
Yürüdüm, anda GÜL’ümü gördüm.
“Gelenden
hoşnuduz, getirdikleri ile.”
dedi, NUR ile kucakladı.
HAK ile BİR
olduk, HAKK’ı dileyene günde sunduk.

RESULÜMÜZ der ki:
“Gününe uy. Cemiyet ne derse, onu duy.
Uymazsan, seni
ezer geçer.”
-RESULÜ-
“Yaratılan her kulda, gösterilen her yolda;
ALLAH’ım
vardır.” Dedi,
cümlesine niyazını bol Verdi.
HAZRETİ MUHAMMED SALLALLAHUALEYHUVESSELLİM,
ilmin özüdür.
Ona
sadece bir perde verilmedi ki, ilmini vereyim desin.
Onu, ilmin özü yarattı.
MUHAMMED ALEYHİSSELAM
HAZRETLERİ,
ÖZ olarak yaratıldı, temsilci değil.

ALLAH’ımın EMİRLERİ, KUR’AN’da verilmiştir.
KUR’AN ile
kainatın sırrı derilmiştir.
Ne var ki anahtarı,
HAZRETİ MUHAMMED
ALEYHİVESSELLEM EFENDİMİZ’e
verilmiştir.
Sırrına sadece o
vakıftır.
Gerekeni kuluna bildirmiştir.
Ümmet-i MUHAMMED’in Şefaatçisi
olduğu için,
sırrının anahtarı o’ndadır.
“KAİNATI KURDUM, GÜNEŞ'İ
VERDİM.
GÜNEŞ'İN VERGİSİNE KULLARIMI SERDİM.
ONUNLA
OLUN, ONDA BULUN, ONUNLA ERİN,
BANA ÖYLE GELİN”
DER, YÜCE ALLAH’ım.
HABİBİ O’ndan bunu dilemiştir.
Eşyanın
aslını bileyim, hataya düşmeyeyim diye.
Gelmeyi diledim.
ALLAH’ımın İZNİ ile,
HABİBİ’nin Selamı’nı
getirdim.
Kaynayan kazandan nasip alsınlar,
kaselerini kepçe ile doldursunlar,
her
oluşta bizi bilsinler, bildikleri gibi bulsunlar.
Umutsuzluk ummayanda olur,
ALLAH’ımın AFFI’nı bilmeyende olur.
O’nun
kulu olana, Şefaatimiz namütenahi olduğu bilinsin.
‘Kulunun
yokluğuna kıyamaz.’ denilsin.
YARATTIĞI eğitir, kulunun hatasını
öğütür.
Gam edilmesin, ‘Buluşmak yok mu?’ denilmesin.
Buluşacağız,
kavuşacağız.

Gelişten göçe kadar, kul yolunu seçer.
Hangi ULU’nun
yolunu seçeyim diyen şaşar.
Çünkü yol ULU’nun değil YÜCE’nindir.
‘Örnek alayım, öyle olayım.’ diyeceğin tek varlık,
HAZRETİ
MUHAMMED’dir.
Her ULU, o’nun bir tek Vasfı ile yolunu bulmuştur.
O bütün Vasıfları’nı
bünyesinde toplamıştır.
Her bir ULU, o’nun Yolu’nun tozunu tamamlar.
Kâl, halin ötesidir.
Dünyadaki kulun, en yüksek mertebesidir.
O da sadece bir
kuluna nasip kılınmıştır.
RESULÜ’ne.
“KALEMİ VERDİM ELİNE.”
denen AYET odur.
EYVALLAH’ta selamet görüldüğü,
HAZRETİ MUHAMMED efendimizden
gelmiştir,
KİTABI’na yazmıştır.
Onun verdiğini deriz.
EFENDİMİZ’in Selamı ile geldim.
O’nun
sözünü verdim:
“Uyumayın, gönülden dağılmayın.
Cemiden, yüzümü değil
ÖZ’ümü arayın.
Saçımı değil, yazımı
tarayın.” dedi, bana öyle izin verdi.
“Onlar ileyim beni bilirler ise,
onlar
ileyim ‘ALLAH’ım!’ derler ise,
onlar ileyim bilseler-bilmeseler,
onlar
ileyim deseler-demeseler,
onlar ileyim yansalar-yanmasalar,
onlar
ileyim sönseler-sönmeseler.
Dünyaya geldiklerini bilsinler, bildiklerini unutsunlar.”

