

Meclisimiz şen olsun. ‘MERYEM YUVA’ya
gelsin.’ denildi, dilendi anıldı. “Geldim söze, durdum düze, baktım yüze.
‘Benzer.’ diyene hak tanıdım. MERYEM adım. ‘İSA’nın anası, Hıristiyan
ULU’su.’ denirim,
cümle kulları severim. Yerimi yatışımı sorana, gelip ziyaret edene;
ya ben gitmez miyim? Yerde değil gönüldeyim. Dünya evim pek küçük gerçi,
gönlüm cümleye yeter. Kendini seç, alnını aç, yalandan kaç. Bu üçünü
yaptığın an nasihate ne hacet? ‘MERYEM.’ denildi ‘Piçi doğurdu.’ Sana
demedim. Günde diyene. Günümde kötüden kaçtım, gönlümü ALLAH’ıma açtım. “YA
MERYEM, NURUM VERDİM SANA, DUANI ET BANA. KULDAN KORKUN OLMASIN, DÜNYA
SENİ SARMASIN. EVLAT ETTİĞİN, HAYAT VERDİĞİM.”
İSA’nın doğuşu, MERYEM’in kurtuluşu, Hıristiyanlığın
kuruluşu. Müslümanlık kuruldu, ‘En yüce din.’ denildi. Elbet ALLAH’ımın
SEVGİLİ HABİBİ oldu, Müslümanlığın kurucusu. MERYEM kullardan kaçtı. ‘Neden?’ demeyin, fani
olunca icapları görülür. ‘ALLAH korurdu kaçmasaydı.’ derseniz; ALLAH’ım,
“BENİM KORUMAM ELBET VARDIR AMA ÖNCE KUL SAKINMALI.” der. Ateşe
gidersen, ‘ALLAH beni korur.’ dersen, yanılırsın. Mucize, bir maksat üzere
olur, gösteriye yol vermez.”
Yumuşak yolun geleni, dünyaya el vereni;
günü yakın, gelene bakın: “MERYEM adım, geldiğim ilk değil. YUVA’ya
uydum, havaya vurdum. Cümle yaratılan, ALLAH’ımın YOLU’na CAN’ını-kanını adar.
Ömür denince; ölmüş bir CAN verirse bir CAN’a kuvvet, ne kıymeti var der.
‘Nedir?’ diye sorana deyim. Bir CAN’ın gidişi öbür CANLAR’a kuvvet
verirse, gitmek için durmak niye? MERYEM adım, YUVA’na tadın versin TANRI’m.
Suyum; içene gelene şifa versin, adım anılsın ‘Yardım.’ denilsin; gelen
gülsün, sevinç bulsun. Gündüz gelsen yolum alsan, suyum içsen ‘Ne hoş.’ desen.
Tatlı su akar, ağaçta bülbül öter. Olduğum taşta, seherde bir
gül açar. Görene sözüm, orası yerim. Gülden geçilmez, duygu ölçülmez; AŞK
şarabından içen, bir daha ayılmaz. Gül fidanı görende, on iki yolcu
bilende, fidanın yanında, söğüt dalında. On iki fidan, söğüt fidanı.
Büyüyen midir, yürüyen midir, hep öyle midir? Yolumuz ALLAH’ıma, yolcumuz
ALLAH’ımdan. MEVLÂNA dedi ‘Bana düşmez, müjdeyi sen ver. Yoldan geleni
göster, kulları müsterih olsunlar.’

Duyan gönüldür,
seven gönüldür. MERYEM niyet mi etti, doğmuş yavrusunu kuyuya mı
attı? Nasibine yolu kattı, danıştı söyleşti; YÜCE’den kuvvet aldı,
almayı bildi.

