayak izi
var, kulda HAKK’ın SÖZÜ var.
AŞK ile oluştuk, cümlenizde RESULÜ’nün
gözü var.


Parlayan her yıldız ÖZ’e sayılır, gözle
soyulur.
Kayıtta var ise, her adımda sarılır.
Deriden geçmeyen, denizden uzak
kalmaz.
Meyhaneye gitmeyen, cemaate uymaz;
gayretten değil, hikmettendir.
Çokluğu paylaş ki, TEKLİK’e talip olabilesin.
Çoklukta bulmadı
isen, asla TEKLİK’ten söze hakkın yoktur!
Ayları bilirsen, on birde biri ile
olabilirsin.
Haftalara uydu isen, yılları görebilirsin.
On birde bir, senin
benim değil cümlenindir.
Öyle ise, cümle ile BİR olmayan, O’ndan
değildir!
Her devirde O’nu bilelim,
bilelim ki yeni gelecek devreye
kalmayalım.
Asayiş, her kulun kendi yasası değildir.
Kainatın Kanunu
kulu bağlar, uymayan elbet ağlar.
Ağlasa ağlamasa, gelecek
devreyi bekler. ‘Nasıl?’ denilir.
Kuyuya bağlanan dönme dolapta, devrinde
dolmayan kova,
dönüşü bekler, dolar amma gecikir.
‘Ya kova delik ise?’
denilir; o zaman ehil elde tamir gereklidir!
Oyalı yemeni başta, dilenen
yazı taşta;
alırsa havada yol, yolculuk kuşta…
‘Sabır!’ diyelim söze,
DOST ile alıştık güze.
YARATAN, günde verir, günü günde öğretir;
yosun olsa denizde, birbirine gösterir.
Selam getirdim size, selam ile girdim
söze.
Katı gelen her düze; oturalım zor gelmesin,
katılalım, kar gelmesin,
YAHYA misali hizmette dara düşmesin!
Düzden soruverenler, olayları seriverenler;
aldıkları ile verdiklerini teraziye koysunlar…
‘Hazırım!’ derlerse, görgüde
kalan her zerreyi katkısız bulsunlar.
Ne elesinler, ne elensinler, ne
dolasınlar, ne dolansınlar…
‘Hazırım!’ demek için; her zerrende nefis
kırıntısını silmen,
kendin ile kainattaki her zerreyi bilmen gereklidir.
MİRAC’ında RESULÜ’ne, hazırlığı hakkında sorulduğunda;
‘Gayretteyim
ALLAH’ım!’ denilmiştir.
Hayrete gelmeden, gayret olmaz!


Gönülden akışanı, kainatta
yakışanı, seni sen ile bulabilirsin!
Muayyen günün gelişi arayana
verilecek,
gönüllerde her olanla duman O günde silinecek!
Gölgeden aşacağız, aştığımız her
adımda GÜZEL’e ulaşacağız;
dağdan dağa ses versek, düzde
buluşacağız;
RESULÜ’nün Selamı’na cümlemiz kavuşacağız.
1- O günü vereceğiz, O’nun
ile olunuz!
2- O günde, gönüldeki BİR’i bulunuz!
3- Her bir sözü, HAK
KANTARI’na vurunuz!


