
MUHİDDİN-İ
ARABİ HAZRETLERİ der ki: “ALLAH’ım ne günah işlesem, SENİN
AFFIN’dan büyük değildir. Hiçbir kul SEN’den başkasına
sığınamaz. O’na sığındığın an, günahlarından sıyrılmış
olursun. MUHİDDİN kendini o kadar hakir gördü ki, dünyanın bütün
günahlarını üzerinde buldu. Ve hatta ‘Cümlenin günahı üzerime olsun, cümle ile
AFFI’na sığınılsın.’ dedi, paylaşmak diledi. Muhabbet cümlenin affına
zemin kurar. ALLAH’ım cümlenizin muhabbetini artırsın. Selamet yolunuzda,
gönülleriniz ferah bulsun. Huzur sizlerle olsun.”

MUHİDDİN
ARABİ HAZRETLERİ der ki: “Cenk gönlünü eğliyorsa, uzak dur;
yolunu koruyorsa, ‘YA ALLAH!’ de yürü, bekleme sonu. Aymayı bilenlerin, sahile
inenlerin; umduğu nedir? Gemi gelse, bizi alsa, yola götürse. Bekleyen
bulur, sabreden yürür.”

Ayda adem, yıldızda yudum arayana
MUHİDDİN der ki: “Şerh ile şirki karıştırmayalım,
‘Artışta eritir.’ demeyelim. Ay ile yıldızı birbirine katmayalım. Rengine
söz etmeyelim.” dedi, sözü gelene verdi:

DOST
KAPISI’nı açtık, cümleniz ile buluştuk. Saracak eldeki güzeli serecek,
niyazına gelen MUHİDDİN resmini verecek. “Her dala tutunma kırılan
olur, her duvara dayanma yıkılan olur, elden ayaktan kalma seçilen olur.” dedi,
MUHİDDİN selamladı. (Resim verilir: MUHİDDİN-İ ARABİ
HAZRETLERİ)

“Danıştığım her kapı, buluştuğum her
yapı; bana gerçek bilgisini verdi, gönlüme HAK SEVGİSİ’ni serdi. Öyle
bir an oldu ki, uykudan uyandım sandım. Gerçek ÖZ’ümde, bendeki bende… O’ndan
her an bir zerrem için niyaza durdum, her birini öbürüne DOST kıldım. O zaman ,
kainat ayak oldu; bilgim, beynimde dolanan kainatı sildi. Bildiğimi
sandığım her bilgi binlerce çoğaldı, milyonlarca kainat oluştu. (İletişimi de,
zerreler mi sağlıyor peki?) Her
bir zerremde, yerden göğe iletilen, dünyaya gülecek atomlar yüceldi;
almaktan bıkmadığım bilgi, vere-vere bitmedi yayıldı, yayıldı…” dedi, sözü
MUHİDDİN-İ ARABİ aldı: “Güç olan,
her zerrene hükmedebilmendir. Hükmüne aldığın her zerren ile, bilgini
öteye daha öteye götürebilirsin. TANRI’m, dilediğin yere kadar
İZİN verir, dilediğin kadar sözün verir… Mevcut olan her bilgi,
dileyenin tasarrufuna girer. Dilemek, ağız ile değil elbet. Aklın
gönlüne mantığını süzgeç yapabiliyor ise; gönlünden gelen ile her zerreni
birbirinin hizmetine verebiliyor ise; dilenen anda, her bilgi sana açıktır. (Aracı yok mudur?) ‘SIR.?’
dediğiniz her olay açık apaçıktır. Gönülleriniz örtüdedir, aklınız
dürtüdedir. MEYDAN, gelenlere kapalı değildir; bilenlerle şenlenir,
bilmeyenle dumanlanır.” dedi, MUHİDDİN-İ ARABİ selamladı

Huydan huya alışan, yolda sözle buluşan,
MUHİDDİN ARABİ ile söyleşen… Selamını alsın. “Doğuştan yola atıldık, iman ile hale katıldık, DOST KAPISI’nda
bilmeyenden itildik; görgüyü bilgiyi RESULÜ’nden dedik, noktayı kendimize hal
edindik.” dedi, MUHİDDİN selamladı.

“Aynı ağaca ismimizi yazdık, aynı satırda bilgimizi
verdik, gönüllerde güzeli gördük, ‘Selamet SEN’den ALLAH’ım’ dedik, sohbet
sofrasına geldik.” dedi, dayandığı bilgisinde MUHİDDİN-İ
ARABİ ile BİR’liği kurdu. “GÜL dalında bülbül ötse, yeri de bellidir, sözü de;
dikenlerde sözü kalsa, günü de bellidir, yönü de; geldi isek dünyaya,
gelişi de bellidir, gidişi de… Her sofrada saydığın, her günün
sonunda soyduğun, yerden göğe bilinir, gönlünde olan cümle ile
sevilir. Saymayı dert diye değil renk olsun diye bilenler, kendinden
kendine dönenlerdir.” dedi, MUHİDDİN söz dileyeni selamladı.

