Meryem

1
MERYEM der ki: "Dört gün evvel duyduğunu benden bilsin, andığı gün yanında bulsun. Güzellik, aldığıdır; özellik, bildiğidir, 'MERYEM adına.' desin, niyaza 'ALLAH'ım.' diye başlasın, yardımına çağırsın. Gününü aydın bulacak, kayguları duman misali dağılacak, en güzeli, HAK YOLU'na gülecek. 'Sözü verdim alan yok, halim dedim soran yok, derde düştüm gören yok.' dedin, unutma."

6
"Geldim buldum, vazifede nefer oldum. 'Her nefeste hayat, her heveste hayal var.' dedim. Her gelenden sordum: 'Güne kadar aldığın nedir?' 'Soran kim?' dendi: Adım MERYEM. 'Aldım.' dediğine uydun mu? 'Uydum.' dediğin kadar oldun mu? Verilecek vazifeye talip olana sorum: Her hal ile uyar mısın? 'EYVALLAH.' diyen her kulu, halince hallenir."MERYEM sözü aldı, önce yönetimi alanlara sordu: "Övgüye varacak görevden nasiplenenlerden sevince düşüldü mü? Denetimi görenler, huzuru buldu mu?' Vazifemiz, yenide verilir.' dendi, geçen güne örtü kondu."'YAR.' diyen her kula MERYEM'in sorusu gelir: "Aç ile aç mısın? Çıplak ile üşür müsün? Günün yargısına düşenler, fakir ile üşüyenler; dolaplarını açtıklarında utansa idiler, ne aç ne çıplak kalırdı. Sözüm cümle içindir, zümre için değil. Bir yaraya yüz kişi eğilirse, yüz kişi giyinir. Yüz dilim somun bölünürse, yüz aç doyurulur. Birbirinize nakledeceğiniz önce bu olsun. Yarışma, yardımcı olabilmede yapılsın. 'Gönülden alırım, gönülden severim.' denende, hakikat nerden nereye kadardır? Elbet her kulun nasibi bir yazılmaz; kimi az kimi çoktur. Çok olan az olana yeterince yardımcı olursa, sevgisi katıksızdır. 'Cumayı bekledik, hayrımıza hayır ekledik.' derseniz, gerçeği silmiş olursunuz. Çünkü hayır her gündedir, her yöndedir."

13
"Düzene uyalım, YAZAN'ı bilelim, kul isek, kulluğun gereğine girelim. Yerimiz bellidir; dağ, taş ile doludur." dedi, MERYEM sözü aldı: "Gerçek günü bilelim, yönümüzü bulalım. Her olayda, kendimize verilenden hisse alalım. El ele verilirse, kulları görülürse; yaralar sarılır, gönüller bir olur."Sözünü bağladı, İSA'nın verdiğini söyledi.

17-1
'Derdim?' diyen halini sorana. Selamın aldık, 'ALLAH’ım RAZI olsun.' dedik, sözü MERYEM'e verdik. "Düz duvarda mesnet, her kulunda haslet vardır. Değer. Kendine dönesin, kendinde olanı göresin. Çözdüğün düğüm, göreceğin düğümdür, değişen yaşantı. El eline, verdiğin yerine geldi. ALLAH'ım RAZI olsun. Hayır, hediyesini. Her düzen, bilendedir; bilmeyenin verdiği cümleye uyduğudur. Danışılan yönde. Hayır, günde gelişe uysun. Elde olanı işinde bulsun. Bölmeyi denemesin, kazanda kaynamasın, 'Yoğurt yedim tasında, yolu buldum taşında.' desin, niyazım onunladır bilsin. 'Dert.' diyenle derdi silen, beraberdir. Derdi silen kim?' dendi: Elbet YÜCE ALLAH'ım MEVLÂNA’yı yardımcı gönderir, yoluna taş koyanı durdurur."İSA der ki: 'Kumda iz, kulda söz, elde koz varsa; düşünmek yersizdir.' Gerçeği açık verenden, soyluda gönül açandanız. Gözün kapalı ise, verdiğimi düşün. Kapalı gözü açtığını bilmez misin? Dosdoğru bilmek için, düzene ters geleni anmayı unutmasın, MEVLÂNA’nın sözünden çıkmasın. Sözlerimizin sözcüsüdür. Evet. MERYEM dedim anıldım, her düzene konuldum. Güzelden bildim, sevdim, sevildim. ALLAH'ıma emanet olasın, hediyen gibi yerini bulasın. Geçici söz ile, çarpıcı saz ile dövünme, 'Elden eli bulurum.' diye övünme. Gemiye gittikte, yerine baktıkta düzene uyacaksın,  dumanı kovacaksın. Gidene taş konamaz, yerini bilene 'Dur.' denemez. Her olay bir düğümü çözer, kulun kaderini çizer. ALLAH'ıma emanet olasın, MEVLÂNA’dan alacağını bilesin."

