
... bahçede GÜL’de gördük.
Adı’nı soranlara,
‘Seven, Saran’ dır dedik.
"Dayanan yerde ise, ağacı yüce olur;
dayanan YAR’da ise, kainat güçte gelir." Dedi,
gecenin ÖZ’ünü üç söz ile verdi.
"Gönül açık kalsın,
kulu kendinden başka her kulunu hoş görsün,
hatası
ne olursa olsun affetsin.
Senin benim değil cümlenin hayrına geleni
söylesin.
Unutulmasın, her sohbet bizden verilir,
kulun isteğinden
değil.
Kula isteği veren (Sizlersiniz
değil mi?) EYVALLAH."
Dedi RESULÜ,
"Sevenin sayanın,
yerden göğe hoş görenin sayısı çoğalsın."
Dedi, niyazını
cümlenize iletti.
"Gördüm ÖZ’e gideni, gördüm ÖZ’den geleni,
gördüm ÖZ’e yol
vereni." dedi,
RESULÜ gecede, gecenin özünü verdi.
"Selam olsun ümmetime.
Selam
olsun kainatın her zerresine.
Selam olsun deryanın katresine."
Dedi, cümleyi
selamladı.
"Dört duvar yeterlidir, bilse bilmese;
dört hali geçerlidir, görse
görmese;
dört yolu tutarlıdır, sorsa sormasa." Dedi.
Kulun kula sorgusunu,
kulun kula yargısını
"HAKK’ın EMRİ’nden değil!" Dedi,
hataya
düşenlere niyaz etti.
"ALLAH’ıma sığınsınlar, AFFI büyüktür;
ER’liğe soyunsunlar, gerçek açıktır.
Cümlenize Selam olsun." Dedi,
RESULÜ
gerçek kapısında cümleniz için niyaza durdu.
(MİRAC için yeni bilgiler verir mi Sevgili PEYGAMBER’imiz?)
"Göklerin
açıldığı,
aymayı bilenlerin her kapıda
kendini araması gerektiği
gecedir."
RESULÜ gecenin özünü verdi.

"Gecenin her anı hayırdır
hayır verecektir, geçeni silecektir.
Bilelim O’nu,
bilelim O’ndan geleni,
bilelim O’nun ile O’na gideni.
Selam cümleye, selam
cümleden." dedi,
Şefaati’ne sığınan her kulu selamladı.

MUHAMMET Adı'na, yerden göğü VARETTİ.
(...bir tebliğde 'AMİN' kelimesinin
ALLAH,
MUHAMMED, İnsan, NUR
manalarını ifade ettiğini söylemiştiniz.
Bu
dört kelimenin birbirleri ile ilgisi
ve taşıdıkları hikmet nedir?) ALLAH; MUHAMMED ile
insanı BİR'ledi.
ALLAH; MUHAMMED ile insanı NUR'ladı. ('Ya MUHAMMED Sen olmasaydın felekleri yaratmazdım.'
mealindeki ayeti kerimedeki
hitap,
HAZRETİ MUHAMMMED vasıtasıyla insana mı oluyor?) ALLAH kuluna
doğrudan kendisi vermiyor enerjiyi.
Nur-u MUHAMMED kanalıyla insanlara
veriyor.
En baştan ADEM'e de o'nun kanalı ile verdi. (Şu anda mevzu edilen MUHAMMED
bedenli olan MUHAMMED mi?) İnsanın o'nu bilmesi
gerekti.
O yüzden, bir devre bedenlendirildi. (O
bedenlenince, insanlara Nur'u kim verdi?) Mirac'a kim gitti? (O gitti...) TANRI'nın GÜCÜ
herşeye yeter. (Burada
bir sır var amma?) Sır!..
O'nun dahi kendini
bilmesi için bedenlenmesi gerekti.
En büyük santral HAZRETİ MUHAMMED.
O kadar büyük
bir enerji ki YÜCE TANRI... (Yani 'Santral' değil de,
'Voltajı düşüren bir 'Trafo' diyebilir
miyiz?) Enerjiyi tanzim eden... (Yani 'Regülatör'?)
Fakat
YÜCE TANRI'ya varmak için
herkesin muhakkak o kanaldan
(yani HAZRETİ MUHAMMED'den) geçmesi lazım.
'Herkes
müslüman olacaktır.' sözünün manası budur. (HAZRETİ MUHAMMED insanın temsilcisi.) Geliş ve dönüş
aynı kanaldan.
Sudan geldik, su ile döneceğiz.
Her şey bir damlanın
içinde!
 Kemerde düğüm olmasın.
Herkes bilsin ki, RESULÜ;
kamerden değil, güneşten aldı, güneşten verdi.
Has kullarına
ALLAH'ımın, "Görevin O'ndan!" dedi.
Yer verdi, sır verdi, ser verenle
yolunu
paylaştı.
Dedi ki: "O'ndan sana." Dedi ki; "Bizden söze, sizden bize."
Akacak çekecek, her bilen toprağa diz çökecek.
Onun için günde, o'nun
kurduğu
düzene bakalım.


