Seçilir
sözü, dileyene göre uydurulur. Misal vereyim. Denir ki; ‘ATATÜRK dinsizdir.’
Sorarım dini bütün olana; Kuvvetini hangi kaynaktan alır? Hangi ‘Dinim bütün,
imanım tam.’ diyen çıktı ortaya? Yalnız onun imanı tam ki; yalnız ALLAH’ına
güvendi, orduyu halktan topladı. Sorduğun da öyledir. Olay iki taraflı
olur. Bir taraf haklı, bir taraf haksızdır.

Yumağın
ölçüsü, ne alçı heykele, ne mermer merdivene benzer. En değer
verdiğin kulu, ölçülendirirsin, değerini ona bakıp söylersin. Gafleti
nerde ararsın? Madem ki öyle değer verdin, sözünü niye gönüle kazımadın.
ATATÜRK’ü dedim. Düğme iliklenir, adı anılır; sözü, sepete atılır. Mermeri
yere yayar, üstüne basarsınız; ne ölçüsüzlük. Ölçüye göre kazan kaynar, arada
kullar oynar. Kazan kaynasın, kuran oynasın, duman dağılsın. Şeriatın
kestiği parmak acımaz.

(ATATÜRK’le ilgili.) Alçı heykele değil,
heykeli dikilenin sözüne değer verin. Heykelin önünde el bağlamak, ne
verir. Sözün değeri, yolu buldurur. Kul alçıyı heykele, mermeri merdivene
harcar. Birinin önünde düğme ilikler; öbürünün üzerine basar, yol diye
geçer. Günün olayı, kulun dolayıdır. Güç olan; söze uyulmayandır, yolu
bulunmayandır. Yol çizilmiş, elinize verilmiş; söz, sepete atılmış.
Olgunluk; ‘Her şeyi bilirim.’ demek değil, her yerin bilenini bulup
danışanındır.
“Durum dağılmaz, başlar eğilmez,
kaşlar çatılmaz. Bilinsin ki Türk’ün eli bükülmez.” dedi MUSTAFA (ATATÜRK) geldi: “Duran olacak, bizden değil; silen
olacak, yozdan değil; gülen olacak, kaçan değil. EYVALLAH diyelim,
umduğunuzu müjdeleyelim. Gemiye binildi, kıyıya varıldı, cümlesi sarıldı,
helvası karıldı, adı yeniden koyuldu. ‘Gelişin ilk oldu.’ denildi.
Geliş, her anılıştadır. Doğuşun oluşu dedik ya. Aymayı
bileni buluşturur, bilenin yolunu oluşturur. Olay budur.” (ATATÜRK
ilk defa gelip tebliğ veriyor sevinci içerisinde, toplantıda bulunan tüm
arkadaşlar hep birden, ‘Atamız siz de Kıbrıs’ta Mehmetçik’e yardımcı
oluyor musunuz? İnönü’de yanınızda mı? ALLAH ordumuza ve hükümet
başkanı Ecevit’e güç versin, muzaffer kılsın…’ dua ve sorularına
karşılık.) “MUSTAFA’yım. (ATATÜRK) Aşamayacağı
köprüye, asla adım atmaz. Çünkü
yardımcıları bırakmaz. Ayağını
atan her Türk, ‘Selamet.’