20
"'Dost.' dedik, cümleye dost diye güldük. Sorguya her verenin sevgisini bulduk. Gölde balık yayılır, kainatta HALİK bilinir. Her bilenin bilgisi elenir." dedi, MERYEM söze girdi: "Kaş ile göz arasında birbirine vergi vardır, denmesin 'Yeri dardır.' Yapıya girdiği, duvarı ördüğü, kainatta adını İSA diye verdiği günden gelişe kadar değişen, sadece görgüdür denirse de, genişlik bilgidedir. Bilenin gördüğü genişliğe götürdüğüdür. El ele verdik mi? 'Sorun' deyip paylaştık mı? İletilenin yeri, yumuşak yoldadır." dedi, MERYEM selamını iletti.

27
"Dağ ile ovada dolanıp durdum, çobana elim ile hırka giydirdim, postundan başına yastık oturttum. 'Verdiğin aydın, gördüğüm NUR olsun.' dedim. Yeniyi verdiğimiz, yayılana sergi açtığımız gerçektir. Gün ile güneş misali. Güzellik bende değil, O'ndandır. Yoğun çalışmaya girende, eline kalem alıp verende, ALLAH'ım RIZASI'nı cümlenize sersin. Saygı, her kula birbirinden yayılsın. Adım ile GARİB’in adı anılsın. Cümlenize elimden gelen verilsin. Alacağız vereceğiz, birbirimizi elbet göreceğiz. Selam olsun." dedi, MERYEM yürüdü.

3 şubat
"Andan zamanı soranlar, her olayı dileğince yoranlar; 'Bekledik bulmadık, aradık görmedik.' demesinler." dedi, MERYEM sözü aldı: "Kuyu suya dar gelir, her olay kula var gelir. 'Verelim.' dedik, cümlenizle paylaştık. Gölgeyi aştık, güneşte buluştuk. Nakleden elbet bilinir, gönderilen selamlara selamımız eklenir. 'Nakleden kim?' denildi: Kalemi eline alan, gördüğünü size aktaran. (GARİP mi?) EYVALLAH. 'Keramet.' denilmesin, selamete kapıdır bilinsin. Görüldüğüm yerdeyim, okuduğum sayfadayım. Ayak ile gelenin, göz ile görenin yardımındayım. (Kimi kastediyorsunuz?) Seyrini bulan, yerini bilen. (h.g mu?) Evet. Selamı ordan aldık ya. Konuyu derdest edelim. Koğuş misali değil, dergah misali her hale uyalım. Üç duyalım, bir diyelim, kitabı öylece dürelim. Üç elden üç dilden geçsin, dağınık olan toplansın. Çevreye uyanın, devreyi bulanın her kul yanında olsun. 'Ne demek?' dendi: Bilene uymak, bilmediğini öğrenmektir. Dem ayrı, zem ayrı yerdedir. Dergah demdedir, uymak senden." dedi, MERYEM sözü YUNUS'uma verdi:

