
SOMUNCU
der ki: “Gelenden aldım, somunu saydım, ‘Cümleye yeter.’ dedim. YUVA’ya
açtığın yola, yazıyı verdiğin kola, cümle için aldığın nasibe;
ben de katıldım. Layukal olmadan, zahirden
bilmeden, suyun akışına çöpü katmadan uyanlar ile beraberim. Çiğdemde
yaprağı, yaseminde toprağı arama. Yosmada saygıyı bekleme. Yudum
alsa, ele baksa, yün alıp bükse; uyandı deriz, dönüşü kutlarız.” der,
SOMUNCU cümleyi selamlar.

“Huyda aranan nedir, seni
YARATAN kimdir? Huyunu verene, yolunu
gösterene şükret ki; heybende bulduğun, sana huzur versin.” dedi,
SOMUNCU geldi: “Güzellik geliştedir, güzellik veriştedir, güzellik
varıştadır. Varışı bulmak, barıştadır. Güzeli gören, kusuru
silendir. Kusur gördü isen, bil ki hata sendendir. Çünkü YARATAN hataya
düşmez, kulundan asla geçmez. Olan da O’ndan, olmayan da O’ndan. Neden
şikayetçi olalım, O’ndan gelenden? Gecemiz kutludur,
cümlemiz mutludur. Baklava yiyen de, turşu kuran da mutludur.
Mutluluğu veren, YÜCE’dir. Kimi baklavayı sever, onunla mutlu olur; kimi
turşuyu sever, yedikçe mutlu kalır. Kimi şarkı söyler mutlu olur,
kimi KUR’AN okur mutlu olur. Mutluluğun sınırı çizilmez, kıyısı belli
olsun diye çukur kazılmaz. Kuyuda ses aranmasın, saçsız baş taranmasın.”
dedi, selamladı gitti.

YUVA’mız gönüllerle dolu. “Olan-olmayan, gören-görmeyen gönüller yedi
rengin denginde. Kulun gönül cenginde, denk gelmeyen var mıdır? Yardım diyen
kulunda, yürüdüğü yolunda, görülmeyen var mıdır?” dedi. “Yenmedik
somunun, söylenmedik konunun yerini alan nedir? YUNUS’tan denilir, MEVLÂNA’dan
sorulur, SOMUNCU verse denir; gine bilinen yoldan yürünür.” dedi, SOMUNCU
selamladı.
SOMUNCU der ki: “Eyledik bekledik, dört
köşeye ekledik. Yedi kapı yokladık. Canlardan dedik, gelenin sözünü aldık.
Açın aça sunacağı, sadece sözüdür. Aşığın aşığa
sunacağı, sazıdır. Kulunun son varacağı, kapıdır. ‘Gireyim.’ deme.
HAKKIN KAPISI asla kapalı değildir. Sormadan gir. ‘Gireyim mi?’ dersen,
şüpheye düşmüş olursun, yerini ölçüye vurmuş olursun. Konuk
gelenin sözünde bedeni, ÖZ’ünde aynası görülür. Sözü, kendini vermez. ÖZ’ü ne
kadar gizlese, ayna misali verir.”

(Resim verilir)
Almayı dileyenin, gönülden ALLAH’ım diyenin; yorumuna vardığı, yargıda
hataya düştüğü görülür. “Geldim, gördüm, verdim.” dedi, dilenen
resmini çizdi. “ALLAH’ıma emanet olunuz; harmanı, harmancının biliniz.
‘Savururum.’ diyenden değil, harmanda olandan yoruma varınız.” dedi, dileyene somunu verdi.
Yumuşak yolu alanın kaygusu silinir. Sanılmasın harman, üfürme ile
bölünür.

SOMUNCU der ki: "Yemeyi bilelim, yarına
gülelim. Aydan göz alamayan, güneşe nasıl bakar? Deryadan kürek çeker.
'Gemiyi kaçırdım!?' deme, vardığın anda gemidesin."
SOMUNCU der ki: “Gitsin arasın, aradığını elinde bilsin, elinde
bulsun.”
SOMUNCU sözü aldı, “YA
ALLAH!” dedi, ÖZ’e girdi: “Gelenden bilenden,
günden güne anandan, ALLAH’ım RAZI gelsin. Geldin, selamın verdin. Selamından
ALLAH’ım RAZI olsun, üç yönde sözüm alsın.” dedi. “Suyunu aldığı,
aldığını verdiği görülecek, pamuk ipliği ketene örülecek, her
hal ile sofrasında helva karılacak. Bilene
selamım olsun, anıldık anılandan kalsın.” dedi selamladı. (SOMUNCU BABA’nın resmi verildi h’ye) Dilden aldı, elden verdi,
dileyene somun dağıttı. “Sandık dolu olursa, dile kimden verirse.” dedi
selamladı, sözünü elden ele diye bağladı.

