
“AŞK’ımda toz arayan,
gönlünü tarayandır.” dedi, VEFA HAZRETLERİ geldi: “Gücünde aradığın
O olsun, katkını O’ndan alsın, O’nu gönlünde bilsin, her kul uyanık kalsın.”
dedi, cümlenizi selamladı.

“Eğmediğin başın, secdeye varsın, un ile suyu karsın,
şerbetini katsın, cümleye dağıtsın.” dedi
“Ne güzel oluşur,
güzeller buluşur, öylece her zerre olumlu gelişir” dedi, sözü
MERKEZ’ime verdi:

“ ‘Senin ile oluşmak
ne güzeldir.’ dediler, beni bana sordular; ‘VEFA’ya gidelim’ diye ayağa
yemeniyi giydiler. Gönülden katıldık, gelse gelmese sohbete atıldık. Niyetini
bildiğimiz, geleceği gördüğümüz; gölgeden ayrı kalır, kendinde
duman görür. Çevreyi arayalım, güzeli koruyalım” dedi, VEFA yürüdü.
“Dayandık sözüne,
doğru dedik ÖZ’üne, girdik VEFA’nın izine. Her çoban, kendi sürüsünden
sorumludur.” dedi, “Hiç bir sürünün öbürüne kavuşamayacağını,
gerçeğin anıldığı gibi kalacağını.” bildirdi. “Sürüyü var edenin
oluşturduğu da, sürüyü güdenin alıştırdığı da YÜCE’dir
bilelim!” dedi, VEFA selamını yolunu açanlara iletti.

“Aldığım BİR’dir,
bildiğim PİR, yüklendi isem nefsime, kir; almadığım gayreti
demedim ‘Zor.’ ” dedi, VEFA söze geldi: “Gemiye mi atıldık, görgü ile mi
katıldık? ‘GÜZEL. GÜZEL.’ diyerek, her hal ile tutulduk. Yamalı giymedik, posta
sarındık, gönüldeki BİR ile arındık.” dedi, selamladı.

“Her ağacın köküne suyu döktüm
bekledim, gelen günde diktiğim fidanlara yenisini ekledim; bilmediğim
gerçeği gönlümde sakladım.” dedi, VEFA söze geldi: “Dayanmayı dilediğin, her
gönülden beklediğin seni senden sorarsa; diyeceğin nerdedir,
alacağın kimdedir? Dökme tarlaya taşı, itme geriye başı; deme,
dünya her günü her anı koşu. ALLAH’ım görgüye verene sergisini açar, DOST
KAPISI’nın eşiğinden geçer.” dedi, VEFA selamladı.

VEFA ile selamlaştık. ‘YAR!
YAR!’ dedi, günü yorumuna geldi, yaz ile kışta MERYEM’in sözünü iletti: “Bin defa andım ADI’nı, bir yerde
yordum AŞK’ını. DOST olursan kendine, sadık kalırsan andına;, su ile
gidersin yangına, gönlünde varırsın dengine.” dedi, VEFA selamladı. ‘Selam.’
diyene iletti, sevgisini cümle sevgi ile kül etti.
"VEFA
ile sohbete binbir günde oturduk, günleri geceleri bir hamlede bitirdik,
soyunduğumuz gerçekte HAK aşını kotardık." dedi, LALELİ,
VEFA ile sohbete geldi: "Bir
nağmeye bağlı kalmadık, aynayı aldıkta sözden bilmedik. Saz ile sözün
BİR'liğine eğildik, dostluk çorbasına kaşığı çaldık.
Cümlesi gelsin, TELLİ ile YUŞA kalede kalsın, LOHUSA cümleye KEVSER
ŞARABI sunsun, RABİA elden ele dilenen nasibi versin, SARI SALTUK
elinde belinde kuşağını bulsun, dilenen her derde ALİ şifa
versin. Öğütte söğütte buluşanlar bilsin, 'BİR'liğe
örnek, ormandır.' desin."