ADEM’de görmedin mi, HAVVA’da duymadın mı,
İBRAHİM’e sormadın mı, İSA’ya bakmadın mı,
MUSA’dan almadın mı, MUHAMMED’e
uymadın mı?
Öyle ise, “Kimi kimden ayırayım, hangi kulu kayırayım?”
der mi YÜCE ALLAH’ım?


MUSA sarayı terk etti, İSA
kainatta noktayı buldu.
HAZRETİ MUHAMMED; çölü yol etti, kumu
bir etti,
ADEM’den bugüne ALEM’i bağlattı.
Düğüm o’ndadır.
‘Ondan
gelmeyen?..’ denmesin,
her gelen o’ndandır.

Bebeğe
gülmeyi öğretin ki;
hep gülsün, GÜL’den geldiğini bilsin,
VEREN’den
nasibini alsın.
BEZM-İ EZEL’de kulun kaderi yazılıdır, AŞK’ı değil.
AŞK’ı oradan yazılaydı;
ne HAZRETİ MUHAMMED mağaralarda olur,
ne
İSA çarmıhta görülür,
ne MUSA tur dağına varırdı.
‘AŞK O’ndan, meşk
O’ndan.’ der otururdu.
Halbuki hepsi O’nun AŞKI’nı aradı.
En son
aradığını gönlünde buldu.

‘LAİLAHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH’ın
olmadığı
yer şeytanındır.
Madem ki ‘LAİLAHE İLLALLAH
MUHAMMEDÜR
RESULULLAH’ın
olmadığı yer yoktur, şeytana da yer yoktur.
O da sadece
ALLAH’ımın yarattığı bir var olandır.
KUR’AN’ın yazdığı gibi, kulunun çözdüğü gibi değil.

Mademki ALLAH’ım
RESULÜ’nü KENDİ’nden ayırmaz,
‘ALLAH’ım!’ diyen RESULÜ’nü de anmış
olur.

YARATAN;
TEK YARATMIŞ,
"RABBÜLALEMİN!" DEMİŞ.
İslam olmak, RESULÜ’nün her Hali’ne
uymaktır.
Her Hali’nden biri, FAHRİ KAİNAT oluşudur.
Cümleye kucak
açmıştır.
Yanılan odur ki; ‘MUHAMMEDİ.’ dedi, ayırdı.
Çünkü ne
HAZRETİ İSA, ne HAZRETİ MUSA ‘Ayır!’ demedi.
Bildiğim yol budur,
gördüğüm kul budur.
MUHAMMED yolu, cümlededir kolu.
İSA-MUSA el-ele, cümlesi bir çembere.


Güzel, en güzel, sen
güzel, ben güzel.
Ne var ki, o en güzel.
İki alemin biri, cümlenin PİRİ, HAKK’ın HABİBİ.
Şefaati üzerinizde olsun;
müslim, gayrimüslim kundağında sarılsın.
Doğuşun
kutlandığı gecede, DOĞAN’ın selamını alınız.
“Ten gibi beni ansalar,
ille ALLAH deseler,
ter misali nefsi akıtsalar;
geliş buluş an
gibidir. ‘Aşamayacağım.’ demesinler.
Su gibi akar ümmetim, denilen
yere.
Kul, çağrıldığı yeri bilir, şüphesiz gelir.
Ümmet
Ben’dedir, cennet sendedir, MUHAMMED cümlede.
Günün gecenin yargısı, kulun
kaygusu olmasın.
‘ALLAH’ım!’ demeden gelmesin.
‘ALLAH’ım!’ demeyen var mıdır?
Öyle ise kalan yoktur.
Gerçek bilenindir.
Bilen kim? YARATAN. Yaratıp GÖZETEN.
Gönderip ÇAĞIRAN.
‘ALLAH’ım!’ demeden çağırmaz;
çağırdığında gidenden şüpheye düşülmez.”
dedi, gönülleri
yokladı.

Anamdan babamdan aldığım
beni,
GÜL’ümden aldığım gönlümü eğitti.


Havadan MELEKLER
sorumludur.
Hepsinden RESULÜ.
Dördün tamamı o’dur.

"YA RESULÜM!
VERİLENİ YAYMAK
VAZİFENDİR;
KOLAYLAMAK BİZDEN.”
denildi, RESULÜ’ne öyle verildi.
|