
 Her kulu bilsin ki; RABB’im, her yaratılanın
RABB’idir,
RESULÜ, her yaratılanın gönlündedir, usunda olmasa bile.
 DOST KAPISI’na
girelim diyelim ki:
‘Her açık kapı, RESULÜ ile bilinir, gönül ile bulunur,...'

 MEYDAN açıktır gelene, sofra açıktır bilene.
‘ALLAH!
ALLAH!’ deyip gülene, selam olsun.
Her adımda anılansın, aşkınla yanılansın, gönüllere
konulansın;
senden benden geçtiğiniz gün, bizim ile bir olansın.
Güzel
günler geldi çattı, ANILANLAR nasib attı.
Nefisteki gölgeler, O’nun ADI ile
gizlendi saklandı yattı.
O’nun ile BİR’deyiz, O’nun ile GÜL’deyiz, O’nun
ile yoldayız!
Karda ayak izi
var, kulda HAKK’ın SÖZÜ var.
AŞK ile oluştuk, cümlenizde RESULÜ’nün
gözü var.
RESULÜ’nün üç öğüdü:
"Rehberiniz KUR’AN, gönlünüzde her an.
Yolunuz kumda, sildiğiniz kinde.
Ocağınız her birinizin açık, gönülleriniz de açık
kalsın,
öylece her gelen açık gelsin!"

 Her öğüt RESULÜ’ndendir, komşuya versen bile!
Senin dilinde oluşan, cümlenin gönlünde buluşan;
RESULÜ’n ile
tamamlanır.

 Gönül gönüle açılır, HAK YOLU’na öyle geçilir.
Erliğe talib isen, kulluğundan seçilir.
Var olduk ‘SEN’den!’ dedik, kor olduk
kulluğa döndük.
Göze gelecek sandık, ‘Ne aldık, ne bulduk?’ diye
hayıflandık.
Bir yolda, bir kumda el ele verdik.
Gün-gün oynadık, RESULÜ ile
gönülden kaynadık,
her sözünden HAK KELAMI olduğunu anladık.
Selam olsun
o’ndan sizlere, selam olsun sizden o’na.
Yaprak yerde çiçek serde, ne kırda ne
korda,
gönlü her an YAR’da.

 ‘Hazırım!’ demek için;
her zerrende nefis
kırıntısını silmen,
kendin ile kainattaki her zerreyi bilmen gereklidir.
MİRAC’ında RESULÜ’ne, hazırlığı hakkında sorulduğunda;
‘Gayretteyim
ALLAH’ım!’ denilmiştir.
Hayrete gelmeden, gayret olmaz!
RESULÜ’nün halinden bulmanızı niyaz ...

 Dört elma aldım ele, sordum hangisi GÜL’e?
Denildi ki,
‘Her zerreden sorumludur,
cümleniz ile BİR olmaya zorunludur,
yaratılmışlığın hikmetidir!'

 AŞK ile geldik söze, duralım dedik dize.
Sözümüz
cümlenindir, gönlümüz HAK ile, yolumuz halk ile.
Kanmadan yürüdük geldik,
yanmadan arayıp bulduk,
RESULÜ ile konuya girdik.
Girdiğimiz her konuda, kulunun sözü vardır.
ALLAH
ADI anıldıkta, RESULÜ’nün gözü vardır.
Cümle ile, cümlede BİR’liğe
durur.
Cümle için, HAK HUZURU’nda gönlünü açar.
Her zerresinde, tek-tek kulunun
hizmetini seçer.
O’na O’nun ile vardığını,
O’na O’ndan gelen ile
oluştuğunu gösterir.
O
YEMEN’dedir, hizmet eri değildir!
O YEMEN’dedir, himmet kârı
değildir!
O YEMEN’dedir, kulu ile tek tek
sözleşmeye girmez!
O YEMEN’dedir!
Her var edilen, sorumlusunu bulur!
YEMEN’de görevlerin, ALLAH’ımın EMRİ ile
RESULÜ’nün Mührü ile görevliler
vasıtası ile,
seçilmiş olan kullarına iletilir.
(RESULÜ, YEMEN’in genelkurmay başkanı mıdır?)
ALLAH’ımın RESULÜ, makamının ölçüsü yoktur!
YEMEN’den alınan görev, talib olma
ile değil,
oradan gelen talep ile verilir.
(‘Ora’ neresidir?)
Asmayı dikersen, üzüm
alacağını bilirsin;
o, senin talip olduğun görevdir.
YEMEN’den gelen
talepte, dilediğini değil sadece verileni alırsın.
Öyle oldukta, her
an, seçilmiş olmanın hizmeti ile
himmetine nail olursun.
Hizmetine her
katılan, himmetten nasip alır.
Gönüllerde yapıcı görev alalım,
SAHİBİ’nden gelen EMRE uyalım!
‘Talib olursak, hata mı?’ denildi.
Kulu, sadece seçilme hakkına sahiptir, seçmeye değil!
‘Aldığım her
EMRE uydum!’ diyenler,
himmetinden nasip alırlar.
YEMEN’den gelen EMRE
uyarak,
HAK YOLU’nda adım-adım
RESULÜ’nün Şefaati’ne yaklaşırlar.
Kulu için
en büyük mutluluk budur!
Elbet verilen EMİR’de RESULÜ’nün Mührü vardır.

