Lokman Hekim

2
Danıştım LOKMAN’a: “ALLAH verdiğini, kulu yuvada gördüğünü, yumak sardığını unutma, ölmekten korkma. Ölmek değil, yudumdan içmeyi düşün. Hastalık kula, yorgunluk üzgünlük kula, ALLAH'tan deva gine kula.” 

22
Andığın sorduğun, ‘LOKMAN.’ dediğin, geldi yoluna dedi ki: “El elinden, kul dilinden bulur, hayrı da şerri de.”. Elin NUR ile, dilin PİR ile halleşir; daha ne dilersin? Elim elinle, gönül gönlünle, olmasını dilediğin niyazınla, ‘Saadet.’ dediğin, ayağında.

25
Yalnız gelmeyiz. Her yolun danışmanı olur, danışılır sorulur. LOKMAN, aynı değil. O da ayrı uludur. Şaşma, diledin bulursun. Yoluna gelir, seni o bulur. Türk asıllı. Orduda gün geçirdi, Amasya’da. Asmayı bildi, suyunu buldu, şifayı verdi, dileyenle beraber oldu. LOKMAN. Aymayı bildi, sahibi oldu. Adı, SAİT LOKMAN. Tanımayan var mı?

14
LOKMAN der ki: “Hastalığı dahi hayra yorun. Eğer hayır kapısı olmasa, ALLAH’ım vermez. ‘Ölüme de kapı.’ dersiniz. Ölümü neden kötü görürsünüz. Ölecekten değil, söz misali verdim. Hastalığın şifası, telkin vermeyi bilendedir.” 

27
LOKMAN HEKİM; yerden almaya, elden vermeye, kuşku silmeye, ‘Neymiş?’ demeye.
Meyden almamış, suyun akışından sırrın sormamış. HAZRETİ MUHAMMED ALEYHİSSELAM EFENDİMİZ’den çok evvel gelmiş, çiçeklerin dilini gönül ile aramış; gönülden aldığını ‘Kainat.’ demiş yaymış, kuş diline dahi düşürmüş. ‘Mikrop.’ dersiniz, kuştan bilirsiniz; ya kuştan gelen şifaya ne dersiniz? Dönüşünde getirdiği, meydan kuluna savurduğu, çok belayı devirdiği bilinir mi? ‘Nedir?’ diye sorulmasın, ne var ki kuşun da süs diye yaratılmadığı bilinsin.

28
LOKMAN der ki: “Yolumu alanla elimi bilen, gönüle huzuru koydu.” 

22
LOKMAN der ki: “Alan alsın, sebepsiz dürülmez bilsin, kayguyu silsin. Alan, bilir. Yaprak yazıldı ise, dalına kondu ise; ağacın malı mı kaydedilir? Olanı olmayanı YÜCE BİLİR, demeye ancak O İZİN VERİR. Sahilinde dolaşan, deryaya adım atar. ‘Suyu serin.’ deme, ‘Uzağın derin.’ deme. ‘ALLAH’ım.’ de, yürü, karı var ise körü. Gidişe uyan, dönüşe sevinir. Sözüme uyan bilir. Koşuya hazır olan ata gem vuramazsın, ayağını bağlayamazsın. Oku atmak için, germek gerektir. Yayı gerdi isen, oku attı isen; geri çekmek elinden gelmez, elin arkasından ermez. Bırak vardığı yeri bulsun. Duacı ol, hatasız varsın. Karşımızda olanın, karındaşına dedim.” 

5
“Geldim müjdeler olsun dedim. Benim ya, LOKMAN. Olmayanı demedim, kucakta kuru dal bulmadım. ‘Hatayı kendim yaptım. deme, yaptıranı bil, olana uy. Kayıtsız defter kalmaz, gül asla solmaz. Konumuz açılacak, yolumuz koşulacak, dediğimiz gibi olacak. ‘Hazır olsa.’ deme, gücünden şüphe etme. Dendiği gibi olur, kul gayretini bulur. ‘Kayıtsız mı kalayım?’ demeyin. Kul dünyaya sırtını taşa dayamak için gelmez, dünyayı boş gaye ile bulmaz, gayesiz kul olmaz.” dedi, selamladı gitti. 

