|
tarihsiz 1984
Yaprağı açayım
Dar geçitte gönülden dilenene ulaşayım dedi,
KAYGUSUZ sözü aldı:
Birliğe talip olduk her birimiz
Birlik’te geçecek dilenen günümüz
Bahar olsa, yaz gelse, yağmur yağsa, sel olsa
Gönül güzele bakar, gayrette olsa dedi
KAYGUSUZ sözü Meryem’e verdi:
05 ocak 1984(1)
Er oldum söze girdim
Sözü özümde bildim diyene
Olmuştan değil
Silmişten olanlara
Her öğün
Yolu çevirenlere, de ki;
Ne yoldan gitse
Hangi sürüyü gütse
Gerçek yolu bulacaktır
Güçlüğü yenecektir
Verişimiz;
Yolu asıl olana bağlamaktır dedi
KAYGUSUZ söze geldi:
Duvarı ördü isen
Görgüne gereklidir
Örtüyü sildi isen
Vergine gereklidir
Alınan bilgi
Elbet sonsuza süreklidir
Meyhane bekleyenin değil
Bilgisine bilgi ekleyenindir dedi
KAYGUSUZ selamladı
05 ocak 1984(2)
Döne döne aldık
Seve seve bulduk
Dost haline girdik
Dost gönlüne
Postumuzu serdik dedi
KAYGUSUZ söze geldi:
Yerden aldım taneyi
Gönülde buldum haneyi
Sordum bilene peymaneyi
Yerden mi gelecek?
Gönülde mi bulacak?
Bilende mi kalacak?
Orda burda değil
Sevgimiz cümleyi saracak dedi
KAYGUSUZ dumansız gönülde
Gerçek saygıyı gördüğünü söyledi, selamladı
12 ocak 1984
Her dizi birbirine eklendikte
Her söz ile kulun hali katlandıkta
Güzelin ölçüsü görülür
Bilgi hal ile serilir dedi
KAYGUSUZ dost kapısına
Dost selamı ile geldi:
Aynayı sen alsan
Cümleye tutsan
Çevren ile çehren
Güllere donanır
Sevgide her kulu
Bildiği ile denenir
Yoğurt, dilenirse
Ayran olur içilir
Dilenirse, yardan yoldan
Elele geçilir dedi
KAYGUSUZ selamını
Çevreden çehreye sevgi ile iletti
19 ocak 1984
Boş sepet dolacaksa
Beklenen niyaz kalacaksa
Gönülde gerçeğe kapı açılacaksa
Kimsenin değiştirmeye
Gücü yetmez dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Yol düzeni verecek
Kahreden gülecek
Güzelden güzeli görecek
Dermana, yerden göğe niyazdayız
Dayanmayı bilen ile
Beraber olduğunu unutmasın dedi
KAYGUSUZ selamladı
26 ocak 1984
On güne yer veren
Bin günü aydınlık saysın
Alamadım, veremedim diyen her kulu
Sırtındaki kabuğu soysun dedi
KAYGUSUZ selam ile geldi:
Güldüğüm güne
Bildiğim gündü derim
Meyveyi ermiş yerim
Her rengi severim
Benden sana yol gelse
Güzel mi? diye sorarım dedi
KAYGUSUZ selamladı
27 ocak 1984
Atları bağladıysan
Aşkına ağladıysan
Bekle yolcu gelecek
Her alan aldığına gülecek dedi
KAYGUSUZ az ile çokta kendini buldu:
Göl dedim, ayak attım
Çöl dedim, gönül kattım
Seversem bulacağım
Sevenler ile olacağım dedim
Yükümü sattım
Bir bir gelecek
Denilen yerini verecek
Dumrul, KAYGUSUZ’un
Yoldaşıdır, haldaşıdır, sırdaşıdır
Yerden göğe
Erden sere beraberdir dedi
KAYGUSUZ ile Dumrul selamladı
02 şubat 1984
Soyluyu bileceğim
Bilgisi ile bulacağım dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Bir çift küpeye
Bir alim gelmez
Bir çift öğütü
Bir zalim almaz
Bir tek sevgiden
Cümle kulları kalmaz
Dost olacağız
Dost kalacağız
Sadece Allah’ımın verdiği
Nasip ile yetineceğiz
Dağlar yeşillendi ise
Ağaçlar çiçeklendi ise
Her zerrenize
Güzellik dolacak
Benden sana
Sevgi ile adın kalacak dedi
KAYGUSUZ selamladı
09 şubat 1984
Saydım pirinci tane tane
Olmaz dediler
Saydım bilinci gidene dek
Kalmaz dediler
Saydığım pirinci yediler
Soyduğum bilinene
Güzel dediler dedi
KAYGUSUZ selam ile söze geldi:
Parlayan her yıldız
Günün neşesini verir
Çünkü, kayguyu silen
Yıldızın parlaklığını görür
Yer yer yolda buluştuk
Yar diye diye oluştuk
Soruya gelen ile konuştuk
Dedik ki;
Giydiğiniz hırkaya
Yamayı vuran bilir
Yediğiniz lokmaya
Sofrayı kuran gelir
Az olsun, çok versin
Her günün gecesinde
Niyazınız semaya dönsün dedi
KAYGUSUZ selamladı
12 şubat 1984
Suyu destiye koydum
Sıra sıra bardaklar saydım
Her dileyen alacak
Sevgisinde bulacak diye sevindim dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Bayram gelsin beklersem
Hazır olmalıyım
Bayrama gelenleri
Sevinçli bulmalıyım
Giydiğim fistanı temiz giymeliyim
Doğruyu kendi ölçümde değil
Hakk’ın adaletine sığdırmalıyım dedi
KAYGUSUZ selamladı
(Soru: Kimin giydiği?)
Gönülden aldığını bilenin
Gerçeği fistan diye giyenin
22 şubat 1984
Üç erden binbir niyaz
Üç serden geldi avaz
Birinden çiçeği alacağım
Birinden böceği soracağım
Biri ile gerçeği bulacağım dedi
KAYGUSUZ söze geldi:
Ağaçlar düzen bulur
Yola yol dikildi ise
Kullar sevgi dolar
Rahmet döküldü ise
Bilmeyen bilene sorar
Yapıya takıldı ise
Yapıya sahip olduk
Konuk gelene güldük
Asılda kalan dedik selamladık
Selam olsun
Üç erden her birine
Kaydına yazılanı versin
Görgüye kazılana uydursun dedi
KAYGUSUZ her anına, her gününe
Niyaz ile katıldı
23 şubat 1984
Çağrıya uydu isek
Kar olsa buz kalsa gideceğiz
Elinize taş verse
Birbiri ile ufalayacağız
Allah’ım her olayın görücüsü
Kuluna bilse bilmese
Gerçeği vericidir dedi
KAYGUSUZ selamladı
Bir bostan
Bir dosta değişilmez
Bir postta cümlenin gönlü sığar
Asla paylaşılmaz
Senin benim diyemezsin
Her kulu pey alır pay verir
Her biri Hay diye katılır
(Soru: Sohbetlerin yorumu ile ilgili mi?)
(Bir can ekler; Şahıslara değil,
cümleye olduğunu anlatılmak isteniyor.)
Eyvallah
Allah’ıma emanet olunuz dedi
KAYGUSUZ selamladı.
24 şubat 1984
Od, yerini bildirir
Ok, vurduğunu buldurur
Davaya düşen her kulu
Kendinden yana geleni görür dedi
KAYGUSUZ söze girdi:
Saman suya batarsa, olumsuzdur
Dağdan gölge düşerse, olumlu denilir
Günün her anında
Gelecek ses beklenir
Gelecek ses senin sesindir
O’ndan gelen nefesindir
Koruyan Allah’ım
Her varettiği ile
Yerden göğe bilinir
Olumsuzdan sakınan her kulu
Attığı adımda gerçek ile yürür dedi
KAYGUSUZ selamladı
29 şubat 1984
Çıktığım merdivende
Saydığım niyetim oldu
Her adımda gelene
Bilgim kaldı dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Ata ata geçemedim
Gönül verdim
Ayrıyı seçemedim
Her suç denileni
Hak terazisinde tartamadım
Gönül verdiğim
Her olay güzeldir
Gerçeğin aynası diye dedi
KAYGUSUZ selamladı
01 mart 1984
Dağlara sırtın dayarsan
Ellerde usunu duyarsan
Usunda kendinden gelene
Selam diyesin
Dost kapısında
Aşk şarabı içesin dedi
KAYGUSUZ söze geldi:
Değirmenden aldığın unu
Cümle ile verdiğin konudur
Güzelden seçtiğin olmaz
Çünkü çirkini bulmaz
Elden ele
Dilden güle
Selam olsun dedi
KAYGUSUZ selamladı
06 mart 1984
Bak çevrene duya duya
Dön gönlüne
Gör güzeli doya doya
Akan sudan gelen sesi
Deryada bulur nefesi dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Yunus ile yol aldım
Yolda KAYGUSUZ ile buldum diyene
Gayreti yeterli değil diyene de ki;
Aldığın ile hayrete düştüğün geçerlidir
Güneşin oluşturduğu
Gölgenin buluşturduğu yerdeyiz
Sofrayı kurduk
Konuyu kardık
Olumsuzu sorduk
Dediler ki;
Kainatta her olayın çözeni birdir
Yaprak yaprak okusun
Her zerresini
Okuduğu ile dokusun
Gelen geçici olacak
Önce irin dolacak
Sonra dolan irin salacak!
(?) Demde oluşan
Yoğun kayguda buluşan dedi
KAYGUSUZ selamladı
09 mart 1984
Kar yağdı dağlara
Kurt indi ovalara
Dört yanımı sardılar
Bana kini sordular
Yol alırsam giderim
Ben sürümü güderim
Eksik olmasın derim
Nasibe göz ederim
Gidin benden uzağa
Düşürmeyin tuzağa
Talip oldum
Nasibimdeki azığa dedi
KAYGUSUZ söyleşe söyleşe yerini aldı
Dağlar taşlar şahit olsun
Allah diyen her kulu
Selameti bulsun
Her adımda Dost çağırsın dedi
KAYGUSUZ selamladı
14 mart 1984
Yaprak verdim eline
Kemer sardım beline
Güzel dedim haline
Deryaya dalan olur
Güzeli soran gelir
KAYGUSUZ’u kim bilir?
Bilgimizde oluştuk
Görgümüzde barıştık
Her sergiye karıştık
Yaprak yeşilin dengi
Seven kulunun dengi
Her olayda düzeni verir
Yazan ile bildirir dedi
KAYGUSUZ selamladı
15 mart 1984
Gezdim durdum sahilinde
Aradım buldum fiilinde
Dört Kapı’ya selam verdim
Her öğünde yönü sordum
Kim gelirse gelsin
Hak adına sardım dedi
KAYGUSUZ selamladı
Binbir soru benden gelse
Her soruya kulu gülse
Binikinciyi gine de sorarım
Aldığım her cevabı
Gönül tasımda kararım
Dilersen alalım
Her bilene soralım
Yaprağın yapısına mı
Divanın kapısına mı gelirler?
Yaprağın yapısında bulurlar
Divanın kapısında kalırlar
Her bir adımda
Gerçeğin uyumuna katılırlar dedi
KAYGUSUZ selamladı
05 nisan 1984(1)
Yunus’un sözünde vardır
Yolunda yürüyene kârdır
Yaprağı ele alsan
Rengini dile versen
Dumanı sileceksin
Gününü bileceksin
Yolun gidişi güzel
Kulu güdüşü güzel
Yumuşak yol alırsa
Ayak izi kumda kalırsa
Giden de bilir
Gelen de alır dedi
KAYGUSUZ adımına selam yazdı
Durak olmasın yolda
Merak kalmasın kulda
Binbir söze nokta koysan
Binbir nefese yol sorsan
Gönlündeki dost ile geçinirsin
Dizindeki post ile
Her olaydan kaçınırsın dedi
KAYGUSUZ selamladı
05 nisan 1984(2)
Vurdum taya, durmadı
Sordum kaya, sarmadı
KAYGUSUZ söze geldi
Gönülleri kırmadı:
Bellidir aldığınız
Gönüllerdedir verdiğiniz
Ne sır oldu, ne yol sordu
Kaynayan suya elini daldırdı
Yanmaz dedi güldü
Eyvallah diyelim
Tatlı aşı yiyelim
Ders aldı isek dosttan
Yeriniz bildi isek posttan
Ne Yardan geçeriz
Ne ser'i biçeriz dedi
KAYGUSUZ selamladı
08 nisan 1984
Köşk ile çadıra göz attım
Her varedilen ile söz ettim
Gördüm ki;
Gönül yapısı ayrı değil
Hiçbiri Rabb’inden gayrı değil
Sen bilirsin Allah’ım’ dedim
Cümlesini selamladım dedi
KAYGUSUZ söze geldi:
Doğu Batı bekleşir
Bilgileri birbirine ekleşir
Ver bana, al sana derler
Kimi kuru aş
Kimi baklava börek yerler
Ne yerlerse yesinler
Yaratanım desinler
Bir bir okladım hedefi
Bilen bulur dedim Sedefi
Yapıya el attık
Kapıda bilgi sattık dedi
KAYGUSUZ selamladı
11 nisan 1984
YUNUS ile söyleştik
Kuma suyu katacağız
Dilenen kapıya varacağız dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Yerden göğe razıyız
Allah'ım razı olsun
Yumuşak gelen her olayda
Sert taşı buldu
Demde oluşan seferden
Yaprak misali yerini buldu
(?)
Kundak açıldıkta görülür dedik
Daha önce verdik
Konuğu beklersen
Kaynağı bulacaksın
Çevrende oluşan
Çamuru sileceksin
Her olay düzenden dedik
Daha önce verdik
(?)