 Oluştuğum günde, buluştuğumuz,
hal
ile söyleştiğimiz yolda,
YEMEN’den gelen EMİR vardır!
(Yeni bir EMİR mi?)
Geçen günden gelen güne kadar,
GARİB için verilen EMİR’dir!
AMİR
olan RESULÜ’dür!
‘LAİLAHE İLLALLAH’ dedik,
HAK’tan AMİR kılınan
RESULÜ’nü,
‘MUHAMMED’in RESÛLULLAH’ diye niyaza durduk.
EMİR odur ki,
GARİB YEMEN’den seçilmiştir!
 Yer gök RESULÜMÜZ ile
bellidir,
her kulu o’nun ile doludur.

 Mümin yolun gelişinde, konuk diye verişinde;
aldığını bilecek, her adımına gölgesini düşürecek.
MUSA gelse yoluna,
İSA girse koluna;
MUHAMMED ile bilecek, kendinde olana dönecek.
 RESULÜ’nün üç öğüdü
sizlere, yol versin gören gözlere:
Alınız, aldığınız kadar veriniz!
Görünüz, gördüğünüz kadar seviniz!
Doyunuz, doyduğunuz kadar
doyurunuz!

 KUR’AN; RESULÜ ile verilir, sözü ile
varılır,
çevresinde değil ÖZ’ünde sarılır.

Aşamam demeyiniz,
aşmaya niyet kurunuz.

 Ağacı, besleyen
süsleyen diyebilirsin.
Oysa ağaç, telefondur telsizdir.
(Tefekkür?) EYVALLAH.
Ağacın gerçeği odur.
RESULÜ, her nefeste ağacın vergisine
uymuş,
vereceğini ondan sormuştur.
(Ağaçla mı konuşuyor?) EYVALLAH.
(Zikirde?) EYVALLAH.
 YEMEN’den ulaşan, cümlenizde dolaşan,
MEVLÂNA YUNUS diye
söyleşen her BİLGE;
o’ndan alır, o’ndan verir.
Tek nokta, tek satır,
verginin dışında değildir;
ÖZ ile söz ile,
cümle için verilen yazı.
 Mümin olan
bilir;
RESULÜ, HAK ile yaratılan arasındaki TEK KAYNAK’tır.
Meyanı, beyanını
noktalar.
Beyanı ile tanınır, hakikat ile yerini doldurur.
GERÇEĞİ
bildiği, doğudan batıya verdiği ile,
her zerrede mevcuttur.
RESULÜ’nün HAKİKATI budur.
(‘Her
zerrede mevcut…’ olan, nedir?)
NUR’aniyeti…
RUH’aniyeti, HAK ile bağı;
NUR’aniyeti, kul ile ağıdır.
Açacağın her kapıda o mevcuttur;
o,
RESULÜ’dür.
 Dağları, ovaları, ağaçları, suları,
benim için,
senin için YARATAN;
RESULÜ’nü yarattığı, o’nun için kainatı
bütünlediği,
GERÇEĞİN İLAHİ KARARI’dır.
Her olayın,
bir dolayı vardır.
Kainatın yaratılışı da RESULÜ’ne;
RESULÜ ile kaim…
Olacağı gerçeği, yazışı ile verilmiştir.
(‘YAZI’dan murat KUR’AN mı?) EYVALLAH.
RESULÜ KUR’AN’ı yazdı kaim oldu ve RUH’u bedenlendi.
Doğruyu bildiği,
gönülden her yönü açtığı, açıktır.
Ve okudu, ‘Sen de oku.’ diye belletti.

 ‘O, O’nun, O’ndan;
O, O’nun ile O’na.’
diziye
verdiğimiz;
YÜCE, RESULÜ, cümle kulları

 RESULÜ’nün, kulluğu tarifi şöyledir;
meyveyi
aşsız yemeyen bilmez,
bulguru taşsız arayan bulmaz.
Kul ile
kulluğunu bilirsin,
gönlünde olan ile gerçeğini bulursun.
 FAHRİ seyrana daldı, seyirde
BİR’liğe güldü.
(‘FAHRİ ALEM’,
RESULÜ?) EYVALLAH.
(BİR’liğin
her an devamı?) EYVALLAH!
“Ağlayandan gülenden, dökülen
yaprağı sevenden,
her yaşta, her başta olanı sayandan ALLAH’ım
RAZI olsun,
RIZASI cümlenizi bulsun!” dedi,
RESULÜ cümlenizi DOST KAPISI’na
çağırdı.
 RESULÜ’nün
ÖZ’ünde sözünde,
her zerresinde PEYGAMBERLİK MÜHRÜ mevcuttur!
Kulluğu; kula, kendini bulması, kulluğunu bilmesi örneğidir.
Hali ile birlenelim, hatamızda zorlanalım,
günümüzde bilmediysek
öğrenelim!
BAĞIŞLAYAN RABB’imin ADI ile,
her zerremizi birbirine
DOST edelim!
(RESULÜ’nün halini mi öğrenelim EFENDİM?)
Öğrenmediysen, EYVALLAH;
öğrendiysen, HAY ALLAH.