19
“Asmaya torba hazırla. Salkımları yerleştirelim, üzümleri böceklerden koruyalım. Varsın bir bardak olsun, bize kendimizi buldursun.” dedi, LOKMAN selam gönderdi.

29
LOKMAN der ki: “Görmeyen gözde NUR aranmaz, akmayan terde zehir bedende kalmaz. Göğün kubbesi, gönlün KABE’sine denktir. Ter, bedenin zehrine kapıdır. Teri az olanın, gözyaşı çok akar. Az terleyende, çok gözyaşı görülür. Ona ağlamış denilir. Aymayı bildikse, hatayı bulduğumuzdan; sevmeyi bildikse, YARATAN’ı bildiğimizden. Düzenini bulur, her olay yerine oturur.”

21
Yanınızda, şüpheyi silenden olan var. LOKMAN. Yemeni geciktirme, aşını eskitme. Düşünü, yumuşak yerde düşün. Gayreti, beden gücünün ötesine götürme. EYVALLAH. Bedende düzeni bul, seferde gezeni bul. Koyundan sütünü al, gönülden kayguyu sil. 

30
LOKMAN HAZRETLERİ der ki: “Almayı dilediğin, ‘YA ALLAH!’ dediğin senindir; verdiği, sanma ki derdindir. Satıhta olanın sözü edilmez, yumuşak gönülde vergiden şikayetçi olunmaz. Meraka yer yok.”

29
“Açandan olunuz, sahifeyi çeviriniz, yumurta akından şifa alınız. (Yel, ağrı için) Yumurta, akından yerini verir, serini korur. Yumurta akını sürsün, kolunu sıcak tutsun. Kayguya yer vermesin, ‘Şifa senden ALLAH’ım!’ desin (Dr. f’nin arkadaşına) dedi LOKMAN,  cümleyi selamladı. “ER yerini bilir, kör yolunu bulur. Yumurta akı, yol olana şifa verir. ‘Gelenden misin?’ dersen; yerimi bilirsin, elinde görürsün (Dr. f’ye) ‘Armağan!’ dersen, sayısız alırsın. Kurmaya verilen, yerini alandır.” dedi, selamladı yürüdü.

10
“Aşınmadık kapının eşiğinde sevap kıttır. Ayında sermekten, yıldızı saymaktan, vakit ölçülmez. Her gelenin olmadığı denirse, ona de ki, ‘Gönlün açık gelesin. Çünkü VEREN’in YÜCE olduğunu bilesin.’ Sormaktan uzak kalma. Emme değil nakil olsun, kanda bulsun. Durmadan değil. Sondayı kurdukta, yumuşak hal gelir; kanda buldukta, sertliğe yürür. Görmekten değil, yenmekten. Eğitenin, öğüttüğü görülmüş mü? Eceli gelenin, kalmadığı gibi. Niyazımız sizlerle, elini esirgemeyenlerle.” dedi LOKMAN yürüdü.