RESULÜ ile hemhal olunuz.
Biliniz ki, Ahlakı en güzelden güzeldi;
biliniz ki Sohbeti dinleyene misaldi.


MUSA'da sen,
İSA'da ben,
MUHAMMED'de biz varız!

MUSA
tohum;
İSA toprak,
MUHAMMED eken...
'Yeni';
MUHAMMED'in ektiği,
bizlerin biçeceğidir.
Verdiğini herkes biçebilir
mi?..
Kimi biçecek,
kimi harmanlayacak,
kimi değirmene götürecek.

Oluşa örnek veren, ahlakta kendini bulan,
'RESULÜ'yüm!'
dedikte şahitsiz inandıran.
'ALLAH'ım;
SEN'den geldik, SEN'inle olduk, SEN'den geleni
bulduk.'
dediğimizde;
RESULÜ'ne uymuş oluruz,
gaflette kaldı isek
uyanmış oluruz.


'Hayır da hayırlıdır.' diyene de ki:
'RESULÜ 'Hayır.' demeden 'Hayırlısı.'
diyendendir,
her olaya gülendendir, her var olanı sevendendir,
O'ndan ona,
O'ndan sana nakledendendir.'
Kapı O'na açılır, kapıdan O'na geçilir,
önce
kapıda RESULÜ seçilir.
Aydın günde aydın yolunuz açılsın,
açılan kapıdan RESULÜ
ile geçilsin.
Selam!
Selam! Selam!
Diledik geldik, EMRİ'ne uyduk.
'YA ALLAH!' diye-diye
cümlenizin gönlüne AŞKI'nı koyduk.

 (YEMEN'in
konutu neresi?)
RESULÜ'nün Makamı.
(RESULÜ'nün
Makamı neresi?
Maddi bir konutu var mı herhangi bir gezende?)
Gölgelerin bittiği
Güneşlerin yettiği yerde.
(Bizim
anlayacağımız manada değil bu söylediğiniz.
Maddi bir gezegende
mi, yoksa uzayda herhangi bir yerde mi?
Daha açık anlatır mısınız?)
Kainat, RESULÜ'nün elinde
tesbihtir!
(Yani o'nun maddi bir konuta ihtiyacı yok?)
EYVALLAH!
(RESULÜ çok önemli o zaman.
KUR'AN'da 'Biz yaptık...' diyen hitapta
O'ndan
başka RESULÜ mü var acaba?)
LAİLAHE
İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH!
(Bu cümlede, bizim anladığımız manadan
başka bir mana daha var mı?)
Her kulu O'nun ile geldi,
ER kulu 'O'ndan!..' dedi bildi,
RESULÜ'nde HAKK'ın RIZASI'nı gördü.
YÜCE ALLAH,
RESULÜ'ne "ADIM İLE ANILASIN!" dedi,
MÜHRÜ'nü verdi.
MÜHRÜ o'ndadır, o'nda kalacak,
kıyamet gününde her kulu, belgesini o'ndan alacak!

"... ALLAH’ım O’ndan vereni hataya
düşürmez." dedi,
ALİ sizlere RESULÜ’nün üç öğüdünü getirdi:
“Ayağından başına gerçeksin,
şüpheyi sil;
suyun aktığı yerin gerçek olduğunu bil;
nerden
ararsan ara, gine de dön kendinde bul.
Arama orda burda,
‘ALLAH’ım gönül
yapımda, açarsam kapımda.’ de. ..."