 Seyre daldım güzeli, düşündüğüm ezeli.
Senden benden geçtim de,
gördüğüm düşte RESULÜ’nü seçtim de,
dağlar kadar yüceldim.

 RESULÜ’nün Yolu’na, cümlemiz girdik koluna.
Sorduk;
‘Müslüm olan ile misin, müslümü bilen ile mi?’
“Meyus olma ya ALİ.” dedi.
“Gelmiş geçmiş gelecek, cümlesi ümmetimdir;
gönlümde olan sevgim,
Güneş misali ziynetimdir.
Nasıl Güneş, her yaratılmış ile
oluşur buluşur;
YA ALİ, O GÜN’de oluşacak her zerre ile
buluşacağız."

 (‘Makamı
Mahmut’ nedir?) Her varolan makamın olayı vardır,
her makamın değişik
dolayı vardır.
Makamlar, belli sınırlardadır.
Makamı Mahmut; sınırı olmayan,
O’ndan başka bilmeyen,
dayanan her kuluna RAHMETİ’ni ileten,
her
makama O makamdan ulaşan, O’nun ile dolaşan…
ADI ile bilirsin, her
makamda O’ndan bulursun,
ama O’na ancak RESULÜ ile bakabilirsin,
O’ndan ancak
RESULÜ’nün eşiğinden,
AŞK’ının beşiğinden, gönlünde
olanı dökebilirsin.
Her makamda o vardır, o’nun Nuraniyeti elbet!
EYYÜB’üm; RESULÜ’nün hoşnutluğunu,
sonsuz
sevgisini kendine yer etmiş,
emrini ER’lik ile yerine getirmiş,
her
makama onun rızasını alarak yükselmiş…
(RESULÜ’nün rızası mı?) EYVALLAH!
RESULÜ’nün
rızası olmadığı halde, kul makam geçemez!
 Dört duvar bir mekandır,
dört hal de bir
makamdır, dört GÜL de bir zamandır,
MUHAMMED hem evvel hem son zamandır,
DOST’luğa misal değirmende akan sulardır.
Bir-bir aşırır, akan
suda taşırır;
mayasını bilenin, gönlünde RABB’ini bulanın,
eşiğine getirir, beşiğinde bitirir.


Dört hal:
O’ndan geldiğini bilmek.
O’nun ile olmak.
O’nun ile dolmak.
O’na gideceğini bilmek.
 Güneş’e çıplak gözle
bakamazsın, ateşi elinle tutamazsın.
RABB’in RESULÜ’ne muhabbeti,
RESULÜ’nün
RABB’ine merbutiyeti
ezelden ebede kadar olduğu halde,
gine de O’na
bakabilmesi için
gözüne yeşil perdeyi örtmesi gereklidir.
 Mağaraya her girişte RESULÜ ile söyleşen,
doğruyu
bilgisine yerleştiren, RABB’im değil mi?
Dünden bugüne, günden yarına
söyleten, O değil mi?
O’nun DİLİ, O’nun ELİ, O’ndan dilenen
hali,
RESULÜ’nde değil mi?
Öyle ise, bedenli halde gören de RESULÜ’dür!
Beden, elbet RESULÜ’nün bedeni.
 ‘Her ocağın
sohbeti ayrıda.’ denilirse de,
RABB’imin ADI TEK’tir, dumanı silen çoktur.
Varsın dilediği dilden söylesin,
yeter ki ‘RESULÜ’nden şefaat!’
desin,
DOST ADI’na DOST imzasını atsın.

 YEMEN’den gelen her sözde
RABBÜLALEMİN HİTABI vardır!
Gömülü olan ile değil, gönülde gerçeği hakikat kılana
güleriz.
Sevgili, sevenlerindir; RAB, bilenlerindir!
 Dağlara selam verdik, akan
sulara sorduk;
‘Her bilgi sende mevcut mudur?’
Dediler ki;
‘EYYÜB’üm ile YAHYA,
MEVLANA ile YUNUS,
HACI BAYRAM ile YESEVİ ve
bilcümlesi birer halka
olmuşlar,
RESULÜ’nün bilgisine birlikte sahip çıkmışlar.
Öyle ise,
her bir yaratılmış,
sadece kendi bilgisi ile mevcuttur.’
 (DÖRT HALİFE, DÖRT KUTUP mu idi?)
Hayır, değil!
HALİFELER’in
görevi başka idi.
HAZRETİ MUHAMMED’in zamanında,
DÖRT HALİFE ve
SAHABELER’in kabları
YÜCE tarafından genişletildi.
Yoksa onlar,
HAZRETİ MUHAMMED’in
o NUR’una dayanamazlardı.
 Ana; RESULÜ'nden verilendir, RESULLER'le
bildirilendir.
Ananın analığı, kadının eşliğine denktir;
ana
olup eşliğe ayak atan, yuvaya ahenktir.

|