Zararsız, fakat yoldan uzak tutan
Mana ile madde kaynağı.
Gerçek bilmek
Kendinden kendine
Her öğün sormak
Yargıyı, bilgim ile mi
Görgüm ile mi değerlendiririm? deyiniz
Hem görgü, hem bilgi ile
Değerlendirilen her olay
Gerçeği yansıtır
Doğuştan sözünü bilenin
Açtığı her sahife
Tane tane okunur dedi
KAYGUSUZ selamladı
12 nisan 1984
Dumana asla yer vermeyiniz
Sert gelse de
Bilmem diyene
Taşla vurmayınız dedi
KAYGUSUZ yoldan, Gülden
Selam ile geldi:
Aç kaldım sohbetine diyene de ki;
Gelenden gidenden
Selam aldım
Yola durdum
Söz edeni sordum
Bilse bilmese sardım
Meydana oturdum
Yemeğe gelenden
Postunu sordum
Dedi ki;
Karakoyun beslenecek
Akkoyun süslenecek
Dost sofrasında
Yünü katlanacak
Yemekten maksat;
Gayret ile alıştığımız
Hayret ile bölüştüğümüz
Gerçek diye biliştiğimiz
Mana aşıdır
Olumsuz gelen
Madde taşıdır
Geçtik olumsuzu
Seçtik dolumsuzu
Her günü yaşadık
Bilgi ile görgü ile..
Alacağız dolacağız
Günü geldi bulacağız
KAYGUSUZ’dan konu aldık diyeceğiz
Kuşaktan gelene güleceğiz
Koyun; mana ile maddenin
Gerçek bilgisidir
Yunus misali yolcusudur dedi
KAYGUSUZ selamladı
13 nisan 1984
Her sayıyı bilen
Noktayı koyan değildir
Sadece noktayı okuyandır
Davara yön versen
Seni değil çobanını arar
Gece ile günde
Bildiğine sorar
Güneşten aldığı ile
Verecek karar dedi
KAYGUSUZ söze geldi:
Bindiğim at götürecek
Kaygumu bitirecek diyelim
Her günün sabahında
Niyazımızı umut ile bağlayalım
Duman yanan odunun vergisidir
Baca olmazsa huzurun kaçar
Öyle ise;
Her olayın kapısı penceresi vardır
Yanan ocağına yer verirsen
Kayguya örtü gerekmez dedi
KAYGUSUZ selamladı
19 nisan 1984
Ayna yok yüzüme bakayım
Anahtar alıp sözüme takayım dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Her söz ile giderim
Bağda asma dilerim
Üzüm olup erecek
Kulu sofrasında görecek
Belden dilden sildiğini
Elden gülden sorduğunu
Hak adına bulacak
Boş destiler dolacak
Bilen mutlu olacak
Bilmeyen olduğu yerde kalacak
Arayıp buluncaya
Desti ele gelinceye kadar dedi
KAYGUSUZ yaprak yaprak
Niyaza ağaç ile katıldı, selamladı
Yaprağı dost gününde alırsan
Meyvesini dilenen halde bulursan
Dileyen her kulu ile paylaşırsan
Yoğun geleni bilirsin
Hay Allah der
Kendinde olan ile kalırsın
Kaygudan söz almadan buldu
Kaygusuz geldi, her gölgeyi
Hak adına sildi
03 mayıs 1984
Yaprakları dizeceğiz
Hep elele gezeceğiz
Fidan için toprağı karacağız dedi
KAYGUSUZ söze girdi:
Gökyüzünde pencere açılsa
Bir bir öteye geçilse denilir
Pencere gökyüzünde değil
Gönüllerde açılır
Açıldıkça perde perde geçilir dedi
KAYGUSUZ selamladı
10 mayıs 1984
Kuşağı dar bağlamam
Sıkar diye ağlamam
Gün güzel, gelen güzel
Gönülde olan güzel
Seyirde bulan güzel dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Doğduğum günde güldüm
Geleni Gülden bildim
Bende olan beni sordum
Derman diledin ya
Ferman sendedir dediler
Dağılan her satırı
Toplamamı söylediler
Selam olsun dedim
Her satırda Varedeni bildim dedi
KAYGUSUZ selamladı
11 mayıs 1984
Bir çiçekte bir meyve
Bir böcekte bin zerre
Şükür dedim Rabb’ime
Binbir kerre dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Telli kavak yanar söner
Gönül aşkı ile döner döner
Her sofrada gelir gider
Tatlı aşım
Salim başım
Kum oldu elimde taşım
Gölgede bulduğumu
Güneşte kaybetmem
Yolumu sana sordum
Dost kapısına girdim dedi
KAYGUSUZ selamladı
29 mayıs 1984
Bardak aldın eline
Güzel dedim diline
Binbir sözü verdin de
Bir bir taşı serdin de
Adım atan sormadı
Ham gözü durmadı
Dağlara yaslan dedim
Bir dalını sarmadı
Gelmiş geçmiş selamdadır
KAYGUSUZ kelamdadır
Bağlara adım atar
Pazarda üzüm satar
Bileni, bilmeyenin ardına katar
Dost olduk ya seven ile
Kendini kendine soran ile
Komşudan aldığını
Gönlünce yoran ile
Her konuyu
Görevince yordukta
Gerçeği bulmuş oluruz
Nefsimizi dosta
Katmış oluruz dedi
KAYGUSUZ selamladı
31 mayıs 1984
Almayı dilediğim nedir? dedim
Kendime sordum
Gönlümde tezgahı kurdum
Ne gelirse koydum
Gelene geçene sordum
Sevginiz bir midir?
Hay dediler
Gönlünüz gür müdür?
Rahman olan ile dediler
KAYGUSUZ’a kayguyu sildirdiler
Er olduk
Erlikte kaldık
Sahip olana
Eyvallah dedik
Gönül senin yapındır
Bilgin gönlünde kapındır
Sevgin, kapını açar
Yapına geçer dedi
KAYGUSUZ selamladı
07 haziran 1984
Kahır etmedik söze
Toz almadık göze
Dün geçti
Günü bilen seçti
Bilmem diyen
Her olaya şaştı
Şaştığın gün
Güzele göz açtığın gündür dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Bilen bilmeyen gelsin
Gölgeyi cümlemiz silsin
Ben varsam, senin yolundan
Ben korsam, Hakk’ın sözünden
Dağlarda karsam
Bilgimin izindendir dedi
KAYGUSUZ selamladı
14 haziran 1984
Ben miyim seven seni?
Sen misin seven beni?
İçinden çıkamadım
Geriye bakamadım
Su aldım dökemedim
Ağaç diktim sökemedim dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Su elinde kaldı mı? dediler
Su benim, bana gerek
Yol benim, sana getirecek
Ağaca su dökemedim
Dediğim, Rabb’imin rahmetini
Cümleye paylaştırdığındandır
Ayağıma elime
Ayakta tutan belime
Rabb’im kuvvet verecek
Her varolan
Bildiği halde görecek dedi
KAYGUSUZ cümlenizi selamladı
05 temmuz 1984
Bardağa su alayım
Yeterse suya dalayım diyene de ki;
Binbir kelama daldım
Her akan suda durdum
Deryayı derin buldum
Dedim ki;
Yüzmeyi öğrenmeden dalamam
Dalmadan kalamam
Ya Allah diyeceğim
Hak loknası yiyeceğim
Bilgi fistanı giyeceğim
O zaman,
Deryaya dalmaya
Gönlüm ile kalmaya hazırdır dedi
KAYGUSUZ sözü
Meryem’e verdi
15 temmuz 1984
Dağlara selam verdim
Selam sizlere dedim
Dağda öten kuşlara
Siper olan taşlara
Bir bir adımı yazdım
Gelen giden olur da
Bilgi alır dokur da
Cümle ile paylaşır dedim
Yapraklara iz sordum dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Daldığım suda buldum
Gönül hoşluğuna doldum
Bilgimi cümleye saldım dedi
KAYGUSUZ selamladı
21 temmuz 1984
Üç öğünde andığımız
Bir ömürde bulduğumuz
Gerçeğe ayna olan her gölge
Bulgumuzun şahididir dedi
Sarı Ana ile KAYGUSUZ sözü aldı:
Çölde deve güdeceğim
Ben Yemen’e gideceğim
Cümleye sözüm verdim
Cümlesini arkama katacağım dedi de
Sarı Ana ile KAYGUSUZ
Güller bahçesinden
Gönüller bohçasından
Her birinize
Dost selamı iletti
Dostluğa Eyyüb’üm ile Merkez’imi de kattı
Yemen’den gelen selamı
Cümlenize ışık diye tuttu
Selam ile geldiler
Selamlayıp yürüdüler
26 temmuz 1984
Karlı dağlar izin verir
Yanan ocak sözün bulur
Her kararda izin alır
Rabb’imin adına verdik
Adı ile her kapıda durduk
bileni bilmeyeni sardık
Sanmayın Kimsin? diye sorduk
Kim olursa olsun
Yeter ki dost sofrasına gelsin dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Bakalım,
Her yakaya dilenen gülü takalım
Tarlaya ekini atalım
Allah adına elele tutalım dedi
KAYGUSUZ selamladı
12 ağustos 1984
Balık aldım ele
Soluk verdim dile
Ocağı yakayım
Balığı dala sokayım
Pişsin yiyeyim
Ne güzel diyeyim
Balık pişsin dal olmaz
Ala geyik yol sormaz
Doğruya boyun eğdik
Yazan hataya gelmez dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Yardığım adım
Ayağıma gelmesin dersen
Yorumunu düzenli yaparsın
(Soru: Dikkatli olmak) Eyvallah
Kopan ipe düğüm atayım
Gelecek atı tutayım dediysek
Düğümü güçlü atalım
Hak adına atın başını tutalım dedi
KAYGUSUZ selamladı
18 ağustos
1984
Dağlarda bulut var ise
Yağmur gelendendir
Güneş var ise
Kar eriyendendir
Olumsuza emek vermek
Kulu zorluyandandır dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Koyun besledim, sütü var diye
Atı besledim, yüküm var diye
Gidip gelene selam verdim
Varolanı nerden bildiğini sordum
Kimi yerden, kimi gökten
Kimi azdan, kimi çoktan dediler
Kendinde olana bakmayı bilmediler
Benden olumsuz gelen
Sende noktayı bulur
Her kulu açtığı yönde görür dedi
KAYGUSUZ selamladı
21 ağustos 1984
Her öğütte gölgeni silersin
Sevgi ile gülersin
Sonra döner
Yeniden kayguya dalarsın
Ayağında sarılı olanı aç
Olumsuz dediğin olayda
Görgün ile bağladığın güzeli seç
Yer vermiyor ise geç
Yayan gidemem
Aldığım sürüyü güdemem denilmesin
Komşuya yer verdi isek
Nasıl olur? demeden paylaşılsın dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
İğne aldım iplik yok
Elma soydum çöplük yok
Fistan giyeyim dedim
Yerden ayağı aldım
Dört yönümü aradım
Dar gelmez duvarlar
Hor görmez davarlar dedim
Fistanımı giydim
Elbet çoban fistanı
Giyersem yaban fistanı
Derler ki; Yazacak destanı
Okuyalım sevinelim
Yazan ile övünelim
Seyre geldik
Dumanı sildik
Komşu ile sevincimizi paylaştık
Doğuya söz verdik
Batıya kilim serdik
Dileyen gelsin
Selamını alsın dedi
KAYGUSUZ selamladı
27 eylül 1984
Binbir atlı koşarsa
Her gönüller coşarsa
Bizden sizden sayılmaz
Ham meyve soyulmaz
Olduk olasıya
Sevdik ölesiye dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Yama vurdum dizime
Düğüm attım sözüme
Yolum gidene açık
Dualarım cümle ile gerçek
Doğuya nefes gerek
Batıya heves
Yoğun gelen boğasa
Allah’ım kuvvet verir
Kudreti ile zor geleni düzeltir dedi
KAYGUSUZ selamladı
04 ekim 1984
Oluyor diye geldik
Buluyor diye sevindik
Dost yuvasında
Huzur ile gerindik dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Benden YUNUS’a varsa
Her aldığı sözde dursa
Koşan ata gem vursa
Dilediği yoldan şaşmaz
Yoluna taş gelse düşmez
Yoğurt aldık, sütü sorduk
Güğümü verdik dolsun diye
Gönül verdik kainatta kalsın diye
Yoruldum diyen ile
Yargıyı silene
Gönülden yol bulduk
Sofrasında yoğurt yiyelim diye kaldık dedi
KAYGUSUZ, Yunus ile bağını sorana anlattı
Dağdaki üzüm ile
Ovadaki üzüme benzer
(Soru: Yunus ile KAYGUSUZ’un buluş farkı?) Eyvallah
Konuk gelenden aldık
Cümleye gönül verdik
Sargıyı yerinde bulduk dedi
KAYGUSUZ selamladı
11 ekim 1984
Okudum yazdım
Bilgimde çözdüm
Uymayanı çizdim dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Çardak aradım durayım
Bağın nerde sorayım
Oyundan uzaktır dediler
Avımı elimden aldılar
Her biri çevremi sardılar
Nerden? Kime? Nasıl? diye sordular
Cümle ile katıldım
Bir ok ile atıldım
Bilenden kurtuldum
Bilmeyenden satıldım
Olursam kulum
Bulursam yolum derim
Çardakta kalırım
Eyvallah dediler
Gönülden gelene sevindiler
Yol yolcunundur
Gönül hancının
Oturalım nasibimizi kotaralım
Selam olsun cümlesine
Selam olsun cümlenize dedi
KAYGUSUZ selamladı
25 ekim 1984
Çok verdin güldüm
Az verdin sordum
Yerden göğe
Sevgini verdiğin ile yordum dedi
KAYGUSUZ sözü aldı
Yolda Eyyüb’e sordu;
Sohbete gideceğiz
Yerde kilim var ise
Yerini bulacağız
KAYGUSUZ ile Eyyüb’üm
Birbirine el verdiler
Yere kilimi serdiler
Bir lokmaya, bir hırkaya
Yerden göğe söz ettiler
Var ise, çoğu
Yok ise, azı bileceğiz
Varedene sevgimizi sunacağız dediler
Cümlenizi selamladılar
(Soru: Kanaat mı?)