10
"MERYEM yolun başında, her kulun düşünde olsun." dedi, selam ile geldi: "Rengine kanayım mı, şartına gönül koyayım mı, her çağıran ile döneyim mi? Genellik, toprağı gözler, zanneder ki el ile besler. Alış veriş YÜCE'dendir, yapıcı gelen nicedendir? 'Korku aldım.' diyene, 'Yaprak buldum.' diyeni örnek verirsek, korkusu silinir. ŞEMS'in verdiğini MEVLANA sarınır, her kulu HAKK'ın sırlarına barınır; geyik misali yapısına yeşil örtü aranır. Görgü neden, neredendir? Sanılmasın zordandır. Arıyı bilene sor, gönlünü arıtanı gör. Halde sevgi, kumda sergi görüldükte, elbet yargı silinir. ŞEMS'in verdiği nedir? MEVLÂNA’nın gördüğü kimdir? Hepsi aynı gün, aynı yöndür." dedi, MERYEM sözü TOKTAY'a verdi: " 'Derman verenden misin?' dediler, yoluma yürüdüler. ALLAH'ımın İZNİ'ndendir." dedi, MERYEM selamladı. 

10 mart
"Sözümüz denizden öteye bağlansa, her yamaçta durulsa elbet bitmez, sorarsanız MERYEM'in kainatta AŞKI'na ölçü yetmez."MERYEM sözü aldı, sohbete gelen her dost için niyaza daldı: "Konuk bizden, biz sevgiden yanayız. Yaprak, ağaç, her yaşayan ile bir bünyeyiz. Taşta geçeni görürüz, her dalda yeniyi okuruz. Doyumun olduğu yerde 'Selam.' der, sevgisine saygı ile eğiliriz."

13
MERYEM YUVA'ya geldi, "Yerimiz, yunduğumuz yerdedir." dedi, "Yelden selden uzak kaldık, yer ile göğü söz ile böldük. 'Dert!' diyene şifa diledik. Doğan güneşe yeniyi müjdeledik. 'Niyazımız yerinde mi?' diye sorulur: Olaylara çözüm değil, uyum arayalım! Yanan her mumun eriyip söneceğini bilelim! MEVLANA daha önce verdi, 'Uyuyan ruhlar.' dedi. Uyuyan ruh, yakılmayan mum misalidir. Meyveyi yiyen bilir, selamet dileyen kendini bulur. Keyyam deneyen, kayyum denenendir. Keyyam'dan maksat, yerden göğe bilinip ele gelmeyen; hava, güneş, sevgi gibi."

17
"Ayağa çorap giysen, derdine deva bulsan; demde dağılan değil, eğilen vardır." dedi, MERYEM sözü aldı: "Damarda akan kanda, candan gelen görülür. Sevgi gönül ile örülür. (Gönülden ne anlamamız gerekir?) Gönül, aldığın sevginin verdiğinden ötesini kendine mal eden, kendi bünyesinde kendini besleyen, verdikçe büyüyen, dağıldıkça çoğalan. 'Bünyede nasıl var olur?' dersen, ruhun yapısına mal edilmiştir. (Gönül) HAK'tan aldığın, halka verdiğin kadar genişler. 'Nasıl?' denildi: Verdiğin nedir? HAK'tan aldığın değil mi? (HAK'tan aldığımız nedir?) Sevgi. 'Aldığın seni yüceltir.' denilen odur. Daha önce verildi. 'NURU'nu harcama.' denildi. Ruhun sevgi ile beslenir. Sevgi ile beslenmeyen ruh, akim kalır. Öylece her yaratılan vardığı gün, olduğu yerde kendini bulur. 'Akım, sevgi yüklüdür.' denmişti. Sevgiyi veren, verdiğinin ötesinde yüklenir. Yalnız, sevgi ağırlık değil, ruhu hafifletir. Her elini tuttuğumuz kuluna sevgi akımı verelim, öylece sevgiyi birbirimize aktaralım. Gelişen olaylarda, yağışta kesin öğüt vardır. Yağış nedir? HAKK'ın rahmeti. Her düzeyde somut örnekler gelir ve görülecek olan gerçek, dağınık görülen örneklerin birbirine ekleneceği ve hayırlı günün bekleneceğidir."