13 mayıs
“Güneşten uzak kalmasın, ne var ki tenine almasın.” dendi.
“Gemiye gelen sizler, kaptana veren bizler.” dedi, LOKMAN söze bağladı: “Gedik açılmaz, alan geçilmez, nane dendikte, renkten sorulmaz. Baştan-ayağa açar, taze oldukta özünü seçer. Midenin özünden, LOKMAN’ın sözünden geçilmesin. Midenin özünden gelir. Suyu sarardıkta, başında bulur. Geçenden olacak. Her gün doğuşunda, ‘ALLAH’ım!’ de. ‘Başım, gövdem, ayağım, SEN’in emanetinde. Gönlüm SEN’de. İyi oldum. Yarına daha iyi olacağım.’ Kul dileğini bulur! Niyazın ilacına denktir, her kulun ömrü cenktir. Ne var ki, her kula, denk cengaver gelmez. Gönlünün varlığı, darlığı siler, her olayda kahrı böler. Güzellik odur ki, yerini bilene, kilimi serer. Aynayı verenin yerini sorarsan, YARATAN’dandır. Dendiği gibi oldu, ‘Olmuyor!’ denen açıldı, onbir’in üçü seçildi, t’ye dileğinin müjdesi verildi. ‘Dünyayı bilenlerden, hizmeti görenlerden olsun! dedi, diledi. Yeniyi bilenin, eskiyi diyenin hizmeti söylendi. İlimden dendi, yardımcı istendi, onun müjdesi verildi. Onbir’in her biri sözcü olmaz! Yolunda hizmeti, cümleye verme dileği ile seçilir. Yeşil renginden geçmeden, suyundan kaynamadan içilir. Elbet tadına tat katılacak. Çay diye içilsin, ‘Geçmezse?’ denmesin, şüphe silinsin. Darlık sana gelmez, kumunda taş olmaz. Gülenden olasın, GÜLÜ’nde bulasın, serinde yumuşaklık göresin. Cumayı dedik, yerini yoluna bağladık. Her kulun ‘Yerim.’ dediği, kendini bulduğu bir mekan vardır. t’nin eşine. ‘Duymazsam?’ denmesin, gelenin yerini, dileyen hazırlasın. Sunduk verdik, ALLAH’ımdan şifa diledik. ‘Duru su içse, bulacak!’ dedik.” dedi LOKMAN yürüdü.

20 haziran
(Resim verilir) Selam ile geldik. LOKMAN yolunu gösterdi. “Çiçekten alır, yerden bulur.” dedi yürüdü. Yanınızda. Açığı önüne gelir, LOKMAN elini verir. 

4 nisan
LOKMAN der ki: "Göz ile el alan, gönlünü nurlandırandır."

22
LOKMAN der ki; “Verdiğim yaprakta, 
toprağın önemi vardır. Denilmesin hastanın şifası zordur.
 Doyumdan dedik, 
daha önce verdik.” ‘Çorbaya katalım mı, 
bir tutam tuz atalım mı?’ denilir. EYVALLAH. Cumanın getirdiği
 gelene çevirdiğidir.
 Güzelliğe uyalım.”
 LOKMAN der ki: “Gününü ALLAH’ımın ADI ile açsın. ‘YARDIMCI’m elimden tutsun.’ dediğinde;
 elden ele veririz,
 yardımına geliriz.”

3
Geçici olanı verdi, LOKMAN sözü aldı: "Kucak dolu gelecek, duman dağdan kallkacak. Dost diline düşecek, DOST haline gülecek. 'Kucak dolu gelecek.' dedik, dilenen elbet. Demir denenir, deneni şekilden şekle verilir. Geçirdiğin her olayda, kendini buldun. Kendin aldığın ile kendin oldun. Semer attığındır, sahil bulduğundur, güneş olduğundur, AŞK dolduğundur. Gerçek, güne kadar bildiğindir. Günden sonra, her gününü bilerek yaşadığındır. ALLAH'ıma emanet olunuz. Gerçek, görüneni açan mıdır? Açıklık olaylardadır. Her olay düze götürür. 'Kayguya düşme!' dedik. Dağdaki duman dağılır. Geçici gelmiyenin yapısı açılmıyanın, kapısına elbet kilit asılmaz. Ne var ki, saf zeytinyağı ile arıtılır. Har sabah üç damla.  

13
LOKMAN'a danıştık: "Mersin yaprağını kaynatsın, suyu ile yüzünü yıkasın. Dananın etine değil, sütüne el koysun. " dedi, hastaya şifa diledi. (Yüzü sivilceli olana mı?) EYVALLAH! Sütü hasta olan içsin. (Lenflerinden kanser olana mı?) Evet. 'Ayağım götürmez.' dediğinde, yemeyi ihmal ettiği yer elmasından bol bol yesin. Çiğden, daha şifa bulur. (Şifa ümidi var mı?) Nefes götürdüğü yere kadardır.

