
ALLAH’tan dile, yola GÜL’e niyet et.
ALLAH dilerse olur.
GÜL mü güzel, yol mu güzel?
Gidene yol güzel,
GÜL’le süslenen yolda
gitmek daha güzel.
GÜL’den maksat, yolun GÜLLER’i ALLAH'ın PAYGAMBERLERİ.
GÜLLER’in
en güzeli,
MUHAMMET SALLALLAHU ALEYHİ VESSELAM EFENDİMİZ.
GÜL’den
mi geçtik, yoldan mı geçtik?
Hepsini seçtik, ALLAH'a vardık.
Duanın başına sonuna,
PEYGAMBER’inin Şefaati'ne sığın.
Sunduğum cümleye.
Şefaat,
Ümmet-i MUHAMMED’e, zümreye değil.

Bilinenden ötesi söylenmek
gerekseydi;
ALLAH’ım bildirirdi, sözü HAZRETİ MUHAMMED’e verirdi.
Cemiyetin baskısını, PEYGAMBER
dahi bastıramamış.
Yaptığını, ‘ALLAH’ımın EMRİ.’ demiş,
meydana çıkmış,
korkuyu gönüle koymamış.
...elbet her kul, YUNUS’tur MEVLÂNA’dır.
Yaratılışta eksiklik
olmaz.
Kul nefsi ile o VERGİ’yi harcarsa, elbet uzak kalır.
Yoksa, RESULÜ’nden
ve PEYGAMBERLERİ’nden başka,
kullarında özellik olamaz.
Harcayan ile harcamayanın
yolu, aynı kalmaz.


Gelişim gönüllere. Selam geldi sizlere, gönüldeki güllere.
GÜL’den
geldim, Selam getirdim cümle mümin kullara.
“Sunduğumu bilsinler, selamımı alsınlar.
Şad olsunlar dualarına, kulluk etsinler ALLAH’larına!
Hepsiyle beraberim,
ümmetimin yanındayım.
Dilediler, andılar. Şükür ALLAH’ıma,
gönüllerindeyim.
Almışsam duaları, cümlesine veririm.
Yanlış yoldan
döneni, ALLAH’ımın EMRİ ile görürüm,
Şefaatçisi olurum.
Tasa edilmesin,
korkuya düşülmesin.
Ne cehennem ateşi, ne zebani sopası; kulunu
korkutmasın.
Kulunun kolu, harama katılmasın.
Kulun kuldan korkusu, dünyada
görülmesin.
Selam cümleye, hayırlı buluşmaya.”
‘Amin.’ dedim duacı oldum,
ilettim diye sevince düştüm.
Sevincim büyüktür, verdiğim müjdem
kadar.

‘KUR’AN açılsın, sahife okunsun.’ dendi.
ALLAH’ımın ADI’ndan RESULÜ
ayrıldı.
Ha bir ayırdın, ha bin ayırdın, ölçüyle mi olur.
Zaten ayıramazsın ki.
Değil, niye suç olsun.
Dedim ya, ayırmak elinde mi?

Duamız soruldu,
‘Yanlışlık?’ denildi.
Yanlışlık, bilinmeyende.
‘MUHAMMEDEN
RESULULLAH’,
ALLAH’ımdan, RESULÜ’nden dileğinde söylenir.
‘MUHAMMEDÜR
RESULULLAH’,
‘ALLAH’ımın RESULÜ’dür.’ demektir.
“Gamdan uzak
kalalım, gönüllerle gönül kazanalım.”
der RESULÜMÜZ.
GÜL müdür
dünyayı bezetir, her kulu gözetir?
Yumağın o'nunla olsun, o'nun Şefaat’i
cümleyi sarsın.
O'nun Varlığı, YM olan her kulun varlığını kapsar.
GÜLÜMÜZ çağıranda, “Ümmetim.” deyip
bağıranda;
yönümüz o'na olsun
Kâinatı veren kim? ALLAH’ım.
SERİ nerede? Kâinatta.
KENDİ’ni
kâinat ile bildirmez mi?
‘FAHR-İ ALEM’ dedik, güllerin en güzelini
sevdik,
çünkü o’nda kâinatın sözcülüğünü bulduk.
FAHR-İ ALEM ne demektir?
Alemin
gönül sözcüsü.
Gönül sözcüsü ne demektir?
Kulun gönlünü, yolunu
ALLAH’ıma
bağlamak.
Bu vazife de yalnız FAHR-İ ALEM EFENDİMİZ’e
verilmiştir.
Her PEYGAMBER bir yolu gösterir;
FAHR-İ ALEM
EFENDİMİZ, bütün yolları bağlar.
Bütün yollar, aynı deryayı bulur.
Her PEYGAMBER kendi ümmetini peşine alır,
HAZRETİ MUHAMMED
ALEYHİSSELAM EFENDİMİZ’in
huzurunda yerini alır.
O'nun
“Ümmetim.” dediği odur.
(EFENDİMİZ,
bütün insanlık alemi için mi
‘Ümmetim.’ diyor?) Elbet.
Düşünseniz ya
o’ndan evvel gelenlerin günahı ne?
Ve benim sözüm odur;
kim olursa, ne olursa gelsin,
o’nu bulsun.
Çünkü o, ne senin, ne benim, FAHR-İ ALEM’in.
Her kul, gönlü
ile bulur.
Ne yazık bulduğunu kaybedenlere,
verilen NUR’u harcayanlara,
ALLAH’ımdan
öksüz kalanlara.
PEYGAMBER EFENDİMİZ,
alemlerin PEYGAMBER’i.

“Selam!” dedi GÜL’ümüz,
dünyadaki yolumuz, ahirette umudumuz.
Duaların
edildiği an geldi. (Neden
haber verilmedi?)
Heyecan büyük olurdu.
“Sofraları açık olsun.
Sohbetten
ALLAH’ım mahrum bırakmasın.
Ümmetimin şüphesi, bütün olsun.
Kolumuz cümlesindedir.”
dedi, selamladı, yürüdü.
Hepinizin sırtını okşadı.
“ALLAH’ıma emanet
olsunlar.” dedi.
Göçünüz umduğunuz gibi olsun.
Okşanan sırtlarınız taşa
gelmesin.
Mutlu gecemiz kutlu olsun.
ALLAH’ım kainatı NUR ile boğsun.
‘AMİN.’
diyelim, GÜL’ümüze FATİHA okuyalım.
Tevazuun en büyük örneğini bu
gece gördünüz.
FATİHA’yı önce cümleye okuttu,
sonra kendine sunulanı
cümleye dağıttı.
Onun elinden dağılan, cümlenin.
Cümle ÜMMET-İ
MUHAMMED kullarının RUH’unu,
kat be kat şad etti.
|