MUHAMMED ümmeti,
geldiği günün değerini bilse,
kendinden
kendini koruyanı görse;
eğriye asla dönmezdi, RESULÜ’nün Adı’nı bir an
silmezdi!
Her gelen PEYGAMBER kendi ümmetini sayar,
sadece o bilgi ile soyar.
RESULÜ,
SALLALLAHÜ ALEYHİ VESSELEM EFENDİMİZ,
‘FAHRİ ALEM’ oldu.
Kainat için aldı, kainat için verdi,
kainatta her var olanı ümmeti bildi;
‘Ümmetim!’ Dedi, kainat için DİVAN’a durdu.
YÜCE ALLAH, RESULÜ’ne her
verdiğini kainat için verdi.


RESULÜ’nün Selam’ı ile geldik.
‘Hayır ola’
diyene, “Hayır ALLAH’ta” Dedi.
Bizden yardım bekleyene, ALLAH’ım “HAZIR
OLUN!” dedi,
SELAMI’nı iletti!
“Dileyen her kulu, dilediğince yardım
alır.
Dilenen cümle için ise elbet cümlemiz hazır olur.” Dedi,
RESULÜ cümlenizi
Selamladı.


O
senden, sen O’ndan, yapı ayrıda değil.
‘O senden ne demek?’ dendi.
RESULÜ,
ADINI cümleniz ile BİR’ledi,
‘Alacağım, her kulun ile olsun ALLAH’ım.’
dedi,
her zerresi cümleniz ile kaynaştı.
Öyle oldukta;
HAK ile HAKK’ı
bulmuş, RESULÜ ile HAKK’a kavuşmuş oluruz.
Kapımız 'o' yapımız 'o'.
' 'o'ndan maksat nedir?’ denilir.
RESULÜ.


RESULÜ’nün Selamı'nı gönüllere yazalım.
Her sözü, noktayı bildirir.
Alalım sevinelim, üç öğüdü ile günlüğümüz dolduralım.
"Saracağın
her yara, kendinde olduğu zannı versin.
Soracağın her soru, kainatı
ilgilendirsin.
Sadece tevazu, edep,
hoşgörü belleğini her zerresi ile
zapt etsin."


ALLAH’ım PEYGAMBERLERİ ile, yarattığı her kuluna;
KENDİNDEN var ettiği,
PEYGAMBERLERİ ile yer ettiği ocak ve
koru
-yani ALLAH BİLGİSİ’ni- RESULLERİ’ni kab ederek sizlere
bildirir. RESULÜ, elbet ocağın tamamıdır.
Her biri orda bütünleşir,
her kulu ordan aldığı ile sakinleşir.
Aldığımız verdiğimiz
o ocaktandır!

Yeri göğü YARATAN, cümle halkı GÖZETEN,
Görücü'yü KENDİ seçer.
(Görücü kim?) RESULÜ!
“YERLERİ GÖKLERİ O’NUN İLE OLUŞTURDUM!
CÜMLE
YARATILMIŞI, O’NUN İLE BULUŞTURDUM!”
DİYEN ALLAH’ım,
ADI ile
Adı’nı birleyen ALLAH’ım,
“GÖZÜM O’NUN İLE, SÖZÜM O’NUN İLE
CÜMLENİZİ BİR’LER!” DEDİ.
(Nuru’ndan oluşumuzu mu?) EYVALLAH!
 Ne YUNUS ne MEVLANA,
ne İSA ne YUŞA birbirine
eklenmez,
her biri ayrı kapıdan beklenmez;
ne var ki, RESULÜ ile denklenmez!
‘BİR’sin ALLAH’ım!’ diyelim,
BİR’liğini bildiren ile BİR’liğimizi bulalım.
RESULÜ’nün Nefesi’nden
verdiğini, nefesimiz ile alalım!
‘Nefesinden verdiği nedir?’ denilir.
Günün her anı, nefesin olduğu halde yaşar;
nefes yettiği anda,
dünya seni boşar.
Nefes, geldiği gibi, RESULÜ’nün Nefesi’ne katılır!
Onun için seçilmiştir RESULÜ!
‘Doğduk SANA ELHAMDÜLİLLAH,
doyduk
buna ELHAMDÜLİLLAH!
-Bu, dünyadır-.
DOST aradık, DOST olduk; geldik SANA
ELHAMDÜLİLLAH!’
Dört duvarı BİR’ledi, HAKK’ı için terledi, halkı için
gürledi;
almayı bildiği kadar, verdi, verdi.
“O!” dedi!
O’nun yüzü
güneşe benzer, o’nun huyu nefese benzer.

