Ali

9
'Gökyüzünü açalım, ötelere geçelim.' diyenin sözünde,
kahır okunur yüzünde.
'ALLAH!' sözümüzdür, AŞK ÖZ'ümüzdür, cümle gözümüzdür.
Kader benden ötedir, KADİR cümleden öte.
Kainatın ÖZÜ'dür, YARATAN'ın SÖZÜ'dür, her bilenin gözüdür.
'Bahçeni açar mısın, çiçeği saçar mısın, öteye geçer misin,
su olsan taşar mısın?' diyene ALİ'nin sözüdür:
Adımı değil, andımı bilirler, konuk gelende sevgimi bulurlar.
Her duvarı elbet aşarım, O'na dayandığım gün.

Ali

31
Attan inemem diyen, DOST'tan alamam demesin,
DOST'u uzak bilmesin.
Selam sevenden gelsin, selam cümlenize olsun.

'HAY!' dedik, söze girdik, 'HAY!' dedik yolu aldık,
'HAY!' dedik DOST'u bulduk, 'HAY!' dedik BİR'de kaldık,
BİR'de selama durduk, sözü DOST diye getirdik.
Dağın taşı toprağı ayağıma gelse de,
cümle çirkin diyenin sözü beni bulsa da;
verdiğim değişemez, bilen bildiğinden şaşamaz.
Alan veren O'ndandır, seven gülen O'ndandır,
değişen olmaz, duyan uyan O'ndandır.
Selamı size verdik, selam diyenlerle beraber olduk.
Ali

21
Dost gelmekten, dost vermekten sakınmaz,
dilenen yolda dileyen bakınmaz.
Aldığım verdiğim, Selamı'nı getirdiğim,
'Şüpheleri silsinler, VEREN BİRDİR bilsinler.' Dedi.
Elden ele geçen, HAK muhabbetidir;
elden ele aktarılan, halk sevgisidir. Esirgeyene esirgenir!
'Uymaz.' dediğini yadırgama. Omuz ver ki, tutunsun.
Unutma, belki onun omuzu daha güçlüdür.
Yol birdir hal ile uyarsan, yol birdir her hali ile seversen,
yol birdir kendin gibi herkesi görürsen, bileni bilmeyeni översen.
Bil ki, gücün kesilir güçsüzü döversen.
Demde BİR'liği bulalım, demde sevgiyi yayalım,
öylece niyaza duralım, öylece gönül miracımıza varalım.

Ali

9 temmuz
Her harf O'nun ADI'dır, her harf sevenin AŞKI'dır.
Geldik cümle kuluna, müjdeledik yoluna.
'DOST' denilen, yerinde görülen, derman istenilen her halde;
Adı'nı verdi, 'RESULÜ.' dendi.
Selam verdik Adı'na,
yerden göğe her dileyene, Adı'nı müjdeleyene;
'Yerin belli.' denildi, günde adı verildi, hizmeti gösterildi.
"Kapalı kapı kalmasın, dağdan düzden her dileyen alsın,
yerini bileni bulsun." Dedi,
"Selam, Selam, Selam." diye cümlenizi selamladı.
Ali

18
'Al ile sarıyı görsem,
mavi ile moru sarsam, yeşili yerden alsam,
DOST’tan selam getirsem;
yaprağı dökülmezdi, kökü asla sökülmezdi.’ dedi,
ALİ sözü DOST’tan getirdi:
"Yer senin söz benim, gördüğün alem cümlenin.
YEMEN’de postu aldık, orda sohbeti kurduk.
HAK’tan dilenen sorguyu verdik.
Serden değil, surdandır, toprak değil kordandır.
Seveni sarar, bilenle karar, bilmeyeni yorar.
Dinden almayı dilediğin nedir?
Kendini bilmek, bildiğin halde bulmak,
bulduğun halde her var olanı sarmak.
Sarmak sevmenin alemidir, sevmek AŞK’ın alevidir.
‘KÂL!’ denilen EMRİ’nden değil AŞK’ında olmaktır.
AŞK amire göz kırpmaz, asla doğrudan kaçmaz.” dedi,
YEMEN’de alemin noktasını verdi.
Giriş ve bağış noktası.
Duman olmıyan sahipsiz kalmayan nokta YEMEN’dir.
Yanılma olmasın,
‘Kainatta sahipsiz nokta var mıdır?’ denilmesin.
Elbet yoktur! YEMEN’de dumansız bilgi vardır.
Oymayı her eline alan oyabilir mi,
ehline versen oymaya doyabilir mi?
Olay budur!
Dünya üzerindeki değil,
kainattaki YEMEN’dir sözü edilen, gözde bilinen…