8
Yosun: yaratan değil, koruyucu yaratılandır. Keman kucaklar ses ile, yosun kucaklar az ile, su kucaklar sevgi ile. Her yaratılanın bir kucaklayıcısı olur. Yosun, su ile yaratılışını birbirinde bulur. Yosunun özelliği odur. Özden arınmak, yorumdan korunmak. Denizdeki yosun, derinlere indiğinde görülür. Kayadaki ağaçtaki yosun, yükseklere çıktığında bilinir. Bunları çözebildiğin gün, kendi ÖZ benliğine dönmüş, hakikate dönmüş olacaksın. (Şifa için mi?) Elbet.

12
"Çağıran geldiğimi bilsin, şifa verecek gelsin. Papatya lapası, iltihabı olan yere konsun." dedi, LOKMAN selamını iletti. 

4 nisan
"Kaşık-kaşık papatya suyu içsin. (Kim içsin?) Alan bilir! 'Şifa HAK'tan!' desin. (Söylenenlerin kimin için olduğunun anlaşılmaması üzerine, canlardan bir kaçı 'Biz de içeriz.' dediler) YM. Küçük değil büyük kaşık."

20
YUNUS söze geldi de, düzen dedi durdu da, LOKMAN’a yaprağı sordu: “Üç öğün üç bardak, her gün yirmi bir yaprak” 

2 nisan-1
“Varlık dardan alamaz, güçlük kimsede kalamaz, ‘Aşacak’ denilen, kendinde olanı bilemez. Ezileni derleyelim, dediğim düzenden ayırmayalım” dedi, LOKMAN yürüdü.

30
“Oluştuk buluştuk, MERKEZ’im ile söyleştik; sorguya gelenin sözünde BİR’leştik. Denildi ki: ‘Çevreyi arasın, kapalı kalan örtüyü aralasın. Niyazda gördüğü gibi olur, bildiği kadar bulur. MERKEZ’i ansın, dediği hale uysun. (Kim?) Yeniye ayağını veren. (Kim?) Yenide bildiği hal ile eren. Mümin; yolunu bilendir, ‘Doydum.’ dediği yerde gülendir. (n) EYVALLAH! Dedik. Kapı-kapı aşmadı, dağdan geleni deşmedi, doğru bildiğinden şaşmadı, duralı yerini -değil, ‘durak-marka.’ (Tuğradan geliyor dura?) EYVALLAH!- kimse ile değişmedi. El ele olacak, dilediği her halde bulacak; yeniye el verdi, eskiyi bilecek. Yağın balın çokluğundan değil (n varsıl biridir); arıya asmaya selamından, her yaratılan ile kelamındandır. (Seçilmişliği) EYVALLAH! (’lerden mi) Konuk değil, aynayı bilir, cümlesi ile hemhal olur. Aynası oluşundan, yuvasında buluşundandır. (’lerden mi?) EYVALLAH! Eşine aşına, dünyada ahirette yoldaşına selam olsun! Açtığı her kapıda, ‘ALLAH’ım!’ desin, dursun. Üç söz ömrüne mihenk dursun: Yolun açıktır! Asla kapalı diyene dönme! İşin ile yapını birleme! Oluşunda gelişeni körleme! Eşinin verdiğini asla unutma! “Görgü yerini bulur, her kulu birbiri ile imtihana tutulur. Aç gelenin doyuranı, tok gelenin uyaranı olasın; duman alan her kulunu, sohbetin ile rahatlatasın” dedi, LOKMAN eşine selamını iletti. (Tebliğin bu yerinde, ilkindi ezanı camilerden duyulmaya başlamıştır) Gülen gülene uyar, seven sohbeti duyar. Selam olsun sesine, cümle uysun sözüne. HAK çağırdı ÖZ’üne. (Ezan sesine söylüyorlar) EYVALLAH! 

