
Danıştım LOKMAN’a: “ALLAH verdiğini, kulu yuvada gördüğünü,
yumak sardığını unutma, ölmekten korkma. Ölmek
değil, yudumdan içmeyi düşün. Hastalık kula, yorgunluk
üzgünlük kula, ALLAH'tan deva gine kula.”
Andığın sorduğun, ‘LOKMAN.’ dediğin, geldi yoluna dedi ki: “El
elinden, kul dilinden bulur, hayrı da şerri de.”.
Elin NUR ile, dilin PİR ile halleşir; daha ne
dilersin? Elim elinle, gönül gönlünle, olmasını
dilediğin niyazınla, ‘Saadet.’ dediğin, ayağında.

Yalnız gelmeyiz. Her yolun danışmanı olur,
danışılır sorulur. LOKMAN, aynı değil.
O da ayrı uludur. Şaşma, diledin bulursun.
Yoluna gelir, seni o bulur.
Türk asıllı. Orduda gün geçirdi, Amasya’da. Asmayı
bildi, suyunu buldu, şifayı verdi, dileyenle
beraber oldu. LOKMAN. Aymayı bildi, sahibi oldu. Adı,
SAİT LOKMAN. Tanımayan var mı?

LOKMAN der ki: “Hastalığı dahi hayra yorun. Eğer
hayır kapısı olmasa, ALLAH’ım vermez. ‘Ölüme de kapı.’
dersiniz. Ölümü neden kötü görürsünüz. Ölecekten değil, söz misali verdim. Hastalığın
şifası, telkin vermeyi bilendedir.”

LOKMAN
HEKİM; yerden almaya, elden vermeye, kuşku silmeye, ‘Neymiş?’
demeye. Meyden almamış, suyun akışından
sırrın sormamış. HAZRETİ MUHAMMED ALEYHİSSELAM
EFENDİMİZ’den çok evvel gelmiş, çiçeklerin dilini gönül ile
aramış; gönülden aldığını ‘Kainat.’ demiş yaymış, kuş
diline dahi düşürmüş. ‘Mikrop.’ dersiniz,
kuştan bilirsiniz; ya kuştan gelen şifaya ne dersiniz? Dönüşünde getirdiği, meydan kuluna savurduğu, çok
belayı devirdiği bilinir mi? ‘Nedir?’ diye
sorulmasın, ne var ki kuşun da süs diye yaratılmadığı bilinsin.

LOKMAN
der ki: “Yolumu alanla elimi bilen, gönüle huzuru koydu.”
LOKMAN
der ki: “Alan alsın, sebepsiz dürülmez bilsin, kayguyu silsin. Alan, bilir. Yaprak yazıldı ise, dalına
kondu ise; ağacın malı mı kaydedilir? Olanı
olmayanı YÜCE BİLİR, demeye ancak O İZİN VERİR.
Sahilinde dolaşan, deryaya adım atar. ‘Suyu serin.’ deme, ‘Uzağın derin.’ deme. ‘ALLAH’ım.’ de, yürü, karı var ise körü. Gidişe
uyan, dönüşe sevinir. Sözüme uyan bilir. Koşuya hazır olan ata gem vuramazsın, ayağını
bağlayamazsın. Oku atmak için, germek gerektir.
Yayı gerdi isen, oku attı isen; geri çekmek elinden gelmez,
elin arkasından ermez. Bırak vardığı yeri bulsun.
Duacı ol, hatasız varsın. Karşımızda olanın,
karındaşına dedim.”

