

'Gökyüzünü açalım, ötelere geçelim.'
diyenin sözünde,
kahır okunur yüzünde.
'ALLAH!' sözümüzdür, AŞK
ÖZ'ümüzdür, cümle gözümüzdür.
Kader benden ötedir, KADİR
cümleden öte.
Kainatın ÖZÜ'dür, YARATAN'ın SÖZÜ'dür, her bilenin gözüdür.
'Bahçeni açar mısın, çiçeği saçar mısın,
öteye geçer misin,
su olsan taşar mısın?' diyene ALİ'nin sözüdür:
Adımı değil, andımı bilirler, konuk gelende sevgimi bulurlar.
Her
duvarı elbet aşarım, O'na dayandığım gün.

 Attan inemem diyen, DOST'tan alamam
demesin,
DOST'u uzak bilmesin.
Selam sevenden gelsin, selam cümlenize
olsun. 'HAY!' dedik, söze girdik, 'HAY!' dedik yolu aldık,
'HAY!' dedik DOST'u bulduk, 'HAY!' dedik BİR'de kaldık,
BİR'de selama
durduk, sözü DOST diye getirdik.
Dağın taşı toprağı ayağıma
gelse de,
cümle çirkin diyenin sözü beni bulsa da;
verdiğim
değişemez, bilen bildiğinden şaşamaz.
Alan veren
O'ndandır, seven gülen O'ndandır,
değişen olmaz, duyan uyan
O'ndandır.
Selamı size verdik, selam diyenlerle beraber olduk.

 Dost gelmekten, dost vermekten
sakınmaz,
dilenen yolda dileyen bakınmaz.
Aldığım verdiğim, Selamı'nı
getirdiğim,
'Şüpheleri silsinler, VEREN BİRDİR bilsinler.'
Dedi.
Elden ele geçen, HAK muhabbetidir;
elden ele aktarılan,
halk sevgisidir. Esirgeyene esirgenir!
'Uymaz.' dediğini yadırgama. Omuz
ver ki, tutunsun.
Unutma, belki onun omuzu daha güçlüdür.
Yol birdir hal ile uyarsan, yol birdir her
hali ile seversen,
yol birdir kendin gibi herkesi görürsen, bileni bilmeyeni
översen.
Bil ki, gücün kesilir güçsüzü döversen.
Demde BİR'liği
bulalım, demde sevgiyi yayalım,
öylece niyaza duralım, öylece gönül miracımıza
varalım.

 Her harf O'nun ADI'dır, her harf
sevenin AŞKI'dır.
Geldik cümle kuluna, müjdeledik yoluna.
'DOST' denilen,
yerinde görülen, derman istenilen her halde;
Adı'nı verdi, 'RESULÜ.' dendi.
Selam verdik Adı'na,
yerden göğe her dileyene, Adı'nı müjdeleyene;
'Yerin
belli.' denildi, günde adı verildi, hizmeti gösterildi.
"Kapalı kapı
kalmasın, dağdan düzden her dileyen alsın,
yerini bileni bulsun."
Dedi,
"Selam, Selam, Selam." diye cümlenizi selamladı.

 'Al ile sarıyı görsem,
mavi ile moru sarsam,
yeşili yerden alsam,
DOST’tan selam getirsem;
yaprağı dökülmezdi,
kökü asla sökülmezdi.’ dedi,
ALİ sözü DOST’tan getirdi:
"Yer senin söz benim, gördüğün alem cümlenin.
YEMEN’de postu aldık, orda sohbeti kurduk.
HAK’tan dilenen sorguyu verdik.
Serden değil, surdandır, toprak değil kordandır.
Seveni sarar, bilenle
karar, bilmeyeni yorar.
Dinden almayı dilediğin nedir?
Kendini bilmek,
bildiğin halde bulmak,
bulduğun halde her var olanı sarmak.
Sarmak
sevmenin alemidir, sevmek AŞK’ın alevidir.
‘KÂL!’ denilen EMRİ’nden
değil AŞK’ında olmaktır.
AŞK amire göz kırpmaz, asla doğrudan kaçmaz.” dedi,
YEMEN’de alemin noktasını verdi.
Giriş ve
bağış noktası.
Duman olmıyan sahipsiz kalmayan nokta YEMEN’dir.
Yanılma
olmasın,
‘Kainatta sahipsiz nokta var mıdır?’ denilmesin.
Elbet yoktur!
YEMEN’de dumansız bilgi vardır.
Oymayı her eline alan oyabilir mi,
ehline
versen oymaya doyabilir mi?
Olay budur!
Dünya üzerindeki değil,
kainattaki
YEMEN’dir sözü edilen, gözde bilinen…