24
"Konuşulan her konuda, alışılan her kapıda yapıcı olanı bulalım, akıcı olandan şevk alalım. Her yapıya gerektiği için temel atılır, temelden dört duvara bakılır." dedi, MERYEM söze girdi: "Daire, sorumsuzu verir, orada her olay olduğu gibi alınır. Binayı ölçü alırsak, her köşeyi ayrı-ayrı yoruma almayalım, bütünde bulalım. Tavanda, tabanda ölçünün değişmeyeceğine inanalım. Saydığım yönden değil; aldığınız her tebliğin birbirini tamamladığı, yapıyı meydana getirdiği açıktır. Öyle oldukta dağınık düzen satırlar arasında kalır." dedi, MERYEM selamladı.

7 nisan
MERYEM'den alındığı yerde TOKTAY'ın sözü vardır. "Dar olanı değil, ölçüye gireni verir. Yerden tozu, güneşten yazı bilir." dedi, MERYEM sözü aldı: " 'Alamam.' dersen arayanı bul, 'Bilmem.' dersen bilene uy. Bilenin yanında bildiğini söyleme, alacağına uy. Her bilen, bilmeyendendir. Her bilenin bildiği bir konu vardır. Deryanın görüntüsü, bilmeyenin özentisidir. Sazı söz ile bağlarsak değeri ölçüdedir, duvarı alçı ile sıvarsak yapanı yargıda tutmayalım. Gelenin sevgisine, bilenin saygısı vardır." dedi, sevgisi ile kucakladı. (Gelenden kim kastediliyor?) Yoldan gelen, sevgi ile dönenden. "Yoğun çalışmayı, yorumsuz alışmaya verenden ALLAH'ım RAZI olsun, değirmen misali akan suya yön versin, değişene değil gelişene yol göstersin." dedi, MERYEM cümlenizi selamladı.

14
"Kimse kimsenin sarayını yıkmasın, kimse kimsenin hatasına bakmasın." dedi, MERYEM sözü aldı: "Dereden aldığım su, dağdan mı gelir, gönlüme gelen sevgi, yoldan mı verir?" dedi. Sözü MERYEM'e sunduk: "Yaprak denilen ömürleri yazılan kullarına yoğun çalışma dendi, daha önce söylendi. El ele bağlandık mı, yerden ayağı aldık mı; yüze düzü verelim, zahmette rahmet bilelim." dedi, MERYEM sevgi dolu gönlünü sizlere sundu. ALLAH'ım RAZI olsun.

21
"Duman yoruma girmez, her yolu taşlı olmaz; ne var ki, taşı temizlemek sendendir, düzene uymandandır. 'Derde düştüm.' diyenin kendini deştiği açıktır. Aydan aldık, yıldıza döndük, her hali ile gündüzde güneşi bildik." dedi, MERYEM söze girdi: "Güneş günün, güneş gecenin vericisidir. Her ne kadar geceyi ay aydınlatıyor ise de, güneşten aldığını iletir. "Yamayı düzene koyalım, el ele verelim. Düzende yanlışta olana sevgimizi iletelim. Kul yanlışa sadece sevgi noksanlığından düşer. Sevgi, SEVGİLİ'ye elbet. Ne var ki, SEVGİLİ'den sevgiliye de elbet iletilir. 'SEVGİLİ'den sevgiliye nasıl?' dendi: SEVGİLİ, YÜCE ALLAH'ım, sevgilisi kullarıdır. Öyle oldukta, kulda hata gördükte, suçlamaktan uzak kalalım;  ne halde olursa olsun, sevmeye çalışalım. Asla yanılmayız. Dünya yapısı kulu yanıltabilir. Gelişimiz; yolda görülen taşları beraber alalım, kenara koyalım, gelene geçene yardımcı olalım diyedir. Ağacın kökünde görülen, gövdesinde çözülen nedir? Dallar ne yöndedir? Ne yönde olursa olsun, aynı köktendir. Gönüller birbirine bağlansın, ayaklar taşlardan uzak kalsın." dedi, MERYEM selamladı.