der, cümleye diler. Dileyen bulur, yazılan gelir. Büyüklük; yapılanda
değil, atılandadır. Yapılan, yazılandır; atılan, sığınılandır. ‘Atılan nedir?’ derseniz, adım. Cümleniz ile beraberim. Sorulana evet,
MUSTAFA’yım (ATATÜRK)
Geldim vereyim, cümlenizde göreyim, orda postu sereyim. Yığılanı açamaz,
dilese de bölemez. Kayırandan değil elbet. Ne var ki, ‘ALLAH.’ diyenin
yanındadır. ‘ALLAH demeyenden uzak mı?’ derseniz; ‘ALLAH.’ diyen O’nun ile,
demeyen kimin ile? Bilen ile bilmeyen bir midir? İSMET PAŞA da
yanımda. Ayağım tozu ile, kulunun yozu ile yürüdüm. ‘ALLAH.’ diyene elimi
verdim.” dedi MUSTAFA (ATATÜRK)
yürüdü. ‘Ayağına.’ dedi, cümlenin ayağında kendini
gördü. (Kim?) MUSTAFA
KEMAL. “Aşılamayan yola çıkılmaz, ‘Yoluna.’ denildi dönülmez. Cümlenize
selam olsun, gelenler de selama dursun. ALLAH’ıma
emanet olunuz, verenin sözündedir biliniz. Daha önce verdik; dönüşe
geliş, yeniden gülüş olur.”

“Yerinde
olmasa, serinde bulsun; dilenen kulu, sohbete gelsin.” dedi, sözü MUSTAFA (ATATÜRK) aldı: “Dağdan
yola düz indim, dölden-döle söz aldım, kul dilinde koz oldum. Kimi kılıç etti,
hedefi tuttu; kimi kama dedi, ikiye attı; kimi adıma, kurban adadı. Her adımı
anan da, sohbete mihenk aldı. Ne var olan bilindi, ne ‘Olsun.’ denende yüründü.
‘Yerine gelse.’ dendi, adıma denk arandı.
Adımda değil; olay andımdan oldu, sırtım ALLAH’a dayandı. Gönüller öyle
ansın, HAK YOLU’nun yolcusu beklensin. Sırtını ALLAH’a dayamayan; duvarını
sağlam öremez, örse de göremez, görse de veremez. ‘Aydın günü bekleriz.’ diyenlere sözüm: Seyrine,
yer değil yön verelim. Sevgi ile, asi olanı da saralım, aradığını
bilelim. Saygıyı her nefeste verelim, her nefes alana bölelim. Her nefes
alandan maksat; zengin-fakir, genç-ihtiyar, iyi-hasta, yerde-yolda,
aşağıda-yukarıda, elde-ayakta ne var ise. Her yaratılan, sevgiye-saygıya
layıktır. ‘Var-yok bilmeyen, yokuşa ayak vermeyen, yorumda yargıya
uymayan; sevilir mi, sayılır mı?’ derseniz; sen sevmeye-saymaya çalış.
Göreceksin, olumunda bulacaksın. ‘Onda mı?’ derseniz, kendinde. Selam olsun,
yerim niyetinizce dolsun, andım görgünüze kalsın, serap denen hakikate uysun,
günden güne gönüller buluşsun, vuranın yerine oturan gelsin, olumunda
cümleniz hoşnut kalsın.” dedi MUSTAFA yürüdü. “Kervan
kurulmuş, düzen görülmüş; yelde arayan, yolda kavuşmuş.”
dedi MUSTAFA, ‘Derman.’ diyene, selamını bıraktı.

"Döğüşten, savaştan, YAZAN'ın
yazdığı gibi çıktık, her güne daha güzel diye baktık." dedi,
selamladı yürüdü. (ATATÜRK mü?) YM. (Yol münasip) 'Sakinliği neden?' dendi. Saki oldu sundu, yeniyi
gördü döndü, ALLAH'ıma emanet etti.

“Dört bucak dedik, hep kucak açtık. yollarda öyle
uçtuk. Gedik açtık geçtik. CAN dedik, candan geçeni, binlerce göçeni gördük,
adımızı onlar ile serdik.” dedi MUSTAFA KEMAL geldi. “Adımı sizler yücelttiniz,
gönlümü paylaştınız. Helal olanı; canınız, kanınız, AŞK’ınıza
eşit imanınızla buldunuz. ‘Dedelerimiz.’ dersiniz, onlara havale
edersiniz. Dedenin vereceği sanadır, senin vereceğin evladına. Öyle
oldukta cümle paylaşır, AŞK ölmez kaynaşır. Dalgalanan her
deniz, dalgalarıyla çöpünü temizler, kendini tazeler. Ne azalır, ne biter, ne
tükenir. Unutulmasın, zayıf gemiler batar. Yediden yetmişe, yine de el ele
tutar. Dağılmayın bir olun. ‘Gel.’ dediniz andınız, halden yolu sordunuz.
‘Yardım gelse.’ dediniz. Gitmedim hep buradayım, anıldığım yerdeyim.
‘Silindiğin yer nedir?’ dendi. Aynaya bakan baktığını görür, onu
yoruma verir. ‘Katı.’ denildi isem, kuru dalın günündedir; sarhoş anıldı
isem, bedenin sırrındadır. Sevenin kahrı olmasın. Güneşe gelen,
doğuşu bilir. Yeren de seven de candan alsın, CANAN’da BİR
olsun. Koyun kuzu meleşir, dertli dertsiz halleşir. Ne arayan
yerinir, ne buldum diyen gerinir. Açsak sandığı, yeniyi bulur muyuz,
eskiyi alır mıyız? Suyumuz sevginiz ile beslenir, dünya sevginiz ile süslenir.
El ele verdik te her olay silinir.” dedi, sevdiğiniz kadar cümlenizi
sevdiğini söyledi. Kaçanı kovalamak, yerden yoldan yoksun olanındır. YM.
"Eşsiz dünya dediler, adım sarhoş koydular.
Sevgi bağını kırdılar, tatlı ile acıyı kardılar." dedi, MUSTAFA söze
geldi. GAZİ MUSTAFA. "Cevrinde dava arayan, desteği sokakta bulan;
gine sokakta kaybeder. Kul inandığı davayı kalb eder. İnancın
kökleştiği yerde, meyvesi tatlı ise; elbet çoğaltılmaya
layıktır. Ağacın meyvesinde ahlat misali yersizlik görülüyor ise,
aşıya gerek vardır. Aşı, elbet her kesin sevdiği ve
benimsediği lezzette olanda yapılır. 'Ahlatı keselim, odun diye yakalım .'
dersek, ormanın gelişmesini geciktirmiş oluruz. El ele verip
güneşe sevgi yayını yapmak. Kimse kimseyi anlamaya mecbur değildir.
Sadece her kul olduğu gün, elle olduğu ortama uyar. Yorumda en
güzeli; yapıcı nitelik, gerçekçi olanı bulmaktır. MEVLÂNA'nın verdiği, ben
dahi gördüğü her ne kadar savaş düzeni içinde dahi olsa; yapıyı
kurduktan sonra, içinde sükunu gerçekleştirmiş olmam; sevgili diye
yarattığını sarmamdır. Yarattığını sarmam, YARATAN'ı bulduğumun
delilidir. (Seni
Anıtkabir'de görür müyüm?) Hayır.
Görmekten ziyade, fikirlerde buluş arayalım. Görmek değil, fikirlerde
buluş kazandırır. Görmek dilemek satıhta kalmaktır. Öze inmek öz manayı
bilmek, gerçekte ölçüyü bulmaktır. Günde seni yanılgıya düşüren, devamlı
görme hevesidir. Görme hevesi kalktığı gün, bulma gerçeği sergilenir.
Yorumda ayırdılar, forumda kayırdılar. Bölen ile bulanı aynı tepsiye koydular.
Elbet seçen bilir, tepsiden sevdiğini alır."

'Alaylı olaylı, her verilen dolaylı.' der, KUMANDAN (Sohbette bulunan bir cana
hitaben) söze güler. Alayda gözümüz,
olayda sözümüz, dolayda gönlümüz vardır. Her satır sevgimizi anlatır, sevgimizi
dinletir.