Eyvallah
26 ekim 1984
Tavrımın düzenini bilirsem
Senden duymam
Atımın dizginini
Elde tutarsam
Kayguyu almam
Ya Allah dediysem
Asla darda kalmam dedi
KAYGUSUZ söze geldi:
Söz ustası, saz hastası
Deseler, uymaz
Yol ehli, YUNUS halli
Deseler, duymaz
Kozu elinde olsa
Dileyene vermez
Öyle ise
Yolu bilsin
Kendini bulsun
Öylece sofraya gelsin dediler
Altın ağı yol üstüne serdiler
Selameti gerçeğin ışığında buldular dedi
KAYGUSUZ kendi ölçüsünü
Cümlede birledi
31 ekim 1984
Al fistan, sarı fistan
Elinde okur destan
KAYGUSUZ’a selam verse
Kaydını elinde görse
Destan ne güzel diyecek
Gelene gidene gülecek dedi
KAYGUSUZ söze öze girene
Gönülde gerçeği bulana
Selamını iletti
Yerde otu gördün de
Aldın kilimi serdin de
Karıncaya derdini sordun da
Dediğine uydun mu?
Deme; Er yolu zorludur
Dağ yolu karlıdır
Zoru da, karı da geçersin
Her öğünde
Kekik çayı içersin dedi
KAYGUSUZ selamladı
02 kasım 1984
Okuduk yazıyı
Düne selam verdik
Gün ile konuya girdik
Üç aşamaya girecek
Her aşamada
Birbirini serecek
Yerini öylece
KAYGUSUZ’ca görecek dedi
KAYGUSUZ yularsız ata semer vurdu
(?)
Karşımızda olana
Mayasız yoğurt olmaz
Sütü almayan gelmez
Rabb’ini bildi isen
Olumsuza kanmaz
Güzele uyacak
Gönülden duyacak dedi
KAYGUSUZ selamladı
06 kasım 1984
Elin elde durursa
Elden ele vurursa
Diyeceğiz:
Ak üzüm
Değirmene varacak sözüm
Yerde duracak dizim
Ak üzümden aldığını
Zeytin ile bildiğini
KAYGUSUZ’a aktardık
Dedi ki;
Aza izin verirse
Kulu özün bilirse
Gelen geçene gönül koymasın
Buz üstüne çıkıp kaymasın
Ne yerdedir, ne selde
Geçmiş olan kulda
Ayna izin verir
Suda yüzünü görür
Silip atacağız
Kilimi elde tutacağız
......
Anahtarı ele al
Dünkü sözü dile ver
Güzel olan kilimi yere ser
Yerde olan
Serden geleni bilir
Zorda kendini bulur
Duman güneşi gölgeler
Sadece senin gözünde dedi
KAYGUSUZ selamını
Yerden göğe iletti
09 kasım 1984
Aynı yolda gidersek
Aynı sürüyü güdersek
Soluğumuz birlenir
Seyre gelen gürlenirdi
Bilmezse kul zorlanırdı dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Binbir söze nokta koydum
Her satırda söze uydum
Kuma geldim dize durdum
Özüm sözüm O’nun ile
Yanan gönlüm O’na doğru dedi
KAYGUSUZ selamladı
22 kasım 1984
Dağlar deyince gülsem
Çıkışa ayak vursam
Çıktığım anda dursam
Yaratılmış her zerreyi
Yaratılan adına görsem dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Asmalara su gitse
Gelen suyu bilen itse
Her emekçi
Emeğinden katsa
Yollar yolcu ile dolar
Rabb’im bir sevaba
Binbirini katar
Bilen ile bilmeyenin
Elinden tutar
Çağrıya uyandan
Rab adını gönülden duyandan
Allah’ım razı olsun
Sevgisini cümlede bulsun dedi
KAYGUSUZ selamladı
23 kasım 1984
Varettiğin bizlerle
Senden güzel sözlerle
Dağlar taşlar eğilir
Her damla su
Deryaya varmaya çalışır
Damla suya eremezsem
Güzelliğini görmezsem
Vah bana, eyvah bana diyelim
Bir damla sudan ibret alalım
Alalım da
Damla damla dolalım
Kar tanesinde
Arılığı bilelim dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Yolda giden her kulu
Özgür olduğu halde
Duymayı dener
Kendi ile kendini sınar
Az bildiğini toprağa
Çok bildiğini
Yaprağa sunar dedi
KAYGUSUZ selamladı
28 kasım 1984
Yemine asla yer vermeyelim
Yemin edeni hoş görmeyelim
Allah’ımın adı
Kulunun yorumuna
Şahit gösterilemez dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Her satırda söz verdik
Her sahifede yolu sorduk
Denildi ki;
Adına gönülden katılıyor isen
Yoluna yorumsuz atılıyor isen
Yön sorma
Günün vergisinden
Kayguya girme
Yol açık, yolcu hazır
Yolda olana
Yamayı yerinde bilene…
Ağaca meyvesinden dolayı değil
Gölgesinden dolayı gönül veren
Kendinde olanı
Cümlede gören
Her olaydan
Çirkini silen
Sen ile beni birleyen…
Selam olsun ona
Yerden göğe dedi
KAYGUSUZ selamladı
29 kasım 1984
Ayrı gelen ezilmez
Tortu veren süzülmez diyene de ki;
Ezmeyi deneyen kendinden
Süzmeyi deneyen
Rabb’inden aldığı ile bilinir
Gayrı ile övülür dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Mayayı hamurda çoğaltırız
Hatayı bilgide azaltırız
Sözümüzde hata olsa
Dost sofrasında
Savunmayı deneriz
Kayguyu öylece sileriz dedi
KAYGUSUZ dikensiz gülün
Olmayacağını söyledi, selamladı
06 aralık 1984
Odunlar sıra sıra
Gölgede çıktık tura
Aldık verdik
Gördüğümüz halde
Durduk huzura dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Kaynayan tencereye
Açılan pencereye
Bilgin ile katarım
Bilen kulu elinden tutarım
Doğuştan aldı ise
Kendinde buldu ise
Her rengi sordu ise
Güzellik sende derim dedi
KAYGUSUZ nurdan alana
Duyduğu her söze gülene
Selamın iletti
07 aralık 1984
Ağacın dalı kırık
Asmada kaldı koruk
Dost kapısında arık
Gelene gidene verir
Ne halde olsa korur
Cümle ile güzeli bulur dedi
HACI BAYRAM sözü aldı
Kendinden gelen her kula
Gerçeğini sordu
Her kulun gerçek bilgisi, kabıncadır dedi
HACI BAYRAM, KAYGUSUZ ile sözü bağladı:
Üç niyet sorsalar
Derdim ki:
Aşkımla övüneyim
Meşkinle dövüneyim
Hak adını savunayım
Ayran alalım
Güğümü dolduralım
İçene geçene sunalım
KAYGUSUZ ile sözü bağlayalım
Dediler, selamladılar
09
aralık 1984
Kaygu almadan gel
Dumandan geçmeden bul
Seçen değil seçilen ol dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Her emeğin emekçisi
Niyetiyle ölçüsünü alır
Bilmediğinden değil
Uymadığından yargılanır
Madem ki bilensin
Uyandan oldun
Öyle ise kayguyu da sildin dedi
KAYGUSUZ her konuya
Yardımcın ile girmeni
Gerçeği gölgesiz görmeni diledi, selamladı
10 aralık 1984(1)
Dağlardan ses alayım
Gelen sese güleyim
Bağlı atı çözeyim dedim de
KAYGUSUZ sözde dediler
Dayandığım ağaca gelip
Nokta koydular:
Ağacın heybetine
Vergisinin kıymetine
Güzel dedik gerindik
Gölgesinde oturduk
Gönül ile barındık
Her düzende
Dost yapısı ayrı ayrıdır
Nasip kapısı
Birbirinden gayrıdır
Kaybetmeden, bulduğuna sevinmezsin
Aramadan, emeğine gülmezsin
Birbirine bağlı olan gününde
Aydın gelen yönündesiniz dedi
KAYGUSUZ selamladı
13 aralık 1984
KAYGUSUZ söze geldi
Durmadı, gücü bildi
Çam ormanına daldı
Gelen havaya güldü
Binbir emek bir düzene
Bekleyen bakar yazana
Çevreyi bağladı isek
Gönül koymayız yozana
Varsın bilgisinde dikenler olsun
Senden benden güzeli bulsun
Aynayı elinden alsın da
Kendinde olanı görsün dedi
KAYGUSUZ selamladı
20 aralık 1984
Meryem sözü KAYGUSUZ’a verdi
KAYGUSUZ açık kapıdan
Selam diye girdi:
Ürününüz bol olsun
Sevenler balı bulsun
Her çiçekte güzeli
Her böcekte özeli görsün
Oldum, olayım dersem
Gönlümden öyle geçersem
Ne olduğuma
Ne bulduğuma
Şahit sayarım
Binbir emekte
Bir örtümü soyarım
Yunus gezdi yürüdü
Meryem saçını sürdü
KAYGUSUZ aşkını gönlünde sakladı ise
Sergisini kim gördü? dedi de
Kendinden kendine uyandı
Ulu ağaca dayandı
Soyluyu öylece yorumladı
Gönlüm bana açık ise
Benliğimi silerim
Gönlüm cümleye açık ise
Varlığımı her zerreye bölerim
Öylece soyluluğu hak eder
Günün düzeninde
Yerimi bulurum dedi
KAYGUSUZ selamladı
21 aralık 1984
Pir Sultan Abdal sözü
KAYGUSUZ’a verdi:
Bilen ile bilmeyene
KAYGUSUZ perde gerdi dediler
KAYGUSUZ’u yerdiler
Kimse kimseye perde germez
Dost kapısına
Nasibi olmayan gelmez
Yanan ocağa elini
Aklı olan koymaz
Gel güzel gel
Bildi isen kendini
Gel güzel gel
Açtı isen bendini
KAYGUSUZ söze geldi
Sözünde gerçeği verdi
Geleni kalanı gördü
Soframız aç olanın değil
Muhtaç olanın mekanıdır
Açlık, aradığı Dostu bulamayanın halidir
Muhtaçlık, Dostu bulup doyamayanın halidir
Gayret kulunun emeği ise de
Yapıya hizmette kullanılıyor ise
Gereğini bulmuştur dedi
KAYGUSUZ selamladı
25 aralık 1984
Her dalda zeytin dolu
Gölgesine geldik
KAYGUSUZ dedik durduk
Gelmeden bilemezdim
Görmeden olamazdım
Akan su olmasa dolamazdım
Hizmetim olmasa
Gerçeğe gülemezdim
Bir alayım, bin vereyim desem
Ne almaya
Ne vermeye doyamazdım
Bir aldı isem
Bin üreteyim
Binbir kapıya ileteyim dedim de
Saymaya gücün yetmez
Sonsuza kadar söylesen
Sözün bitmez
Gayretin sınırı
Beden ile çizilmiştir
Gerçeğin sınırı
Her nefisten çözülmüştür
Ya Allah dedik
Her sözün özünü
O’nun ile bildik
Mehtap var diyenler
Sabahı beklesinler
Bilgim ile doluyum diyenler
Pişmiş aşı yesinler
Taş büyük olsa da
Her damlada aşınır
Duysunlar,
Yemen’den gelen her söze
Doysunlar dedi
KAYGUSUZ selamladı
03 ocak 1985
Saydığımız birliğedir
Asla seçilmez
Yolumuz gürlüğedir,
Geçilmez
Yar ile geldik söze
Nerden? diye şaşılmaz dedi
KAYGUSUZ,
Pir Sultan Abdal ile söyleşti:
Bir sofraya oturduk
Her lokmayı bitirdik
Cümlenize Yemen'den selam getirdik
Alanlara bulanlara
Hak adını bilenlere
Yaratanı yarattığı ile sevenlere
Selam olsun dediler
Yemen’den günün sohbetini verdiler:
Aynayı verdiğimiz
Her birinizi
Ayrı ayrı gördüğümüz dost Yar’dır
Yar varlığında
Kendini bilene kârdır
Akılda kalan zor
Akıldan akıla ulaşan birdir
Dağların yükü
Dağa zor gelmez
Ağacın kökü
Toprağa zor vermez
Yerini bilmeyen
Dünyada gülmez
Ahir ile zahiri anlatayım desen
Bildiğini sürüye katmaz
Elele olalım
Dilenen niyazı verelim dediler
KAYGUSUZ ile
Pir Sultan Abdal
Yemen’den gelen niyazı verdiler, selamladılar
04 ocak 1985
Kendini bilenden
Konuyu hayır diye anandan
Allah’ım razı olsun dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Her satırın bağladığı konuyu
Bir kitapta ararsan yanılabilirsin
Çevrende ara ki
Kendi yorumunu kendin yapabilesin
Okuduğun kitabın yorumu sadece yazana aittir
(Kur’an’dan söz ediyor herhalde…)
Komşunun bahçesinde açan çiçekler
Senin bahçende de açar
Ne var ki, bakımına bağlıdır, ekimine bağlıdır
Yazmayı değil gezmeyi deneyelim
Niyazi’nin verdiğini, yolundan aldığını öğrenelim dedi
KAYGUSUZ selamladı
10 ocak 1985
Yoğun geldi ise vergimiz
Yerinde olur sorgunuz
Gelenden gidenden bilmez yargınız
Duyan alır, seven bulur
Dost kapısında çağrılan
Dostunu görür dedi
KAYGUSUZ her yaprakta
Cümlenin adını gördü:
Çiçeklerin renginden
Yerimi aldığımı sanmayın
Dağlarda solgun olan çiçekler
Bahçede koyulaşır
Neden? dediniz mi?