“VEFA ile girdik yola, KAYGUSUZ’da
verdik mola. Bir ağacın gölgesinde, akan suyun ötesinde söyleştik. VEFA dedi ki: ‘Her lokmada binbir
hizmet gizlidir, her nefeste RABB’imden himmet saklıdır.’ KAYGUSUZ sözden kalmaz, az lokmaya
çok emekten dem vurmaz. ‘Sofraya gelsin de, her nasipli alsın da; dileyen
övünsün, dileyen sevinsin.’ der, her lokmayı aldığında, RABB’inden gelene
şükreder. Niyazda beraber, yazda beraber, gönülden
AŞK’ına sözde beraber.” dediler, sofraya gelen cümlesine selam ilettiler.

“VEFA ile çıktık yola,
‘Suya.’ dedik verdik mola. Balıklar oynaşırlar, böcekler kaynaşırlar,
çiçekler esen yelden sevinç ile dönüşürler, sevmeyi bilmeyene dahi vermeye
çalışırlar. ‘Çiçeğin böceğin güzelliğinde, dileyene açılsın
kucağım.’ dedim, MERKEZ’ime sözü verdim: Dedi ki: ‘Kağıdı
ele aldım, dörde katlayıp böldüm, ‘Adını yaz.’ dedim. Her bir parçasına ayrı
isim yazdı, sonrada ‘Olmaz.’ dedi çizdi. Gönül TEK’te kalmalı, dört parçaya
böldü ise yaprağı, her birine aynı adı yazmalı.’ dedi, MERKEZ’im
selamladı. Dilde, gönülde, halde
aynıyı söylemeli, kendi adını HAK ile peylemeli. (Dördüncü
nedir?) EYVALLAH,
elde. Bir el, ‘Öbür el ile alayım.’ diye verirse; ayrıdadır, gerçekten
gayrıdadır.” dedi, VEFA selamladı.

“VEFA’yı sözde bulduk, kuyuya kovayı
saldık, gelen suda gerçeği bulduk, ne var ki gine de deryayı aradık. Komşu,
içeceği suyu ararsa, kovamızdan veririz; deryayı ararsa, kumsala
götürürüz.” dedi, VEFA selamladı.
“Kuyuya adım-adım gelenin yoluna durdum,
kovanın ipini eline sardım. Alabildiğince al, sonra benimle gel!” dedi,
YAHYA EFENDİ, VEFA ile söyleşti: “Elden ele tutacağız, ayrı tezgaha aynı
bilgiyi koyacağız. Dileyen senden, dileyen benden alacak, DOST’luğu
AŞK adına kuracak.” dediler.

VEFA
der ki: “Her nağme senden O’na hitaptır, O’nun SESİ kainata
kitaptır.”

“Yumuşak toprakta bostan
yeşerir, kumda gideni RABB’im pişirir.” dedi, HACI BAYRAM VEFA ile
söze geldi: “Gözden-göze bilgi aktardık,
Sevgili ile soframızda aşı kotardık, nağmeye katıldı diye
BEKTAŞ’ı çağırdık: ‘Gelsen yolun üstüne, dursan
yağan karın destine; besteyi kurardın, desteyi yorardın.’ dedik, sözünü
bekledik: Dedi ki: “Yoldan-yola geçenlere,
yolda yaprak seçenlere selam verdim, gününü sordum; değirmenden unu aldım,
su ile kardım, ocak başına vardım. Gelen-gidenden aşınır, her bilen
dilediği tezgaha taşınır.” “ ‘ALLAH, EYVALLAH.’ dedik,
cümlenizi selamladık.”

“VEFA ile sözün darlığı
olmaz, kapıda yoz olan kalmaz, bilen bildiğini silmez, sen-ben diye
alıştığını bölmez. Güneşten-gölgeye gelir, ağaç altında
bildiğini düşünür. Dağılandan tasayı siler de, günün
güzelliğini över.” dedi VEFA selamladı.