Niyazımız odur ki,
MUHAMMED ile oluşalım, O’nun ile
buluşalım.

Adın ile RESULÜ’ne ilettik.
Denildi
ki: "Her günün gecesi, Adım'a gelsin.
Adım ile anacak, HAK ADI’na bulacak.
O zaman, her satır
YAR’dan olacak.
Günleri, zoru silecek.
Ömrün, O'na hizmet diye buğday
tarlasını sürecek.
Hizmeti elbet genişler.
Buğday değirmene
gidecek, unu fırında hallolacak.
Her kulu, dilese dilemese,
karnım doysun diye
nasıl ekmek alırsa;
senden aldığı ile, gönlü doyacak.
Verdik ölçüsünü,
biten bitecek.
Ne var ki, onun bittiği yerde, yenisi başlayacak.
Kayguya yer yok.
Huzur, bundan sonra başlayacak."
"EYVALLAH!" dedi, RESULÜ cümle aleme Selamı’nı
iletti.

RESULÜ HAK ADI’na hizmettedir.
Hizmette olanlar ile
irtibatını hiç kesmez.
O seninledir, senin de o’nun ile olmanı diler.

(HAZRETİ MUHAMMED’den
yazı ile
tebliğler aldıklarını söyleyen canlar var.)
RESULÜ kaleme
gelmez,
çünkü o kendi KAL’EM sahibidir.

(HAZRETİ MEVLANA da KAL’EM sahibi
değil mi?)
MUHAMMED TANRI’nın
YAZILARI’nı yazıyor;
MEVLÂNA, TANRI’dan yazıyor.

(HAZRETİ ADEM ile HAZRETİ HAVVA’nın
nikahını kim kıydı?)
HAZRETİ MUHAMMED.
(O zaman HAZRETİ MUHAMMED yoktu ki?)
O, her
zaman vardır.
(HAZRETİ MUHAMMED’in hakikati hakkında
bize
bilgi verirler mi acaba?)
Mayası AŞK,
harcı sevgi,
bilgisi KUR’AN,
görgüsü NUR’dan.
Yapısıyla verdi, bilgisiyle
derdi,
Nuru'yla yaydı, cümlede BİR’liği kurdu.
O’ndan O’nu bildirdi,
O’nun ile O’na döndürdü.
Geldiniz, bileceksiniz, O’na döneceksiniz.
AŞKI
ile verdiğini, Sevgisi ile yaydı;
Sevgisi ile yaydığını, NURU’yla
yordu;
BİLGİSİ’nde kainatı BİR’ledi.
Ne terledi ne zorladı.
RESULÜ ile oluşmak, HAK ile buluşmaktır.
 (Yüce KUR’AN’da ‘Biz’ şeklinde hitaplar
vardır;
bunun hikmetini açar mısınız?)
RESULÜ’nü NUR’dan
yarattı.
Kainatın her zerresini o’nun ile yazdı.
(Yani o NUR ile mi?)
EYVALLAH.
(‘Ya MUHAMMED, Biz sana kal’em’i
verdik.’
ayet-i kerimesini açar mısınız?)
“KAL’EMİ AL,
YAZ.” DEDİ;
yazdı, yazdı, yazdı.
KUR’AN yazıldıktan sonra kainat yaratıldı.
(KUR’AN ne zaman verildi?)
RESULÜ
doğduğu anda, peygamberliği geldiğinde değil.
Peygamberliği
geldiğinde,
yazılan okundu, okunsun diye sunuldu.
(“İKRA.” deniyor.)
O’nu yarattı,
KUR’AN’I o’na yazdırdı.
‘Kuran odur.’ denildi, daha önce verildi.
(Kurmaktan Kuran) Her
zerrede, o’nun imzası vardır.
(Söz konusu o’lardan kasıt HAZRETİ MUHAMMED
mi?)
Yazan o. EYVALLAH.
(RAB da HAZRETİ MUHAMMED değil mi?)
RAB, YARATAN;
MUHAMMED yaratılan.
YARATAN, yarattığını dilediğince yarattı.
Kainatı, yarattığı ile diledi, yarattı.
‘Biz’den
murad odur.
|