Nasrettin Hoca

25
NASRETTİN HOCA geleydi, derdi ki: “Sendeki akım, zamanımdan kalma mı? Akımın gündeki değeri, sana göre çok üstün. Bendeki akımı oraya vermek için; üç vilayet akımı bir araya gelse, kontak eder. Evet, çok zayıf kalır. Yanar, karanlıkta kalır. Ana merkez buradadır. Oraya en çok binde, yüz binde biri iletilir. Size verilendir miktar. Akımın ana merkezi buradadır. Kul merak içindedir, öğrenmek hakkı. RUHLAR akıma tabi olurlar. Bazı RUH az akım alır, bazısı çok. Ayrıdır, her kul kendi akımını kendi alır.

24

NASİRETTİN der ki: “Sen fakir, ben fakir, sonra görürler hakir. Sen ol ki zengin, ben zaten fakir. Sen beni tamamla, ben seni; ikimiz olalım bir beden. Gelen, bildiğin gibi DEDE’n.”

25
ALLAH’ıma emanet olasınız, yorumunu bildiğiniz gibi bulasınız. “Gülde arı bulan şaşmasın. Arıda iğne var, gülü incitir diye düşünmesin. VEREN’in incindiği görülmez. Ne arı gülü incitir, ne gül arıdan şikayetçi olur. Mümin olmak, ‘ALLAH’ım.’ demekle kalmaz. Verdiklerinde kul bir şey bulmaz ise.” dedi, HOCA NASREDDİN selamladı gitti.

10
“Kaşık ile alamazsan; eline destek tut, çorbayı öyle iç.” dedi, güldü söyledi, HOCA geldi: “Gülenin gönlünü açan nedir? GÜL’ün kokusudur, kulun kaygısını silmesidir. Taifeye uymazsan, sahifeyi çevir. Kadifeyi giyemezsen, dokumayı dene. Yeter ki ayıbını örtsün, adam önüne çıkartsın. Değer ne kadifede, ne dokumadadır.” dedi, yumuşak yolda, sert taşı yolundan attı.

21
'HOCA.' denildi, niyaz edildi. (HOCA NASREDDİN) Gülen ile ağlayanı birbirine bağladı. Her kulunu, sözü ile eğledi. " Selam gelene, selam bilene, selam her olayı hoş görene. Hurma yerde olmasın, soran gönülde kalmasın, dört duvara gülmesin, diktiği gül solmasın." dedi, Hoca sert geldi, yumuşak yürüdü. " 'Desti elde dolmadı, 'Nasip.' dedi almadı, 'Verdik.' diyeni bilmedi.' diyene de ki: Nasibimi, ne gölden ne dereden aradım. Deryaya gözümü açtım, deryada kendimden geçtim, her sözü meyve misali açtım. Meyveyi açarsan, çekirdeğini görürsün. Oluşun meyvesini, kainatta öylece bulursun. Daima kökten çekirdeği aradım. Toprağı bilgim ile taradım. Can bedende oldukça, kafes bende kaldıkça; sesim her dileyene ulaşır. kafesim elden ele dolaşır. Selam olsun, seven sevende kalbolsun. 'HOCA' dediler, hoş söze güldüler. Karaya 'Ak!' dermişim. Ne bilsinler, ben karayı da ak görmüşüm. Gördüğümü söylersem, DOST'a doğru eğlersem, gülen ile ağlayanı birbirine bağlarsam, destim mi kırılır, ağacım mı eğrilir? Doğru diyene, kainat eğilir. Selam olsun, 'Dost!' diyen, dostluğunu cümleye yaysın. Eğilen dalı kırma! Destek koy düzelsin. Dostsuz sofra kurma, zengin fakir doysun. Yumuşak yoldan kalma, halini gören alsın. Sende görsün, kendi olsun."

23
"Yoğurt çalsak dereye, yolum gitti nereye? Aldık, geldik suyunu, sevdik güzel huyunu, övdük selvi boyunu. Tahtı kursam otursam, doğuştan yerde dursam, kim alır, kim verirdi, HOCA'yı kim görürdü?" dedi, " Semer değişene, güzel gülüşene aykırıdır." diye sözü aldı: "Daldığım oyunda, serdiğim koyunda, yapıyı açık gördüm, 'Açık.' diyene güldüm. Kolum yenden sıyrılmaz, dizim posttan ayrılmaz. Gözüm gördü, gönlüm sevdi, yoğurt yiyene verdi." dedi, HOCA yürüdü. (NASREDDİN HOCA mı?) " Kolumu alan bilir, yenimi sayan bilir, derdi dörde ayırır."