24
“Yağışta rahmet,
 yarışta zahmet vardır. 
Yarışa hazır olalım, zahmetten yılmayalım.
 HIMMETİ’ne gelenin,
 gözlerini açanın; yolunu bildiğimiz gerçektir. 
Suyun yolu açıktır. 
Dağda bulut var ise,
 ovada bekleyen sevinir. 
Doğuda açılan
 sudan, dağları geçen yoldan ayağınız uzak değil. Kuşak bele,
 kaşık ele.
 Sanılmasın hizmet eden köle. 
Geçici olanı daha önce verdik. 
Yastığı baş altına koyduk.”
 dedi, MERYEM yürüdü.


28
"AŞK'ın verdiği, kulun erdiğidir. Doğuşun gerçeği, oluşun gereğidir. Dağınık olan toplanır, yanlışa götüren örtülür, her kulu birbirine katılır. El ele güzele, her cümleye, ayırmadan kayırmadan, 'Sende, bende.' demeden. Ele aldığına, kucağa verdiğine şahit arama. YARATAN bilir, bilene verir. Demir yapıyı, odun kapıyı tutar. Demette hizmet vardır. Duman verenden uzak kalınız." dedi, MERYEM cümleyi selamladı.

19
(Resim verilir: HAZRETİ MERYEM) Selam ile geldi, MERYEM dileyene resmini verdi: "Almayı dileyeni gördük, selamın aldık, selam ile geldik. Selamımız iletilsin. ALLAH'a ısmarladık."

5
MERYEM der ki: "Ne zerre benden ayrı, ne ben zerreden. Orman, ağaç topluluğu ise, değerini topluluğundan alıyor ise; insan topluluğu BİR'liği buldukta tek isim alır, olumda kendini bulur. Değişik ağaç dahi olsa, isim tektir: orman. Güçlük ayrı görende, 'Ayrı verdi.' diyendedir. Sevgi, toplumun adı olmalı. Orman, ağaç topluluğu adını alıyor ise, insan topluluğu da sevgi adını almalı. Değişen yok."

20
“Sözü aldık, cümleye güldük.” dedi,
MERYEM selamladı. “Doğan güneşte,
kainata bakışı gördüm.
Kar isem eridim,
toz isem savruldum, odun isem yandım
kül oldum.
Sevgime denk,
cümlede ahenk aradım.
Çözülen her bağı
birbirine bağladım.
Dört yönde, dört güzeli aradım.
El-ele veriniz,
cümlede sevgiyi görünüz,
hataları örünüz,
duvar misali örtünüz.” dedi,
sevgide birliğe,
cümlede dirliğe çağırdı.
” Sevgimi cömert cömert gönüller alsın,
bilmeyene bildiğince dağıtsın.” dedi,
sözü yerden göğe yer alan,
yerde kendini bilen,
dumanı olan her kuluna
yardımını ileten HAMZA DOST'a verdi:

 

25
“Yolunuz açılana,
haliniz seçilene örnektir.”
MERYEM sözü aldı:
 “Vereni aldığımız,
halini gördüğümüz söylenir.
Dolaşan her sözde
gerçek sorulur.
Yeriniz bellidir.
Güne açılır,
doğudan açılana müjdelenir. ‘Ne aç kalsın,
ne yolsuz;
ne çirkin olsun,
ne halsiz.’ denilir,
cümlemiz aynı niyaz ile
niyaza katılır.
Kaynak, bilindiği gibi.
Yaprak açılır,
doğuda açılacak olan görülür. Doğunun vereceği, cümlenin göreceğidir.
Siyah su, beyaza dönüşür.
Daha önce verdik.
’Kara ile beyazı örtmeyiniz.’ dedik
Büyük gölün güneyinde. (Büyük göl hangisidir?)
Gölün olduğu yer
(Hangi göl?)
Yerini söyledik,
’Doğuda.’ dedik.
(Hindistan’daki mi?)
Anadolu.
Yerinden söylenen,
yıllardır beklenendi.”
dedi, MERYEM yürüdü. 