Kendi kendinize sordunuz mu?
Düşleyelim, bağladığımız bilgimizi taşlayalım
Gittiğin yerde aranmaya başlayalım
Yeterli midir?
Aldığımız ile tutarlı mıdır?
Yunus döne döne aradı
Pir Sultan Abdal her adımı taradı
Behlül’üm aradığını zorladı
Her biri gördüler ki;
Buldukları bir bohça
Her ucundan biri tutmuş
Kat kat etmiş, cümleye bilgi satmış
Sonsuzun bilgisini bir bohçaya koyamazsın
Koysan bile bir bilgeye veremezsin
Doymayı dilersen, çevreni göremezsin
Açlık olmalı ki, aramaya ava gidesin dedi
KAYGUSUZ selamladı
12 ocak 1985
Seyrana geldik hazzı
Gölgesiz dedik güzü
Çevrede olan her yüzü
Yaprak yaprak göreceğiz
Emekten veren ile sepeti öreceğiz
Doymayı deneyenler önce uyanlardır
Soğuktan sıcaktan, kardan buzdan ayrıya düşenlerdir
Her olayı katıksız dileyen
Sevgisine örtü koymasın dedi
Bundan şundan sözü alanın
KAYGUSUZ ile ormanda bulanın sorgusuna geldi:
Yolumu bulayım diye
Her ağaca nişan koydum
Gide gide ormanın dışında kaldım
Döndüm baktım ki
Koyduğum nişanlara kuşlar tünemiş
Aldıkları her tanede birbirini sınamış
Bilen bilmeyeni kınamış
Bak sen minicik kuşa
Kendini hakim saymış dedim de
Merdane gelen kadıya sordum;
Her yaratılan bildiğince uyuma katılır
Bilgisinde olan ile uyuma atılır
Güzelin örneğini yaratılmış her varolanda görmelisin
Marifet, yaratılmışlığının bilgesi olmak
Sınayan kınayan kuşlara
Kendini örnek vermek dedi de kadı
Beni bilgimdeki noksan ile ortada koydu
Düşündüm danıştım, erenlerle konuştum
Dediler ki;
Kimsenin kaydına kimseden söz düşmez
Bileyim diyen kişi kimsenin bilgisini deşmez
Kendi yolunda gönlünü açtı ise olanlara şaşmaz
Eyvallah dedim kendime döndüm
Kendimi erenlerin sohbetinde buldum dedi KAYGUSUZ selamladı
17 ocak 1985
Manaya yöneldikte Güneş’e bakarız
Başımıza Gül takarız
Güzellik öyle tarif edilir
KAYGUSUZ’a gayreti sorsak
Emekten esirgenmeyen der
Her adım için Rabbi'nin rızasını diler
Gelmeyi dileyene de ki;
Meyveler oldu toplayacağız
Bohçalar doldu katlayacağız
Gönülleri aşkı ile paklayacağız
Dönüşten yol sorana;
Gidişi bildin mi? diyelim
Kayguyu sildin mi bilelim
Sevgimizi gerçeğin aynasına tutalım dedi
KAYGUSUZ selamladı
18 ocak 1985
Komşuya sorayım
Yoluna varayım dedim, kapısına durdum
Gelen giden göz attı
Bilmez dedi söz etti
Aşıma başıma niyaz ettim, kapıya vurdum
Öfkeyi hal edinen,
Bilgeyi kul edinen biri ile karşılaştım dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Selam verdim komşuma
Dedim; Gelsin yuvama aşıma
Olmaz dedi, sen kimsin?
Ben koskoca bir kaya
Sen yolunda bir kumsun
Dedim ki;
Ufalırsın dökülürsün
Talip ol da sen de kum olursun
Ne kırılır ne kırarsın
Ne yorulur ne yorarsın
Gönlüne ateş düştü
Geldi gönlümü deşti
Ne güzel sohbet ettik
Gecemize gün kattık dedi
KAYGUSUZ selamladı
24 ocak 1985
Ayran aldım elinden
Güzel buldum dilinden
Gölgeyi sildim halinden dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Ağaçları bir bir saydım
Kimi selvi misali
Kimi çınar masalı
Gölgeleri yapısınca
Vergileri kapısınca
Oturayım dedim selvinin gölgesine
Daldım karıncaların kavgasına
Aşlarını taşırlar
Gündüz gece savaşırlar
Görgümü açamadım
Bir kapıdan geçemedim
Dedim ki;
Senin yerin çınarın gölgesinde, suların dalgasında
Varayım niyaza dedim
Özümden sözümden Hak adını bildim
Yılların getirdiği asırların bitirdiği
O’ndan sana masal olur
Kökünün vergisini dalında bulur dedi
KAYGUSUZ selamladı
30 ocak 1985
Meryem sözü KAYGUSUZ’a verdi:
Yamaçtan aldığım yeri
Demde arayan ile paylaşırım
Söğütün gölgesinde
Pir Sultan Abdal ile söyleşirim
Ne varlığından gölge bekler
Ne sırrından açık kapı sorarım
Kaldığım her basamak
Birliğinin temelidir
Özgürlük, bilen kulun emelidir
Hak yolunda çalışırsan
Gönülden gelene akıl ile alışırsan
Diktiğin fidan yeşilden yeşile yol alır
Dilenmeyen hal dileyende kalır dedi
KAYGUSUZ her yolun başına
Benliğinden dostluğu ayırmayanın adını yazdı, selamladı
31 ocak 1985
Yunus dördü bir etti
Mevlâna bilgisine dördü de kattı
Pir Sultan Abdal bildi de sırtındaki yükü attı
KAYGUSUZ bulduğu yerde mülkünü sattı
Güneş ile çıktım yola
Bulut olsa dedim kula
Dedi; Yağmur gelirse
Dedim; Toprak bilirse
KAYGUSUZ yolun tozundan seyir bulursa
Kimden kime söz gelir?
Kim kimin sergisinde kalır?
Sevdiğiniz her zerrede
Gelmiş geçmiş seni bulur
Niyazında gelişen doğruya selam verir dedi
KAYGUSUZ selamladı
01 şubat 1985
Yazdan kıştan sorumlu sen değilsin
Soğukta fistan giymediysen
Sorumlu ben değilim dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Yumuşak geldi söze
Gönüller doldu size
Bir bir aldık her satırı
Olsun dedik kul hatırı
Eğmek güzel başımızı
Sevmek güzel aşımızı
Ufalttıysak taşımızı
Mutluyuz Rabb’im deriz
Kulluk gururuna giyinir
Nefis giysisinden soyunuruz dedi
KAYGUSUZ sözü Sarı Ana’ya verdi:
06 şubat 1985
Böceğin kanadına benekler koymuş
Gittiği yerde verene uymuş
Dilediğini duymuş, dilediğini silmiş
Güzelden güzele gönlünü vermiş dedi
KAYGUSUZ her niyaza aydın girdi:
Kement attığın olayda
Tutacağın güçlüdür
Yıldırmasın, kayda geçeni sildirmesin
Dumansız ocak olmaz
Duman olmadan ateş yanmaz
Ocağın yanacak
Bacası tütecek
Yeter ki baca tıkalı olmasın
Duman içerde kalmasın
Elden ele verdik kaygu gelmez dedi
KAYGUSUZ selamladı
14 şubat 1985
Daha önce varayım
Meydan’da yer alayım diyenler
Ayak ile gidenler
Kainatı temaşada
Gönüllerini, akıllarını, mantıklarını eğitenlerdir
YUNUS altı atlıya isim verirken
Altı yolun bilgesi der
Ya Allah diyelim
Gittiğimiz yolda güttüğümüz niyetimizi bilelim
Bilge olandan bilgisini alalım
Ata binmiş gidiyor ise
Nasıl bulup soralım
Bilgisini yeterli bulmuş ise
Yolumuz Haktandır O’na sığınalım dedi
KAYGUSUZ söze geldi:
Serçenin gücü yetmez ağaç dalını kırmaya
Balığın gücü yetmez elimdeki destiye vurmaya
Dal kırıldıysa, desti düştüyse
Hatayı kendimde aramalıyım
Yetmeyen bilgiden kendimi sorumlu tutmalıyım dedi
KAYGUSUZ selamladı
15 şubat 1985
Deste deste gül aldım
Gerçeği buldum
Hayal olanda soldum
Dağlardan izin aldım
Bana yol verin sırtınızdan aşayım
Dilenen gerçeğe sayenizde ulaşayım
Allah Allah dediler, dağlar yolumu açtılar
Gide gide ulaştım
Ulaştığım yerde şaştım
Meğer benden bana selam gelmiş de
Dağın yolunda durmuşum
Elde yumağı sarmışım
Yumak sana sorsaydım
Beni bana söyler miydin?
Sormadın ki dedi
Dost günümü dağı aştıktan sonra bildirdi
Hay KAYGUSUZ hay
Düne dersin vay
Dağdan dağa aşarken çağırırsın hey
Güldüm garip sözüme
Durdum döndüm özüme
Gülünüz cümleniz yüzüme dedi
KAYGUSUZ selamladı
28 şubat 1985
İndiğim yokuştan bileğim incinmesin dedim
Mendilimi sardım
KAYGUSUZ adını Sevgili’ye sordum
Dedi ki;
Kendinden kendini sorana
Kendini cümle ile yorana KAYGUSUZ derler
Kendini bilen, kendinden cümleyi bölen
Kayguya düşmez de, olana şaşmaz da
Dağlardan akan su ile taşmaz da
KAYGUSUZ adını alır dedi
KAYGUSUZ selamladı
01 mart 1985
Gündüz gece demeden
Baklava börek yemeden yol aldık
Güne daldık, gecede yıldızlara sorduk;
Gelenden gidenden haber var mıdır?
Dediler ki;
Gece yolun zor mudur?
KAYGUSUZ konu etmez
Hak yolunda tasa tutmaz
Bilmediğini bilene satmaz
Dayandığı güç ile yanar, döner, öğrenir
Öylece bildiğine
Bileni de bilmeyeni de ortak eder dedi
KAYGUSUZ selamladı
(Resim verildi: KAYGUSUZ)
Çevreyi gezdim de çehreyi çizdim
Bilgimde kendimde olanı sandım ki çözdüm
Bildiğim bir satırı okudum
Gördüğüm güzelde gerçeği dokudum
KAYGUSUZ adını yaprağa yazdım
08 mart 1985
Taze yaprak alacağım
Yunus ile geleceğim
Sevginize ortak olacağım dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Ayağımın izinde
Sevgilinin sözünde
Yama varsa dizinde
Postumu sereceğim
Gel dostum diyeceğim
Bağlara su yürüdü
Dağlarda kar eridi
Yerden göğe yöneldim
Yar adına yol aldım
Bilmeyene zor dedim
Olumsuza bakarsan
Zamanını yakarsın
Gönülden gönüle sevgini ver ki
Eteğindeki taşı dökesin dedi
KAYGUSUZ selamladı
11 mart 1985
Her öğütü bir bohçaya koyduğun
Gelen geçen ile
Günleri saydığın yerde
Beklenen güzeli göreceksin
Yolun verdiğin her olaya
Bohçaya koyduğun öğütten yayarsın
Gelen de alır, gülen de dedi
KAYGUSUZ dört yaprağı bir bütüne ekledi
Aldığı her bilgiyi önce kendine sakladı
Adağım olursa dağıtacağım
Aldığım bilgide dileyeni eğiteceğim dedi de
Hacı Bektaş’a sordu;
Saklanan bilginin sahibi misin?
Dost dost dedi
KAYGUSUZ secdeye geldi
Kendinden kendine sordu;
Aldığının bir harfini saklayamazsın
Öyle ise güç ver Rabb’im
Senin vergin olmazsa
Aldığımı Hak’layamam
Bekçi olsam bekleyemem dedi
KAYGUSUZ sözü Hacı Bektaş’a verdi:
14 mart 1985
Vardığımız yol bizim
Dönüşe diyemeyiz
Bağda gördüğümüz üzüm
Sahibiyiz diyemeyiz
Dağlardan almadıysak
Bağlardan bulmadıysak
Çevreye gülmediysek
Doğuşa bekleriz
Değirmene su ekleriz dedi
KAYGUSUZ seyre daldı:
Dört kapı açıktır;
Seni beni bilene
Rabb’im verdi diyene
Dört yol açıktır;
Her geleni sevene
Lokmasını verene
Güzel çirkin silene dedi
KAYGUSUZ selamladı
21 mart 1985
Ağacın dalındayım
Bir bir sayarım
Meyvesi ele gelmiş
Kabuğunu soyarım
Nerden gelirse gelsin
Sevgilinin sesini duyarım dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Doyduğumuz gün bizim
Uyduğunuz gün sizin
Her emeğe gün veririz
Adım adım sizler ile yürürüz
Elde yelde yaprağı bilir
Yağı ile eli sileriz
(Soru: Ellerde olan alerjiye karşı mı?)
Zeytin dedi
KAYGUSUZ selamladı
......