"Selam." dedi SOMUNCU geldi: "YAR ADI'na gelelim, sofraya el atalım. 'Yolcu bizde.' diyenle,
seyrine beraber düşelim." dedi. " 'Alalım, gülelim, somun sende
diyelim.' dediler, somunumu aldılar. Soyunduk yayan ile, giyindik soran ile.
Korku çeken yanılır, ateş ekmek misali pişirir."

"Değirmen suyu bekler, her akan suda
buğdayı birbirine ekler. Çağır geleyim, somun vereyim." dedi,
SOMUNCU sözü aldı: "HAK ADI'nı üçledik, 'HAK günü!' dedik
güçledik, her soranı bekledik. Gayret versin ALLAH'ım. Somun sizlere
dağılsın, SOMUNCU sevgi ile eğilsin, dökülen yaprağa gülsün, her
yaprakta HAKK'ın ADI'nı görsün. Serdim sofra bezini, serptim aşın tuzunu,
aldım çorba tasını. Kaşık sana bana ulaşsın, sohbet her sofrayı
dolaşsın. ALLAH ADI analım, 'ALLAH!' diye yanalım, AŞKI ile dolalım,
halimizde bulalım." dedi, her gelenden ALLAH'ın RIZASI için niyaza
durdu." Gölgede kalmayız biz, güneşte solmayız biz, hakikatten
başka bulmayız biz." dedi, SOMUNCU yürüdü.

"Somun aldım, 'Yeter.' dedim, her dileyene elden verdim.
'Biter.' dediler. DOST AŞI açıktır, bitmez! SOMUNCU'ya kainat dosttur,
sanılmasın sevgisi yetmez. Öyle ise, ne somun biter ne aş, yeter ki
gönülde olsun AŞK."

"Ayağım çamurludur, ellerim hamurludur;
göğe baktım, yağmurludur." dedi, SOMUNCU sözü aldı: " 'Somun alalım, beraber yiyelim.' deyiniz; az aş çok iş
ile başınızı eğiniz. Deyiniz ki: 'Lokmamı paylaştım, kulu ile
eyleştim, derde düşenin hali ile dertleştim. Az aş çok
iş kulunu eğitir, seveni öğütür." dedi, SOMUNCU yürüdü.

“Mümin olan bilir, seyre dalan görür, muhabbet her kuluna geçerlidir. Beklediğiniz
gelecek, değirmende bulacak!” Anda selama durdu, somunu verdi, HAYDAR diye
selamladı, DOST YAPISI’nın kapıcısı SOMUNCU söze geldi; sordu günün güzelini,
yerden göğe hoşnut olana.” Yorumsuz kalacağız, DOST KAPISI bulacağız;
‘Lokmam yetti!’ diyene, el ele gelip duracağız. ADI’na geldik, ÖZ’ünde
bulduk, alacağı yapıya gerçeği getirdik. Yazdan kışa yuvasına
gelen, gelişte suya gark olan, kendini deryadan ayırmasın, bildiği
yapıdan alacağını bilsin! Adı özden gelene! Kendini aşamadığı
günde, YARDIMCI olanı düşünsün! ‘Yorganıma sahip çıkayım!’ diyene!
‘Deryaya göz attım, sofradaki aşa tuz kattım!’ desin, gönlünü açık tutsun,
konuda gerçeğin verildiğini bilsin; SOMUNCU ile el ele yapısına
aldığını kapısında bulsun!” dedi, SOMUNCU selamladı yürüdü.

“Bostana girdim, sayısını dürdüm, ekiciye sordum;
‘Elinden mi, yolundan mı?’ Dedi ki; ‘Ne elimden, ne yolumdan, tatlı dilimden.’ Sevdim, sevgim ile buldum,
RAHMET’te cümle ile yola durdum; çamura gelmesin, kökünü almasın diye. Her
sözün yasası, gönlündeki kasasıdır; bilgini sararsan, ipeğin kozasıdır.
ALLAH’ıma emanet olunuz, mayayı alan ekmek misali elden ele geliniz.” dedi,
SOMUNCU söze yol ehliyle girdi, ‘DOST kapısındayım’ diyene sordu: “ ‘Lokmanı paylaştın mı, LOKMAN ile
söyleştin mi, selam alıp verene yolunun gidişinden eyleştin mi?’
Dayanmayı bildiysek alıcıyız, bilmedi isek sanmayın kalıcıyız. Değirmene
gidecek, yeniden öğütüleceğiz.” dedi, SOMUNCU karşınızda olanı,
merdivende duranın selamını aldı.

