Muhiddin Arabi

2 nisan
MUHİDDİN-İ ARABİ HAZRETLERİ der ki: “ALLAH’ım ne günah işlesem, SENİN AFFIN’dan büyük değildir. Hiçbir kul SEN’den başkasına sığınamaz. O’na sığındığın an, günahlarından sıyrılmış olursun. MUHİDDİN kendini o kadar hakir gördü ki, dünyanın bütün günahlarını üzerinde buldu. Ve hatta ‘Cümlenin günahı üzerime olsun, cümle ile AFFI’na sığınılsın.’ dedi, paylaşmak diledi. Muhabbet cümlenin affına zemin kurar. ALLAH’ım cümlenizin muhabbetini artırsın. Selamet yolunuzda, gönülleriniz ferah bulsun. Huzur sizlerle olsun.”

6
MUHİDDİN ARABİ HAZRETLERİ der ki: “Cenk gönlünü eğliyorsa, uzak dur; yolunu koruyorsa, ‘YA ALLAH!’ de yürü, bekleme sonu. Aymayı bilenlerin, sahile inenlerin; umduğu nedir? Gemi gelse, bizi alsa, yola götürse. Bekleyen bulur, sabreden yürür.”

24
Ayda adem, yıldızda yudum arayana MUHİDDİN der ki: “Şerh ile şirki karıştırmayalım, ‘Artışta eritir.’ demeyelim. Ay ile yıldızı birbirine katmayalım. Rengine söz etmeyelim.” dedi, sözü gelene verdi: 

19
DOST KAPISI’nı açtık, cümleniz ile buluştuk. Saracak eldeki güzeli serecek, niyazına gelen MUHİDDİN resmini verecek. “Her dala tutunma kırılan olur, her duvara dayanma yıkılan olur, elden ayaktan kalma seçilen olur.” dedi, MUHİDDİN selamladı. (Resim verilir: MUHİDDİN-İ ARABİ HAZRETLERİ)

27
“Danıştığım her kapı, buluştuğum her yapı; bana gerçek bilgisini verdi, gönlüme HAK SEVGİSİ’ni serdi. Öyle bir an oldu ki, uykudan uyandım sandım. Gerçek ÖZ’ümde, bendeki bende… O’ndan her an bir zerrem için niyaza durdum, her birini öbürüne DOST kıldım. O zaman , kainat ayak oldu; bilgim, beynimde dolanan kainatı sildi. Bildiğimi sandığım her bilgi binlerce çoğaldı, milyonlarca kainat oluştu. (İletişimi de, zerreler mi sağlıyor peki?) Her bir zerremde, yerden göğe iletilen, dünyaya gülecek atomlar yüceldi; almaktan bıkmadığım bilgi, vere-vere bitmedi yayıldı, yayıldı…” dedi, sözü MUHİDDİN-İ ARABİ aldı: “Güç olan, her zerrene hükmedebilmendir. Hükmüne aldığın her zerren ile, bilgini öteye daha öteye götürebilirsin. TANRI’m, dilediğin yere kadar İZİN verir, dilediğin kadar sözün verir… Mevcut olan her bilgi, dileyenin tasarrufuna girer. Dilemek, ağız ile değil elbet. Aklın gönlüne mantığını süzgeç yapabiliyor ise; gönlünden gelen ile her zerreni birbirinin hizmetine verebiliyor ise; dilenen anda, her bilgi sana açıktır. (Aracı yok mudur?) ‘SIR.?’ dediğiniz her olay açık apaçıktır. Gönülleriniz örtüdedir, aklınız dürtüdedir. MEYDAN, gelenlere kapalı değildir; bilenlerle şenlenir, bilmeyenle dumanlanır.” dedi, MUHİDDİN-İ ARABİ selamladı 

13
Huydan huya alışan, yolda sözle buluşan, MUHİDDİN ARABİ ile söyleşen… Selamını alsın. “Doğuştan yola atıldık, iman ile hale katıldık, DOST KAPISI’nda bilmeyenden itildik; görgüyü bilgiyi RESULÜ’nden dedik, noktayı kendimize hal edindik.” dedi, MUHİDDİN selamladı.

29
“Aynı ağaca ismimizi yazdık, aynı satırda bilgimizi verdik, gönüllerde güzeli gördük, ‘Selamet SEN’den ALLAH’ım’ dedik, sohbet sofrasına geldik.” dedi, dayandığı bilgisinde MUHİDDİN-İ ARABİ ile BİR’liği kurdu. “GÜL dalında bülbül ötse, yeri de bellidir, sözü de; dikenlerde sözü kalsa, günü de bellidir, yönü de; geldi isek dünyaya, gelişi de bellidir, gidişi de… Her sofrada saydığın, her günün sonunda soyduğun, yerden göğe bilinir, gönlünde olan cümle ile sevilir. Saymayı dert diye değil renk olsun diye bilenler, kendinden kendine dönenlerdir.” dedi, MUHİDDİN söz dileyeni selamladı.

10
“Bak SEVGİLİ, bak sana yönelenlere; bak SEVGİLİ bak, senin ile günü dolduranlara; bak SEVGİLİ bak, senden gelen her nefesi niyaz ile yoranlara.” dedi, MUHİDDİN ARABİ YEMEN’den söze geldi: “Sözden söze atlarız, her gönülü HAK ADI’na kutlarız. Ne soylu, ne huylu, bindiği dalı keser; ne de, bilene bilmeyene küser.” dedi, MUHİDDİN selamladı.