“Geldim
müjdeler olsun dedim. Benim ya, LOKMAN. Olmayanı demedim, kucakta kuru dal bulmadım. ‘Hatayı kendim yaptım. deme, yaptıranı bil, olana uy. Kayıtsız defter kalmaz, gül asla solmaz. Konumuz
açılacak, yolumuz koşulacak, dediğimiz gibi olacak. ‘Hazır olsa.’ deme, gücünden şüphe etme. Dendiği gibi olur, kul gayretini bulur. ‘Kayıtsız mı kalayım?’ demeyin. Kul dünyaya sırtını
taşa dayamak için gelmez, dünyayı boş gaye
ile bulmaz, gayesiz kul olmaz.” dedi, selamladı gitti.
“Asmaya torba hazırla. Salkımları
yerleştirelim, üzümleri böceklerden koruyalım. Varsın
bir bardak olsun, bize kendimizi buldursun.” dedi, LOKMAN selam gönderdi.
LOKMAN
der ki: “Görmeyen gözde NUR aranmaz, akmayan terde zehir bedende kalmaz. Göğün kubbesi, gönlün KABE’sine denktir. Ter, bedenin zehrine kapıdır. Teri az
olanın, gözyaşı çok akar. Az terleyende, çok
gözyaşı görülür. Ona ağlamış denilir.
Aymayı bildikse, hatayı bulduğumuzdan; sevmeyi bildikse,
YARATAN’ı bildiğimizden. Düzenini bulur, her olay yerine oturur.”

Yanınızda, şüpheyi silenden olan var.
LOKMAN. Yemeni geciktirme, aşını eskitme. Düşünü,
yumuşak yerde düşün. Gayreti, beden gücünün
ötesine götürme. EYVALLAH. Bedende düzeni bul, seferde
gezeni bul. Koyundan sütünü al, gönülden kayguyu sil.

LOKMAN HAZRETLERİ der ki: “Almayı
dilediğin, ‘YA ALLAH!’ dediğin senindir; verdiği, sanma ki
derdindir. Satıhta olanın sözü edilmez, yumuşak gönülde
vergiden şikayetçi olunmaz. Meraka yer yok.”

“Açandan olunuz, sahifeyi çeviriniz, yumurta akından şifa alınız.
(Yel, ağrı için) Yumurta, akından yerini verir, serini
korur. Yumurta akını sürsün, kolunu sıcak tutsun.
Kayguya yer vermesin, ‘Şifa senden ALLAH’ım!’ desin (Dr. f’nin
arkadaşına) dedi LOKMAN, cümleyi selamladı. “ER yerini
bilir, kör yolunu bulur. Yumurta akı, yol olana şifa
verir. ‘Gelenden misin?’ dersen; yerimi bilirsin, elinde görürsün (Dr.
f’ye) ‘Armağan!’ dersen, sayısız alırsın. Kurmaya verilen, yerini alandır.” dedi, selamladı yürüdü.