MERYEM YUVA’da, hüzünlü havada. Çam misali.
Dedi ki: “Hüzünden yumak sararsa da, gönül kararmaz.”
“Ananın verdiği, yavrunun kardığıdır.
Ananın verdiğine su katılmasın. Helvayı karan; yağını da, suyunu da
ölçer koyar. Ayrıca su katan, helvanın tadını bozar. Terbiyenin, imanın temeli
olduğu bilinmeli. Mayayı yoğuran, ekmeğin şeklini veren,
kulunu yerinde YARATAN ALLAH’ım; özelliği, güzelliği anaya verir,
babayı yuvaya temel eder. Temeli sağlam olan yuvanın, duvarları da
sağlam olur. (‘ ‘Yat! Uçak geliyor.’ deyince
kadın yere kapandı.’ diyen birine cevap) ‘Yat yere.’ diyebilen, yere
şilte serebilmeli. Yatmazsa, hatalı olur. Duvarlar olmadan, temel
değerini bulmaz. CAN’ım CANAN’ımın. Cümle CANAN’ımdan olduğu için,
sevgilimdir. Her hatun el açar, ‘ALLAH’ım yardımcı ol.’ der. Erkek gücü
kendinde bulur, ermesi onun için güçtür.”
MERYEM HAZRETLERİ der ki: “Kuşun
ötüşüne ses veren, ‘Kulağım SEN’indir ALLAH’ım.’ diyendir.” YM dedi.
“Kulunun yardımına vazifeliyim. Kanımıza söz gelmez. ÖZ’ümüz HAK’tandır,
OĞLUM’un sözüne kulak veren, HAK’tan gelene uyandır.”

“Onsekizbin alemin ötesine vardım, dünyayı kase
misali gördüm. ‘Dersiniz ki hepimize, nasıl yetersiniz?’ ”
“Güllerimizi elde bulduk, ‘ALLAH’ım.’ dedik duacı olduk. HAS GÜL’ün Kokusu’ndan,
MUSA ile İSA‘mın yapısından; gönüllerimize sevgi aldık. BİRLİK’e
inandık, gül demeti misali hep BİR olduk. Gül; yapı olarak bir
çeşittir, gerisi aşı.”

MERYEM HAZRETLERİ der ki: “‘Katkıda bulunayım.’ diyen; güğümü
görmeyendir, ömrünü düğüm ile bağlayandır. Kundak aldım, bebeğim
sardım, adını sordum. “İSA.” dediler, adını MELEKLER koydular, kaderini
alnında okudular, kucağıma öyle verdiler. Sesi ile sözü bir geldi. Seste
bebek, sözde melek hitabı duyuldu. Ana-oğul yola koyuldu. Suyun
aktığı yerde, gönülleri yaktığı yerde duruldu. Kuldan-kula söz
edildi, doğanın söz ettiği söylendi. Dileyen inandı, dileyen döndü.
Yuvamız olmadı, güne bağlı kalmadı. Güne bağlandı, gönül
dağlandı, yazılan görüldü, düğümler çözüldü, ‘Dert.’ denen gün
örtüldü. Geçen unutulur, çünkü üzerine gece örtülür. Cümleye zümreye sözümüz
geçti. Olan-olmayan O’ndan, O’ndan gelen hayırdan. ‘Hoşnudum.’ deyin,
huzuru öyle bilin, selameti ordan bulun. Saman neden hafiftir? Kulakta söz
kalmasın, dışarıdan çöp gelmesin.”
(Resim verildi: HAZRETİ MERYEM ve HAZRETİ
İSA) HAZRETİ MERYEM’in hediyesi. Bebeği ile. “ALLAH’ıma emanet olsun, bedenindeki katreyi silsin, gönlünde akan suyu bulsun.”
dedi duacı oldu. Yumuşak yol, açık olur.
“Tepsiye konan, kulun eline gelen nasibidir.
Dilerse buğdayı aşı, dilerse derya taşı kor. Burada kulun
gayreti şudur; taşı yiyemezsin, ezersin döversin, emeğini
katarsın.”