24-1
“Konut senden, yanıt LOKMAN’dan gelsin; satır-satır okuduğunu, bilen silsin. Desin ki: ‘Ele el gerek, gönüle dil gerek, yolunu aldık cümlemize GÜL gerek!’ Değişeni denemeden gelişene göz atma, üç kat almadan değişene söz etme! Ne saz çalarsın, ne yoz denersin, güzden aldığını kışa saklarsın. Yazda olumsuz gelen, demde gerçeği bölendir. Maydanoz dileneni verir, eğiten ile öğütene söz gelir. (Doktorlara mı?) EYVALLAH! Üç kattan aldığını, her katta durduğunu söyleyene! Eriten, sadece maydanozda olandır. Günden aldığını, gelene ekle. Yağı eritir, ekten geçeni aratır.” dedi, LOKMAN selamladı. “ ‘Esneyen yaslanır mı?’ denilir, LOKMAN’dan sorulur. Esneyene yaprak koyarsa, deriye yaslanmaz. Kenevir! Alışana değil oluşana söz gelir, bilen yerini bulur. Açık geleni söz ile bağlarız. Yapraktan maksat, elbet aldığın gibi değil alıştığın gibidir.” dedi, LOKMAN’dan selam cümlenize iletildi. 

29
“At üstünde duracak, ehil gelmezse vuracak, yolunu DOST ile kuracak. Yumuşak yerden aldığı, her satırda bulduğu… LOKMAN ile aradığını, suyun akışında görecek. Aradığın sudadır, yosunlu suda… Selamımız onadır. Yaman geldi sorusu, YUNUS misali sargısı. Demde düzen bozulsa da, DOST KAPISI’ndadır yazısı. Ona de ki: ‘YAZAN da, BOZAN da, YÜCE ALLAH’ımdır!’ Kayıran odur, çünkü. Yerden aldığını, suda ararsın. dedi LOKMAN beraber olacağını söyledi, selamladı yürüdü.

4 ekim
“Kat-kat oldu her cümle gönül verdi yoluna, LOKMAN girdi koluna. Deryaya uzak kalsın, nefesi kolay alsın. Yerden değil geçici, her nefeste uçucu. Geldin yönde buluştun, evlat ile oluştun. Sıcak soğuk almasın!” dedi, LOKMAN seferden yolunu çevirdi, DOST SOHBETİ’ne geldi: “ ‘Açılacak kapıda anda geçilecek!’ diyene de ki, ‘Yorumdan uzak kalalım, her öğünde sarımsak yiyelim; dilersek ezelim, dilersek çizelim!’ Yapıdan değil, geçici. Manaya yöneldiği, maddede bunaldığı günden oluşacak, dilediği halde buluşacak, her seferde gelecek.” dedi, LOKMAN selamını iletti yürüdü.

27
(Akciğerdeki bir hastalık için alınan sohbet.) Demde oluşanı, DOST diye buluşanı sorarsın, ‘LOKMAN?’ dersin ararsın. Ağaca ipi gerdi, ipe çamaşır serdi; ak ile karayı sildi, kement atılan olaya güldü. Gerçek ayağın altındadır, gerçek bilginin üstündedir, gerçek kainatın içindedir, gerçek yaratılan her zerrededir. O zerreler ki; senden alır, sana verir. onu, beni, seni birbirinde görür. Alacağı vereceği, bir bardak sudadır. Kekik çayı içsin! Kenevir lapası sırtına sürsün. 

1 mart
‘Yosun nedir?’ denilir. Yosunda, bilinmeyen hastalığın şifası vardır; günü geldikte verilecek. Devayı elbet ALLAH’ım verir, ne var ki günü geldikte. ‘Bilinmeyen nedir?’ denildi: “Usundan sözü kalan. Demde değil, günü geldikte.” dedi, LOKMAN sözü aldı: “Denizden aldığını, genizden verdiğini silecek. Saman sapını kaynatınız, genizden şikayetçi olana koklatınız. Gerçeğin açık geldiği güne, kapalı girmeyiniz. Altıya yer verdi isen, yediyi sorma.” dedi, LOKMAN selamladı.

