
NASRETTİN HOCA geleydi, derdi
ki: “Sendeki akım, zamanımdan kalma mı? Akımın gündeki değeri, sana göre
çok üstün. Bendeki akımı oraya vermek için; üç vilayet akımı bir araya gelse,
kontak eder. Evet, çok zayıf kalır. Yanar, karanlıkta kalır. Ana merkez buradadır.
Oraya en çok binde, yüz binde biri iletilir. Size verilendir miktar. Akımın ana
merkezi buradadır. Kul merak içindedir, öğrenmek hakkı. RUHLAR akıma tabi
olurlar. Bazı RUH az akım alır, bazısı çok. Ayrıdır, her kul kendi akımını
kendi alır.

NASİRETTİN
der ki: “Sen fakir, ben fakir, sonra görürler hakir. Sen ol ki zengin, ben
zaten fakir. Sen beni tamamla, ben seni; ikimiz olalım bir beden. Gelen,
bildiğin gibi DEDE’n.”
ALLAH’ıma emanet olasınız,
yorumunu bildiğiniz gibi bulasınız. “Gülde arı bulan şaşmasın.
Arıda iğne var, gülü incitir diye düşünmesin. VEREN’in incindiği
görülmez. Ne arı gülü incitir, ne gül arıdan şikayetçi olur. Mümin olmak,
‘ALLAH’ım.’ demekle kalmaz. Verdiklerinde kul bir şey bulmaz ise.” dedi,
HOCA NASREDDİN selamladı gitti.

“Kaşık ile alamazsan; eline
destek tut, çorbayı öyle iç.” dedi, güldü söyledi, HOCA geldi: “Gülenin
gönlünü açan nedir? GÜL’ün kokusudur, kulun kaygısını silmesidir. Taifeye
uymazsan, sahifeyi çevir. Kadifeyi giyemezsen, dokumayı dene. Yeter ki ayıbını
örtsün, adam önüne çıkartsın. Değer ne kadifede, ne dokumadadır.” dedi,
yumuşak yolda, sert taşı yolundan attı.

'HOCA.' denildi, niyaz edildi. (HOCA NASREDDİN) Gülen ile ağlayanı birbirine bağladı. Her
kulunu, sözü ile eğledi. " Selam gelene, selam bilene, selam her
olayı hoş görene. Hurma yerde olmasın, soran gönülde kalmasın, dört duvara
gülmesin, diktiği gül solmasın." dedi, Hoca sert geldi, yumuşak
yürüdü. " 'Desti elde dolmadı, 'Nasip.' dedi almadı, 'Verdik.' diyeni
bilmedi.' diyene de ki: Nasibimi, ne gölden ne dereden aradım. Deryaya gözümü
açtım, deryada kendimden geçtim, her sözü meyve misali açtım. Meyveyi açarsan,
çekirdeğini görürsün. Oluşun meyvesini, kainatta öylece bulursun.
Daima kökten çekirdeği aradım. Toprağı bilgim ile taradım. Can
bedende oldukça, kafes bende kaldıkça; sesim her dileyene ulaşır. kafesim
elden ele dolaşır. Selam olsun, seven sevende kalbolsun. 'HOCA' dediler, hoş
söze güldüler. Karaya 'Ak!' dermişim. Ne bilsinler, ben karayı da ak
görmüşüm. Gördüğümü söylersem, DOST'a doğru eğlersem, gülen
ile ağlayanı birbirine bağlarsam, destim mi kırılır, ağacım mı
eğrilir? Doğru diyene, kainat eğilir. Selam olsun, 'Dost!'
diyen, dostluğunu cümleye yaysın. Eğilen dalı kırma! Destek koy
düzelsin. Dostsuz sofra kurma, zengin fakir doysun. Yumuşak yoldan kalma,
halini gören alsın. Sende görsün, kendi olsun."

"Yoğurt çalsak
dereye, yolum gitti nereye? Aldık, geldik suyunu, sevdik güzel huyunu, övdük
selvi boyunu. Tahtı kursam otursam, doğuştan yerde dursam, kim alır,
kim verirdi, HOCA'yı kim görürdü?" dedi, " Semer değişene,
güzel gülüşene aykırıdır." diye sözü aldı: "Daldığım oyunda, serdiğim koyunda,
yapıyı açık gördüm, 'Açık.' diyene güldüm. Kolum yenden sıyrılmaz, dizim
posttan ayrılmaz. Gözüm gördü, gönlüm sevdi, yoğurt yiyene verdi."
dedi, HOCA yürüdü. (NASREDDİN HOCA mı?)
" Kolumu alan bilir, yenimi sayan bilir, derdi dörde ayırır."