HZ.MERYEM der
ki: “Üç denen yerden bir al, ikisinin arkandan geleceğini unutma. Daima
bol yapraklı ağaca dayan. Su akarken; durana değil, akana uy.”
HZ.MERYEM der ki: “Hazine, yükünden dolayı kıymetlidir; kainat,
HALİK’inden. Hazine, her an boşalabilir. Kainat, HALİK’i “VAR
OL!” dediği müddetçe vardır. Kulun her öğrendiği kardır. Her
öğrendiğin kelime O’nun ilmidir. Sanmayın niyete uymayan olaylar zulümdür.
Kul bunu bildi ise, güzelden güzeldir. Bildiğini zannedersen, AFFI’na
sığın. Bilmediğin, bildiğine gölge vermez. Bildiğin sana
kötü gelmez. Celbine hükmedilen sanık, hataya düşmemiş ise;
ALLAH’ımın ADALETİ’ne sığınsın. Olan görür, niyaz eden bilir.
Cümlenin hayrında niyazın edildiği vakıadır. ALLAH’ıma emanet olasınız,
karşılıksız bulasınız. ALLAH’ım bekleyeni görür, bekleyenden önce verir.
ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun, kainat huzuru kulları ile dolsun.”
“Muayyen gün
geldikte, taşı toprağı su oldukta, kulları O’nu buldukta;
doğuşu bilecekler, varlığı o zaman idrak edecekler.” dedi
HZ.MERYEM söze girdi: “Muayyen günün olduğu, cümleye güldüğü gün;
görülecek elbet. Günümüzün hasreti, o günde çözülecek. ALLAH’ıma emanet
olasınız.” ‘ALLAH’ım
görmez mi, yoluna koymaz mı?’ denirse, elbet koyar. Ne var ki ALLAH’ım, kuluna
aklını-mantığını kullansın diye verir. Kul mantığını harcarsa, tozlu
yolda kalır.
“Annem; yemediği meyvede, ‘Yaprağı kıt.’ demedi; meyvesiz ağaca,
‘Lüzumsuz.’ diye bakmadı. Yumağını saranın, yerini bilmesi güzeldir
elbet.”
“Aynaya
bakandan, suya akandan, yolunu alırsan
şaşırmazsın.” dedi, MERYEM söze girdi, gönlünü her gönülde buldu.
“ALLAH AŞKI, mutluluktur.” dedi. Cümlesinin selamına, MEVLÂNA sözcü
oldu.
Olmuşu alırız, olmamışı sileriz, geçmişi böleriz,
kuşağı dileyene sararız.

MEYREM der ki:“MERYEM, yerini almaz. MEYREM, meyden gelir. Mey arkadaşı demektir.”
derken, sözü adına bağladık.

“Mümin yolunu bile, salmam
balığı göle. Deryaya dalasılar, öylece olasılar. Gemiyi donatsalar,
yorumsuz kalasılar.” dedi, söze MERYEM girdi: “Ananın
varlığına gönül darlığı verme. Vuranın zorluğuna, kulunu kul
tutma. Ayağıma almadım, kulağıma koymadım, perdeyi aralayıp göreyim
demedim. Açanın gücünden şüpheye düşmedim. Taşı duvarda gördüm,
ömrüme perde gerdim. ‘SEN’den ALLAH’ım!’ dedim, niyaza vardım. SEN’den denilene
uydular, söz misali sepete koydular, ‘Pazara çıkarıp sattık.’ dediler. YAVRU’yu
değil, sözümü, ‘SEN’den ALLAH’ım!’ deyişimi. Yeniyi almazlar, eskiyi
silmezler; öyle oldukta gerçeği görmezler.” dedi, sözü güne bağladı.
“Günün akışı, güneşin yakışına denge kurar, gedik açılır.
Selamet sizlere olsun, MERYEM gönlünü salsın, cümleye bağlasın.” dedi,
yürüdü.

“ ‘Yerini arasınlar, gül dibinde bulsunlar’ desem, dört yöne bağlasam.
Yönüme dönsünler, ‘HAK’ deyip ansınlar.” dedi MERYEM, yerini yönüne
bağladı.