15
(Resim verildi: MUHİDDİN ARABİ) MUHİDDİN ile geldik, ‘Muhsin olsun bilgin.’ dedik. Kayguları silsin, cümlenizde gerçek bilgi kalsın.

muhsin: iyilik eden, bağışta bulunan

9
“Her çağda dilenen BİLGE, elinden dilinden verdiği ile, gönlünden sardığı ile bilinir; MUHİDDİN-i ARABİ, andığı ile görülür.” dedi, sözü aldı: “Kamer’de ilmin gözünü, yıldızlarda sözünü okuyan, Güneş ile bilgisini dokuyana selam veririz de, her seherde esen yelden sevgisini alırız. Kayalar aldığı sesi verir, bulutların ötesine verdiğini iletir. Alış veriş odur ki; O’ndan aldığını, O’nun ile veresin, yarım bırakmadığın her hizmetin himmetini göresin.” dedi, MUHİDDİN selamladı.

20
“YEMEN’den söze geldik, aldığımız sürüyü sefere saldık, GÜZEL’i Sevgili ile bulduk.” dedi, MUHİDDİN ARABİ sözü aldı; “Çaydan aldığım suyu nehire saldım.” dedi, akan suda aktığı kadar gönlünü yuğdu: “Kitabım okunurken bir satıra daldılar, bin satırda kainatı buldular. Buldukları, beni bana anlatan kainat idi. Her yaratılmış kendi kainatını okusa, milyonlara satır getirse; ne biteni, ne iteni görürlerdi. Aldığın kadar dolarsın, bulduğun yerde dönersin.” dedi, MUHİDDİN cümlenizde okuduğunu, günü geldiğinde yazdıracağını söyledi. Yazacağız satır-satır. (Biraz açarlar mı?) “Aydan yıldızdan, mavinin sonsuzluğundan, yeşilin sonsuza uyumundan…” dedi, selamladı.

21
“Demde gönül bağı varsa, demde bilgi ağı darsa; DOST ADI’na söyleşmeyi değil, halleşmeyi deneyelim!” dedi, MERKEZ’im sözü aldı, MUHİDDİN-İ ARABİ ile söze gelmeyi diledi: “Okudum satırı, dokudum hatırı, yola saldım katırı. Attığım her adıma BİNBİR TEVHİT okudum. Dedim ki; ‘Ömür ile bağladığın her anım SEN’i anarak geçse de, kulların beni BİLGİN diye seçse de, bilirim ki kainatın bir satırını dahi çözemedim.’ Gün gelir de nasibim gürlenirse, diyeceğim ki; ‘Ömrümde, bir günümü çözemedim.’ ‘Gün gelir de her satırı okurum, bilgin oldum dokurum.’  diyen kulların varlığını sürerse, onlar için dahi AFFI’na sığınırım.” dedi, MUHİDDİN-İ ARABİ; sözün ÖZ ile bağlaşmadığı bilgiden ALLAH’ıma sığınmanızı diledi, selamladı. 

13
MUHİDDİN sözü aldı, sevginizde DOST’luğu gördü: “Derman dilediğim RABB’im, sevgisi ile beni sarar; bende olan sevgi ile, derdim dermanını bulur. Asla yanılma yoktur! Selam ile yoluna durduğun her kul, senden asla selamını çevirmez! ‘Affın yücesi, SEN’dedir RABB’im.’ diyelim, asla küslüğe girmeyelim! Küs kalana diyelim ki; ‘Affı yüce RABB’imden büyük müsün ki, asla affetmem dersin, ALLAH’ım ile yarışa girersin?’ Senin benim ne hatalarımızı affeden RABB’im, DOST’luk ile hoşnut kalan RABB’im; bu günde, bu gecede, her günde, her gecede, affedici olanları sever, yüceltir.” dedi, MUHİDDİN selamladı.
(Resim verildi: MUHİDDİN-İ ARABİ HAZRETLERİ) MEYDAN’da buluştuk, MUHİDDİN selamet diledi. “Elde, dilde KEVSER olsun!” dedi, resmini verdi, selamladı.

28-2
“Gemimiz düne güne, gönüllerimiz ayrı-ayrı yöne.” dedi, MUHİDDİN sözü aldı: “Yeter yetmez demeden, biten konuya girmeden, gelen gideni görmeden; söze söz katmayalım, çamura adım atmayalım! Gün Güneş senden sana, güzel dileyen her kula gelsin gitsin; bilen, DOST sözü gütsün! ‘Ağır taşı kaldırayım, kendim gördüğüm konuyu bitireyim!’ dersin. Her olayda konu, RABB’im nasıl dilerse öyle biter! YAZDIĞI’nı kulunun hayrına getirir, bilenin kaygusunu bitirir. ‘CEMALİ’ne varlığından katıldım, var ettiğin her kulun ile kavgasız yoluna atıldım!’ diyesin, dört duvarda RABB’inin ADI’nı okuyasın!” dedi, MUHİDDİN, affı büyük RABB’imden cümleniz için niyaza durdu, selamladı.