“Halime gülmesinler, sözümü duymasınlar, kapımı
kırmasınlar.” dedi, HOCA NASREDDİN YUVA’ya geldi: “Gülün-gülün GÜL’den halinizi alın, duvarsız kabirde
kalın, ben kuluysam siz de kullukta bulun! Kavgaya elden girin, gönülden
kavgayı silin! ‘Düş önüme!’ diyene, ‘Ömrün tepside kalsın.’ deyin.” dedi,
selamladı. (Kaç
senedir gelmiyordun NASREDDİN HOCA.) “Doğdum ölesiye, doydum süresiye.” dedi, yürüdü.

Yoğun geldi yapıya, soru durdu kapıya. ‘Geç.’ desem
seçen durmaz, yolu bulan kapıda kalmaz. HOCA’ya sorulandan kaydını arayana der
ki: “Ben saydım sen de sayasın, elmayı ince ince
soyasın. YUNUS gibi arama, ararsan kovalama. Konuk geldim size sordum: Yoruma
almadın mı, eşikte kalmadın mı? Demde EMİR O’ndandır, seyir benden.
Girdim küpün içine durdum suyun üstüne. Ne su aldı, ne küp verdi, her gören
‘Kaldı’ dedi, güldü. Kalana söz verilmez, gülenden sır alınmaz. Açık geldi,
gelen küpü devirdi. Dediğimiz bilmece değil, benden beni ayıran
olaydır. Sorulan sana seni buldurur senin ile beni oldurur.”

Yüzümüz her
gün gülsün, elimiz……… NASİREDDİN: “Zayıf şişmana güler,
şişman zayıftan yol sorar. Gölgeyi bilen, kendinden gelene
değil, olmuşa eğilene yorar. Ne kar ne zarar, her güzellik
arayana yarar. Koruyan ALLAH’ım, almayı dilediğin her zerrende beklediğin
zahmetini, zorladığın yerde rahmet ile yıkar. Güller açtı gülelim,
bildiğimiz halde kalalım. Ay’dan izin alalım denirse, Güneş’i
şahit tutalım. Yıldızlara soralım, bulutları saralım. Bilgide eksilen
olmaz, bilmekten asla uzak kalınmaz.” dedi, HOCA selamladı yürüdü. Gönüllere
selam verdi, güzel günde cümleniz ile oldu, zahmette olana rahmetini sundu.

“Söz ile
geldik, saz ile verdik, her hale güldük, gülenden güzeli sorduk. Seni olgun
bileceğiz, meyveyi olgun yiyeceğiz, DOST KAPISI’nda her gelen ile
sabah akşam güleceğiz. Kemerden
belini sorarsan, ‘Alışamam.’ der; beline kemeri sorarsan,
‘Çalışamam.’ der. Oluşana doğruyu veririz, her olayda gerçek ile
buluşuruz. Güldüğümüz ordandır; görünen ayrı, öğrenen ayrı. Çevreyi
doladı isek, çehreyi sevdiğimizdendir; özünü almak için, meyveyi
soyduğumuzdandır.” dedi, HOCA selamladı.

“Minder aldım, düze koydum. Kesedeki akçeyi saydım, sana
bana yeterlidir; kul bilirse VEREN’i, yaşamı tutarlıdır.” dedi, HOCA
NASİREDDİN söze geldi: “Var dedik yoku sildik; dağ dedik, düze girdik.
Sağı solu selamladık, konakta ağayı kelamladık. ‘Gülesin güldüresin,
elindeki kitabı dileyene kaldırasın.’ dedi, Ay’dan yıldızdan haber sordu. Göz
var, söz var, ağada gönül dar, Ay’dan yıldızdan ne anlar? İlle benden
söz dersen; yıldızlara güleceğim, bir dolu bir boş saracağım,
her birine soracağım; ağaya mı, bana mı? Dolu bana gülecek, boş
ağaya gelecek; O’nda oyum kalacak, bilen gerçek ile dolacak.” dedi, HOCA
şarkıya türküye gönül veren ile beraber oldu.