"Bağlıyım ezelden, gördüğüm güzelden, bildiğim eserden. SIRRI ile
sırlandım, dünya günümde horlandım. Kucağa gelenle, kainatı bilenle
yaşadım. Gemiye uyanla, yoluna düşenle oluştum, aranızda
buluştum."dedi, MERYEM sözü aldı: "Dağ ile ovaya bakarsan, düz ile boz görülür. Yola çıkarsan, toz görülür.
Kadere uyarsan düz örülür. MERYEM, uydu diye sevilir. DOĞAN'a selam olsun,
ondan gelen selam sizleri bulsun. DOĞAN'ı bilmeyenden değilsiniz.
Yağın damladığı, balın eklediği, cümlenin beklediği yerini
bilir. 'Yoğurt yesem...' diyenin aşı yeterli midir? Elbet.
Şifasını yoğurttan alsın, niyazımız onun ile olsun. (Kime denildi?) Yanınızda
olanın eşine. (j'ye
mi?) EYVALLAH. Yeniyi bilenden, gelene uyandan ALLAH'ım RAZI olsun. Üç
olumdan alsın. Daldan aldığı meyvayı, yoldan sildiği kahveyi,
yağ ile bal ile andığı sofrayı hafif tutsun. Cam perdedir, can
nerdedir? Aradığın, gördüğündedir, aramızdaki bağ
sohbetimizdedir. Açılan gedik, buluşanların meydanındadır. Günün yorumu
cümlenin durumundadır, durumunadır. Gelenden sorulan, nesilden anılan, verilen
yorumun yankısıdır. 'Bağlantı olabilse, her biri alabilse.' denir.
Nesilden geçen aranır. Gelen geçeni siler, zaman nesilleri böler. Bilenin
bildiği kendine ölçüdür, gelene alçıdır."
Kucak dolusu sevgi ile geldi,
MERYEM söze girdi: "Sepet olmasa, dua dolmasa sergiye varılmaz, elma sorulmaz.
Sevgili aranmazsa bulunmaz. Arayan ile geldik. yuvasında kaldığımız, sevgi
ile anıldığımız günde geceyi paylaştık. Durak olmadı, hata bilmedi;
sevdi, gününe doymadı. Sohbette aldığına, yorumda kaldığına gönlümüz
ile katıldık. ALLAH'ım RAZI olsun. 'Sevenler arayana el versin.' dedik, dost
ile postu diz dize serdik. 'Dizde güç, bizde haç.' diyene; elde olana
değil, gönüle dolana dayandık, öylece BİR'liğe geldik, BİRLİK’te
ERLİK’i bulduk."dedi MERYEM sevgilileri kucakladı. "Sohbetim
oluşacak, her sohbette MERYEM sizlerle buluşacak."dedi yürüdü.
ALLAH'ım cümleden RAZI olsun.

“Yol
aldım göle geldim, sevgili hale uydum.” dedi MERYEM sözü aldı: “ ‘Aşamazsam.’
demeyelim, dayanan kuldan olalım. Hurmanın
meyvesinden, nasibimizi bilelim. Dileyen maddeye, dileyen manaya
yorar. Her kulu helvayı bildiğince karar. Kurulu düzen
bozulur demeyelim, olaylarda kayguya düşmeyelim. ‘Dost.’ dedik
geldik, elimiz verdik, ‘Anacağın biliriz.’ dedik, daha önce
verdik. Var olanın
darlıktan sözü olmasın, sorgusu durukta kalmasın. ‘Yoğurt yedim
yetmedi, çiçek diktim bitmedi.’ diyenin
şikayeti doğaya olsa da, sözünü ortada atmasın.”
dedi MERYEM yürüdü.

‘Adadım ödeyim, MERYEM’den alayım.’ dersin. “Sohbete geleceğim, düzende
hayır göreceğim.” dedi MERYEM geldi: “Yumuşak gönlünde oluşturduğun güzelliği, halinde de uygula. ‘MERYEM.’ denir anılırım, ‘Anam.’
dediğini bilirim. Anan ile halleşiriz, görgüde birleşiriz.
Gelişim duyguda oluşumuzdandır. Sevgi ile buluşuruz, kaleden
kaleye söyleşiriz. Sevgin ile oluşalım, anıldıkta buluşalım.
Nerden? YÜCE’nin EMRİNDE’yiz, sevenin gönlündeyiz. ‘Ver.’ dediğini vereyim.
Sen de ‘Uy.’ dediğime uyarsan, gönülden hoşnut olurum. Yoğun söyleşiye girdik, emanetinizi MAKAM’a ilettik. ‘YA ALLAH! YA
ALLAH! YA ALLAH! Dünyada huzur ver ALLAH!’ deyiniz, duacı olunuz. ALLAH’ım
dileyeni görür, dilediğini verir.” dedi, MERYEM yürüdü. MERYEM resmini verecek.

"Dağdan dağa aşamayan, taş üstünden düşemeyen; ne
dağın güzelini bulur, ne taşın düzeninde durur. Gerçek yapraktan
aransa da, kökünden bilinir. Her anda vakit sorulur. Vakitte doğuş
vardır, doğuşta oluş vardır. 'Yerim ne kadar dardır.' diyenin
sözünde yerden maksat dünya düzeni ise, 'Gönülden uzak kalma.' diyelim. Gönlünü
dolaştıran, kainat ile oluşturan elbet yeri dar görür."dedi,
YEDİLER'den selam getirdi. "Selam olsun, dünden bugüne uyum getirsin."dediler, sayfaya TOKTAY'ı
kaydettiler. 'Nasıl?..' denilir, 'Kimden?..' diye sorulur. Geçinden
olduğu, uyumadan bildiği, uyandıkta bulduğu taydır. Yapıda yeri
vardır. Adı anılmasa da, tay ile yolu vardır. Doğaya baka-baka, dizini
büke-büke; günden gününü aştı, SAHİBİ'ne öylece ulaştı,
sevgisi kullarına oradan bulaştı. Adı TOKTAY kaldı. Günün yorumunda
MEVLÂNA söz alır, AŞKI'ndan ÖZ verir."