“Her çiçek özen ile, her böcek gezen ile bilinir
sevilir. Maya var ise, ekmek yenilir.” dedi, SOMUNCU söze geldi: “Ekmeği pişirenler, geldiği güne
uyarlar. Yolunu şaşıranlar, yazılanı kenara koyarlar. Yol bizimdir,
söz sizin olsun. Her kulu, gönlünde olan ile kalsın.” dedi, SOMUNCU selamladı.

“Kayalar yol verecek, kullar aydın gelecek, bilen
bilmeyen soracak. Diyeceğiz ki; ‘Senin benim varımız, kalmadı olaydan
sorumuz; HAK verdi, elde olacak somunumuz.” dedi, SOMUNCU selam ile geldi: “Kümes gördüm, tavuk saydım, yumurtayı soydum.
‘Yarım olmaz, çok vermezse yetmez.’ dediler, yağdan baldan söz ettiler.
Somunun yeterli gelir, RABB’im katığı verir; az olsun, çok olsun, bilen
kulu paylaşır.” dedi, SOMUNCU selam ile gönülden yaprağı bilene,
gölgeden uzak kalmasını söyledi. “Kayguya yer yok! YUNUS misali olalım,
çevrede güzelliğe doyalım.” dedi, selamladı.

“Sergiye koydum sazı, gönülde buldum hazzı,
aşına verdim tuzu.” dedi, SOMUNCU elden geleni sofranda olana ekledi,
selamını bekledi. “Yoğurt yersen açacak, darlığı silersen
geçecek, meyve oldu düşecek. Eline al ki, yerini bulsun, kendinde olana
dönsün.” dedi, SOMUNCU selamladı.

“Her var olan, gelişten dönüşe VAREDEN’i
öğrenmek mecburiyetindedir.” dedi, “Dileğiniz bir lokma somun verse,
yolunda fistanı gütse, gine de O’na şükredebilelim.” dedi, SOMUNCU dört
kapıda günün yorumunu cümlenize bağladı. “Dört kapıya durduğumda, yolu kime sordu
isem, ‘HAKK’a’ dediler benim ile tatlı somun yediler. YEMEN’den yol alanlar,
her yolu BİR bilenler, dört kapıya dururlar. (Dört kutup mu?) EYVALLAH.
Yerini yer bilenler, cümleyi YAR görenler, olumsuzu silenler, gerçekte
buluşurlar.” dedi, SOMUNCU selamladı.

“Gelenler alanlar, ALİ ile gerçeği bulanlar, RESULÜ’ne uyanlar;
yolunda dururlar, halinde bilirler, yapıda gerçeği söylerler. Selam olsun
onlara, meyhaneyi yol edenlere. Manayı aşıladık, serini poşuladık,
yaprağa yüz geçirdik, gerçeği öyle gösterdik. Uyumayı YUNUS ile
bekleyen, her sözüne ondan ekleyen; elbet yetersiz bilgi almaz, niyet
ettiği yoldan kalmaz, çıkayım derse dursun az. Sayfayı açacağız, her
satırı seçeceğiz, yoldan hali soran ile el ele geçeceğiz.” dedi,
SOMUNCU sözü aldı: “Her somun lokmaları birler, yol alan ‘ALLAH. ALLAH.’ diye gürler.
Selam olsun, durmayı denediği yerde GÜL ile BİR’liğe dalsın.
Yaprakları elindedir, rengi dilinde, kokusu gönlünde… Açacak dedik bekledik,
güzelde aldık kokladık. ‘Her bilen, bilmeyenden yol sorsa, gerçeğe uymaz.’
derlerse de, bilmeyen bilene öğreticidir. Yanlışlık yoktur. Meyhaneyi
bilirsen meyhaneciyi bulursun, bilinmeyen ile öyle alışırsın. Bilmezsen
yolu, görmezsen hali, Dostluk geçerlidir. Dost olmayandan, Dostluğu
öğrenirsin. Dost olmayanla
karşılaşırsan, Dost ararsın; arattığı için, sana hizmettedir.”
dedi, SOMUNCU selamladı.