 Günü gelmeyen ele ulaşmayandır.
Her adım sözedir, her bilim gözedir, ilim ÖZ'edir.
Kulun kuldan aldığı kulun kula verdiği kadardır.

 AŞK ile geldik söze, HAK ADI'na durduk düze.
Aldık bize, verdik
size. 'Ayrı değil.' diyene: Ayrı olan
yok elbet.
Ayran içilsin, sohbet açılsın.
'Kandil', 'Ramazan', 'Bayram'
dünyayadır bilinsin.
Dünyaya gelişe bayram diyen dünyadadır.
HAK KATI'na
vasıl olan, namaz niyaz yerinde elbet.
Nehirden aldığın suyu,
dilediğin halde kullanırsın.
Nehire sözün olamaz.
Akan su, kendi iradesine
kendi ifadesine değil,
SAHİBİ'ne tabiidir.
Asla yoruma
düşmez, iradenin dışına taşmaz.
Ancak, yerden alana, bardak
içine girene kadar,
ele tabii görünür.
Yokluk değil varlığa katılan
kuluna,
'Nehri buldun!' deriz.
'Yokluk nedir?' diyene:
Değişeni
bilmeyen,
bedenin aldığını RUH’una mal etmeyen,
yokluktan bahseder.
Maya
elbet burada karılır.
Ne var ki, bayramı orada görülür.
Çünkü meydan yerini;
gelene, gülene, bilene, uyana açar.
Meydana gelen her varlık için, her an
KADİR'dir.
Zamanın birimleri, bedende ölçülür.
Zamansızlık içinde olanın
günü gecesi birdir.
Bal böceğin sesi midir, süsü müdür?
Petek böceğin
kafesi midir, nefesi midir? Sadece yapısıdır.
Kul, kulluğunu bilsin. Kul,
nefsini bölsün. Kul, kendini bulsun.
'Kandilde' 'Kadirde' 'Ramazanda'
'Bayramda',
her varolanla BİR'liğe girsin.
Desin ki: 'Benden
değil O'ndansın,
candan değil kandansın.'
Bedeni silebilsen, RUH’unu
görebilsen.
O zaman derim ki O'ndansın!
Sen O'ndan, ben O'ndan, ayrılık neden?
(Zamansızlık kimin içindir?) RUH için.
O'nun gücünde, yerden gökten olan BİR!
O'nun vergisinde, saran çözen pir!
Dualarımız YEMEN'den gelir. Her kulunda umut
görür.
'Ayran içilen neden?' denildi:
Ayranda katkısı olmayan yoktur!
Her bitki
ayranda buluşur, her yetki ayranda gelişir.
Ekşi olmasın.
Eylem,
düzenin dengesini bozmazsa yerini bulur.
Niyaz edelim, 'Namına.' diyelim,
RESULÜ'nden şefaat bekleyelim.
Soylu soyunu topraktan arar, soylu kendini
toprakta tarar.
Kendini görmekten aynaya bakamaz, AŞK odunu yakamaz.
('Düzen' ile
'Ayran'ın ilgisi var mıdır?)
Danışılan alışılanı
silerse, katılana yer vermez.
Öyle olunca, niyaza kimse durmaz.
Elbet var.
Düzen YAZAN'a tabiidir.
(Memleketimizdeki
anarşinin de artması
HAKK'ın muradı mıdır?)
Eylem düzeni
bozmazsa, görev mi olur?
Elbet YAZAN'a tabiidir.
Ayranın oluştuğu
hali söyledik.
Asla gölge getirmez, söz düzeni batırmaz.
Sevgiye alışalım,
varlığımızı bölüşelim.
(Bu günkü düzen HAKK'ın 'OL!' dediğine uygun
mudur?)
HAKK'ın MURADI ne gelişir, ne değişir.
'OL!'
dediği haldedir. 'DUR!' dediğine kadar.
Umduğumuz haldeyiz,
bulduğumuz yoldayız.
Saralım sarılalım, birlikte görülelim.