15 temmuz
“ ‘Dert.’ denileni bitirdik.” dedi, LOKMAN; her sahifede satırları okudu, her zerrede seyirde olan kesik doğruyu birbirine ekledi, o zaman evrende yazılmış olanı kendi dilinden doğuşa verdi: “Bildiğin kesikte harcanan hücreye değil eklenen hücrelere akım verirsen, bedendeki bakımı yenilersin. ‘Kumdan ayağımı alamam, çölde yolumu kaybetmem.’ diyene, yoldan gelen, ‘Oğul’ denilene. Aradığını dilenen düzene getirmene yardımcı MERYEM olacak, yosun ile bağlanan kainatta kalacak.” dedi, LOKMAN sözü MERYEM’e verdi: 

6
“Hayra yöneldik diye, seferden söze girdik; LOKMAN’dan, yersiz diye DOST KAPISI’nı sorduk. Dedi ki, ‘Hamuru mayalasın, üç gün üç gece sırtını dayasın, kırmızı biber ile boyasın hamura katsın, sonra hekime gitsin. Bir somunluk mayaya, bir çay kaşığı biber… Limon ile yumuşatsın, bağlı olanı çözsün, günün verdiğine niyaz ile girsin.

10-1
“Bağ bozumu biten emek, kar kalktığında tüten ocak, yerli yerini bulacak.” dedi, LOKMAN sözü aldı:
“Kamer gününü bilir, bakan yolunu bulur. Gelmeyi dileyenler, dilediğini bekleyenler; Güneş günü ısıttık ta, ekin ile dikeni soracaklar, her seherde nane yaprağı toplayacaklar; aranan taneyi, beklenen haneyi aydın günde bulacaklar.” dedi, LOKMAN selamladı.

2 mayıs
Konuyu YUNUS’tan danıştık, MERKEZ’im ile buluştuk, LOKMAN ile halleştik: “Üç kalem, bir kitaba yeterlidir; alan, bilgisi kadar tutarlıdır.” dediler, yumuşak yolun umutlu kuluna, gerçeğin müjdesini verdiler.

19
"Seymen sözü diledi, yoğurdu üfledi de yedi. Yumuşak gelse sözüm, yanar içimde ÖZ'üm. Kendime söz veremem, VAROLAN'a yokluğu yakıştıramam." dedi, LOKMAN sözü aldı: "Dinmeyen kandan, kimin sorgusu olur; durmayan suçlamadan, meydan kime kalır? Üzüm alsam elime, dileyene veririm; ayrı-ayrı görsem de, bir BÜTÜN'de eririm. Niyazında damarına üflesin, elde olan yaprağı gönüllerde saklasın, ‘Gelen-giden alır mı, dilediğini bulur mu?’ demeden, olanı-olduğu halde beklesin!" dedi, LOKMAN selamladı

22
"Boyundan-huyundan, gözler ayrıda değil; bilenler-sevenler, gayrıda değil. "HAY" dedik geldik söze, kement attık vurduk size." dedi, LOKMAN sözü aldı:
"Döllenmişse balıklar, yemez sözü güllekler. Seyre gelse halk, doğru verir HÂLİK. Evvel ahir, dostlar ile BİR'lenir zahir, SÖZÜ cümle dilde zorlanır. ‘Gelsin, gitsin.’ deseler, demde denize inseler, bir tutam yosun ile olanı dağıtsalar, gerçeğin yarasını kendi bilgilerinde bulsalar. MEYDAN'da bilenler, ‘DOST!’ diye-diye; MEYDAN'da bilmeyenler, post vere-vere. Güzel olanı silseler, verilen gerçek bilgiyi bölerler." dedi, LOKMAN selamladı.

              

Resim