

Miraç Kandili
"Umduğum gün, bu gündür; uyduğum gün, her gündür." dedi, MERYEM
söze girdi: "Suyum aktıkça dar olan bilmez, gönülden dileyen her kapıdan bulmaz." dedi,
selamladı.

"Kamer gökte gün verir, yıldız çobana yön verir, söz dileyene şan verir.
Değişen değil, gelişen görülür. Yaprağı dokuyanlar,
fermanı okuyanlar, demde dağın eteğini alırlar, yeri öyle bilirler." dedi, MERYEM sözü bağladı.

Destan
okunsa, fistan dikinse; gelenden söz verilmez, MERYEM'den yol sorulmaz. 'Var.'
dediğini, kendi 'Ver.' diyecek, gönüllerde öylece varlığını
gösterecek. "Yoğurt çalınsa göle, uyum gelirdi hale, hele bakılsın
güle. Gül fidanı oluşmadı, toprak ona alışmadı, bilen bilmiyen
çalışmadı. Gün güneşe alışır, gül öylece gelişir. Gelecek
gün, bu gün ile çelişir. Bekliyen elbet muradına erişir. Günde
değil, gelecekte oluşan her yaprakta. Adı dilde söyleşen, söze
bizden aldığını demesin, suyun aktığı yerden nakletmesin." dedi,
MERYEM sözü verdi.
DOST'tan selam getirdim. MERYEM. "Candan aldım, candan verdim, cümlede
sevgiyi gördüm, bilinen duvarı ördüm, niyazınıza niyazım ile katıldım. Yaprak
diye baktığın, bendim. Güzeli severim, güzel hali överim, her dileyenle
niyaza gelirim. Yaprak dalda düz gelir, kulu sever söz gelir; yolu
HAK'tan olanın, her haline yaz gelir. Geminin direğine bayrak
bağladım, güzel huyda olana huzur diledim, gelip giden kuluna sahib
çıktım, kemerimi bağladım. