
Geliş-gidişte, her kul olduğu alemin,
yani Avrupa, Asya, Amerika,
Afrika gibi ülkelerde mi RUHLAR değişime uğrar?
Yoksa, Afrikalı Avrupa’da tekrar bedenlenir mi?
Eğer değişiyor ise,
neden hala Avrupa veya Amerikalılaşmadı,
aynı ilkel yaşantı içinde kaldı.
Bunlar tekrar-tekrar tekamül için geliyor ise,
dünyanın her yanı
aynı tekamül çerçevesi içinde olurdu.
Tekamül, sadece fikirdedir.
Anların dahi değiştiği kainatta,
RUHLAR’ın tekrar-tekrar gelişini nasıl ikrar edelim?
‘RUHLAR’ın geliş-gidişi hayal.’
diye anılan çevrede, yoruma dönük kalır.
Kainat MERKEZ’e bağlıdır.
O, TEK MERKEZ’dir.
O'ndan geldik, O'na döneceğiz,
tekrar-tekrar gelişi dönüşü ne yapacağız?
Denildiği gibi akım yoluyla beslenen fikirler,
beden yapısında yerini bulur.
Beden yapısı ile beslenen bebek,
elbet günün akımını bünyesine alır.
Bu günün akımı ile beslenen ana,
yavrusuna elbet dünkü akımını aktarmaz.
Olay budur.
Afrika’da ana yavrusuna,
kendi aldığı akımı verir.
Yavrunun akıllılığı,
tekrar-tekrar gelişten değil,
dünyadaki oluştandır.
Konuşan yavrunun alışını verdik,
ne var ki cümle kulun oluşu ile bağladık.
Çok akım yüklü ANA'nın yüklü BEBEĞİ.
Aldığını verdi.

Geliş çok olsa da,
kulun dönük gönlü değişmez.
Onun için ALLAH’ım kulunu
tekrar-tekrar dünyaya göndermez,
kul olarak.
RUH’un gelişi olur,
kul gönlüne uyulur.
Fani olarak asla!

Asmanın yaprağı üredi, türlü kulları türedi.
Soralım ‘RUH’un tekrar-tekrar bedene gelir.’ diyene,
sor onlara.
RUH mahdut ise, beden nasıl çoğalır?
ADEM bir idi, milyarı buldu.
Beden çok oldu, her bedene RUH verildi.
Yanlış derler, yolu şaşırırlar.
‘RUH tekrar dünyaya gelir.’ dendiğinde,
beden sözü edilmez.
Ama dünyayla RUH’un ilgisi kesilmez.
Olmaz derim.
Başka alemde bedenlenen RUH’un,
dünyada işi nedir?
Yanlış hayal.
Bedenlenmek bir defa olur;
ölçüsünü alır, döner yerini bulur.
Başka türlüsü olmaz, olamaz!
Masal diye oku, üstünde durma.

Ölüm yok; dönüş, göç vardır.
(Bedenli varlıklar tekrar bedenlenir mi?) Asla.
ALLAH’ım dilediğini dilediği gibi yapar,
ona öyle söyletir.
Gelemez, bedenlenemez.

Bedenlenmek sorulur.
Sanılmasın toprağa giren beden,
yeniden kalkacak,
RUHLAR kalıplaşacak.
Asla.

Dünyaya gelişin sözü edildi,
gidişe-dönüşe karar verildi.
Giden dönmez, kalan bilmez.
Eğer gidiş-dönüş olaydı;
artış olmazdı, nüfus aynı kararda kalırdı.
Doğum kontrolünü ALLAH’ım ayarlar.
Zelzele, yol felaketleri bunun misali.
‘Gelecek.’ dersen, beni gör.
Gelseydim, MESNEVİ’mi yazardım.
Günde yazarız, geldiğimize sayarız;
almayı bileni, etrafımıza toplarız.

Kula verilen sözdür, huzura varan ÖZ’dür.
Beden gelir, CAN alır; görür, varır.
Nereye? Çağırıldığı yere.
Sana benim, ALLAH’ımın İZNİ ile bir sorum var.
Dünya kulu, bir geldi milyarlara yükseldi.
Gidiş-geliş, nerede oldu artış, nasıl yükseldi?
Cevabı kulca yetmez.
MEVLÂNA aldı, aldığını bildi.
Geçtiğimize değil, geleceğe bakarız.
Hayatın bitimi, kulun elinde midir?
Bunca yıl yaşayan, bitirmiş midir?
KUR’AN’da yazar.
ALLAH’ım da,
KUR’AN’ı ve diğer kitapları ile;
gelişin birliğini, dünyadaki dirliğini bildirir.
RUH’un tekrar-tekrar gelişi ile tekâmüle inanır mısın? KUR’AN’ın yazdığı,
kulun sorgusu yapıldığına inanır mısın?
Madem inanıyorsun,
kaç vücut için sorguya cevap verirsin?
Tekâmülden sonra sorgu biterse,
kul tam tekâmül ederse;
sorguya ne hacet?
Dünya giriş ve çıkış kapısı olan bir handır.
Dünya ötesi, göç.
Gelişim, tekrar bedenli oldu mu,
MEVLÂNA bir daha doğdu mu?
Başka isimle de olsa,
MEVLÂNA vücut ederdi,
kendini dünyaya duyururdu.
Güneşin varlığı, darlığa kepçe olmasın.
Yanılma işte budur.
Demedin, açığa vermedin nüfus artışını?
Suyun akışını verdik, tekâmül için geldik;
yeniden doğuş budur, bedenleniş değil.
Kâinatın büyüklüğü malum.
Gelen kadar gitse, yine dolmaz.

