
‘Yetti mi yeter mi,
doydu mu doyar mı?’ deme.
ALLAH’ım kulundan vazgeçmez,
O'na havale edileni bırakmaz,
yüzlerce MELEKLERİ’yle korur,
her olaya sebep yaratır.
‘Ben bakayım, ben koşayım,
hastayı kurtarayım.’ diyen yanılır.
Her yolu kapanır.

Güvenciniz kuldan olmasın.
Kul kime dayanır?
Ananın yokluğu babanın yokluğu,
yavrunun sefaleti değildir.
Çünkü ne ana ne baba,
dört başı mamur koruyucu değildir.
TEK KORUYUCU YARATAN’ımdır.
Yer sarsılanda kul sallananda,
anayı babayı mı düşünür?
Bilir ki, hiçbirinin gücü kurtuluşa yetmez.

Yardım, sözle değil, gönülle edilir.

Yaptığın yardım;
senin, onun ve ALLAH’ımın arasında kalsın.

Yaprağı ağaçta tek görsen,
hayrette kalırsın,
ağaç senin olmasa da
göz zevkinden mahrum olursun.
Onun için senin olmasa da,
gördüğün ağaca su ver ki;
gözün de gönlün de hoş olsun.

Yardım dilemek;
evvel ALLAH’tan,
sonra göndereceği
yardımcıyı beklemek.

Acz içinde olana sen ağlama,
‘Aczine yol bulayım.’ deme.
Çünkü gücün yetmez.
YARATAN’ın YARATTIĞI,
‘KULUM.’ diye GÖZETTİĞİ’ne el atmak;
‘Ağaca boy verdim.’ demek kadar garip gelir.
Sözün hatası şuradan gelir:
Kul dara düştü mü, ‘ALLAH’ım!’ der.
ALLAH’ım kuluna
en güzelini vermiş, niye acısın?
Neden güzel olandan, kulunu kurtarsın?
‘ELHAMDÜLİLLAHİ RABBİLALEMİN’ derken;
ALLAH’ım;
alemlerin VERİCİSİ olduğunu biliriz,
her halde hamd ederiz demektir.

Cumayı beklerken,
perşembeye eklerken,
çarşambayı saklarken;
salıyı gönülden çıkarmadı.
Günlerden değil,
gönüllerden mekan aldı.
Her gönülde bahçe gördü,
vergiye duacı oldu.
Pamuk dalında paklığı buldu,
adına PAMUK DEDE dendi.
Gözünün görmediği,
kainatı bilmediğim sanılırdı.
Gönül bağında nelerin erdiğini kul bilse,
görmeyen her göze acımasa;
PAMUK DEDE’nin erdiği yeri görürdü.
Acımak, kulun görevi değildir.
Dediğim yanlış anlaşılmasın,
‘Merhametsiz olunuz.’ demedim.
Her olayı, ALLAH’ımın VERGİSİ’nde bulunuz.
Sen O’ndan büyük müsün ki,
VERDİĞİ’ne acıyasın?
Sen sana düşen kulluk görevini yap.
Yardıma muhtaç gördüğüne,
gücünce yardımcı ol.
Yapacağın odur.

YUNUS’um geldi:
“Çaydan geçen, paçasını kıvırır;
gölden geçen, salını devirir;
elden medet bekleyen, dizini dövdürür...”

'Dayandığım ALLAH'ım!' deyiniz,
yerden gökten yardım dileyiniz.
Desteği kulda bilen,
yıkık duvara dayanan sarhoşa benzer.

'YAR!..' diyen her kula
MERYEM'in sorusu gelir:
"Aç ile aç mısın?
Çıplak ile üşür müsün?
Günün yargısına düşenler,
fakir ile üşüyenler;
dolaplarını açtıklarında utansa idiler,
ne aç ne çıplak kalırdı!
Sözüm cümle içindir,
zümre için değil!
Bir yaraya yüz kişi eğilirse,
yüz kişi giyinir.
Yüz dilim somun bölünürse,
yüz aç doyurulur!
Birbirinize nakledeceğiniz önce bu olsun!
Yarışma, yardımcı olabilmede yapılsın!
'Gönülden alırım, gönülden severim.' denende,
hakikat nerden nereye kadardır?
Elbet her kulun nasibi bir yazılmaz;
kimi az kimi çoktur.
Çok olan az olana yeterince yardımcı olursa,
sevgisi katıksızdır!..."

"...Çağırana söz gerek,
anlayana ÖZ gerek,
elbet verdiği yürek.
Aldım verdim, yardım diye koştum.
Dediğime şaştım.
Yaptığım yardım değil koz idi,
her halim söz idi.
Yardım demediğim gün,
söz ile girmediğim yön;
kendimi bulduğum,
ÖZ'üme döndüğüm an oldu.
Eğer 'Yardım' deyip girdi isek yanılırız,
sadece var olanı var olanla paylaşırız.
Yardım, alışverişten sayılır.
'Madde vereyim, mana alayım.'
diye yardıma koşarsan,
kendini avutmuş olursun!
'Aldığımı, gördüğümü paylaşalım.' diyelim,
alışverişe asla düşmeyelim!"
dedi, PİR SULTAN

SAHİB'ini bilene yardımcı olunur.

'Sarsam yarayı, örtsem karayı.'
diyene de ki:
Yara da kara da YÜCE'dendir.
Gönülden alırsan,
yapıda kendini bulursan,
yardımcı olursun.

Serap kulunun hayalidir,
gönlünün gerçeği.
Bulmayı her kulu diler,
olmak için niyetini böler.
Bulmayı diliyor isek;
her avucumuzda yazılı olan gerçeği okumalıyız.
‘Yazılı olan nedir?’ denildi;
Kainatın, nokta ile verilen gerçeği…
Seyirden almak istiyor isen, kendine sor:
‘Aldığını verdin mi?
Bir avucunda olanı, ikiye böldün mü?
Elin ile, zengini fakiri sardın mı?
Öksüzün sırtını sıvadın mı?
Hastanın başına koydun mu?’
O el, senin gerçeğindir.

“...Çevrende yardımcı arasan kendine yönel,
de ki ‘YARDIMCI’m ALLAH’ımdır.’
Kendimi bildi isem,
gerçeği buldu isem,
HAK ile doldu isem;
nefesim O’na varır,
YARDIMCI’m beni görür,
ALLAH’ım cümleyi korur.”
dedi, SEYYİD OMAR

YUNUS’um sözü aldı:
“Akan suya vardım,
suda balıkları gördüm;
kilimi ağacın altına serdim;
lokma yaptım somunu,
balıklara verdim;
Dost yüzümü öylece suda gördüm.
El verirse, gönül sevinir;
sevgi olursa, cümlede sevinci kalır...”