Beklemeyi bilenler
Ekledikleri her parçanın
Bütündeki yerini görürler
Ve gerçeğe öyle yürürler dedi
KAYGUSUZ selamladı
KAYGUSUZ sözden aldı
Özden geleni verdi
Sorguda kalana selamı iletti
28 mart 1985
Almayı bildin mi? dedim
Demde yolumu sordum
Geldin de gönlümde gülleri buldun
Her yapraktan sevgini sordum dediler
KAYGUSUZ’a eşitten çeşitten örnek verdiler
Gün geldi alana verene sofra kurdular
Gölgeyi silelim de rahmeti görelim
Benlikten gelene yükü sildik diyelim
Dostluğu kendimiz ile kendimizde kuralım dedi
KAYGUSUZ selamladı
04 nisan 1985
Suyun aktığı gündür
Kulun baktığı yöndür
Okuduğumuz her satırda
Biliriz ki nokta sondur
Ya Allah der söze yeniden başlarız
Söz ile öz ile dilediysek taşlarız dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Taş alıp baş yarmayız
Kayaları kul diye sormayız
Bir sözü bir söz ile bağlar
Bin sözde benliğimizi eğleriz
Dost dilinden gelse bir taş
Başka var mı? der bekleriz
Gül’den gelen her nefesten
Örtülü olan kafesten
Yol alır yol veririz
Selam ile geldik, selam ile döneriz
11 nisan 1985
Balık suda oynaşır
Böcek kumda kaynaşır
Kul nasib der savaşır
Hay dedik geldik
Hey diyenin kapısında durduk dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Örtü aldım ayağıma denk
Ağacı gördüm çiçekleri hevenk
Güzelden güzele her olay ahenk dedi
KAYGUSUZ selamladı
12 nisan 1985
Ağaya selam dedik
Tarlada ekeni gördük
Ekene ekilene selam verdik
Yerde toprağa baktık
Ekime hazır olmuş
Vereceği hizmeti bilmiş
Toprağa selam olsun
Göklere baktım gün güneş
Yağmur gelmezse düşecek ateş
Bulutlar küme küme geldi de
Damlaları vereceği hizmeti bildi de
Ne güzel oldu
Bulutlara selam
Damlalara selam dedi
KAYGUSUZ her var edilmişin hizmetine
Kulluk bilgisinin katılması ile
Güzelden güzeli bulduğunu söyledi
Cümlesini, cümlenizi selamladı
18 nisan 1985
Yük verdim yağız ata
Dizgininden kim tuta?
Saya saya gidelim
Dost kapısından nasibimizi alalım dedi
KAYGUSUZ söze geldi:
Doğruyu ikiye bölsem
Birini alsam, birini salsam diyemeyiz
Doğruyu bildi isek eğriyi yiyemeyiz
Sevgi oldu ölçümüz
Dost ile açılır kapımız
Güzel olur yapımız dedi
KAYGUSUZ engelsiz gelen her konuya
Selam dedi, selamı cümlenize iletti
19 nisan 1985
Geldim günün güzeline
Gümüş altın yer bulmuş
Dilenen yerde seyrine gelmiş dedi
KAYGUSUZ gönülden gönüllerden
Selama yer verdi
Altını bilgine
Gümüşü görgüne koyarsan
Yerli yerini bulmuş olur
Gönüllere huzur dolmuş olur
Yolların götürdüğü yerde
Kulun bilgisi yetersiz olmaz
Sevgiliyi buldu ise
Hatada kalmaz dedi
KAYGUSUZ dumansız gönlüne
Cümlenizden aldığı selamı
Yerden göğe sizlere sundu, selamladı
23 nisan 1985
Dağlar taşlar aşılacak
Düz yollarda koşulacak
Ne verdiyse şaşılacak dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Bir ağacın meyvesine
Cümle kulun hevesi karışır
Çok ağacın olduğu yerde
Gelen dostlar barışır
Cemde yolunu alan
Demde güzeli görür
Taşsız yolda dilediğince yürür dedi
KAYGUSUZ selamladı
25 nisan 1985
Kuşları yuva kurmuş
Taşları duvar örmüş
Dost elinde postu bulmuş
Ne güzel hallere bürünmüş
Gelin cümlemiz birlik olalım
KAYGUSUZ’un bağında üzüm derelim
Gelen geçen her kuluna verelim
Halin nedir? Soralım
Sevgi ile çevresini saralım dedi
KAYGUSUZ her nimetin külfetinden
Gerçeğin bilgisini ayırdı
Öyle bir sofra kurdu ki;
Bilgilerin gürlüğünden
Her çiçeğin güzelliğinden başka görülmeyen
Sevgiden muhabbetten gayrı örülmeyen
Her görenin talip olduğu
Yerden göğe şüphesiz saydığı sofradan
Ayrı kalmayalım
Aydınlık versin diye yaktığımız çerağı söndürmeyelim
KAYGUSUZ geldiğine sevindi
Olduğu halde bilindi, selamladı
07 mayıs 1985
Kayguya gelmediysen
Güzele adım attın
Sofrayı kurmadıysan
Gerçeğe niyet ettin
Elele verelim
Meydan’da cümleye sofra kuralım dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Kaygunun bittiği yerde görgü başlar
Yerden göğe kul kendinde olanı taşlar
Gölgesine gelen her taneyi sayar da
Nefsini öyle soyar dedi
KAYGUSUZ selamladı
15 mayıs 1985
Tuttuğun attan inme
Dediğin sözden dönme
Nasibin verildiyse
Kulundan gelir sanma dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Dağdan dağa dolaştım
Dilediğime ulaştım
Bağlı olanı çözdüm
Uymayanı çizdim
Gördüm ki;
Aklım ile emeğim birbirine hizmette
Doymayı dilersen
Duymayı denemelisin
Kendinden kendine
Aldığın bilgiyi elemelisin
Emeklemeden çocuk yürümez
Dost demezsen
Arkandan gelen eteğini süremez
Bil aldığın her taneyi
Bil gördüğün her haneyi
Gönüllerden alırsın
Sen de güzeli bulursun dedi
KAYGUSUZ selamladı
17 mayıs 1985
Ayva yedim serinde
Şifa buldum derinde
Dumandan uzak kaldım
Günün her seherinde dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Bekleyenle olursan
Saklayandan bulursan
Yeniden konuyu
Dost kapısına getirirsen
Güllerin açtığı bağı bulursun
Bağlarda sesini kendinden bilirsin
Gez adım adım, görmeyi dene
Özünden gelen her sesi
Aklına ver de kendini sına dedi
KAYGUSUZ selamladı
23 mayıs 1985
Selam olsun sevgiliye
Dumandan uzak diyene
Her sofrada bir lokma yiyene dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Çalı çırpı topladım
Alev olsun bekledim
Alevi duvarın ötesine sakladım
Etrafa uzamasın diye
Derman, yoğurt yiyen ile
Eyyam, günü bilenlere
Erdiğimiz gün güzel
Çölde çulu sereceğiz
Kâbe’de secdeye varıp
Selam ile göreceğiz
Dayandığımız güzeli
Özümüzde bulacağız dedi
KAYGUSUZ selamladı
30 mayıs 1985
Koyduğumuz her satır
Mevcut bilginin sahifesindendir
Asla mesnetsiz değildir
Doğuştan düzenin yapısına uyarız
Bilmediğimizi aklımızın kapısına sorarız dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Nerde duracağım?
Kapıya nasıl vuracağım? diye
Üç gün gece gündüz düşünürsem
Bir o kaleye bir bu kaleye taşınırsam
Kendim yorgun düşerim
Bir de bakarım ki
Her varlık düzenini bulmuş
Bende sadece kaygusu kalmış
Dağlar dostum olaydı
Postum yerde kalaydı
Aşıma başıma kaygu almazdım
Sevgiden başka güzelle dolmazdım dedi
KAYGUSUZ selamladı
06 haziran 1985
Yunus’um sözü
KAYGUSUZ’a verdi:
KAYGUSUZ yolun tozunu bilgisinden sildi
Elden ele olsun diye
Pir Sultan Abdal’a selam verdi
Gayreti bildiğimiz yerde
Bağımsızlığa heves ederiz
Yolun gidişinde dostu sorarız
Demek ki;
Önce dünyaya bağımlı oluyoruz
Çözdüğümüz anda
Kainatta dönüyor dönüyoruz
Pervane olup
Nuru ile yanıyor yanıyoruz
Yeter demese Rabb'im
Doyduğumuz anı asla bulamıyoruz dedi
KAYGUSUZ ile Pir Sultan Abdal selamladı
13 haziran 1985
Vefa ile girdik yola
KAYGUSUZ’da verdik mola
Bir ağacın gölgesinde
Akan suyun ötesinde söyleştik
Vefa dedi ki:
Her lokmada binbir hizmet gizlidir
Her nefeste Rabbimden himmet saklıdır KAYGUSUZ sözden kalmaz
Az lokmaya çok emekten dem vurmaz
Sofraya gelsin de
Her nasipli alsın da
Dileyen övünsün
Dileyen sevinsin der
Her lokmayı aldığında
Rabb’inden gelene şükreder
Niyazda beraber
Yazda beraber
Gönülden aşkına
Sözde beraber dediler
Sofraya gelen cümlesine selam ilettiler
12 eylül 1985
Ağacın yakıldığı, hıyanettir
Söküldüğü, emanet dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Her bir fidan bir kuluna
hizmette
Binbir fidan cümlesine hizmette
Bir yaprağı zorlamaya kıyamazsan
Verdiği güzele doyamazsan
Kuluna hikmettedir
Al alalım, gel bulalım
Güzelliğe talip olup
Hıyaneti silelim
Sevgi dolu her fidanın dalları
Sevgi verir bize güzel halleri
Ayna olsun birbirine kulları
Güzel alsın, güzel bilsin
Güzeli birbirine versin dedi
KAYGUSUZ selamladı
19 eylül 1985
Yemen'den yolumu aldım
Her seven ile güldüm
KAYGUSUZ ile geldim
Elinde dilenen gülü gördüm
Vereceğim dedim
Eyvallah dedi
Dikeceğim fidan olsun
Her dileyen alsın dedim
Her varışta dikerim
Niyaz ile suyunu dökerim dedi
KAYGUSUZ cümlenizi selamladı
20 eylül 1985(3)
Hancı sordu yolumu
Dedim ki;
Geceyedir; güne varayım diye
Yerleşmeyi bileyim diye
Dedi ki; Niceyedir?
Dedim; Hacca giderim
Sahibi verdi ise sürümü güderim
Çoban mısın? dediler
Hakk'ın emri ne ise
Amelim odur dedim
Allah Eyvallah
Yarattığı güne Elhamdülillah dedi
KAYGUSUZ selamladı
26 eylül 1985
Yaz geldi, çiçekler rengini buldu
Güneş ile meyveler tadını aldı
Koyunlar kuzularını çevreye saldı
Ne güzel dedik de
Cümlemiz seyre daldık
Özümüz sevgi dolu
Aklımız dostta kaldık
Kış yolunu alacak
Kar sergiyi kuracak
Seyri çirkin mi olacak?
Her alışın, her bilişin
Rengi ahengi başka dedi
KAYGUSUZ yoldan yolcuya seslendi:
Bağladık atımızı ağaca
Düzenin sergisi böyle
Bekledik gelecek güzeli
Yazanın sargısı böyle
Her aldığımız emanet
Bizden bize yakındır
Dinlendirdik atımız
Yolculuk dilenen yere bakımdır dedi
KAYGUSUZ selamladı
03 ekim 1985
Yemeni ayağımda
Niyazı kulağımda
Bir taş attım kuyuya
Ne geri verdi ne sözü durdu
Gölgeyi dost eli sildi dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Her gün ayağa kalkışta
Rabb’im dedim yürüdüm
Aldığım emaneti
Emri diye korudum
10 ekim 1985
Evveli, yol verir diye düşünürüm
Geleceğe, gitmek için taşınırım
Örnek aldıysam kelebeği
Çiçekten çiçeğe koşunurum
Ya Allah diye diye geldik söze
KAYGUSUZ ile Sarı Ana selamı verdi size
Ateş böceği özünden geçeni verir
Ağustos böceği sözünü günde bitirir KAYGUSUZ yerden göğe
Yoğun bilgi vermeye çalışır
Gelişte aldığını Sarı Ana ile söyleşir
Bildiğimiz bilinenden olsun
Rabb’im izin verdi
Dostluk cümlede kurulsun
(Soru: Bu dönüşün tamamlanması ile, evrensel boyutlarda bir dönem mi başlıyor?)
