TOKTAY dizi büktük te, halimize baktıkta;
açık yolu verecek, her halde
yardımcı olacak.
Yerden verdiği, YÜCE'den aldığı,
değerini günde
gösterdiği açık gelecek.
AKDEVE yerini çölde bildirecek.

Semerden güç alana sorsan
'Kuvvet semerden midir,
yoksa semeri dahi
yüklenenden midir?'
Kumun olduğu yerden geleni vereceğiz.
'AKDEVE'
ile GARİB’i bildireceğiz.
Gelmeyi diledi, sohbete selamını iletti.
Günü
verilecek, 'AK DEVE' ile sohbete gelinecek,
gelecek sohbette hep
BİRLİK olunacak.
Doğduğunu bilen, elini eline alan,
geldiği günü bildirecek, yeniye öylece bir adım daha götürecek. Selam
olsun." dedi, söz sözü bağladı,
YUNUS gönülleri dağladı, AKDEVE'yi
müjdeledi.
Gelecek sohbet, 'YA ALLAH!' denilecek, Adı ile verilecek.

"YA ALLAH! YA
ALLAH! Adımız RESULULLAH!
AK DEVE ile geldik, YUVA'da selam selamet gördük.
Her
gelen, her alana YAZAN'ı verdiğimiz gün bildirdik; HATİCE
analığı dedik, doğuştan elimiz verdik.
'Çok' diyene adını;
'Az' diyene, yolunu gösterdik.
AKDEVE'yi bilenler, SAHİBİ'ne
uyanlar,
gönlü zengin bulanlar;
hal ile uyanı, yol diye geleni açık aldılar,
FATIMA'nın sevgisine adını verdiler.
ALLAH'a emanet olunuz, doğuştan
alanı biliniz."
"ALLAH!
ALLAH!" diyerek, RESULÜ'ne dönerek;
"Sen bizde, biz Sen'in ile
olalım,
yolumuz HAKK'adır, Sen'inle bulalım." dedi, ALİ söze geldi:
"AK DEVE sözünü bağlar, açılan her kapıda
gölgesini siler. Bilgin sözü alırsa, sende O'nu bulursa;
Güneş kapında
olur, yüreğin sefa bulur.

Gelen giden oluşur,
ALEM bizde gelişir,
alan her yönde görüşür.
Cevher denir bilinir,
kırıntısı elenir.
Saydık yönden vereni, sevdik dünden geleni.
Yaprak oldu dalda
kendini buldu.
DÖRT ALEM, DÖRT KALEM'den verildi,
YUVA'da AK DEVE görüldü, cümle adına sarıldı.
Karar,
elbet YÜCE'den.
Yeşil rengin yayıldığı, yönden yöne görüldüğü,
daha önce verildi.
“Dağda bağda arasam, buğday
tarlasını tarasam,
demde oluşan BİR’liğe sarılsam.” dedi,
BAYRAM
söze geldi:
“AKDEVE’ye bine ile, HAK YÖNÜ’ne döneni
bileceğiz! Konuya talib olanın yanındayız.
Seymene sözümüz gelecek!
‘Değirmen alsam, değirmenci bulamam;
rüzgara sorsam, dilinden alamam;
ben talib oldum O’na, asla ayrı kalamam!’ dersin. ALLAH’ımdan gelişen,
gönüllerde oluşan!
Elbet ayrı kalamayız, talib olduk duramayız.” dedi,
BAYRAM
“AKDEVE götürecek, EYYÜB SULTAN bitirecek;
gönlümüz köprü kurdu, dumanı kaldıracak.
Sordum ‘Yolum nereye?’, dedi, ‘İnce
dereye’
İnce dere genişlerde, akan sular yokuşlarda.
İneceğiz, deryaya döneceğiz.
Suyunu ala-ala, serinine dala-dala,
gah o yana gah bu yana, gönlümüz dola-dola.
Aldık mı HAK SÖZÜ’nü, bildik mi
kendimizde olan ÖZ’ünü; işte çaldık sazını, dedik ‘Sildik yozunu,
sevgimizde kozunu’ Bildiğimiz, olduğumuzdur; olduğumuz,
bulduğumuzdur; oyun değil gelişimiz, HAK ADI’na verdiğimizdir.”
dedi, EYYÜB’üm selamladı.
“Üç değirmen aştım da, unum yetmedi;
üç
ocağa koştum da, gücüm bitmedi;
bilen ile oldum da, bilmiyen yolum
tutmadı.
AKDEVE’ye postu verdim, sahibine DOST’u sordum, sevgim ile cümleyi
sardım, geldim yol üstünde durdum. Altın yapına, gümüş kapına dursun;
sabır kalkan, gerçek kılıcın olsun.” dedi,
EYYÜB’üm selamladı.
Arpa buğday taşınır, yollar
geleni giden ile aşırır,
her yaratılan bilir bilmez kaşınır.
Ne mutlu
geldiğini bilen, bildiği hal ile
koşana.” dedi, EYYÜB’üm sözü aldı:
“AKDEVE’yi aldık geldik, selamı cümleye verdik,
her
adımda sorduk; ‘Dostluk mu geçerlidir, postluk mu?’ Denildi ki; ‘Post çevreye,
DOST devreye yararlıdır. ALLAH’ım, her devrede kararlıdır.
Postta daim
kalırsan, zararlıdır’ ”
“Eğildim
su içeyim, akan sudan yolumu seçeyim.
Geçtiğim yol benim oldu, gönüllere
sevgi doldu.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:
“AKDEVE’ye yol
sordum, heybeyi sırtıma vurdum.
Ne aldıysam yüküm oldu, bildiklerim hüküm
verdi.
Seyre geldim dost elleri, sevdim övdüm dost dilleri, RESULÜ’ne benzer
halleri.” dedi, YUNUS’um selamladı.
“AKDEVE’yle selamlaştık, SAHABE’yle helalleştik;
her sorunda,
‘HAK’tan geldi’ dedik,
yerden gökten aldığımıza,
günün konusunda huzura
vardığımıza kararlaştırdık.
Dağlar sana yol verir, DOST elini
aldıysa;
yollar sana açılır, DOST halini bulduysa;
gönlünden aldığına
selam ver, AŞK’ı rengini verdiyse. Dumanını asla gittiğin yere
götürme,
bildiğin gerçeği dilinde bitirme.” dedi, EYYÜB’üm
selamladı.