“Aşınmadık
kapının eşiğinde sevap kıttır. Ayında sermekten, yıldızı saymaktan, vakit ölçülmez.
Her gelenin olmadığı denirse, ona de ki, ‘Gönlün açık
gelesin. Çünkü VEREN’in YÜCE olduğunu bilesin.’ Sormaktan
uzak kalma. Emme değil nakil olsun, kanda bulsun.
Durmadan değil. Sondayı kurdukta, yumuşak hal
gelir; kanda buldukta, sertliğe yürür. Görmekten
değil, yenmekten. Eğitenin,
öğüttüğü görülmüş mü? Eceli gelenin,
kalmadığı gibi. Niyazımız sizlerle, elini
esirgemeyenlerle.” dedi LOKMAN yürüdü.
“Güneşten uzak kalmasın, ne var ki tenine almasın.” dendi.
“Gemiye gelen sizler, kaptana veren bizler.” dedi, LOKMAN söze bağladı: “Gedik açılmaz, alan geçilmez, nane dendikte, renkten
sorulmaz. Baştan-ayağa
açar, taze oldukta özünü seçer. Midenin özünden, LOKMAN’ın
sözünden geçilmesin. Midenin
özünden gelir. Suyu sarardıkta, başında bulur.
Geçenden olacak. Her gün doğuşunda, ‘ALLAH’ım!’
de. ‘Başım, gövdem, ayağım,
SEN’in emanetinde. Gönlüm SEN’de. İyi oldum. Yarına daha iyi
olacağım.’ Kul dileğini bulur! Niyazın ilacına
denktir, her kulun ömrü cenktir. Ne var ki, her kula, denk
cengaver gelmez. Gönlünün varlığı, darlığı
siler, her olayda kahrı böler. Güzellik odur ki, yerini bilene, kilimi serer. Aynayı verenin yerini sorarsan, YARATAN’dandır. Dendiği
gibi oldu, ‘Olmuyor!’ denen açıldı, onbir’in üçü seçildi, t’ye dileğinin
müjdesi verildi. ‘Dünyayı bilenlerden, hizmeti görenlerden olsun!’ dedi,
diledi. Yeniyi bilenin, eskiyi diyenin hizmeti söylendi.
İlimden dendi, yardımcı istendi, onun müjdesi verildi.
Onbir’in her biri sözcü olmaz! Yolunda hizmeti, cümleye verme
dileği ile seçilir. Yeşil renginden geçmeden, suyundan kaynamadan içilir. Elbet tadına tat
katılacak. Çay diye içilsin, ‘Geçmezse?’ denmesin,
şüphe silinsin. Darlık sana gelmez, kumunda
taş olmaz. Gülenden olasın, GÜLÜ’nde bulasın, serinde
yumuşaklık göresin. Cumayı dedik, yerini yoluna
bağladık. Her kulun ‘Yerim.’ dediği, kendini
bulduğu bir mekan vardır. t’nin
eşine. ‘Duymazsam?’ denmesin, gelenin yerini, dileyen
hazırlasın. Sunduk verdik, ALLAH’ımdan şifa diledik.
‘Duru su içse, bulacak!’ dedik.” dedi LOKMAN yürüdü.

(Resim verilir) Selam ile geldik. LOKMAN yolunu gösterdi. “Çiçekten alır,
yerden bulur.” dedi yürüdü. Yanınızda. Açığı
önüne gelir, LOKMAN elini verir.
LOKMAN der ki: "Göz ile el
alan, gönlünü nurlandırandır."
LOKMAN
der ki; “Verdiğim yaprakta,
toprağın
önemi vardır. Denilmesin hastanın şifası zordur.
Doyumdan
dedik,
daha önce verdik.” ‘Çorbaya
katalım mı,
bir tutam tuz atalım mı?’ denilir.
EYVALLAH. Cumanın getirdiği
gelene çevirdiğidir.
Güzelliğe uyalım.”
LOKMAN
der ki: “Gününü ALLAH’ımın ADI ile açsın. ‘YARDIMCI’m elimden tutsun.’
dediğinde;
elden ele
veririz,
yardımına geliriz.”

Geçici olanı verdi, LOKMAN sözü aldı: "Kucak dolu gelecek, duman
dağdan kallkacak. Dost diline düşecek, DOST haline gülecek. 'Kucak dolu gelecek.' dedik, dilenen elbet. Demir denenir,
deneni şekilden şekle verilir. Geçirdiğin her
olayda, kendini buldun. Kendin aldığın ile kendin
oldun. Semer attığındır, sahil bulduğundur,
güneş olduğundur, AŞK dolduğundur. Gerçek, güne kadar bildiğindir. Günden sonra, her
gününü bilerek yaşadığındır. ALLAH'ıma
emanet olunuz. Gerçek, görüneni açan mıdır?
Açıklık olaylardadır. Her olay düze götürür. 'Kayguya düşme!' dedik. Dağdaki
duman dağılır. Geçici gelmiyenin yapısı
açılmıyanın, kapısına elbet kilit asılmaz. Ne var ki,
saf zeytinyağı ile arıtılır. Har sabah üç
damla.

LOKMAN'a danıştık: "Mersin yaprağını kaynatsın, suyu ile yüzünü
yıkasın. Dananın etine değil, sütüne el koysun.
" dedi, hastaya şifa diledi. (Yüzü
sivilceli olana mı?)
EYVALLAH! Sütü hasta olan içsin. (Lenflerinden
kanser olana mı?) Evet.
'Ayağım götürmez.' dediğinde, yemeyi ihmal
ettiği yer elmasından bol bol yesin. Çiğden,
daha şifa bulur. (Şifa ümidi var mı?) Nefes götürdüğü
yere kadardır.