Eyvallah Yoğun aldığınızı adım adım izleyiniz
Gelen her günü gözleyiniz
Denenmiş olaylar
Denenmemiş olayları çözer dedi
KAYGUSUZ ile Sarı Ana selamladı
17 ekim 1985
Her izde her sözde
Benliği sildiğin an
Gerçeğin ışığını görürsün dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Emek MERKEZ’in birimidir
Resulü’nün verimidir
Halk ile halka olsan
Aydın günün görünümüdür
Yerden göğe aldığınız
Bir bir bedende soyduğunuz
Dağlar kadar yükü olsa
Hak adına saydığınız
Bağlayanı çözer dedi
KAYGUSUZ selamladı
24 ekim 1985
Bir olsa, birde kalsa
İnsan kendini bilmez
Çok olanı hep bulsa
Kendinde olanı görmez dedi
(Soru: İkisi beraber mi olacak?) Eyvallah
KAYGUSUZ değirmenden gelen suya niyaz ile baktı:
Sen vermesen Allah’ım
Kul almaktan vermekten bilemezdi
Seni arayacağı yeri bulamazdı
Her kapıyı açarsın
Önce kendin geçersin
Kendinden kendine
Bileni seçersin
Şükür Allah’ım sana dedi
KAYGUSUZ selamladı
25 ekim 1985
Her tane kozalakta
Dost bağını bulduğum
Çam dalını birbirine sürdüğü günde
Genişleyen nefesim
Gölgeden güneşe çıkardı beni dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Güneşin gölgeyi görmediği değil
Kulun güneşe bakmadığı denilir
Her olay birbirine şahit tutulur
Yola çıktıysam
Bedenimin her azası şahittir
Yolun kumu taşı şahittir
Bindiğim at şahittir
Bende gizli olan kalmaz
Gizlediğimi sanıyor isem
Kendime yalan söylemiş olurum
Yani kendimi aldatmış olurum
Yer gök var ise ben varım dedi
KAYGUSUZ selamladı
31 ekim 1985
Kuzulara çoban olmuş KAYGUSUZ
Geldiği yönü bile bile
Aldığı konuya güle güle
Su başına geldi de
Sarı Ana’ya gönülden gelen selamını verdi
Adım adım yürüsem
Ben o hana varacağım
Hancıya gelen var mı? soracağım
Ben de geleyim dedi
KAYGUSUZ, Sarı Ana ile yola koyuldu
Kuzular Hakk’ın emaneti sayıldı
Dost arayan orda burda bulur
Kendinden kendine geleni bilir dedi
KAYGUSUZ ile Sarı Ana
Sürünün başında kaldı
Cümleye selam verdi
07 kasım 1985
Dilde engel yoktur
Gönülde çengel yoktur
Akan suya geldi isen
Açılan kapı çoktur dedi
KAYGUSUZ sözü aldı
Sıcak dedi nehire daldı:
Alalım gülelim
Verdiğini bilelim
Eldeki yumağı
Düğümsüz örelim
Saymaktan uzak olsak
Sayana soralım dedi
KAYGUSUZ selamladı
14 kasım 1985(1)
Sepet ördüm
Alaca geyiği ağacın yanına getirdim
Bir nefes, bin hevesi bitirir
(Soru: ‘Nefes’ ten murad nedir?)
Kayalardan gelse de
Sahip benim dese de
Kaplan, aslan yaratılandır
Dara düştüğü an gözetilendir dedi
KAYGUSUZ söze girdi:
Bayram seyran hevestir
Namaz oruç nefestir
Ruhunun nefesi
(Garib: Ruhu diri tutan.
Ruhun, namaz oruç ile senden nefes alıyor diye açıklar.)
Deryaya nefes veren
Balıkları su ile dost kılan
Senden sana gelişir
Senin ile gerçek günü bilişir dedi
KAYGUSUZ selamladı
15 kasım 1985
Dağlara söz verdim
Gelip aşacağım
Dağların ötesine ulaşacağım dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Çalılar eğildikte
Selama durdu. Neden?
Bende olan O’nu gördüğünden
Ya Rab dedim
Her birimiz bir olsak
Dost bağında buluşsak
Şüpheleri siler miydik?
Kayguları böler miydik?
Ağaçlar söyleşti, dediler ki;
Şüpheler silinseydi, kaygu kalır mıydı?
Eyvallah dedim
Kaygudan uzak kaldım dedi
KAYGUSUZ selamladı
21 kasım 1985
Altın yüzük parmakta
Dostu Dosta sarmakta
Bilgiyi tezgaha sermekte
Senin benim payım vardır dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Mor dağlara sözüm var
Yeşil bağlarda gözüm var
Yedi renkte özüm var
Yol tarife girerse yorar
Yolu arife sorarsa
Yerli yerine koyar
Güzeli anlatmak için
Dağa çıkışı tarife değil
Dağın ötesini anlatmaya çalışalım
Çünkü çıkış zorludur
Çıkana kârlıdır
Kayalar, taşlar, çalılar, dikenler dersen
Çıkmaya talip olan yerinir
Gidemezsem der çekinir
Rabb’ime gidecek yolda
Zahmete sakınmayalım
Bilelim ki, rahmeti bol Rabb’im
Ne yolda ne handa bizi bırakmaz dedi
KAYGUSUZ selamladı
(Soru: Dağ ve Bağ’ın birleşmesi mi?) Eyvallah
28 kasım 1985
Gökyüzüne çivi çakamam
Yıldızı alıp yakama takamam
Doğduğum güne dönüp bakamam
Her olayı olduğu yerden alıp
Dilediğim yere çekemem dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Dağdan indiğim gün ovaya
Darlığı sildim
Ovadan çıktığım gün dağa
Güzelliğin sırrını çözdüm
Gölgesiz kalan bilgime
Öylece çizgiyi çektim dedi
KAYGUSUZ selamladı
05 aralık 1985
Ayrı kalmadan bilgiden
Yaprağa sözü yazdık
Toprağa dizi koyduk dedi
KAYGUSUZ söze girdi:
Olmayan darlığa
Varlığın sözü yeter
Gerçeği bilse kulu
Düşündüğü hal geçer
Dosyaya aklının erdiğini
Gönlünün verdiğini koyarsın
Gelen günde dosyanı açtığında
Yersiz olanı silersin
Rabb’im öyle yazmış
Bildiğini dosyalarımıza koymuş
Yanılmadığı için elbet silecek değil
Dağların dosyasında
Akacağı dökeceği yazılıdır
Ovaların dosyasında
Katacağı tutacağı yazılıdır
Masaya koyduysak dosyayı
Ne yazdı ise onu okuruz
Her birimiz
Kendi dosyamızı okur da
Öyle dokuruz
KAYGUSUZ selameti
Cümleniz için diledi
06 aralık 1985(2)
Doğruyu ben bilirim diyen
Kendi doğrusunu söyler
Hak olan gerçeğin doğrusudur
Yaprak; dal eğri olsa da doğru büyür
Çünkü kökünden öyle alır dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Bayırda elimde sopa ile yürüdüm
Kendime destek aradım düşmeyim diye
Değişen her olayda kendine
Desteği de değişik alırsın
Duvarı, rüzgara durmayım diye
Ağacı, güneşten yanmayım diye
Damı, gecede üşümeyim diye
Arkadaşı, yolumu şaşırmayım diye
Onun için, her kulun görgüsü
Kendi gerçeğini açıklar dedi
KAYGUSUZ selamladı
12 aralık 1985
Kulağında küpe
Yakasında iğne olmasa
SARI ANA’yı kim bilirdi?
Konduğu dalda
Bülbülü kim görürdü? dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Kiminin sevgisi
Kiminin saygısı
Kiminin görgüsü
İğnesi, küpesi, bileziği olur
Dost adını öyle bulur
Kimliğini bildiren de
Bulduran da Rabb’imdir
Demde doymayı denersiniz
Gelende uyum ile
Gerçeğe dönersiniz
Kemerde darlık varsa
Çözecek olan sensin
Aklının hizmeti ordadır
Satır satır okursam bilirim diyen
Değişen günde
Pişmeden aşı yiyendir
Soframız açık
Ahçımız gerçek
Geldi isek yiyelim
Ne güzelmiş diyelim dedi
KAYGUSUZ selamladı
19 aralık 1985
Komşu ile kuyuya geldim
Suyumu dost elinden aldım
Bildiğime günün yorumunu kattım
Öylece bir adım daha attım dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Aldığım her taneyi
Tespih edip bağladım
Rabb’im ile niyaz ettim
Rahmetine ağladım
Gönül bağım açıldı da
Dost yoluna geçildi
Her adımda nefes aldım
Meyhaneye özüm
Saki diye seçildi
KAYGUSUZ’a söz gerek
Dili dilberi söyler
KAYGUSUZ’a haz gerek
Aşkı ile dostu peyler
Oyunda değilim der
Halk ile halka olur
Halktan aldığı ile
Kendini bulur dedi
KAYGUSUZ selamladı
26 aralık 1985
Her ocağın sohbeti ayrıda denilirse de
Rabb’imin adı tektir
Dumanı silen çoktur
Varsın dilediği dilden söylesin
Yeter ki Resulü’nden şefaat desin
Dost adına dost imzasını atsın dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
(Soru: Ocaktan ocağa taşınmak nedir?)
Geyik ile söyleşirken
Ceylan ile paylaşırken
Dost adına selam verdim
Geyikte sevgiyi
Ceylanda saygıyı değerlendirdim
Varettiğine meziyetleri ile yaklaştım
Hatalarını sildim
Öyle kucaklaştım dedi
KAYGUSUZ selamladı
09 ocak 1986
Yaprağın getirdiği
Şüphenin bitirdiği
Dört duvarın birbirine tutturduğu kapıdan
Cümlemiz geldik geçtik dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
(Uykusuzluk için.)
Yoğurt ile doyarsam
Balı içine koyarsam
Dayandığım gerçek olur
Uyandığım şifa bulur dedi
KAYGUSUZ selamladı
12 ocak 1986
Gölgeden geldim yayan
Güneşte buldum ayan
Derman dilese kulu
Derim; Gönlümde olanı sayan
Demde güzel söylenir
Darda her söz peylenir
Gel dosta gidelim
Gel gerçeğe güdelim
Aldık sevdik, kaygumuzu satalım dedi
KAYGUSUZ söze dumansız katıldı:
Her kuşun sesi de süsü de ayrıdır
Verdiği gayret yeterli mi? denirse
Bilgisi kadar diyelim
Dayandığı destekte
Güvendiğine havale edelim
Yastık başa, rastık kaşa
Barındığın yuvanda
Duvarın taştan taşa
Azdan çekinme
Çoktan kaçınma
Olduğu gibi
Güzel bildiğin her olay
Bilmediğini örter dedi
KAYGUSUZ hekim ile söyleşti
14 ocak 1986
Her dilde sözü vardır
Her çiçekte özü vardır
Kainatta gözü vardır dedi
KAYGUSUZ, Sarı Ana ile söze geldi: Doyduğum sofrada
Doymayan var ise
Sileceğim huyum vardır
Güttüğüm sürüde asi var ise
Bileceğim soyum vardır
Sarı fistan giydi isem
Seveceğim huyumu
Cümle ile paylaşmalıyım dedi
Sarı Ana KAYGUSUZ’a sordu;
Yolun tozu göze mi geldi?
Kulun sözü dost ile mi kaldı?
Gelenden gidenden
Yarış mı alındı, barış mı bilindi? dediler
Elden ele, gönülden gönüle barışta olsunlar
Sevgide yarışa girsinler diye niyaz ettiler, selamladılar
20 şubat 1986
Bağladığım at güzel
Dökülen yaprak gazel
Ne gelen yerini geçersiz bulur
Ne de gitmeye sebep olur dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Dünyayı genişleten görgü değil bilgidir
Kainatı genişleten bilgi değil sevgidir
Meramdan yer sorarsan
Yumuşak gelenin huyudur dedi
KAYGUSUZ selamladı
27 şubat 1986
Kayadan kayaya atladım
Eldeki taşı sakladım dedi
PİR SULTAN ABDAL sözü aldı
KAYGUSUZ’a sordu:
Sakladığım taşı bildin mi?
Duyduğun gerçekte kaldın mı?
Dedi ki;
Aldığın taş söz için yeterlidir
Gücün var ise tutarlıdır
Çünkü, aldığı sesi vermez
Dağıldığı halde bütünden sormaz
Kum tanesi kalsa bile
Yaratılışında eksik olmaz
Allah Eyvallah dedik
Sohbeti ağacın gölgesinde bitirdik
Selam olsun
Selamet cümlenizi bulsun dediler
06 mart 1986
Yaprak doldu ağaca
Yolunu verdi gölgeden güneşe
KAYGUSUZ ayağından gelen ateşe baktı
Kum ile olan dostluğuna suyunu döktü
Öylece hem kum ona dost oldu
Hem o kuma dost kaldı
Saydım sevdim her taneyi
Gezdim övdüm her haneyi dedi
KAYGUSUZ selamladı.
13 mart 1986
Bağladığım ipi ağaçtan çözdüm
Gövdesine adımı yazdım dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Kavak dalı baktığı yerden
Asma dalı üzümü döktüğü yerden görülür
Her biri vergisi ile sevilir dedi
KAYGUSUZ selamladı
18 mart 1986
KAYGUSUZ sözü diler
Güllerden günü sorar
Gönülden aldı ise akıl ile güzele yorar
Geldi isen yolum benim
Bildi isen gönlüm senin dedi
KAYGUSUZ selamladı
27 mart 1986
KAYGUSUZ bağlı atı çözecek
Gittiği yolu çizecek
(Soru: Çizmek belirlemek anlamına mı?) Eyvallah
Kavak dalından kesip
Gül ağacına destek dikecek
Yar adına yerdeki dikenleri sökecek
Değişen her konuya
Kaygusuz olunuz diye selamını getirecek.