"Elde maşa, dilde paşa olmasın, yanan
meşale sönmesin." dedi, MUSTAFA KEMAL sözü cümleye verdi: "Katı gelmedim, kahrı sevmedim, aza gülmedim,
çoğu bölmedim. Hoş tuttuğum her insanda ayrılık görmedim.
Aşağı insem yukarda kalmadım, yukarı çıksam kimseyi bırakmadım. Kahır
günün konusu olmasın. Her sararan yaprak yerde kalmasın. Gülünüz, el ele
veriniz, her kulu sarınız. Deyiniz ki: 'Her doğan hürdür, hür kalacaktır;
amma her hür olan yanındakinin hürriyetini koruyacaktır.' Komşu komşuya
su vermezse, komşu komşusuna güvenmezse, millet birliğinden
kopmuş olur. O zaman, hür gelen, hür olmayı bilenler elbet gelecek,
kendini bilenlere elini verecektir. 'Hür olmak nedir?' denildi: Hür olmak,
maddi bağlardan kendini sıyırmak, manevi bağlara sarılmak. Maddi
bağ kendinde olmayana heves,
kendinde olmayana hırstır. Kendimizde olmayanı değil, kendimizin olanı
koruyalım." dedi, "El
vereceğim, dilenen yolda yardımcı olacağım yaşadığım
gündeki gibi. Yani dünya halimde olduğu gibi." dedi, MUSTAFA KEMAL
yürüdü.

“GÜL Adı’nı analım, ‘Dünya gülsün.’ diyelim. Gül kokusu
yayılsın, kainatta duyulsun; gün günümdür, dumanlar dağılsın, başlar
eğilsin HAK HUZURU’nda. Halkın niyazı ‘Ol’dur.
HAK verdiğini cümle kulu için verir. Adım her an anılır, andıma denk
gelsin. Cümle birlikte olsun. ‘DOST’ diye-diye gittik, bilmeden davar güttük.
Döndük huzura vardık. Doğruda kalana, doğuda doğruyu verene
selam olsun.’ dedik. EYVALLAH. (Kime EYVALLAH’ dedeciğim) ‘İslam Sofrası mı?’ denildi. ALLAH’ım halk ile halka
dönenler iledir. Aydın olsun, günler hayır diye anılsın” dedi, KUMANDAN yürüdü.
(KUMANDAN
ATATÜRK mü dedeciğim?) EYVALLAH.
“Bayrak alsam elime, yumuşak söz versem dilime,
uyarlar mı halime?” dedi, KUMANDAN MUSTAFA söze girdi: “Altın yazı yazacağım, her sorandan bileceğim,
bilmeyeni sileceğim, umulan günde geleceğim” dedi, selamladı yürüdü. (Umulan günden murat
nedir?)

“ ‘Doldum
taşamadım, gördüm aşamadım’ diyen ile asla olmadım. Mana ile maddeyi
birbirine katmadım. Uçan kuşu yakalayıp kanadını kırmadım. Var olanı
varlığında bıraktım, dar geleni genişliğe attım. Selam olsun,
selameti ‘ALLAH! ALLAH!’ diyen bulsun. Dört yerde anıldım, dünyada bilindim. Kavga benden
değil, YAZAN’dan elbet. ‘Kement’ demde sorulur. Gelişen yapıya sorgu
değil yargı gereklidir. Kement elde, selam dilde olsun. Gönülden geçene
her kulu katılsın, saydığım her hale cümleniz uysun. Gerçek, her kulun
bildiği değil, ALLAH’ın YAZDIĞI’dır. Gerçek, umulan değil
uyulandır. Gerçek, her zerrede duyulandır. Gerçek, silinendir. Her zerrede
duyulan nedir? Kul, ALLAH’ımı seviyor ise, yarattıklarını da sever.