 Görgü perdesine
niyaz edenler,
her kulunu bir bilip elinden tutanlar,
gönülden 'Kara bulutu'
'Rahmet' diye ananlar,
'Cami' diye gönüllere dalanlar;
kayguyu siliniz, ahlak
yerindedir biliniz.
Biliniz ki, aydın güne açıktır.
Biliniz ki dört yönde
verilen, dilendiği halde görülen düzene
meydan verildi, her gelen sofra
kuruldu.
'Soframız açıktır cümleye.' denildi,
gelenden gelmeyenden RIZASI
istendi.
ALLAH'ıma emanet olsunlar, selamımı alsınlar.
YEMEN kapısı,
BİRLİK’tir yapısı.
Kapısına varalım, yapısında olalım.


MELEKLER adını
versin,
MELEKLER kanadını görsün, MELEKLER bahçene girsin.
Desin ki: 'Dalınla
yaprağınla, sen de gülsün.
Yaprağın huyundur, çiçeğin ruhun.'
Selam göklerden size gelsin.
Selam göklerde sizi bulsun.
Cümlesi sizlerle
birlikte kalsın.
'Ölen ölsün.' denilen,
'Bulan gelsin.' denilendir,
AŞK sofrasına konulanı yenilendir.
Cümlenize
kutlu olsun, her yaratılan mutlu kalsın.
ALİ'den cümlenize üç öğüt
gelsin:
Hata sizdendir, bilici olun.
Atâ, HAK'tandır görücü olun.
Üç
günden öte
küs kalmayın, affedici olun.
ALLAH'ım affedicidir.
AŞKI ile yananı
görücüdür.
Alın
bilin, kutluluk mertebesine erin.
Umutlar sizlerledir, gönüller açık
olsun.


Akmayan çeşme kulu çağırmaz.
Akmayan çeşmenin önünde kulu eğilmez.
Akana gelenden, ALLAH'ım RAZI
olsun.
Dayandığımız halde, bulunduğumuz yolda, dilediğimiz
GÜL'dedir. Açık sofra gelene, her lokmayı sevene,
'Nasip cümlenin.' diyene geldik,
Selamı'nı (HAZRETİ MUHAMMED'in) getirdik.
Saydık sayfalar bizim,
saydık sayfalar
sözün, dedik 'HAK'tandır yazın.'
AFFI'na sığındık, 'GÖRGÜN'de
buluşalım.' dedik, niyaza durduk.
Her sayfamız açılsın, AFFIN'da
dileklerimiz seçilsin ALLAH'ım.
Geldik, huzur ile bulduk. Günahlarımızdan
sıyrılalım,
aşacağımız yolda, koşacağımız halde
buluşalım.
Her sayfada günahlarımızdan arınalım, GÖLGEN'de
barınalım.
Akana baktık gelişir diye, değirmen buğday verirsen çalışır
diye. Nasibimiz gürdür, gönüllerimiz hürdür.
Aşamadığımız değil,
taşamadığımız gerçeği buldurur.
ALLAH'ıma emanet olunuz.