Ali

13
Günü gelmeyen ele ulaşmayandır.
Her adım sözedir, her bilim gözedir, ilim ÖZ'edir.
Kulun kuldan aldığı kulun kula verdiği kadardır.
Ali

15
AŞK ile geldik söze, HAK ADI'na durduk düze.
Aldık bize, verdik size.

'Ayrı değil.' diyene: Ayrı olan yok elbet.
Ayran içilsin, sohbet açılsın.
'Kandil', 'Ramazan', 'Bayram' dünyayadır bilinsin.
Dünyaya gelişe bayram diyen dünyadadır.
HAK KATI'na vasıl olan, namaz niyaz yerinde elbet.
Nehirden aldığın suyu, dilediğin halde kullanırsın.
Nehire sözün olamaz.
Akan su, kendi iradesine kendi ifadesine değil,
SAHİBİ'ne tabiidir.
Asla yoruma düşmez, iradenin dışına taşmaz.
Ancak, yerden alana, bardak içine girene kadar,
ele tabii görünür.
Yokluk değil varlığa katılan kuluna,
'Nehri buldun!' deriz.
'Yokluk nedir?' diyene:
Değişeni bilmeyen,
bedenin aldığını RUH’una mal etmeyen,
yokluktan bahseder.
Maya elbet burada karılır.
Ne var ki, bayramı orada görülür.
Çünkü meydan yerini; gelene, gülene, bilene, uyana açar.
Meydana gelen her varlık için, her an KADİR'dir.
Zamanın birimleri, bedende ölçülür.
Zamansızlık içinde olanın günü gecesi birdir.
Bal böceğin sesi midir, süsü müdür?
Petek böceğin kafesi midir, nefesi midir? Sadece yapısıdır.
Kul, kulluğunu bilsin. Kul, nefsini bölsün. Kul, kendini bulsun.
'Kandilde' 'Kadirde' 'Ramazanda' 'Bayramda',
her varolanla BİR'liğe girsin.
Desin ki: 'Benden değil O'ndansın,
candan değil kandansın.'
Bedeni silebilsen, RUH’unu görebilsen.
O zaman derim ki O'ndansın!
Sen O'ndan, ben O'ndan, ayrılık neden?
(Zamansızlık kimin içindir?) RUH için.
O'nun gücünde, yerden gökten olan BİR!
O'nun vergisinde, saran çözen pir!

Dualarımız YEMEN'den gelir. Her kulunda umut görür.
'Ayran içilen neden?' denildi:
Ayranda katkısı olmayan yoktur!
Her bitki ayranda buluşur, her yetki ayranda gelişir.
Ekşi olmasın.
Eylem, düzenin dengesini bozmazsa yerini bulur.
Niyaz edelim, 'Namına.' diyelim,
RESULÜ'nden şefaat bekleyelim.
Soylu soyunu topraktan arar, soylu kendini toprakta tarar.
Kendini görmekten aynaya bakamaz, AŞK odunu yakamaz.
('Düzen' ile 'Ayran'ın ilgisi var mıdır?)
Danışılan alışılanı silerse, katılana yer vermez.
Öyle olunca, niyaza kimse durmaz.
Elbet var. Düzen YAZAN'a tabiidir.
(Memleketimizdeki anarşinin de artması
HAKK'ın muradı mıdır?)
Eylem düzeni bozmazsa, görev mi olur?
Elbet YAZAN'a tabiidir.
Ayranın oluştuğu hali söyledik.
Asla gölge getirmez, söz düzeni batırmaz.
Sevgiye alışalım, varlığımızı bölüşelim.
(Bu günkü düzen HAKK'ın 'OL!' dediğine uygun mudur?)
HAKK'ın MURADI ne gelişir, ne değişir.
'OL!' dediği haldedir. 'DUR!' dediğine kadar.
Umduğumuz haldeyiz, bulduğumuz yoldayız.
Saralım sarılalım, birlikte görülelim.