Yarattıklarını seviyor ise, tüm kinini hıncını siler. Geçekler uyuma tabidir,
söze değil. Tetkik tatbiki gerektirir. ‘Karakterime uymuyor’
dediğin her olayda, önce kendini sına, sonra karşındakini kına. Her
olayda göreceksin ki, karşındaki kadar sen de suçlusun, ne var ki, sırtını
HAKK’a dayadı isen, güçlüsün. ALLAH’a dayanan her kulunda ahlak, dilenen düzeye
gelmiştir. Seyrettim gelmeyi dileyenleri, seyrettim gelmemi
isteyenleri. Yer, bize değil, sizlere gölge verir. Kamuya hizmet et ki,
konuda kendini bulasın, kendinden verdiğini cümlede göresin” dedi,
varlığına niyaz eden cümle kullarına BİRLİĞİ
müjdeledi. “Yetmiş bin sefere bir seher yetebilir, bir alemden bir aleme
cümleyi güdebilir.” dedi, KUMANDAN selamını bıraktı gitti.

“On gün, on gece olsa, her biri gücü bilse; yoğun
geleni bulur, kendi atında kalırdı.” dedi, KUMANDAN söze geldi: “Atlar tepmedi bizi, kullar tutmadı sözü, bilen çalmadı
sazı. Aldığı gibi kaldı, bulduğu her konuya bilse bilmese daldı.
Öğündük bizden diye, güvendik sözden diye. Yol verdik, gelenden söz aldık.
Ne sözünüz, ne yolunuz, yerindedir; VAROLAN, gerçek yorumdadır. Doğudan
Batıya alışacağız, cümlemiz güzeli verişeceğiz. Masamızda
olan ile anıldık, gerçeğe geldik ayıldık. Dedik ki: ‘Vergimiz masamızda
değil, aklımızda gönlümüzdedir; uymazsa kulu, kinimizdedir.’ Alacağı
vereceği; ALLAH’ım bilir olacağı. ‘DOST kimdir?’ dediler; sensin
dedim, her kulunda O’nu gördüm, dağlara taşlara ADI’nı yazdım. VARLIK
bütünlüktür, ketumluk değil; saltanat tutuculuktur, kainat değil.
Saltanata düşmedim, ketumu deşmedim, ne dedilerse şaşmadım.
Masamdaki ile anıldım. İçtiğimi, kendimden geçtiğimi sandılar.
Ben sevgim ile kendimden geçtim, ben O’ndan diye milletimi seçtim. Beni
içtiğim ile kınadılar, fistanlarına içkimi yamadılar. Sandılar ki, benim
içtiğim onların açığını örtecek; sandılar ki, benim bildiğim
onları dürtecek; sandılar ki, benim inandığım onları tartacak ve sandılar
ki, benim kayıtla yazdıklarım gerçeği bilenlere perde olacak. Olumsuz
gelene, ‘Giydiğin fistandaki yamayı çıkar.’ desen, cümleniz açık geleni
göreceksiniz. ALLAH’ım, açar da seçer de.” dedi, KUMANDAN hepinizi selamladı. “Umduğum, sizlerdedir gönüllerdedir. Katıldığım sohbetinizde,
inandığım gerçeği bildiğim için geldim, ALLAH’ım razı olsun dedim.
Beklemek, umulanı getirir. Beklemek, umulmayanı bitirir. Bekledim, beklerken
sevmeyi öğrendim. İnandım YARATAN’a, yaratılana güvendim, öylece
başardım; başaracak olan da, elbet gelecek. ALLAH’ıma emanet olunuz,
üç öğüdü varlığımın bütünleştiği yerden alınız: Gelecek,
aynaya bakarsan görülecektir. Onun için; önce kendin eğit, sevgini öğüt,
‘ALLAH’ım.’ de inan, O’nun VARLIĞI’nda cümleye güven.” dedi, KUMANDAN
selamladı.

“Dağlar
deyince gülsem, çıkışa ayak vursam, çıktığım anda dursam;
yaratılmış her zerreyi, yaratılan adına görsem…” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: “Asmalara su
gitse, gelen suyu bilen itse, her emekçi emeğinden katsa; yollar yolcu ile
dolar, RABB’im bir sevaba bin birini katar, bilen ile bilmeyenin elinden tutar.