28 mart 1986(1)
Bindiğim at dolanır
Tuttuğum ot bağlanır
Yağan yağmur toprak ile beklenir
Öylece birbirine eklenir
Güneş geldi belleyelim toprağı
Dost dilinden alalım tebriği dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Dinledim akan suyun sesini
Aldım gönülden Rabb’imin nefesini
Sağlık bedende Haktır
Sevgi kul için halktır
Semaya geldiğimiz gün
Oymayı bildiğimiz an
Açan çiçek rengini verir
Dost elinde kaydını görür dedi
KAYGUSUZ selamladı
03 nisan 1986
Değirmene uğradım
Destide su bol
Karpuz aldım doğradım
Elde somun bol
Çevreme güldüm söyledim
Dediler ki; Yolun gül
Allah Eyvallah dedim
Cümle için niyaz ettim
Aynı sofrada buluşalım
Aynı sevgi ile çalışalım dedi
KAYGUSUZ selamladı
14 nisan 1986
Her varolan yaratılmışlığın yorumunu bilir
Ne var ki örtülü perdeyle oturur
Açalım geçelim
Birlik kabından Kevser şarabını içelim dedi
KAYGUSUZ dost kapısında
Meryem’i gördüğünü söyledi
17 nisan 1986
Doymayı bilmeyen
Hekimden nefes alır
Uymayı bilmeyen
Hakimden heves alır dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Çevirdi isek sayfayı
Dayandığımız parmaktır
Gelen gidene kaydını sormaktır
Dağılan toplanır
Ezilen katlanır
Her düzende dost adına gerçek söylenir dedi
KAYGUSUZ selamladı
22 nisan 1986
Altın aldım satayım
Gönülde gerçeği tutayım
Aldığım bilgiye vereceğimi katayım
Gül dalı elde kalsın
Elden ele cümle bulsun
Resulüne seven uysun dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Dinledim aldığım nefesi
Bekledim geçer diye hevesi
Geldim güldüm
Gönülden gönüle müjdeler dedim
Gülizara dalalım
Bir kaynakta kalalım
Döne döne soralım
Gönül akıl mantık
Sende de bende de var
Ne var ki
Kiminde sınırsız, kiminde dar
Açıp geçelim
Binbir çiçekten aldığımız ile
Dileyene taç örelim
Dost olalım dost kalalım
Önce gönlümüz ile
Barışıklığı kuralım dedi
KAYGUSUZ selamladı
08 mayıs 1986
Erdi asmada üzüm
Kaldı dost hanesinde gözüm
Bilen bilmeyen aldı sözüm dedi
KAYGUSUZ söze geldi:
Dinlemeden sesini
Bilemem nefesini
Bildi isen kafesini
Sepete koyar hevesini
Dalga dalga gelişir
Tarladaki ekinler
Yağan yağmur ile gelişir
Dökümler; akan su demektir dedi
KAYGUSUZ sözü
Sarı Ana’ya verdi
15 mayıs 1986
Çağrıyı bilen ağrıyı siler
Darlığı gören gürlüğe güler
Ne deniz yerinden kayar
Ne dağlar derinden oyar
Her biri aldığı hizmeti kulu için sayar dedi
KAYGUSUZ söze geldi:
Her diktiğim ağacın köküne elim ile su verdim
Yaprağını gördüm de kayguyu siliverdim
Elimdeki somunu almayana bölüverdim
Ağacın gölgesinde huzur ile kalıverdim dedi
KAYGUSUZ selamladı
22 mayıs 1986
Bilenle
bilmeyene
Bahçeye girip bilgisini vermeyene
KAYGUSUZ sözü bilmez
Gel diyenle yolu almaz
Üç öğünde ördüğünü
Öbür günden ayırmaz
Mestan yoluna dursa
Kaybettiği sürüyü sorsa
KAYGUSUZ kalender kalmaz
Söyleşir de yol alır
Mestan ile kaybolan sürüyü bulur dedi
KAYGUSUZ yol ile halini bağlayana selamını iletti
28 mayıs 1986
Koğuş askere mekandır
Talimgahı makamdır dedi
PİR SULTAN ABDAL sözü aldı
KAYGUSUZ’a sordu;
Yoldan gelen güler mi?
Yaprakları sayar mı?
Dost sesini duyar mı?
KAYGUSUZ; Duyar, elbet duyar
Çünkü her gününde
Hak sohbetine doyar dedi
(?)
Yoldan gelene
Gönülden gönüle yol alana
Yolda şeker ile kalana
Aradığımız dostu gönlümüzde buluruz
Yolumuz çok uzakta olsa da
Birliği her an buluruz dedi
Pir Sultan Abdal ile KAYGUSUZ selamladı
29 mayıs 1986
At üstünde gezersem
Çiçeği böceği ezersem
Sevgiliyi üzersem
Benden beni bilemem dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Çevrede olan her güzele
Bağlandığı gerçeğin gözü ile baktı
Söyleşe söyleşe yazmayı dilediği her satır
Bile bile okudu
Demek dedi;
Bildiğime şahit kendi aklımmış
Birbirine bağlayan gönlüm ile mantığımmış
Bir bir saydı ismini
İsmi ile buldu cismini
Mevlana'yım !..
Hak yolcusu yolundadır
Gerçek bilim kulundadır
Yazdığı her satırı okursun
Bilmem dediğin her konuyu
Yaşadıkça dokursun
KAYGUSUZ elden dilden gerçeği buldu
Gönülden dedi selamladı
09 temmuz 1986
Yeniyi eskiyi bilenlerden mi?
Günü geceyi soranlardan mı ses gelir? dedi
Hacı Bektaş sözü aldı
KAYGUSUZ ile yola koyuldu:
Senden benden ayrıda
Ayağı hep gayrıda diyene de ki;
Bilen ile katıldım
Hak yoluna atıldım
Yedek gelsin demedim
Pişmemiş aşı yemedim
Gelen gideni saymadım dedi
Hacı Bektaş, KAYGUSUZ ile selamladı
15
temmuz 1986
Dost bağına girelim
Dost bezini dürelim
Hak adına sohbetini kuralım dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Ekşi tatlı yemezsem
Ne güzelmiş demezsem
Aldığım verdiğim yerini bulmaz
Elden ele nasib kalmaz
Senden bana söz verseler
Her günümde hizmete koysalar
Elden geleni esirgemezdim
Ne deseler yadırgamazdım
Sahipsiz değiliz gerçek yoldayız
Sebepsiz kalmayız güzel haldeyiz
Resulü'ne uyduk seven koldayız dedi
KAYGUSUZ selamladı
25 eylül 1986
Özümüz birdir
Sözümüz de bir olsun
Sarı Ana gelince
Sevgimiz gürleşsin
Destisi elinde
Kuşağı belinde
Saçının telinde
Bir ömrün emeği gizli
KAYGUSUZ demedi
Geldiğim yol taşlı
30 ekim 1986
KAYGUSUZ’un atına,
Geldik gönül katına,
Sevgi ile sohbetine,
Katıldık, katılalım.
01 aralık 1986
Işık aldım Yüce’den
Kalmaz kimse geceden
Uzun yolu kısaltan
KAYGUSUZ ile sohbeti birleyen
20 haziran 1987
Bakır tası aldık ele
Mevlam! dedik durduk yola
Gerçek dedik böyle güne
KAYGUSUZ ile vardık hana
11 şubat 1988
KAYGUSUZ seferdedir
Dost bağları kuracak
Semaya altın harfle
Sevenleri yazacak
17 mart 1988
KAYGUSUZ yollardadır
Hacı Bektaş dillerde
Hacı Bayram bildi de
Kaldı hep gönüllerde
02 haziran 1988
KAYGUSUZ elini verdi
Eline hangi el erdi?
27 ekim 1988
Güçlüğü yenmek
Geç geleni sevmek
Er kişinin hizmetidir
Rabbimin himmetidir der
KAYGUSUZ’un elindeki Gül’ün
Rengini sever
İki Gül aldım ele
İkisi de beyazdan
Hiç geçmedim
Rabbime şükür edip niyazdan
Hem madde, hem manayı
Sevdim dünya günümde
Hem post bildim
Hem dost buldum yanımda
24 kasım 1988
Açık kapılar açık
Bilenlere verir geçit
Durma yürü dediler
KAYGUSUZ ile Pir Sultan Abdal
İki yanıma durdular
İki yanıma baktım
Sevenler kadar güzel
İki yanıma baktım
Verenler kadar cömert
İki yanıma baktım
Bilenler kadar âlim
İkisi de bir dilden dediler
Geldik Gül’den
Gül adını ananları
Sevdik biz de gönülden
17 ocak 1990
Oturamam tahtına
Getiremem bahtına dedi KAYGUSUZ
Bir elinde mendil
Bir elinde kandil
Durdu yolun başında
İnsanı insanda arayan
Olgusu yazar köşe taşında
Okuyan var mı? dedim
Okuyan da bilmez, dokuyan da dedi
Kendini aşmadıkça
Olana şaşmadıkça
Güzeli güzele anlatan kimdir? dedim
Her adımını Resulü ile atan dedi;
Her yaprağı Resulü ile tutan
Resulünün sevgisine
Kendi sevgisini katan
14 mart 1991
KAYGUSUZ dolu dizgin
At üstüne geliverdi
Sabah akşam dostlar ile
Dost hanında kalıverdi
Kaynağına varmaya
Dostlarını sarmaya
Sevgilileri görmeye geldim
Selam getirdim
Kaygu tasa ne varsa
Hal etmeden yitirdim dedi, selamladı
04 nisan 1991
KAYGUSUZ sözü aldı
Sevgiyle saygıda buldu
Hakk ilmiyle doldu
Çevresine hep güldü
09 ağustos 1992
Bağdan üzüm topladık
Yaprağını katladık
Gelen giden yolcuya
Dünyanın döndüğü yönden
Aldığını sorduk
Dedi ki;
Hem dünüm hem günümde
Hem sağım hem solumda
Her an yardımcı buldum
Kaygudan uzak kaldım
Biliniz ki;
Birliktir gayrette olanlara
Hem birlik hem gürlüktür
Sevgi ile dolanlara
Bir gün kaygu olsa da
Yarınına ulaşmaz
Rabb'im senden diyene
Kara asla bulaşmaz dedi
KAYGUSUZ selamladı
17 eylül 1992
KAYGUSUZ gözden dedi
Gözün aldığı nârdır
Daldığı nur
12 kasım 1992
KAYGUSUZ'un atını
Bağlayalım kemere
Elimizi uzattık
Oturalım semere
Yolumuz güzel dedi
Gidelim seherinde
Her ismi anılır da
Görülür seferinde
Akan suyun yanında
Gideriz adım adım
İçeriz yudum yudum
10 aralık 1992
KAYGUSUZ bölmem dedi
Aldığım bilgileri
Pir Sultan Abdal sordu
Olumsuz kayguları
Muhiddin-i Arabi sözü aldı
Dedi; Üç adım kaldı
Her biri bir yanadır
Her biri koruyanadır
Koruyan Rabb'im adına
Sözü verdim katına
Her zerrem ile
Katılırım hizmetine
27 mayıs 1993
Oturduğu yapıdan
Selam verdi KAYGUSUZ
Dedi; Sakın yok deme
Hem de kalma uykusuz
Bohçanı açtığında
Göreceğin hep temizdir
İnsanın umudunda
Gerçekleri denizdir
Adını çokca dersek
Soframızda Hakk lokması yersek
Bizi bizden sormazlar
Bizi katıya yormazlar
16 eylül 1993
KAYGUSUZ eli semada
Gönlü nem'a da
Aklı davada
Geldi durdu yanımıza
Selam dedi canımıza
Dava birlik davasıdır
Dostluk havasıdır
Bilenlerin pervasıdır
Gelin birlik olalım
Bir'de sefa bulalım
Hem güzelde kalalım
Hem her yaprağa
Adımızı yazalım dedi
KAYGUSUZ selamladı
15 ekim 1993
Selam verdim KAYGUSUZ'a
Selam dedi geçerek
Selamet kapısında
Gerçek ilmi seçerek
25 kasım 1993
KAYGUSUZ'un selamı
Dostlarını güldürür
Gönülde duman varsa
Bir nefesle kaldırır
03 mart 1994
KAYGUSUZ'un elinde
Açan gülleri gördüm
Elimde olan teli
Açan güllere sardım
Dedi;
Yazan güzeldir yazılan gibi
Dedi;
Gerçek güzeldir düşünde gezilen gibi
Her bir adı yazılı
İnsanın kaleminde
Rahmetini okursun
Yaşamın her diliminde
KAYGUSUZ selam dedi
Selam verenlerine
Tarlaya ekmek için
Günde sürenlerine
24 kasım 1994
KAYGUSUZ uzun yoldan
İlim adına geldi
Su oldu bardaklarımıza doldu
Her dilden her gönüle
Bilgisini sundu
Akan ırmaklar gibi olmalıyız biz diye
Pir Sultan Abdal'a sordu;
Haksız olaylar niye?