AŞK ile geldik söze, duralım dedik dize.
Sözümüz
cümlenindir, gönlümüz HAK ile, yolumuz halk ile.
Kanmadan yürüdük geldik,
yanmadan arayıp bulduk,
RESULÜ ile konuya girdik.
Girdiğimiz her konuda, kulunun sözü vardır.
ALLAH
ADI anıldıkta, RESULÜ’nün gözü vardır.
Cümle ile, cümlede BİR’liğe
durur.
Cümle için, HAK HUZURU’nda gönlünü açar.
Her zerresinde, tek-tek kulunun
hizmetini seçer.
O’na O’nun ile vardığını,
O’na O’ndan gelen ile
oluştuğunu gösterir.
O
YEMEN’dedir, hizmet eri değildir!
O YEMEN’dedir, himmet kârı
değildir!
O YEMEN’dedir, kulu ile tek tek
sözleşmeye girmez!
O YEMEN’dedir!
Her var edilen, sorumlusunu bulur!
YEMEN’de görevlerin,
ALLAH’ımın EMRİ ile RESULÜ’nün Mührü ile
görevliler
vasıtası ile, seçilmiş olan kullarına iletilir.
(RESULÜ, YEMEN’in genelkurmay başkanı mıdır?)
ALLAH’ımın RESULÜ, makamının ölçüsü yoktur!
YEMEN’den alınan görev, talib olma
ile değil,
oradan gelen talep ile verilir.
(‘Ora’ neresidir?)
Asmayı dikersen, üzüm
alacağını bilirsin;
o, senin talip olduğun görevdir.
YEMEN’den gelen
talepte,
dilediğini değil sadece verileni alırsın.
Öyle oldukta, her
an,
seçilmiş olmanın hizmeti ile himmetine nail olursun.
Hizmetine her
katılan, himmetten nasip alır.
Gönüllerde yapıcı görev alalım,
SAHİBİ’nden gelen EMRE uyalım!
‘Talib olursak, hata mı?’ denildi.
Kulu, sadece seçilme hakkına sahiptir, seçmeye değil!
‘Aldığım her
EMRE uydum!’ diyenler, himmetinden nasip alırlar. YEMEN’den gelen EMRE
uyarak,
HAK YOLU’nda adım-adım RESULÜ’nün Şefaati’ne yaklaşırlar.
Kulu için
en büyük mutluluk budur!
Elbet verilen EMİR’de RESULÜ’nün Mührü vardır.
Her biriniz DOST
yapısına
bürününüz,
DOST KAPISI’nda görününüz!
O günün mutluluğu, sözde değil
gönüldedir!
1-Saydığım kadar sayılırım.
2-Sevdiğim
kadar sevilirim.
3-Uyduğum
kadar övülürüm.
Öyle ise kulluğumu öyle bilirim.


DOST KAPISI arayanlar, her düzende
güzelliği tarayanlara,
YEMEN’den selam getirdim.
Baktım kulun yoluna, dedim bilenin haline.
MEYDAN bulan gelişir, has kulları buluşur.
DOST KAPISI’nda göründük,
yeşil renge büründük,
HAK LİBASI sarındık.
BİR’de
BİR’liği bulalım, VELİLER’de ayrıya düşmeyelim!


Atıma yön versem, katından gün görsem,
sizlerle sohbette kalsam, selamını getirdiğimi bildirsem.
Bağlamadım dağılanı, götürmedim
eğileni.
Gelecek görecek, güzel olana adın verecek!
Söz, senden benden
gelişir, RESULÜ’ne ulaşır;
sevgi, gönülden gönüle bulaşır; arttıralım, eksiltmeyelim!
DOST yapısını; çatısını örtmeden bırakmayalım!
Her
aldığımızı O’ndan bilelim, asla söze söz katmayalım!
Kalmaktan maksat, dağılmak
değil;
dönmekten maksat, eğilmek değil;
yaprak dökülse de,
mevsimden gayrı değil.
Ağaç bütündedir, bilen gölgesindedir!


O gün, niyazını bu günden alır. O gün, her
kulu niyazı ile gelir.
Yerden gökten, cümlemiz sevinç bulur.
Bağladığımız eller,
söylediğimiz diller, her an açacak güller.
Yaprağı seçeceğiz,
kul olup geçeceğiz.
Aldık sizden selam, dilenen yere ileteceğiz.
Yoldan selam verene, DOST haline girene;
dayandığı kapıda aşık olup
görene;
el verdik, sözünü diledik.
Denildi ki: ‘Dağlar ayakta kalsın,
sular dilendiği kadar çağlasın.
Her güzel AŞK’ı gönlünü
dağlasın.
RESULÜ’nün selamını alan her kulu;
dilediği yönde gönlünü
bağlasın,
Güneş’e uzun baksın,
gölgede çerağ yaksın, bağda
üzüm toplasın.
DOST diye her kuluna.
ALLAH’ım RAZI olsun, mayayı, cümlesi gerçeğe uygun
tutsun.