Mayayı göle
salan, gölde gerçeği bulan; selam ile geldi, sözden size daldı, diledi
güldü, cümlenize sordu: “ ‘Gülmek sanat mıdır, yoksa kanaat mıdır? Mercan avına
çıksam, midyeyi alsam dönsem; gülenin yanın da mı olurum, yoksa uzak mı
kalırım?’ Gülmek de, ağlamak da, insan yaradılışının uygulama
bilimidir. Olumsuza gülene ‘Deli’ derler, yerini bilene ‘VELİ’ derler.
Kumdan bir avuç alsan, ‘Nasib…’ diye zembiline koysan; nasip mi, değil mi?
RABB’im bilir, bilmeyen ‘Deli…’ diye güler. Korkuya
düşene üç öğüt vereceğim: Korku seni
siler, eğer gerçeğe uymazsan. Korku seni
böler, sevgiyi gönlünde bulmazsan. Korkuyu kendin
ile yok et, kendinde olanı çok et. Sevgi ALLAH bilimi, korkuyu siler.”

“ ‘Dar geldi pabuç, sıktı kulu avuç.’ dediler, gayrıya sözü
attılar. Dar gelen değişir, eli sıkı ise her kulu açmaya
çalışır; kendinden kaygu var ise, ne desen çatışır. Geç diyelim DOST
ile, sadece Dostluğumuzu paylaşalım. Avucundaki kendinde kalsın.”
dedi, HOCA’nın (NASİREDDİN)
sözü sohbette kaldı: “Ayrıya
gayrıya şarkı söylemem, söylesem de dinletemem sesim yetmez, kaval alsam
sürüyü gütmez; avucu kapalı olan, yoğurt alıp ayran satmaz. Bizde
yoğurt göl kadar, bizde gönül çöl kadar, giysi alsak çul kadar…” dedi,
HOCA cümlenizi günde selamladı. Gönül hoşluğunda kalmanıza niyaz
etti, selamladı.

Suyundan huyundan gölgeyi sildik geldik, en güzele, ömürde
talip olduk ta geldik; HOCA ile sohbeti, selametle topladık. Dedi ki; “Hele-hele
nasıl oldu katladık, gelen geçen eğilse bayram diye kutladık; ne bayram,
ne de seyran, DOST düğünü var diye hopladık. Düğün bayram HOCA’ya,
namaz niyaz bacıya; tez gelelim ocağa, desti verelim kucağa. Kıran
kırmış, oturup ağlar, ‘Suyu ne ile alırım?’ diye karalar bağlar.
Dumandan almazsan destin kırılmaz, kırılsa da akan su kesilmez. Oturursun su
başına, diledikçe içersin, derman dilediğin her konuda karalar
bağlamazsın. Doğduk doyacağız, cümle ile gerçeği
oyacağız; gün gelecek, sağır da olsak, ne denirse duyacağız.”
dedi, HOCA’m selamladı.

“Kulağı uzun ile çıktım yola, ‘Gerçeği nerde
buldun?’ diye sordum kula. ‘Ayvada, narda…’ dedi, kendini zorda saydı, ‘Sen
nerde buldun?’ diye bana sordu. Aramaya çıktım, eline aldığın sepeti
çektim. Bir de baktım ki, ‘Buldum.’ diyenin sepetinde; olmamış ayva,
sarmamış nar, yeşilden limon… ‘Yerde bulduğunu mu aldın, yoksa
fidanı sen mi diktin?’ dedim. ‘Dünya günüm doludur, uyacağım salıdır, bir
gün yeterli değil, ne bulursam toplayacağım.’ dedi. Ne eline, ne
diline, ne ‘Severim.’ dediği GÜL’üne emeği olmamış; bana ne
versin? ‘Gel.’ dedim. ‘Beraber arayalım.’ Uzun kulak ses verdi, doğruyu
benden güzel gördü. Çünkü o, aldığı görevi bitirecek, beni gideceğim
yere götürecek, ‘HAY ALLAH’ım HAY.’ dedim. Yerde yatan ite, inekten gelen süte
bak ta; uzağa aramaya gitme, marsık olup tütme. Uyandım geldim söze,
ayağımı koydum düze. Yerden göğe kararlıdır, ne okursan yararlıdır.”
dedi, HOCA yürüdü.