"Dostluğumuz sevgimiz cümlenize eşittir,
aldığımız
verdiğimiz çeşit çeşittir.
Kimin elinde lale, kimin elinde
leylak,
kimi yere eğilmiş menekşeye el sürmüş.
Dostuyuz
'HAK!' diyenin, postuyuz HAK bilenin,
dostuyuz cümle kuluna gülenin."
dedi,
EYYÜB'üm AKDEVE'ye HAK ADI'na selam verdi,
cümleniz adına YEMEN'e selam
iletti, cümlenizi selamladı.
AKDEVE’yi besledim, RESULÜ için süsledim,
niyazıma niyaz kattım, ALLAH’ımın EMRİ’ne niyazımın
denk geldiğini
şükür ile gördüm;
‘Varasın’ dediği yerde, başımı verdim.” dedi,
EYYÜB’üm selamladı.
“EYYÜB’üm selam verdi, yoldan gelene sordu;
‘AKDEVE’yi gördün mü, ak fistanı sardın mı,
akıldan aldığını DOST ADI’na
sordun mu?’
Gelmeyi dileyenden, bilgiyi eleyenden
ALLAH’ım RAZI olsun,
‘Bildiğini, temelinden aldım!’ desin!
Her yumağın vergisini
düğümsüz sarmayı huy edinen; ‘HAY’ diye-diye kendinden kendine dönendir,
gölgeden çıkıp ateşi ile yanandır.
‘HAY ALLAH’ım HAY!’ diyelim,
KEVSER
ŞARABI’n içip sarhoş olalım!” dedi,
EYYÜB’üm selamladı.
Cami olan CEBRAİL, devrini bulan,
mor renge ahenk
veren, yeşil ile dünyaya dolan…
(Mor renk hakikat mı?)
O;
çamdan nefes alır, çamdan nefes verir durur,
AKDEVE olur yoldan yola
ulaştırır,
BURAK olur halden hale dolaştırır…
Değişmeyen
varlık darlığa yönelir,
duyana duymayana selam verir.
Geyik, soğukta
kendinde olana uyar;
sıcakta vereni duyar.
Can, düşman değildir kula
pişmanlığa düşürmezse,
aldığı bir nefesi DOST adına
taşırmazsa!
CEBRAİL, İBRAHİM’e isim verdi, yol verdi;
İSMAİL’e baktı da, koç olup bıçak altına girdi.
“ ‘Doydum RABB’im!’ diyene duyduğunu verelim,
attığı her
adıma AKDEVE’yi sürelim.
Belgeye gerek olmaz, bilen yolundan kalmaz.” dedi,
EYYÜB’üm söze geldi:
“Manaya özlem duyduk, gönlümüze SEVGİLİ’yi koyduk; aklımızı
yozdan soyduk ta, öyle gerçeğe dayandık.” dedi, EYYÜB’üm; yoldan-yola,
koldan-kuluna selamını iletti.
Aldığım hizmet ile cümlenizi saracağım,
bekleyen her
yaratılmışa soracağım;
“Adı’m ile geldin mi, duyduğun güne
güldün mü?” dedi, RESULÜ cümlenizin varlığına Şefaatçi olduğunu
bildirdi, AKDEVE’ye ak yükü sardırdı.
|