Ali

6 haziran
Görgü perdesine niyaz edenler,
her kulunu bir bilip elinden tutanlar,
gönülden 'Kara bulutu' 'Rahmet' diye ananlar,
'Cami' diye gönüllere dalanlar;
kayguyu siliniz, ahlak yerindedir biliniz.
Biliniz ki, aydın güne açıktır.
Biliniz ki dört yönde verilen, dilendiği halde görülen düzene
meydan verildi, her gelen sofra kuruldu.
'Soframız açıktır cümleye.' denildi,
gelenden gelmeyenden RIZASI istendi.
ALLAH'ıma emanet olsunlar, selamımı alsınlar.
YEMEN kapısı, BİRLİK’tir yapısı.
Kapısına varalım, yapısında olalım.

Ali

9
MELEKLER adını versin,
MELEKLER kanadını görsün, MELEKLER bahçene girsin.
Desin ki: 'Dalınla yaprağınla, sen de gülsün.
Yaprağın huyundur, çiçeğin ruhun.'
Selam göklerden size gelsin.
Selam göklerde sizi bulsun.
Cümlesi sizlerle birlikte kalsın.

'Ölen ölsün.' denilen, 'Bulan gelsin.' denilendir,
AŞK sofrasına konulanı yenilendir.
Cümlenize kutlu olsun, her yaratılan mutlu kalsın.
ALİ'den cümlenize üç öğüt gelsin:
Hata sizdendir, bilici olun.
Atâ, HAK'tandır görücü olun.
Üç günden öte küs kalmayın, affedici olun.
ALLAH'ım affedicidir.
AŞKI ile yananı görücüdür.
Alın bilin, kutluluk mertebesine erin.
Umutlar sizlerledir, gönüller açık olsun.

Ali

27
Akmayan çeşme kulu çağırmaz.
Akmayan çeşmenin önünde kulu eğilmez.
Akana gelenden, ALLAH'ım RAZI olsun.
Dayandığımız halde, bulunduğumuz yolda, dilediğimiz GÜL'dedir.

Açık sofra gelene, her lokmayı sevene,
'Nasip cümlenin.' diyene geldik,
Selamı'nı
(HAZRETİ MUHAMMED'in) getirdik.
Saydık sayfalar bizim,
saydık sayfalar sözün, dedik 'HAK'tandır yazın.'
AFFI'na sığındık, 'GÖRGÜN'de buluşalım.' dedik, niyaza durduk.
Her sayfamız açılsın, AFFIN'da dileklerimiz seçilsin ALLAH'ım.
Geldik, huzur ile bulduk. Günahlarımızdan sıyrılalım,
aşacağımız yolda, koşacağımız halde buluşalım.
Her sayfada günahlarımızdan arınalım, GÖLGEN'de barınalım.
Akana baktık gelişir diye, değirmen buğday verirsen çalışır diye. Nasibimiz gürdür, gönüllerimiz hürdür.
Aşamadığımız değil, taşamadığımız gerçeği buldurur.
ALLAH'ıma emanet olunuz.
Ali