 'ALLAH!
ALLAH!' diyerek, RESULÜ'ne dönerek;
Sen bizde, biz Sen'in ile
olalım,
yolumuz HAKK'adır, Sen'inle bulalım.
AK DEVE sözünü bağlar, açılan her kapıda
gölgesini siler.
Bilgin sözü alırsa, sende O'nu bulursa;
Güneş kapında
olur, yüreğin sefa bulur.
Dünya bağlarsa seni; mana söyletsin,
verenin sözünü gönülden aktarsın.
'Almayı bilemezsem sormayı denerim,
Dostuma
dönemezsem kalmayı denerim.' diyen
dünyaya düğüm atmayı deneyendir.
Gönülden sınarsan gönül ehlini,
var sen gör bilmeyenin zulmünü.
Atacaksın
elinden hırs kalemini,
çekeceksin gönlünden katı seyrini.
Bil ki hal ile hali
bulanlar,
bil ki gönülden kini silenler;
yerden gökten HAKK'ın RIZASI'nı
alırlar.
RESULÜ ile BİR'liği bulurlar.
Sohbetimiz düzde açılır, cümlenize HAK NURU
saçılır.
'Dağı taşı aşalım, sevgiye ulaşalım.' demeden
meydanda buluştuk, sevgi ile oluştuk.
Selam, selam cümlenize.
Kuyu değil kaynaktır;
dağınık değil, demden yoğun akandan
gelene dek,
yeri asla eksilmeyendir.
Oku, derman O'ndandır. Oku, yerden göğe
bağlayanı.


DOST ADI’nda DOST SOFRASI kurulur.
Dilenen
sofrada elden ele DOST helvası karılır.
Doğana selam olsun! Doğandan
selamı alınsın!
(Peygamber
EFENDİMİZ mi?)
Cümlede kaygu silinsin!” dedi, ALİ selam
ile geldi:
(Bir can: ‘Yarın akşam Mevlit
Kandili’ der)
Derdine adını yazma!
Düzenden kendini
ayırma!
DOST SOFRASI dedik, sofrada cümlenizi gördük.
‘Selam! Selam! Selam!’
dedik,
YEMEN’den selam getirdik


Çam dibine oturdum, nefsi dize yatırdım.
Gördüğümü bildiğimi, bir kazana kotardım.
Kaynadı da taşmadı, dilendiğince pişmedi.


Alanın vebali kadar, görevi üstlenenin
sevabı da büyüktür.
‘Gayret, ALLAH’ım!’ diyelim,
yuvanın sahibi a’dan görevin
başını çekelim.


'Ata binsem yola dönsem’ diyenin aradığı at mıdır?
Yoğun çalışalım, verilen göreve alışalım.
Katacağımız, her
gelenin elini tutacağımızdır.
Olumsuzluk asla yok, sadece doyumsuzluk
vardır.
Her verilen görevli, vazifeye uymaya alışmada el ele verilirse,
çalışmada gölgeler silinir. Gölge, sizdedir bizde değil!


Elden aldık, kaynağın başından verdik.
Düzeni,
YEMEN’den verildiğince kurduk.
Satır-satır okunsun, her kulu dilince
gönlünce dokunsun.
Gelmeyi görevden dedik, gemiden gemiye sözü
bağladık.
Madde gemisine mana gemisini köprü ile bağladık.
Elbet ayrı
değil.
Az ile çok açılır. Yol, yürürsen
geçilir.
HAK cümleniz ile, cümleniz HAK ile olun.


Gölgeyi geçene ışık ver ki
görsün, ‘Daha güzel.’ desin.
‘GÜZEL, ne güzel verdiğin.
GÜZEL, ne güzel
gösterdiğin.
GÜZEL, ne güzel bana yazdığın’ dedik,
HAK YOLU’nda
kendimizi bulduk.
Ak ile kara silinecek! Yağmur ile çamur sevilecek!
Her lokma, sevene sevmeyene bölünecek!
Dalga var ise denizde, sakin kalması
beklenecek;
gine de yola devam edilecek!
Nefis senden korktuğu
günde, anahtar elindedir.
Sen nefsinden korkarsan, eğitene gelirsin.
Yani,
yardımcı çağır.
Unutma, nefsini nasıl yendiğini,
kendinde olana nasıl
yenildiğini,
kendini bulduğun günden nasıl sevildiğini,
ve ne
olursa olsun sevdiğini.
Elbet görevin ağırdır.
Unutma geçirdiğin
en ağır imtihanları.
O gün, bu günü
getirdi.
(İmtihana
ne gerek var?) Dünyada da öyle değil mi?
Okulu bitirmeye imtihan,
işe girmeye imtihan.
Elbet, makam almaya da imtihan gereklidir.
Sohbetleri açık-açık
okursanız,
satırlar arasındaki sırları çözersiniz.
Verdiğimiz yazılar,
bilinenin ötesindedir.