Çağrıya uyandan, RAB ADI’nı gönülden duyandan, ALLAH’ım RAZI olsun,
sevgisini cümlede bulsun.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. “Anıt dikildi ise, kanıt söküldü ise; bağlı
olduğuma mı, sevgi ile doğduğuma mı nokta koydular? Anıt, adımın
daim kılındığınadır; kanıt silindi ise, uyumsuzluğa delildir.” dedi,
KUMANDAN (ATATÜRK) sözü aldı: “Her sözün
özü birdir, her ÖZ’de sevgi gürdür; bilene sır, bilmeyene zehirdir. Taş
alsan yola dursan, yolda yolcu beklesen; kimden sazı alırdın, kim ile gelene
vururdun? Taşı başa vurmaya değil, taşı taş ile
kırmaya yer yoktur. Yolcu yolunu bilirse, yolcu sevgiyi gönlünde bulursa;
sorumluluk, elde taş bekleyenindir, kine kin ekleyenindir. Sevgi, sevgi
ile beslenir, sevgi güzel olsun diye cümle ile süslenir; güzel çirkin
ayırmadan, zengin fakir kayırmadan… Uğruya uğru diyeni
taşlarsak, ava giden ile avlanmaya başlarsak; gerçeğin çevresine
diken dikmiş oluruz, olduğumuz halde kalırız. Eğitene
öğütene sözümüz. Bir tek vergi sendedir, o da sevgindedir. Otağ
kurdum bilenin gönlüne… Dağlar sözümü aldı, yollar ÖZ’ümü bildi, yozlar halime
güldü. Cümleniz gülenden olunuz, sevginiz ile gerçek yolu bulunuz. Bana gülen,
benden değil HAK’tan çare soracak, çaresizlik gönlünü yoracak.” dedi,
KOMUTAN cümleniz ile cümlede kendini buldu, selamladı.
“Kemal sözün eridir,
yarattığı diridir; DOST yüzü, DOST sözü, doğruluk seridir. Mümin olan
bilir, mayasını DOST’luk çevresinde görür; ne sildiği vardır, ne
bildiği dardır.” dedi, KUMANDAN (ATATÜRK) sözü aldı: “ ‘Alamam.’ demeden attığım
her adım, ‘Veremem.’ demeden içtiğim her yudum; bilenden bilene yeterince
katıldı, bilmeyenin gönlünden adım atıldı. ‘YA ALLAH.’ dedim de döktüm fikrimi,
kendim ile kendime dedim zikrimi. Aldığım verdiğim SEN’dendir YA RAB;
kimden aldığım, kime verdiğim bilinse de bilinmese de kırılmayacak
kab. Övünmeye değil sevinmeye çalışırız, gerçek yarışı alalım
diye soyunmaya alışırız. Dediler demediler kaygum olmadı,
aldığım her bilgi bende kalmadı, aradığım güzeli bilmeyen bende
bulmadı. YA ALLAH her zerrem şahit oldu, bilenleri şehit dedi,
gönüllere öyle yazdı.” dedi, KUMANDAN üç öğüne üç öğüt verdi: “Umutsuzluk; ne
silahınız olsun, ne de cenkte yer bulsun. Sevgi; sizden öteye, doğudan
batıya gitsin. Doğru; Kılıcınız olsun,
eğriyi biçsin.” dedi, selamladı.
(HAZRETİ MERYEM’in evine yapılan toplu ziyarette
alınmıştır.) KUMANDAN; “DOST
KAPISI’na, DOST yapısına selam olsun, attığınız her adımda iziniz kalsın,
sözünüz kainata imzasını atsın. Güç, ‘RABB’im.’ diyendedir; güç, HAK lokması
yiyendedir; güç, NUR’unu sırtına giyendedir.” dedi, KUMANDAN selamladı.