7
'ALLAH! ALLAH!' diyerek, RESULÜ'ne dönerek;
Sen bizde, biz Sen'in ile olalım,
yolumuz HAKK'adır, Sen'inle bulalım.
AK DEVE sözünü bağlar, açılan her kapıda gölgesini siler.
Bilgin sözü alırsa, sende O'nu bulursa;
Güneş kapında olur, yüreğin sefa bulur.
Dünya bağlarsa seni; mana söyletsin,
verenin sözünü gönülden aktarsın.
'Almayı bilemezsem sormayı denerim,
Dostuma dönemezsem kalmayı denerim.' diyen
dünyaya düğüm atmayı deneyendir.
Gönülden sınarsan gönül ehlini,
var sen gör bilmeyenin zulmünü.
Atacaksın elinden hırs kalemini,
çekeceksin gönlünden katı seyrini.
Bil ki hal ile hali bulanlar,
bil ki gönülden kini silenler;
yerden gökten HAKK'ın RIZASI'nı alırlar.
RESULÜ ile BİR'liği bulurlar.
Sohbetimiz düzde açılır, cümlenize HAK NURU saçılır.
'Dağı taşı aşalım, sevgiye ulaşalım.' demeden
meydanda buluştuk, sevgi ile oluştuk.
Selam, selam cümlenize.
 Kuyu değil kaynaktır;
dağınık değil, demden yoğun akandan gelene dek,
yeri asla eksilmeyendir.
Oku, derman O'ndandır. Oku, yerden göğe bağlayanı.
Ali

16-1
DOST ADI’nda DOST SOFRASI kurulur.
Dilenen sofrada elden ele DOST helvası karılır.
Doğana selam olsun! Doğandan selamı alınsın!
(Peygamber EFENDİMİZ mi?)
Cümlede kaygu silinsin!” dedi, ALİ selam ile geldi:
(Bir can: ‘Yarın akşam Mevlit Kandili’ der)
Derdine adını yazma!
Düzenden kendini ayırma!
DOST SOFRASI dedik, sofrada cümlenizi gördük.
‘Selam! Selam! Selam!’ dedik,
YEMEN’den selam getirdik
Ali

17
Çam dibine oturdum, nefsi dize yatırdım.
   Gördüğümü bildiğimi, bir kazana kotardım.
   Kaynadı da taşmadı, dilendiğince pişmedi.

Ali

19
Alanın vebali kadar, görevi üstlenenin sevabı da büyüktür.
‘Gayret, ALLAH’ım!’ diyelim,
yuvanın sahibi a’dan görevin başını çekelim.
Ali

7 mayıs
'Ata binsem yola dönsem’ diyenin aradığı at mıdır?
Yoğun çalışalım, verilen göreve alışalım.
Katacağımız, her gelenin elini tutacağımızdır.
Olumsuzluk asla yok, sadece doyumsuzluk vardır.
Her verilen görevli, vazifeye uymaya alışmada el ele verilirse,
çalışmada gölgeler silinir. Gölge, sizdedir bizde değil!

Ali

22
Elden aldık, kaynağın başından verdik.
Düzeni, YEMEN’den verildiğince kurduk.
Satır-satır okunsun, her kulu dilince gönlünce dokunsun.
Gelmeyi görevden dedik, gemiden gemiye sözü bağladık.
Madde gemisine mana gemisini köprü ile bağladık.
Elbet ayrı değil.
Az ile çok açılır. Yol, yürürsen geçilir.
HAK cümleniz ile, cümleniz HAK ile olun.
Ali

26
Gölgeyi geçene ışık ver ki görsün, ‘Daha güzel.’ desin.
‘GÜZEL, ne güzel verdiğin.
GÜZEL, ne güzel gösterdiğin.
GÜZEL, ne güzel bana yazdığın’ dedik,
HAK YOLU’nda kendimizi bulduk.
Ak ile kara silinecek! Yağmur ile çamur sevilecek!
Her lokma, sevene sevmeyene bölünecek!
Dalga var ise denizde, sakin kalması beklenecek;
gine de yola devam edilecek!
Nefis senden korktuğu günde, anahtar elindedir.
Sen nefsinden korkarsan, eğitene gelirsin.
Yani, yardımcı çağır.
Unutma, nefsini nasıl yendiğini,
kendinde olana nasıl yenildiğini,
kendini bulduğun günden nasıl sevildiğini,
ve ne olursa olsun sevdiğini.
Elbet görevin ağırdır.
Unutma geçirdiğin en ağır imtihanları.
O gün, bu günü  getirdi.
(İmtihana ne gerek var?)
Dünyada da öyle değil mi?
Okulu bitirmeye imtihan, işe girmeye imtihan.
Elbet, makam almaya da imtihan gereklidir.
Sohbetleri açık-açık okursanız,
satırlar arasındaki sırları çözersiniz.
Verdiğimiz yazılar, bilinenin ötesindedir.