'DOST yolunu açacağız, günü geldi soylu
olanı seçeceğiz.
Niyazımız, cümleniz ile.'
Düğüm geldi çözülecek, günü geldi
çizilecek.
Çöken duvar tamir oldu, sancağımız dikilecek.
Kumda ayak izi,
kulda HAKK’ın SÖZÜ, cümlemizin yerde dizi.
Elimizi bağladık, ‘ALLAH!’
dedik ağladık.
Dağlar eğildi durdu,
deryalar eklendi geldi, akan
sular beklendi gördü;
YEMEN’de, cümlemiz selama durdu,
RESULÜ dört yönde niyaza
vardı.
Dedi ki: “Dağlar ezmesin, dalgalar gezmesin,
toprak
dağılmasın,
kulu HAK’tan başka eğilmesin,
başına
aldığını bedenine sormasın,
gelen tozu kötü diye yormasın,
ERENLER adına
HAK’tan aldığına inansın!”
Komşu dosttur, konuk dosttur, Alem
dosttur,
el alem de dosttur ayırmayalım!


Niyet kurunuz, şüpheyi
siliniz, el ele geliniz.

Arif olan; senin gökte gördüğünü kulunda görür,
tarife bildiği yerde katılır.
Meydana DOST gelir,
meydanda post bulur, her
sözde nokta kalır.
Bağlamadan dilini, söylemeden halini,
eğilmeden belini;
tarif ile gelemezsin, ‘ALLAH’ım!’ demeden kendini
bulamazsın.
Her kandil, bir-bir yanar.
Kendini bilmeden, kandilini yakamazsın.
O kandil ki, bakana değil, yağını dökene hizmettedir;
yolunda
başını eğene, gerçeğin bilgisini açar.
‘ALLAH! ALLAH!’ diyelim, verdiği aşta
DOST KAŞIĞI tutalım,
‘Bir sende, bir bende’ diyelim,
yandığımız
ateşe gölge vermeyelim.


Aslına söz etmeden yol verdim,
her
yaratılanda gerçeği gördüm.
Zerreler söz ettiyse; yumuşak
olandandır, kendini bulandır.
Diz üstüne oturdum, gönülde kayguyu bitirdim,
bilgimdeki gerçeği götürdüm,
her öğütte RESULÜ’nün sözüne ÖZ’ünden kattım.
BİR’liğe çağırdı,
BİR oldum;
DOST’luğa çağırdı, cümle ile DOST kaldım.
Zerreler ile
BİR’ledim, birlenmeyeni zorladım.
Yerden göğe adım-adım RESULÜ’ne
uydum,
her birinizin sesini o’nun bilgisi ile duydum.


Gayrette kulun emeğini gördük,
derman
dileyen kullarının çevresini sardık,
her var olana sorduk: ‘Kulluğun
kutluluğunu bilir misin?
Kendinde olan ile, yaratılmışlığın
mutluluğunu yaşar, yaşatır mısın?’
Öyle ise, ALLAH’ım senden
razı olsun.
Bilenden geldik, bilen ile verdik;
YARATAN yarattığına olan
sevgisi ile,
cümle yolları dileyene açtık.
Selam olsun, kulu her öğütte
RESULÜ’nün halini bulsun.
Dertler geçicidir, yıpranmış dalı biçicidir.
Biçilen dal yenilenir, kendinde olan ile,
kendinden isteneni verir.
Dağlar
aşınırsa, yollar taşınırsa;
gelen gidendendir, hizmette
güzelliği güdendendir.
Dostlar, BİR’liğe talib olunuz,
BİR’likte galib geliniz.
Yapraklar nasıl bir ağacı bütünlüyor ise,
sizler de bir amacı bütünleyiniz.
Gerçek, amacınızdır.
Dostluk gün-gün
değişmez, gelişir.
Selam! Selam! Selam!
HAK ile HAKK’a varsam,
HAKK’ın DİVANI’na
dursam, diyeceğim ki:
‘Ben cümle ile BİR’lendim,
dünya gününde cümle ile gürlendim,
gah güldüm, gah zorlandım.
Ne olursa olsun,
gönüllerde RESULÜ’nün adı kalsın.

|