29
“Halime gülmesinler, sözümü duymasınlar, kapımı kırmasınlar.” dedi, HOCA NASREDDİN YUVA’ya geldi: “Gülün-gülün GÜL’den halinizi alın, duvarsız kabirde kalın, ben kuluysam siz de kullukta bulun! Kavgaya elden girin, gönülden kavgayı silin! ‘Düş önüme!’ diyene, ‘Ömrün tepside kalsın.’ deyin.” dedi, selamladı. (Kaç senedir gelmiyordun NASREDDİN HOCA.) “Doğdum ölesiye, doydum süresiye.” dedi, yürüdü.

12
Yoğun geldi yapıya, soru durdu kapıya. ‘Geç.’ desem seçen durmaz, yolu bulan kapıda kalmaz. HOCA’ya sorulandan kaydını arayana der ki: “Ben saydım sen de sayasın, elmayı ince ince soyasın. YUNUS gibi arama, ararsan kovalama. Konuk geldim size sordum: Yoruma almadın mı, eşikte kalmadın mı? Demde EMİR O’ndandır, seyir benden. Girdim küpün içine durdum suyun üstüne. Ne su aldı, ne küp verdi, her gören ‘Kaldı’ dedi, güldü. Kalana söz verilmez, gülenden sır alınmaz. Açık geldi, gelen küpü devirdi. Dediğimiz bilmece değil, benden beni ayıran olaydır. Sorulan sana seni buldurur senin ile beni oldurur.”

12
Yüzümüz her gün gülsün, elimiz……… NASİREDDİN: “Zayıf şişmana güler, şişman zayıftan yol sorar. Gölgeyi bilen, kendinden gelene değil, olmuşa eğilene yorar. Ne kar ne zarar, her güzellik arayana yarar. Koruyan ALLAH’ım, almayı dilediğin her zerrende beklediğin zahmetini, zorladığın yerde rahmet ile yıkar. Güller açtı gülelim, bildiğimiz halde kalalım. Ay’dan izin alalım denirse, Güneş’i şahit tutalım. Yıldızlara soralım, bulutları saralım. Bilgide eksilen olmaz, bilmekten asla uzak kalınmaz.” dedi, HOCA selamladı yürüdü. Gönüllere selam verdi, güzel günde cümleniz ile oldu, zahmette olana rahmetini sundu.

29
“Söz ile geldik, saz ile verdik, her hale güldük, gülenden güzeli sorduk. Seni olgun bileceğiz, meyveyi olgun yiyeceğiz, DOST KAPISI’nda her gelen ile sabah akşam güleceğiz. Kemerden belini sorarsan, ‘Alışamam.’ der; beline kemeri sorarsan, ‘Çalışamam.’ der. Oluşana doğruyu veririz, her olayda gerçek ile buluşuruz. Güldüğümüz ordandır; görünen ayrı, öğrenen ayrı. Çevreyi doladı isek, çehreyi sevdiğimizdendir; özünü almak için, meyveyi soyduğumuzdandır.” dedi, HOCA selamladı. 

23
“Minder aldım, düze koydum. Kesedeki akçeyi saydım, sana bana yeterlidir; kul bilirse VEREN’i, yaşamı tutarlıdır.” dedi, HOCA NASİREDDİN söze geldi: “Var dedik yoku sildik; dağ dedik, düze girdik. Sağı solu selamladık, konakta ağayı kelamladık. ‘Gülesin güldüresin, elindeki kitabı dileyene kaldırasın.’ dedi, Ay’dan yıldızdan haber sordu. Göz var, söz var, ağada gönül dar, Ay’dan yıldızdan ne anlar? İlle benden söz dersen; yıldızlara güleceğim, bir dolu bir boş saracağım, her birine soracağım; ağaya mı, bana mı? Dolu bana gülecek, boş ağaya gelecek; O’nda oyum kalacak, bilen gerçek ile dolacak.” dedi, HOCA şarkıya türküye gönül veren ile beraber oldu.