7
"Var olduğum yerde elbet yok denilmem, verdiğim hiç bir sözde yanılmam." dedi, MERYEM sözü aldı: "Dağ yolunu aşanlar, AŞK yolunda koşanlar, bende olana şaşanlar; kaldığın yerde değil, güldüğüm yerde bulacaklar. Danışılan yerde değil. Dağdan inildik te, dağa çıkıldık ta. Düzden yerini sorduğun, yastık misali temelde aranır.  Yıkık olanda değil, kapalı kalanda. Yıkık olan aşıldı, kapalı olandan geçildi, olmadık yer deşildi. Dağdan düzü arayalım. Olduğum yerde, kımızı gül fidanı vardır. (Bir semt verebilir misiniz?) MERYEM, yerini verdi; doğuya döndükte. (YEDİ UYURLAR'ın orda mı?) Orada değil. 'Deşilen yerde değil.' dedik, geçilen yerde. Ayağına taş bağlayan, taşa bakıp ağlayan dostu düşün. Gördüğü rüyada; dağda oluşanı söylemişti, BABTİST ile buluşanı söylememişti. Onun ile buluştuğu yerdedir, dağın bitti denilen yerinde. (c sorar: Bizim bahçede mi?) Daha önce dedik; suyu içtik serince, dost ile buluştuk Şirince. 'Dağın bittiği yer .' dedik. Doruğuna varmadan, kapısında durmadan geçilmez. Demet aldık, elden verdik, soruyu niyaz ile sorana ilettik. 'Soran kim?' denildi: 'Saydığı her dilde, sevdiği her kulda O'nu gören, HAK ile hakkı bulan; sorusunu benden alır, her sorgusuna cevap bulur.' dedi, JAN BAPTİSTE doktorun sorusunu cevapladı. Elbet soru MERYEM’e yöneltildi, ne var ki soranın sorgusu cümle için ise cevabımı alır. Aldığın verdiğin, O'ndan O'nun için, O'ndan cümle için. ALLAH'ım RAZI olsun." dedi, MERYEM selamladı.

14
"Genişlik gönüldedir, konuk gelenin yolundadır. Konuk yerini bilse, kendini BİR'de bulsa; sözünü çevirmezdi" dedi, MERYEM sözü aldı: "Gelenin yerini sevgili diye bildik, geldiğine sevindik. Daha önce verdik, konuktan söz ettik. Dört yönü bağlayacağız, dört alemde BİR'liğe çağıracağız. Davet sözdendir, sevgi ÖZ'dendir. ALLAH'ım DER ki 'CÜMLE BİZ'DENDİR.' Yoğun çalışma dedik, daha önce verdik. 'Benim.' demiyelim, her aldığımızı verelim, her verdiğimizden alalım. 'Çağrılan gelir.' denildi, daha önce verildi. Adıma denk gelene sözüm. Gelen günde saat onda, gözünü yumacaksın, beni göreceksin; bu gün dediğimi, yarın anlayacaksın. Ağacın gölgesinde yerini alasın. Çevrede YUSUF ALEYHİSSELAM dönüşü verecek, dağılan MÜHÜR o anda birleşecek. Doğuşunu bileceksin, 'Bu gün doğdum.' diyeceksin; şarkı söylediğin yerde, derde deva bulacaksın, Doğu'dan Batı'ya selamımızı ileteceksin." dedi, MERYEM selamladı.

18
"Gemiye adım attık, deryadan balık tuttuk, aşa cümleyi kattık." dedi, MERYEM sözü aldı: "Alay yerini buldu, günde BİR'liğe uydu, kaş ile gözü birbirinden ayırdı. Elbet ayıramazsın. Ayırdığın anda, BİR'liği bozmuş olursun. Kainat BİR'dir, BİR'likte oluşur; her kulu BİR'dir, BİR'likte buluşur. BİR'de ayrı olamazsın, oldu isen bulamazsın. DÖRT KİTAB'ı bilelim, 'BİR ALEM'dir.' diyelim; dört mevsimde bulalım, her hale öylece uyalım. Kaş göz, her kulun kendi aleminin parçasıdır. Yaratılan her varlık, kendi çapında bir alemdir. Kaşı gözü ayırırsan, görgünü-katkını silmiş olursun. BÜTÜN'de verim nazdır, bölündükte kulun alemi dardır. DÖRT KİTAB'ın verdiği, kainatı bir BÜTÜN'de kardığı açıktır. Kainatta iki unsur birbirini destekler; kaynayan, kaynatan. Yaklaşım; yanan ile oluşur, yakan ile buluşur. Oluş, buluştur. 'Katkıda olayım, yerimi bileyim.' diyenin hizmeti, himmet görür. DOST ile buluştuk, selam diye geliştik. DOST'tan selam getirdik, selamı aldık götürdük. Katılanın sevgisi, tez gelir yankısı." dedi, MERYEM cümleyi selamladı.