Kulun merakı yerindedir, ÖZ’ünü sorar.
RUH döner mi?
Hapisten çıkan bir daha girer mi?
Ne var ki düşündüğümüz manada hapis değil.
Ölümün yerinde,
göçün olduğu bilinir.

Elbet dünyaya bir ADEM geldi,
bini de aştı, milyonu da geçti.
Hep giden mi döndü? Nasıl arttı?
Geleni sen gördün mü? Ben görmedim.
Dedim, ben öyle olay görmedim,
olmayacağını da bilirim.
O gün-bu gün, var mıdır?
Varlık, var olduğundan.
Yokluğa değil, bir alemden öbür aleme dönüş olur.
Bu aleme varan, bir daha dönmez, bedenlenemez.
Geliş var, şu anda olduğumuz gibi.
Alemleri siz ayırırsınız;
RUH alemi, beden alemi diye.
Hayalde olansınız, hayalle bulansınız.
Bizler hakikati bulduk.
Hayalden hakikat bulunur,
hakikatten hayale dönülmez.
Olay budur.
Denilen, hayal içinde hayal görümüdür.
ULU’dan sorarlarsa, hakikati öğrenirler.
MEVLÂNA AŞK’ını söyledi, bedeni değil.
Daha önce dedim, ŞEMS’i bilmeden boş idim,
taş-toprak dahi değil idim.
Madem ki tekamül için geliniyor,
HAZRETİ ALİ neden HACI BEKTAŞ olsun.
RUH ile buluşur, BEKTAŞ ile konuşurdu.
Ama beden, asla.

Gelişim birdi, dönüşüm öyle.
‘MEVLÂNA’ dendi, yüceltildi.
Unutulmasın,
MEVLÂNA da ALLAH’ımın kullarından biri idi.
‘Sen kim, ben kim?’ yok;
aramıza yücelik girmez,
her kulu bir.
Her gelen ADEM’in dölü,
ALLAH’ımın kuludur.
Her gelene, geliş birdir.
Yanılma vardır, yalan yoktur.
Daha önce dedim, yalandan kaçarım.
Aramızda yalan diyen yok.
Sebebi sorulanda, dedim;
kitabı yazılan, yazana yardıma gelendir.
Dendiği gibi olsa, gidişe korku kalmaz.
‘Yine gelirim.’ denir, gelişe hazırlanılır.
Kul vardır, ‘Daha iyisini görebilirim.’ der,
o yolu hayal eder.
Dünyaya geliş birdir, dönüş bir.
Başka türlü olamaz, bir RUH iki bedene giremez.
Aksini diyen arasın, fani olarak ispata çalışmasın.
Çünkü yanıldığı görülür.
Asla geliş ikinci defa olamaz.

Ölçüyü alanın şikayeti kalır mı,
çalışmayan talebe
‘Öğretmenim not ver’ diyebilir mi?
YÜCE’nin KÜRSÜSÜ de öyledir.
Ve RUH’un tekamülü diye avunan,
‘Tekrar-tekrar dünyaya gelip,
nasıl olsa bulacağım’ diyen;
gafletin girdabına girmiş olur.
Bilirsiniz girdap, denizin kuyularıdır.
Çıkışı olmayan kuyu.
Dünyaya geliş birdir,
çünkü yaratan YÜCE’dir.
O kulunu bilir,
kuluna KENDİ’ni bildirir.

Varlığa katılan, varlıktan çözülmez.
Onun için dünyaya, tekrar-tekrar geliş olamaz.

Elbet geleceksin, geldikte güleceksin.
Çünkü aslını bulacaksın.
‘Bilinen...’ denmesin, umulandır.
Unutulmasın, gelmeden bilinmez,
gelen dönmez.
ALİ

Her yaratılmış insan kuldur,
elbet bilirse, ‘Kuluyum’’ diye kendini görürse,
kendi ile kendini bulursa.
‘Kul ettim.’ denilen, gördüğümü söylediğimdir.
Bilse bilmese kulluğunu bulacak,
kulluğu ile övünecek.
ALLAH’ım ondan razı olsun ki,
‘Kuluyum!’ dedi, kulluğunu dünyada tasdik etti.
Her var olan, yaratılandır, kul değildir!
Kul sadece insandır!
Her yaratılan, kulu içindir.
Kulluk; yaratılan varlık değil!
Yaratılan varlığın yerine her gün yenisi gelir.
Kul bir defa gelir, bir defa döner!