Gün-gün bilinir, gün, günde anılır, yapıya
her dileyen katılır.
‘Selam.’ diye-diye geldik, YUVA’da cümlesini gördük.
‘ALLAH’ım, dilenene dayandığı kadar,
dileyene sevindiği kadar nasip
versin.’ dedik,
RESULÜ’nün selamını getirdik.
Kar olsa erirdi, kör olsa görürdü, bilen bilmiyen
varırdı,
RESULÜ’ne uysaydı.


Saydık gelen geçeni, sorduk yolu seçeni.
‘Aynaya mı,
aynadan mı?’ dediler,
niyette gelişeni değil, değişeni
sordular.
Aynaya, niyet eden bakar.
Aynadan alan, kendinde olanı seçer.
Ben
benden bulursam, çevrede olandan görürsem;
‘Halime geldim.’ derim, öylece
aşk meyvesini yerim.
Olmazsa değişen, görülmez gelişen.
Akşam sabah bilindiği gibi,
olaylar
görüldüğü gibi alınsa;
görüşte aykırılık olmazdı,
kimsenin kimseden
sorgusu kalmazdı.
Söz ezmez, sözcü silmez.
ÖZ’den aldık, ÖZ’den bildik;
selamı RESULÜ’nden getirdik.
ALLAH’ım
SEN’den bildik,
RESULÜ’nden bulduk, cümle ile olduk!
‘ALİ’nin sözü.’ denilir,
HAK ADI’nda
ÖZ’ünden verilen görülür.
Ben, benden bilmeden senden bulamam;
ben, bende olanı
görmeden sana veremem.
Yerden gökten RAHMET gelir, RAHMETİ cümlenizi
bulur.
Gecede kaygular silinsin,
‘Her kulu kendinde olanı bilir’ denilsin.
Gördük ki, bilenin bilmeyenden ayrısı yok.
(Kendinde olandan murat ne acaba?)
Kendinde
olan, HAK NURU’dur.
Hiç bir kulunun, ne az ne çok ayrısı yoktur,
bilenle
bilmiyen vardır.
Daha önce dediğimiz odur.
Bilenle bilmiyen ayrıda
değil diye.
Ayrıya düşseydi, KENDİ’nden olmazdı,
‘VAREDEN!’
denmezdi.
Bilirsen kulusun, bilmezsen hatalısın.
Kendini bilmeye bulmaya
mecbursun!
O’ndan geldin, O’na döneceksin!
Öyle ise, sende olanı bileceksin!
Bilmezsen, O’na ne yüzle döneceksin?
(Koşullarını
kim hazırlayacak bunun?)
‘Şükür ALLAH’ım!’ diyelim,
kendimizi
bildiğimize dua edelim,
bilmeyene yardımcı olalım.
‘Nasıl olalım?’
denildi:
Sizlere gelen yardımcıları unutmayın!
(Şeytan ile ULU’yu nasıl ayıracağız?)
Gönlüne
sadece ALLAH’ımı aldı isen,
kainatı koydu isen,
Şeytan’a yer kalmaz! Ayaktayız ayakta olunuz,
her seherde
‘Şükür ALLAH’ım!’ deyiniz!
(Sabah namazı
mı?) EYVALLAH!
RESULÜ’nden selam aldık. Halini bildik, o’na uyduk;
CELALİ’ni sevdik, CEMALİ’ne talip olduk.
Satır-satır gelenleri, her
zerremize oya misali işledik.
AŞK oduna yandı mı, ‘Güzel bende.’ dedi
mi?
(Satır-satır gelenden maksat ne acaba?)
KUR’AN
uyanı, KUR’AN okuyanı açar,
her satırda ayrı sırlarından geçer.
Kapılar açıldı geçiverelim, gideni geleni seçiverelim.
Can dedik, CANAN’a uyduk, her kulunda güzellik gördük.
(Geleni geçeni biz mi seçeceğiz?)
Seçen
HAK’tır; seçilen, HAKK’a.
Seçen HAK’tır; seçilen halka.
Halk ile
BİR’liğe gidersen, kendini HAK’ta bulursun.

|