“Bak
SEVGİLİ, bak sana yönelenlere; bak SEVGİLİ bak, senin ile
günü dolduranlara; bak SEVGİLİ bak, senden gelen her nefesi niyaz ile
yoranlara.” dedi, MUHİDDİN ARABİ YEMEN’den söze geldi: “Sözden
söze atlarız, her gönülü HAK ADI’na kutlarız. Ne soylu, ne huylu, bindiği
dalı keser; ne de, bilene bilmeyene küser.” dedi, MUHİDDİN selamladı.
(Resim verildi: MUHİDDİN ARABİ) MUHİDDİN
ile geldik, ‘Muhsin olsun bilgin.’ dedik. Kayguları silsin, cümlenizde gerçek
bilgi kalsın.
muhsin: iyilik eden, bağışta bulunan

“Her çağda dilenen BİLGE,
elinden dilinden verdiği ile, gönlünden sardığı ile bilinir;
MUHİDDİN-i ARABİ, andığı ile görülür.” dedi, sözü aldı: “Kamer’de ilmin gözünü,
yıldızlarda sözünü okuyan, Güneş ile bilgisini dokuyana selam veririz de,
her seherde esen yelden sevgisini alırız. Kayalar aldığı sesi verir,
bulutların ötesine verdiğini iletir. Alış veriş odur ki; O’ndan
aldığını, O’nun ile veresin, yarım bırakmadığın her hizmetin
himmetini göresin.” dedi, MUHİDDİN selamladı.

“YEMEN’den söze geldik,
aldığımız sürüyü sefere saldık, GÜZEL’i Sevgili ile bulduk.” dedi,
MUHİDDİN ARABİ sözü aldı; “Çaydan aldığım suyu nehire
saldım.” dedi, akan suda aktığı kadar gönlünü yuğdu: “Kitabım okunurken bir satıra
daldılar, bin satırda kainatı buldular. Buldukları, beni bana anlatan kainat
idi. Her yaratılmış kendi kainatını okusa, milyonlara satır getirse; ne
biteni, ne iteni görürlerdi. Aldığın kadar dolarsın, bulduğun yerde
dönersin.” dedi, MUHİDDİN cümlenizde okuduğunu, günü
geldiğinde yazdıracağını söyledi. Yazacağız satır-satır. (Biraz açarlar mı?) “Aydan
yıldızdan, mavinin sonsuzluğundan, yeşilin sonsuza uyumundan…” dedi,
selamladı.
“Demde gönül bağı varsa,
demde bilgi ağı darsa; DOST ADI’na söyleşmeyi değil,
halleşmeyi deneyelim!” dedi, MERKEZ’im sözü aldı,
MUHİDDİN-İ ARABİ ile söze gelmeyi diledi: “Okudum satırı, dokudum hatırı,
yola saldım katırı. Attığım her adıma BİNBİR TEVHİT okudum.
Dedim ki; ‘Ömür ile bağladığın her anım SEN’i anarak geçse de,
kulların beni BİLGİN diye seçse de, bilirim ki kainatın bir satırını
dahi çözemedim.’ Gün gelir de nasibim gürlenirse, diyeceğim ki; ‘Ömrümde,
bir günümü çözemedim.’ ‘Gün gelir de her satırı okurum, bilgin oldum
dokurum.’ diyen kulların
varlığını sürerse, onlar için dahi AFFI’na sığınırım.” dedi,
MUHİDDİN-İ ARABİ; sözün ÖZ ile bağlaşmadığı
bilgiden ALLAH’ıma sığınmanızı diledi, selamladı.
MUHİDDİN sözü aldı,
sevginizde DOST’luğu gördü: “Derman dilediğim RABB’im, sevgisi ile
beni sarar; bende olan sevgi ile, derdim dermanını bulur. Asla yanılma yoktur!
Selam ile yoluna durduğun her kul, senden asla selamını çevirmez! ‘Affın
yücesi, SEN’dedir RABB’im.’ diyelim, asla küslüğe girmeyelim! Küs kalana
diyelim ki; ‘Affı yüce RABB’imden büyük müsün ki, asla affetmem dersin,
ALLAH’ım ile yarışa girersin?’ Senin benim ne hatalarımızı affeden
RABB’im, DOST’luk ile hoşnut kalan RABB’im; bu günde, bu gecede, her
günde, her gecede, affedici olanları sever, yüceltir.” dedi, MUHİDDİN
selamladı. (Resim verildi: MUHİDDİN-İ ARABİ
HAZRETLERİ) MEYDAN’da buluştuk,
MUHİDDİN selamet diledi. “Elde, dilde KEVSER olsun!” dedi, resmini
verdi, selamladı.

“Gemimiz düne güne, gönüllerimiz
ayrı-ayrı yöne.” dedi, MUHİDDİN sözü aldı: “Yeter yetmez demeden, biten
konuya girmeden, gelen gideni görmeden; söze söz katmayalım, çamura adım
atmayalım! Gün Güneş senden sana, güzel dileyen her kula gelsin gitsin;
bilen, DOST sözü gütsün! ‘Ağır taşı kaldırayım, kendim gördüğüm
konuyu bitireyim!’ dersin. Her olayda konu, RABB’im nasıl dilerse öyle biter!
YAZDIĞI’nı kulunun hayrına getirir, bilenin kaygusunu bitirir.
‘CEMALİ’ne varlığından katıldım, var ettiğin her kulun ile
kavgasız yoluna atıldım!’ diyesin, dört duvarda RABB’inin ADI’nı okuyasın!”
dedi, MUHİDDİN, affı büyük RABB’imden cümleniz için niyaza durdu,
selamladı.