31
"Gerçeği aldık bildik, gerçeği gördük sevdik." dedi, MERYEM söze girdi: " 'Dağda ağaç dolaydı, dalı ele geleydi, sözümüz yerini bulurdu.' diyene de ki: 'Dağda ağaç doludur, dalı Dost'un elidir, DOST cümlenin YARİ'dir.' Sevdik geldik, geldik gördük, her sohbette sözümüz verdik. Gedik açıldığı gün, yerini bulduğu an, rengin önemi vardır. Güneş kainatta yerini elbet değiştirmez. Ne var ki, renginde özelliği görülecek, her gönülde BİR'liğin resimi örülecek."

22
"O'nda BİR’i bulduk mu, iki nerde sorduk mu?" dedi, MERYEM sözü aldı: "Her adımı sayılı, yerde yaprak dökülü, kumda bostan ekili. Aldık verdik anarak, HAK dostunu severek. Geldik, sevgi bularak. Seven seveni bilir, her hal sevgide gelir. Verdiğimiz yazıda, yumuşak kulun halini sevdik, 'Seviniz.' dedik, sevgisini cümlenize sunduk. Ayrıya düşmeyiniz, doğrudan şaşmayınız. BİR'dir, BİR'liği bulduk, BİR'liği cümlenize sunduk. Alın gelin bileni, verin bizden soranı. Dost dedik, dost sohbetine katıldık. Katılana 'EYVALLAH.' dersek; çağırana yol açmış oluruz, öylece kendimizi mutlu sayarız. Mutluluk, BİRLİK’tedir." dedi, MERYEM selamladı.

13
"Saçım uzun örülsün, derde deva görülsün, çevre sevgi ile sarılsın." dedi, MERYEM sözü aldı: "Bildik geldik, şark ile garpta BİR'liğe çağırdık. Olasıya alındı, kulu değersiz bölündü. ALLAH'ım BİR'dir. Geldik O'ndanız. Biz bizi bulmazsak, sevgi ile dolmazsak; O'na nasıl döneriz, dönüşte nasıl yanarız? Senden benden aldığını, cümle ile paylaştığını bildiğimiz açıktır. Doğuş deste misali verilir; her PEYGAMBERİ ile kullarına aydın yol gösterilir. İnkarı, hatadır. Affına sığınalım, RESULÜ'nü tanıyalım." dedi, selamladı.

17
MERYEM söze geldi: "Duman silinsin sergiden tezgah kalksın, vergiye uyulsun HAK SÖZÜ duyulsun. 'Benden ondan ayrı yok; bilinmezse hayrı yok.' diyene de ki: 'ALLAH'ımdan hayırdan başka gelmez, hayır değil ise yazıya vermez.' ALLAH'ımın RAHMETİ üzerinize olsun. 'Seslen.' denilene uyulsun. Her görev görevliler ile bütündür. Her halka da BÜTÜN'ün namzedidir. Geçen, geçirilen yazılmazsa senden değil. ALLAH'ıma emanet olunuz." dedi, MERYEM yürüdü. 

28
"Gönlüne darlık verme, ömrüne kement germe. Yalnız değilsin, kalmayacaksın, gönlün kapalı olmayacaksın. Yerden toprak alanın, DOST diye bizi saranın yardımındayız. Küçük oğula deriz. Oyundan değil boyundan bulacak, serinden değer alacak. ALLAH'ıma emanet olunuz, duman veren her olayı siliniz. El ele kendinizi bulursunuz. ALLAH'ıma emanet olunuz."