25
Mayayı göle salan, gölde gerçeği bulan; selam ile geldi, sözden size daldı, diledi güldü, cümlenize sordu: “ ‘Gülmek sanat mıdır, yoksa kanaat mıdır? Mercan avına çıksam, midyeyi alsam dönsem; gülenin yanın da mı olurum, yoksa uzak mı kalırım?’ Gülmek de, ağlamak da, insan yaradılışının uygulama bilimidir. Olumsuza gülene ‘Deli’ derler, yerini bilene ‘VELİ’ derler. Kumdan bir avuç alsan, ‘Nasib…’ diye zembiline koysan; nasip mi, değil mi? RABB’im bilir, bilmeyen ‘Deli…’ diye güler. Korkuya düşene üç öğüt vereceğim: Korku seni siler, eğer gerçeğe uymazsan. Korku seni böler, sevgiyi gönlünde bulmazsan. Korkuyu kendin ile yok et, kendinde olanı çok et. Sevgi ALLAH bilimi, korkuyu siler.”
                                                

29
“ ‘Dar geldi pabuç, sıktı kulu avuç.’ dediler, gayrıya sözü attılar. Dar gelen değişir, eli sıkı ise her kulu açmaya çalışır; kendinden kaygu var ise, ne desen çatışır. Geç diyelim DOST ile, sadece Dostluğumuzu paylaşalım. Avucundaki kendinde kalsın.” dedi, HOCA’nın (NASİREDDİN) sözü sohbette kaldı: “Ayrıya gayrıya şarkı söylemem, söylesem de dinletemem sesim yetmez, kaval alsam sürüyü gütmez; avucu kapalı olan, yoğurt alıp ayran satmaz. Bizde yoğurt göl kadar, bizde gönül çöl kadar, giysi alsak çul kadar…” dedi, HOCA cümlenizi günde selamladı. Gönül hoşluğunda kalmanıza niyaz etti, selamladı.

12
Suyundan huyundan gölgeyi sildik geldik, en güzele, ömürde talip olduk ta geldik; HOCA ile sohbeti, selametle topladık. Dedi ki; “Hele-hele nasıl oldu katladık, gelen geçen eğilse bayram diye kutladık; ne bayram, ne de seyran, DOST düğünü var diye hopladık. Düğün bayram HOCA’ya, namaz niyaz bacıya; tez gelelim ocağa, desti verelim kucağa. Kıran kırmış, oturup ağlar, ‘Suyu ne ile alırım?’ diye karalar bağlar. Dumandan almazsan destin kırılmaz, kırılsa da akan su kesilmez. Oturursun su başına, diledikçe içersin, derman dilediğin her konuda karalar bağlamazsın. Doğduk doyacağız, cümle ile gerçeği oyacağız; gün gelecek, sağır da olsak, ne denirse duyacağız.” dedi, HOCA’m selamladı.

10
“Kulağı uzun ile çıktım yola, ‘Gerçeği nerde buldun?’ diye sordum kula. ‘Ayvada, narda…’ dedi, kendini zorda saydı, ‘Sen nerde buldun?’ diye bana sordu. Aramaya çıktım, eline aldığın sepeti çektim. Bir de baktım ki, ‘Buldum.’ diyenin sepetinde; olmamış ayva, sarmamış nar, yeşilden limon… ‘Yerde bulduğunu mu aldın, yoksa fidanı sen mi diktin?’ dedim. ‘Dünya günüm doludur, uyacağım salıdır, bir gün yeterli değil, ne bulursam toplayacağım.’ dedi. Ne eline, ne diline, ne ‘Severim.’ dediği GÜL’üne emeği olmamış; bana ne versin? ‘Gel.’ dedim. ‘Beraber arayalım.’ Uzun kulak ses verdi, doğruyu benden güzel gördü. Çünkü o, aldığı görevi bitirecek, beni gideceğim yere götürecek, ‘HAY ALLAH’ım HAY.’ dedim. Yerde yatan ite, inekten gelen süte bak ta; uzağa aramaya gitme, marsık olup tütme. Uyandım geldim söze, ayağımı koydum düze. Yerden göğe kararlıdır, ne okursan yararlıdır.” dedi, HOCA yürüdü.