Yosun: yaratan
değil, koruyucu yaratılandır. Keman kucaklar ses
ile, yosun kucaklar az ile, su kucaklar sevgi ile. Her
yaratılanın bir kucaklayıcısı olur. Yosun, su ile
yaratılışını birbirinde bulur. Yosunun
özelliği odur. Özden arınmak, yorumdan korunmak.
Denizdeki yosun, derinlere indiğinde görülür. Kayadaki ağaçtaki yosun, yükseklere çıktığında bilinir.
Bunları çözebildiğin gün, kendi ÖZ benliğine
dönmüş, hakikate dönmüş olacaksın. (Şifa için mi?) Elbet.

"Çağıran geldiğimi bilsin, şifa verecek gelsin. Papatya
lapası, iltihabı olan yere konsun." dedi, LOKMAN selamını iletti.
"Kaşık-kaşık papatya suyu içsin. (Kim içsin?) Alan bilir! 'Şifa HAK'tan!'
desin. (Söylenenlerin kimin için
olduğunun anlaşılmaması üzerine, canlardan bir kaçı 'Biz de
içeriz.' dediler) YM. Küçük değil büyük
kaşık."
YUNUS söze geldi de, düzen dedi durdu da, LOKMAN’a yaprağı sordu: “Üç öğün üç bardak, her gün yirmi bir yaprak”

“Varlık dardan alamaz, güçlük kimsede kalamaz, ‘Aşacak’ denilen,
kendinde olanı bilemez. Ezileni derleyelim, dediğim düzenden ayırmayalım”
dedi, LOKMAN yürüdü.

“Oluştuk buluştuk, MERKEZ’im ile söyleştik; sorguya gelenin
sözünde BİR’leştik. Denildi ki: ‘Çevreyi
arasın, kapalı kalan örtüyü aralasın. Niyazda gördüğü gibi olur,
bildiği kadar bulur. MERKEZ’i ansın, dediği hale uysun. (Kim?) Yeniye ayağını
veren. (Kim?) Yenide
bildiği hal ile eren. Mümin; yolunu bilendir, ‘Doydum.’ dediği yerde
gülendir. (n)
EYVALLAH! Dedik. Kapı-kapı aşmadı, dağdan geleni deşmedi,
doğru bildiğinden şaşmadı, duralı yerini -değil,
‘durak-marka.’ (Tuğradan
geliyor dura?) EYVALLAH!- kimse ile değişmedi. El ele olacak,
dilediği her halde bulacak; yeniye el verdi, eskiyi bilecek. Yağın
balın çokluğundan değil (n varsıl biridir); arıya asmaya selamından, her yaratılan ile
kelamındandır. (Seçilmişliği)
EYVALLAH! (’lerden
mi) Konuk değil, aynayı bilir, cümlesi ile hemhal olur. Aynası
oluşundan, yuvasında buluşundandır. (’lerden mi?) EYVALLAH! Eşine aşına,
dünyada ahirette yoldaşına selam olsun! Açtığı her kapıda,
‘ALLAH’ım!’ desin, dursun. Üç söz ömrüne mihenk dursun: Yolun açıktır! Asla
kapalı diyene dönme! İşin ile yapını birleme! Oluşunda gelişeni
körleme! Eşinin verdiğini asla unutma! “Görgü yerini bulur, her kulu
birbiri ile imtihana tutulur. Aç gelenin doyuranı, tok gelenin uyaranı olasın;
duman alan her kulunu, sohbetin ile rahatlatasın” dedi, LOKMAN eşine
selamını iletti. (Tebliğin bu
yerinde, ilkindi ezanı camilerden duyulmaya başlamıştır)
Gülen gülene uyar, seven sohbeti duyar. Selam olsun sesine, cümle uysun sözüne.
HAK çağırdı ÖZ’üne. (Ezan sesine
söylüyorlar) EYVALLAH!