Ali

30
Gün-gün bilinir, gün, günde anılır, yapıya her dileyen katılır.
‘Selam.’ diye-diye geldik, YUVA’da cümlesini gördük.
‘ALLAH’ım, dilenene dayandığı kadar,
dileyene sevindiği kadar nasip versin.’ dedik,
RESULÜ’nün selamını getirdik.
Kar olsa erirdi, kör olsa görürdü, bilen bilmiyen varırdı,
RESULÜ’ne uysaydı.
Ali

17
Saydık gelen geçeni, sorduk yolu seçeni.
‘Aynaya mı, aynadan mı?’ dediler,
niyette gelişeni değil, değişeni sordular.
Aynaya, niyet eden bakar.
Aynadan alan, kendinde olanı seçer.
Ben benden bulursam, çevrede olandan görürsem;
‘Halime geldim.’ derim, öylece aşk meyvesini yerim.
Olmazsa değişen, görülmez gelişen.
Akşam sabah bilindiği gibi,
olaylar görüldüğü gibi alınsa;
görüşte aykırılık olmazdı,
kimsenin kimseden sorgusu kalmazdı.
Söz ezmez, sözcü silmez.
ÖZ’den aldık, ÖZ’den bildik;
selamı RESULÜ’nden getirdik.
ALLAH’ım SEN’den bildik,
RESULÜ’nden bulduk, cümle ile olduk!

‘ALİ’nin sözü.’ denilir,
HAK ADI’nda ÖZ’ünden verilen görülür.
Ben, benden bilmeden senden bulamam;
ben, bende olanı görmeden sana veremem.
Yerden gökten RAHMET gelir, RAHMETİ cümlenizi bulur.
Gecede kaygular silinsin,
‘Her kulu kendinde olanı bilir’ denilsin.
Gördük ki, bilenin bilmeyenden ayrısı yok.
(Kendinde olandan murat ne acaba?)
Kendinde olan, HAK NURU’dur.
Hiç bir kulunun, ne az ne çok ayrısı yoktur,
bilenle bilmiyen vardır.
Daha önce dediğimiz odur.
Bilenle bilmiyen ayrıda değil diye.
Ayrıya düşseydi, KENDİ’nden olmazdı,
‘VAREDEN!’ denmezdi.
Bilirsen kulusun, bilmezsen hatalısın.
Kendini bilmeye bulmaya mecbursun!
O’ndan geldin, O’na döneceksin!
Öyle ise, sende olanı bileceksin!
Bilmezsen, O’na ne yüzle döneceksin?
(Koşullarını kim hazırlayacak bunun?)
‘Şükür ALLAH’ım!’ diyelim,
kendimizi bildiğimize dua edelim,
bilmeyene yardımcı olalım.
‘Nasıl olalım?’ denildi:
Sizlere gelen yardımcıları unutmayın!
(Şeytan ile ULU’yu nasıl ayıracağız?)
Gönlüne sadece ALLAH’ımı aldı isen,
kainatı koydu isen,
Şeytan’a yer kalmaz!

Ayaktayız ayakta olunuz,
her seherde ‘Şükür ALLAH’ım!’ deyiniz!
(Sabah namazı mı?) EYVALLAH!
RESULÜ’nden selam aldık. Halini bildik, o’na uyduk;
CELALİ’ni sevdik, CEMALİ’ne talip olduk.
Satır-satır gelenleri, her zerremize oya misali işledik.
AŞK oduna yandı mı, ‘Güzel bende.’ dedi mi?
(Satır-satır gelenden maksat ne acaba?)
KUR’AN uyanı, KUR’AN okuyanı açar,
her satırda ayrı sırlarından geçer.

Kapılar açıldı geçiverelim, gideni geleni seçiverelim.
Can dedik, CANAN’a uyduk, her kulunda güzellik gördük.
(Geleni geçeni biz mi seçeceğiz?)
Seçen HAK’tır; seçilen, HAKK’a.
Seçen HAK’tır; seçilen halka.
Halk ile BİR’liğe gidersen, kendini HAK’ta bulursun.

Ali