Toprağım var suyum yok
Akıl sordum veren çok
Elime desti alsam, derler ki;
Önce benim toprağıma dök
13 ocak 1995
KAYGUSUZ söze geldi
Dost olanların adını verdi
Hem gelip alacaklar
Hem dostluk adına saracaklar
Hem bilinenden, bilinmeyenden soracaklar
02 şubat 1995
Selam dedi KAYGUSUZ
Yakaya gülü taktı
Seven sevilen olup
Petekteki balı tattı
25 ocak 1996
KAYGUSUZ eşiğinde
Selam verip duracak
Bebeği beşiğinde
Kimin diye soracak
Hacı Bektaş hak diye
Cevabını verecek
Ali sözü alacak
Eşik emelleridir
Beşik temelleridir
Bebek amelleridir
Güzeli bulmak hayalleridir
Her hayal hakikatin gölgesidir
14 mart 1996
Her kapının eşiğinde
Emek kulun kaşığında
Huzur varsa döşeğinde
İnsana güç verecektir
İnsan saygı ile emeğini serecektir
KAYGUSUZ'un kalemi
Siler gönüldeki elemi
Sevdirir cümle alemi
KAYGUSUZ'un yoluna
Dost nağmesi verdim eline
Güldü aldı
Selam ile soframıza geldi
14 şubat 1997
KAYGUSUZ selam dedi
Beklediğimiz yerde
Gözlediğimiz kalede
Dilediğim yere varmak
Dilenen birliği kurmak
Sevgiyle cümleyi sarmak
Muradımız olmuştur
Dilenen güzeli
Gönüller bu mekanda bulmuştur
24 nisan 1997
KAYGUSUZ’un elinde
Hem sevgili dilinde
Hem halkının yolunda
Tek kelam ile hedefe varır
Tek nefes ile Kâbe’ye varır
Sevgiliden alır
Sevdiklerinde bulur
18 haziran 1998
KAYGUSUZ'un elinde
Çiçek gördüm dalında
Hem sevenin halinde
Hem bilenin yolunda
Meyvesini alacağız
Diktiğimiz ağacın
Gölgesine sığınacağız
Sevenlerin gönüllerinde barınacağız dedi
KAYGUSUZ selamladı
28 ağustos 1998
KAYGUSUZ’un soyundan
Örnek aldık huyundan
Dedik, içelim onun da suyundan
İçenlere hal gelsin
Gönülleri kab olsun
Sevgi oraya dolsun
13 kasım 1998
Hacı Bayram ver dedi
Elindeki destiyi
KAYGUSUZ sor dedi
Dilindeki besteyi
Gezdik her bir mekanı
Bir yudum almak için
Sorduk her bir makamı
En güzelde durmak için
19 kasım 1998
KAYGUSUZ 'dağlar' dedi
Sesimizi saklamaz
Sevgisi gönüldedir
Şeytan orayı yoklamaz
Çıkarma sevgiliyi gönülden
Çıkarma aklı devirden
Çıkarma umudu ömründen
Umut hep vardır
Var olacaktır
İnsan ömründe öylece huzuru bulacaktır
09 aralık 1999
Bayram olur seyran olur
İnsan dosta hayran olur
Gün olur gece olur
İnsan aradığını bulur dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:
Her günümüz ayrı âlem
Her sayfamız tek bir kalem
Okuyan biz olmalıyız
Dokumaya hız vermeliyiz
Eli elde tutup
Çevremize yön vermeliyiz
Gönlüm gözüm aynı halde
Niyetim aynı yolda
Dostlarıyla buluşmak
Dostlarıyla çalışmak
O zaman aldığımı vermiş olurum
Sırtımdaki yükten kurtulmuş olurum dedi
KAYGUSUZ selamladı
03 mart 2000
KAYGUSUZ’un kaleminde
Adını okudum, ilmini dokudum
Atılan her adımda
Hizmetimi gördüm
Gelen giden alışsın
İnsan o gün için çalışsın dedi
KAYGUSUZ selamladı
18 ocak 2001
KAYGUSUZ’un mekânında
Dostlar olur makamında
Hem söyler hem söyletirler
Hem bekler, hem bekletirler
Gerçeğin bilgisini
Görene saklatırlar
Görene sorsan ilmini
Duysa da duymadım der
Soyduğu her meyveyi
Sevenleri ile yer
Bildiği bilmediğidir
Sevgi sığmadığı dedi
KAYGUSUZ üç öğüt verdi:
Bilenin bilmem dediğine girişme
Bilenin attığı adıma karışma
Bilmediğin alanda çalışma
Gönüllerimiz hoştur
Kaygularınız boştur dedi
Her öğünde andığımız
Cümle alemde sandığımız
Gerçek olan ilmidir
Her insan yarın için zanlıdır
Dilediğini zannedersin
Oluşan Rabb’in muradıdır
Uyum O’nun adınadır
Doyum insanın muradına
15 mart 2001
Aynı handa mola verdik
Yesevi ile KAYGUSUZ'u çardakta gördük
Derler ki;
Bağlar bahçeler bizim
Güzeline tektir sözüm
O birdedir birliği sever
Seveni sever
Göreni sever
Bileni sever
Bilen ne kadar paylaşırsa
Ne kadar haylaşırsa
Ne kadar huylaşırsa
O kadar sever
16 mart 2002
Toprağını belledin mi?
Çevreni pulladın mı?
Seni soranlarına selamını yolladın mı?dedi
KAYGUSUZ gönül bahçelerimize girdi
Gönüller açıktır açık kalacak
Kayguları atarsan güneş doğacak
Elinde Rabb’imin adı kalacak dedi
KAYGUSUZ selamladı
28 şubat 2005
KAYGUSUZ dağda bağda
Hür olan kuşlarla söyleşir
Sevgisini kuzularla paylaşır
Ve der ki;
İnsan olmanın gereğidir
İnsan insanlığını biliyorsa
Saçının tarağıdır
31 mart 2005
KAYGUSUZ dostlar dedi
Sabah akşam buluşur
Sevgiliden söyleşir
Sevgili adına paylaşır
30 ağustos 2005
Suyun başında gördüm
KAYGUSUZ ile Pir Sultan Abdal’ı
KAYGUSUZ dedi ki;
At boynundaki çengeli
KAYGUSUZ dedi ki;
Dünü günü söz etme
Asla ardına göz atma
Doğruda olan hedefini bilir
Dilediği kapıyı bulur
06 ekim 2005
Biz, dedim
Gücümüzce emek veririz
Sevgimizi cümle âleme sereriz
Toprağımızı her daim süreriz
Toprağımız her dem ekime hazırdır
KAYGUSUZ dedi ki;
O toprak, Rabb’imin kuluna sunduğudur
O’nun sunduğunda kusur aramayalım
Öne eğilmeyen başı taramayalım
11 temmuz 2006
KAYGUSUZ ile sofraya oturduk
Sohbeti beraberce kurduk
Hepsinin niyazları bizedir, bizimledir
Rabb'imin sözü iledir
Bu sofrada kimse incitilemez
Kimse elekten geçirilemez
Kimse Rabb'imin kurduğu tahta oturtulamaz
Hepimiz sadece O'nun kullarıyız
O'nun yolunun yolcularıyız
Sadece düşleriz
Seherde aydın güne başlarız
Selamet sizlerle olsun
Selamette her inanan birbirini bulsun
Yer ve gökler cümlenize şahit olsun
Sevginize, imanınıza, inançlarınıza, hizmetlerinize
Cümlesi şahit olsun. Amin
04 temmuz 2007
KAYGUSUZ dedi ki;
Atımın dizginine
Adamın sezginine
Gidilen yolun düzgününe
Talip oldum, galip geldim
Sizler de anlatınız, anlaşınız
Dilediğiniz hedeflere ulaşınız
05 haziran 2008
KAYGUSUZ'un elinde
Sevgili hep dilinde
Erenlerin hali vardır düşünde
Gezelim görelim der
Aklındaki pası siler
26 mart 2009
Bağlanmış ipi çözeceğim
Defterin her satırına yazacağım
Derdi dertle bölemezsin
Dertliye derdi sunamazsın
Her an sevgi ile dol
Gördüğün her insanda
Sevgini bul
Göreceksin
Attığın her düğümü çözeceksin, dedi
KAYGUSUZ selamladı
15 mayıs 2009
KAYGUSUZ'a sordum:
Dertlerini sildin mi?
Sevgini hep böldün mü?
Tek ilimde kaldın mı?
Dedi ki:
Ne dert dedim ne tasa
Rab'bimin yazdığı yasa
Beni bana buldurdu
Destimi hep doldurdu
18 mayıs 2009
KAYGUSUZ dedi ki:
Sağa sola bakındık
Soğuk sular dökündük
Zaman geldi,
Hak kulluğunu takındık
Rab'bimi sevmeliyiz
Vergisini övmeliyiz
Her varedileni
Kendimizden saymalıyız
23 temmuz 2009
KAYGUSUZ'la bir sofrada
Lokma yedik su içtik
Hem de dost kalesini seçtik
O kale;
Hoca Ahmet Yesevi'nin kalesidir
İnsanların seçilme kulesidir
Zaman döner durur
İnsan olmayan vurur da vurur
Onlar o kaleye varamazlar
İnsan olana vuramazlar
05 ağustos 2009
KAYGUSUZ dedi ki:
Elmayı hem sevdim
Hem soydum
Hem sevenlere sundum
Yediğince ye
Sevdiğince derle
14 ekim 2009
KAYGUSUZ'un destisine verdiğimiz suyu
Kimin eline verdiysek
Yamandır huyu
Elindeki suyu çarçabuk dağıtır
İnsanı sevgisiyle eğitir
09 nisan 2010
KAYGUSUZ'a dedim ki:
Sesini duydum göremedim
Kuşları aradım bulamadım
Dedi ki:
Yapraklar sakladı onları
Onlar sayarlar günleri
Derler ki:
Yapılarımız benzer
Yuvalarımız çeşit
Nerede görülmüş eşit
Her zerrenin yarattığı
Güzeli güzele kattığı
Yaratılmışlık nişanesi
KAYGUSUZ dinledi
Sözümüzü ünledi
Dedi ki:
Bir zerreyi bir zerreden ayıramazsın
Yapısını sor desem duyuramazsın
Her olay ritimle düzenlenmiştir
Her ritmin esası kalemlenmiştir
Bu sırra eremezsin
Hiç bir olaya ben bilirim diye gülemezsin
28 mayıs 2010
KAYGUSUZ döne döne geldi
Her birinizin haline güldü
Dedi ki:
Ne güzeldir bilen insan
Ne güzeldir gülen insan
Kayguları silip de
Kum yoluna dönen insan
Çevremiz bağlardır, bahçelerdir
Ufkumuz engin denizlerdir
Hem yeşili severiz
Hem maviye döneriz
Gördüğümüz güzelliklerde
Rab'bimin mührünü tanırız
O ki, yaratanın kendisidir
Yaratılanın tanrısıdır
Sevginin dengesidir
29 kasım 2012
KAYGUSUZ dedi ki:
Defterin başına adını yazdın
Defteri okudun yanlıştan döndün
Döndüğün her öğün seni sana anlatmalı
Sende olan güzeli sana dinletmeli
O zaman gölgeler silinir; Gerçek bilinir
Dört duvar açılır; Yıldızlar bilinir
15 ağustos 2013
KAYGUSUZ dedi ki:
Bağda bahçede ektiğim fidanlar
Beni toprakla sınar
Su ile sever
Güneş ile över
Güzellik bende mi?
Beni ekende mi? diye fidan sorar;
Güzellik;
Toprağa toprağı veren candadır
Toprağı seven, civandadır
Doğru bildiğinden şaşmaz
Bilmediği ilmi deşmez
Her fidan, kendine verilen emeği de bilir
Reva görülen cefayı da hem görür
Günü geldiyse söyler
07 kasım 2013
KAYGUSUZ dedi ki:
Ne yardan geçerim ne serden
Ne olumsuzu seçerim ne zoru
Rabbime niyazdayım
Derim ki; koru Allah'ım koru
Düzeni bozanların
Her olayı kendi adına yazanların
Çilesini görmeliyiz
Rabbim adına her dileyene
Adının vergisini sermeliyiz
27 şubat 2014
KAYGUSUZ’un seferinde
Kalem gördüm zaferinde
Yazar görür gününü
Sever bilir geleni
Kayguya yer yok
Sevgiliye zor yok
17 nisan 2014
KAYGUSUZ’A baktım
Elinde desti
Suyundan verecek
Ağacın dibine kilimi serecek
Ve bize buyurun oturun diyecek
Dedim ki;
Niye oturmayalım
Niye sunulan somunu
Soframıza kotarmayalım
Onun sunduğu her lokma şifalıdır
İçtiğimiz her yudum su gibi
Ona verilen hizmet vefasındandır
Vereceği şifasındandır
01 mayıs 2014
KAYGUSUZ ile buluştuk
Kayguları yok etmeye çalıştık
Gördük ki;
Bilenler bilmeyenler
Sözü söze katmışlar
Rabbimi unutmuşlar
Niyaza duralım
Söze söz katmaya çalışanlara vuralım
Diyelim ki;
İnsanlık,
Allahın kuluna verdiği rütbedir
O rütbeye uymazsan
Zorda olanın sesini duyamazsın
Yediğin hiçbir lokmayla doyamazsın
30 haziran 2014
KAYGUSUZ’a sordum
Eline aldığın
Bilenlere sunduğun
Dostluğun işareti midir?
Dedi ki;
Dostlukta işaret olmaz
Gönülden gönüle akar
Her dilenen yerde
Dileyenin eline su döker
Elimdekini bekleyene vereceğim
Aldığı görevi soracağım
Verdin, aldım
Dileyene sunacağım
Her dileyenin derdini soracağım
09 ekim 2014
KAYGUSUZ dedi ki;
Açtığın kapı, seçtiğin yapı kutsaldır
Sakın şaşma, asla şüpheye düşme
13 kasım 2014
KAYGUSUZ'un elinde kandil
Bakar durur
Sorgusu bilmeyenedir
Nerden nereye? der
Sorgusunu cebine koyar
Çünkü;
Alacağı cevap yoktur
Bilenlere bilmeyenler hükümdedir
Ama gerçek cevap
Sadece hakimdedir
11 aralık 2014
KAYGUSUZ dedi ki;
Ağızdan çıkan her söz sahibini ele verir
Kimi çöle gider, kimi göğe yükselir
İnsanlık âdemin kaftanıdır
İnsanlık âlemin sultanıdır
İnsan insanla hemhal olur
Öylece hak yolunu bulur
Dünya kuru sevdanın değil
Yüceye olan sevginin
Beşiğidir, eşiğidir
02 ocak 2015
KAYGUSUZ’a sordum
Günler geceler gelir geçer
İnsanlar benliğini korur göçer
Ve öyle insanlar
Çevresine huzur saçar
Ne güzeldir bilenler
Ne aykırıdır çizenler
22 ocak 2015
KAYGUSUZ dedi ki;
Akan sular durmayacak
İnsan insanı vurmayacak
Bilen bilmeyene sormayacak
Bilin ki;
Günler sizleri belleyecek
Ateşleri külleyecek
19 mart 2015
KAYGUSUZ’un çevresinde
Ağlayanlar gördüm
Nedenini sordum
Dedi ki;
Umutlarını yitirmişler
Bilgilerini bitirmişler
Ses verdim almadılar
Sor dedim bilmediler
Çevremde buluşanlar
Çaresiz dolaşanlar
Bir gün gelir pişman olurlar
Çareyi susmakta bulurlar
|