“Konut senden, yanıt LOKMAN’dan gelsin; satır-satır okuduğunu, bilen
silsin. Desin ki: ‘Ele el gerek, gönüle dil gerek, yolunu aldık cümlemize GÜL
gerek!’ Değişeni denemeden gelişene göz atma, üç kat almadan
değişene söz etme! Ne saz çalarsın, ne yoz denersin, güzden
aldığını kışa saklarsın. Yazda olumsuz gelen, demde gerçeği
bölendir. Maydanoz dileneni verir, eğiten ile öğütene söz gelir. (Doktorlara mı?) EYVALLAH!
Üç kattan aldığını, her katta durduğunu söyleyene! Eriten, sadece
maydanozda olandır. Günden aldığını, gelene ekle. Yağı eritir, ekten
geçeni aratır.” dedi, LOKMAN selamladı. “ ‘Esneyen yaslanır mı?’ denilir, LOKMAN’dan sorulur.
Esneyene yaprak koyarsa, deriye yaslanmaz. Kenevir! Alışana değil
oluşana söz gelir, bilen yerini bulur. Açık geleni söz ile bağlarız.
Yapraktan maksat, elbet aldığın gibi değil alıştığın
gibidir.” dedi, LOKMAN’dan selam cümlenize iletildi.
“At üstünde duracak, ehil gelmezse vuracak, yolunu DOST
ile kuracak. Yumuşak yerden aldığı, her satırda bulduğu… LOKMAN
ile aradığını, suyun akışında görecek. Aradığın sudadır, yosunlu
suda… Selamımız onadır. Yaman geldi sorusu, YUNUS misali sargısı. Demde düzen
bozulsa da, DOST KAPISI’ndadır yazısı. Ona de ki: ‘YAZAN da, BOZAN da, YÜCE
ALLAH’ımdır!’ Kayıran odur, çünkü. Yerden aldığını, suda ararsın. dedi
LOKMAN beraber olacağını söyledi, selamladı yürüdü.

“Kat-kat oldu her cümle gönül verdi yoluna, LOKMAN girdi
koluna. Deryaya uzak kalsın, nefesi kolay alsın. Yerden değil geçici, her
nefeste uçucu. Geldin yönde buluştun, evlat ile oluştun. Sıcak
soğuk almasın!” dedi, LOKMAN seferden yolunu çevirdi, DOST SOHBETİ’ne
geldi: “ ‘Açılacak kapıda anda geçilecek!’ diyene de ki, ‘Yorumdan uzak
kalalım, her öğünde sarımsak yiyelim; dilersek ezelim, dilersek çizelim!’
Yapıdan değil, geçici. Manaya yöneldiği, maddede bunaldığı
günden oluşacak, dilediği halde buluşacak, her seferde gelecek.”
dedi, LOKMAN selamını iletti yürüdü.
(Akciğerdeki
bir hastalık için alınan sohbet.) Demde oluşanı, DOST diye buluşanı sorarsın, ‘LOKMAN?’ dersin
ararsın. Ağaca ipi gerdi, ipe çamaşır serdi; ak ile karayı sildi,
kement atılan olaya güldü. Gerçek ayağın altındadır, gerçek bilginin
üstündedir, gerçek kainatın içindedir, gerçek yaratılan her zerrededir. O
zerreler ki; senden alır, sana verir. onu, beni, seni birbirinde görür.
Alacağı vereceği, bir bardak sudadır. Kekik çayı içsin! Kenevir
lapası sırtına sürsün.
‘Yosun nedir?’ denilir. Yosunda, bilinmeyen
hastalığın şifası vardır; günü geldikte verilecek. Devayı elbet
ALLAH’ım verir, ne var ki günü geldikte. ‘Bilinmeyen nedir?’ denildi: “Usundan
sözü kalan. Demde değil, günü geldikte.” dedi, LOKMAN sözü aldı: “Denizden aldığını, genizden verdiğini silecek. Saman sapını
kaynatınız, genizden şikayetçi olana koklatınız. Gerçeğin açık
geldiği güne, kapalı girmeyiniz. Altıya yer verdi isen, yediyi sorma.”
dedi, LOKMAN selamladı.