“Mayayı hamura kattım, gece uykuya yattım. ‘Derman ALLAH’ım.’ dedim,
somunu her dileyene sattım.” dedi, SOMUNCU selamını cümleye iletti.

“Saz ektim, söz diktim, sevgi biçtim, saygı
ölçtüm. Yeren ile çizgi çektim, yaren ile övgü aldım, alan ile vereni
BİR’de buldum. Gel oturalım, somun ile tuza aşımız diyelim, batıralım
yiyelim.” dedi, SOMUNCU söze geldi: “Somun sayılı değil, her dileyen alır, almasa
da bulur; yumuşak yolu, halde ise görür. Eğilen ile olduk,
eğitene selam verdik, YEMEN’den gelen selama el ele katıldık. Çevremiz
dolayıdır, konumuz gönül olayıdır. Katkımız sevgidir, etkimiz Evrensel. Yapımız
doğuştan, yolumuz gerçeğe. Asla ayrıda olmayacağız; sevgi
ile dolacak, Dostluktan kalmayacağız.” dedi, SOMUNCU selamladı.
Beyden paşadan bildik, seni beni sildik,
aynaya bakana güldük; katığı ele aldık, ‘Somunu versin.’ dedik, SOMUNCU’ya
el ettik. Dağdan taştan atlayarak, mendilini katlayarak SOMUNCU söze
geldi, sözü sizleri buldu: “Değirmen döne-döne su alır, gönüller yana-yana
gerçeği bulur. Bildiğim bir tek söze, çaldığım cümle saza;
‘Selam.’ diyen alacak, güzel olanı duyacak.” dedi, SOMUNCU selamladı.

“ ‘Doru at şahlanır mı?’ derlerse, de ki
‘Binbir emek verdiysek, dayanmayı bildiysek; hangi ata yol versen, yolda
AŞK’ını bildirsen, şahlanır.’ dedi, SOMUNCU doymayı bilene, uymaya
niyet kurana, doğruya verdiği sözünden niyazını bildirdi: “Bir-bir
açalım kapıyı. Her kapıda duralım, ER kişiye soralım; ‘Bağlı ata yem
verdin mi, suya adım attığını gördün mü?’ EYVALLAH diyecekler, selam ile
nefes verecekler.” dedi, SOMUNCU selamladı.

“Dar yola girenin eteğini çekme, RABB’im kendini bilen ile
kendini arayanı görür. Eteğinde taş olanı dürtme, YARATAN ile
yaratılanın arasındaki hükmü sökme. Varlığın, VAREDEN ile duymaya müsait
ise; ne yoz, ne toz, yolunda durmaz, yoruma girmez.” dedi, mayaya un katan, un
ile ocağa giden, sohbeti sofraya döken SOMUNCU sözü aldı: “SOMUNCU niyaz ocağını yakar, anahtarı kilide
takar; dileyen gelsin kapıyı açık bulsun diye, sofraya otursun somun ile doysun
diye, gönüller birbirine katılsın, sohbete girilsin diye. Niyazına gelenin
yerinde, söz ehli var.” dedi, SOMUNCU selamladı.

“Bir somun aldım, yerden göğe cümleyi selamladım, her gelen ile
somunumu paylaştım; verdiğim her lokma, somunumdan eksilmedi. (Paylaşmayı bilirsen,
elindeki artar mı?) EYVALLAH. Bir versem bin alırım, her lokmanın
vergisini RABB’imden bilirim. Esirgedi isem lokmayı, DOST KAPISI’ndan dönerim,
derdime öyle yanarım. ‘Bildim SEN’i ALLAH’ım esirgemeyensin, esirgeyene
arttırmayansın. Sevginde SEN’in ile oldum, gölgemi SEN’inle sildim. Bilsem
bilmesem gönüldeki kaygumu bitirdi.’ diyelim, elden ele HAK LOKMASI iletelim.
Bir tas çorbamız kaynarsa, bir kamış suyumuz önümüze geldi ise, cümlemizin
nefesindendir, aydın olanın kafesindendir.” dedi, SOMUNCU her niyazınıza
gönülden katıldı, selamladı.

“Bir tasta su, bir tasta un… Eledim ununu, ekledim suyunu,
ateşledim ocağı, odun ile doldurdum kucağı. Somunum
pişecek, elden ele taşacak.” dedi, SOMUNCU sözü aldı: “Bir aşa bir somun katarım, almayanı elden tutarım.
Dağılandan sorumlu değilim. Eklenir, beklenir, niyaz için saklanır.”
dedi, SOMUNCU selamladı.