“Yumuşak olduğuna,
yolunu bildiğine,
gelişe
uyduğuna
selam olsun.” dedi,
MERYEM söze girdi: “ ‘Şahit istemez,
güzel silinmez, ‘Ne olurum?’ dersen,
bilinmez.’
diyene de ki; ‘YAZAN bilir,
okuyan ancak
izin olursa
verir.’
Sorun yersiz değil,
geçit senindir. ‘Oruç.’
dediğinde,
suyun aktığı yola ulaştığın
görülür,
el-ele verilir.
Görgüye demeyin ‘Nasıl girilir?’ Seven
seveni bulur,
olduğu yerde durur,
her halde YARDIMCI gelir.
Gayrıya yer yok,
sevgide gönül tok.
Sevgimiz
yayılır,
sevgimiz ile bir olur.”
“Gelen aldığını bilsin, bestede yazıyı sevsin, denizde dalgaya gülsün,
sorusuz kalsın.” dedi MERYEM söze girdi: “Dal ile halde güzelin, yol ile dağda özelin yasası okunur, tezgahta kilim
dokunur, kul nerden kimden sakınır. Yüce dağa çıktıkta, ‘Güzel.’ diye
bakınır.” dedi selamladı.
" 'Ayak küçük götürmez, dağlar yüce aşırmaz.'
dediler, MERYEM'i güçsüz bildiler. Ayak küçük, gayret büyük. Dağları
aşıverdim, dilenen yola ulaşıverdim." dedi, MERYEM sözü aldı: "Gelen
gidene kapı açar, açılan kapıdan seçilen geçer. Uğrağı değil,
durağı aradık, YUVA'yı öylece kurduk. Şahit aramadık, şahinden
sormadık, gönülden naklettik, rüzgardan selam bekledik, her gelen selamı
birbirine ekledik. Doğan güneşte, yakan ateşte hep O'nu gördük,
O'ndan geleni bildik. Aynayı yolsuza verdik yolunu bulsun diye, o da
bulduğu yerde devretsin diye. Elden ele dolaştı, sevgi birbirine
ulaştı, günde cümlemiz sizlerle buluştu. 'Selam.' diyelim, her
selamda YÜCE'nin SESİ'ni bulalım. 'YÜCE'nin SESİ selamda mıdır?'
diyene sözüm: YÜCE'nin SESİ her anda, her yandadır. Ancak kul selam ile
buluşur, selam ile halleşir. Selam sözün kapısıdır, sohbetin yapısıdır.
Cümleyi bildik, her günü saydık. ALLAH'ım yarattı.' dedik, ÖZ'e ÖZ ile
baktık."

Cevher,
açılan yoldadır, MERYEM dilenen koldadır. "Selam."dedi, geldi,
sahifede yoruma girdi: "Ayran içtik serince, mola verdik köyde şirince. Yumurta aldık tavuktan,
tavuğu dedik HALİK'ten. Katrede söndük, kahırda sunduk. Döndük, her
olayda umduğumuzu aradık. Gördük ki umduğumuz değil,
yazılanmış güzel. Yumuşak yolun yolcusu, her hal ile verir hancısı.
Selam olsun. Yoldan beraber geldik bilinsin. (Bu söz Selçuk'tan gelenler için mi?) EYVALLAH.
'MERYEM yerini verse, cümleye gönlünü serse.' denilir. Sergimiz cümlenizedir.
Elbet yerimiz açılır. Ne var ki
önce TOKTAY seçilir. 'Kimdir?' denildi. HAK ADI'nı doğuştan anan, 'Anam suçsuzdur.' diyen OĞLUM'dur." (Kim nakletti?) OĞLUM açık geldi, açık verdi. "Sergide ANAM'ın
sözü kalsın."dedi, her sahifeye adını koydu. 'Ne demek?' dendi. Her
sahifede adı'na işaret vardır. Selam olsun, HAK ADI dillerde kalsın."dedi, MERYEM selamladı.
|