“ ‘Dert.’ denileni bitirdik.” dedi, LOKMAN; her
sahifede satırları okudu, her zerrede seyirde olan kesik doğruyu birbirine
ekledi, o zaman evrende yazılmış olanı kendi dilinden doğuşa
verdi: “Bildiğin kesikte harcanan hücreye değil eklenen hücrelere
akım verirsen, bedendeki bakımı yenilersin. ‘Kumdan ayağımı alamam, çölde
yolumu kaybetmem.’ diyene, yoldan gelen, ‘Oğul’ denilene. Aradığını
dilenen düzene getirmene yardımcı MERYEM olacak, yosun ile bağlanan
kainatta kalacak.” dedi, LOKMAN sözü MERYEM’e verdi:
“Hayra yöneldik diye, seferden söze girdik; LOKMAN’dan, yersiz diye DOST
KAPISI’nı sorduk. Dedi ki, ‘Hamuru mayalasın, üç gün üç gece sırtını dayasın,
kırmızı biber ile boyasın hamura katsın, sonra hekime gitsin. Bir somunluk
mayaya, bir çay kaşığı biber… Limon ile yumuşatsın, bağlı
olanı çözsün, günün verdiğine niyaz ile girsin.
“Bağ bozumu biten
emek, kar kalktığında tüten ocak, yerli yerini bulacak.” dedi, LOKMAN sözü
aldı: “Kamer gününü bilir,
bakan yolunu bulur. Gelmeyi dileyenler, dilediğini bekleyenler; Güneş
günü ısıttık ta, ekin ile dikeni soracaklar, her seherde nane yaprağı
toplayacaklar; aranan taneyi, beklenen haneyi aydın günde bulacaklar.” dedi,
LOKMAN selamladı.
Konuyu YUNUS’tan danıştık, MERKEZ’im ile buluştuk, LOKMAN ile
halleştik: “Üç kalem, bir kitaba yeterlidir; alan, bilgisi kadar
tutarlıdır.” dediler, yumuşak yolun umutlu kuluna, gerçeğin müjdesini
verdiler.

"Seymen sözü diledi, yoğurdu üfledi de
yedi. Yumuşak gelse sözüm, yanar içimde ÖZ'üm. Kendime söz veremem,
VAROLAN'a yokluğu yakıştıramam." dedi, LOKMAN sözü aldı: "Dinmeyen kandan, kimin sorgusu olur;
durmayan suçlamadan, meydan kime kalır? Üzüm alsam elime, dileyene veririm; ayrı-ayrı
görsem de, bir BÜTÜN'de eririm. Niyazında damarına üflesin, elde olan
yaprağı gönüllerde saklasın, ‘Gelen-giden alır mı, dilediğini bulur
mu?’ demeden, olanı-olduğu halde beklesin!" dedi, LOKMAN selamladı
"Boyundan-huyundan, gözler ayrıda
değil; bilenler-sevenler, gayrıda değil. "HAY" dedik geldik
söze, kement attık vurduk size." dedi, LOKMAN sözü aldı: "Döllenmişse balıklar, yemez sözü güllekler. Seyre gelse halk, doğru verir HÂLİK.
Evvel ahir, dostlar ile BİR'lenir zahir, SÖZÜ cümle dilde zorlanır.
‘Gelsin, gitsin.’ deseler, demde denize inseler, bir tutam yosun ile olanı
dağıtsalar, gerçeğin yarasını kendi bilgilerinde bulsalar. MEYDAN'da
bilenler, ‘DOST!’ diye-diye; MEYDAN'da bilmeyenler, post vere-vere. Güzel
olanı silseler, verilen gerçek bilgiyi bölerler." dedi, LOKMAN selamladı.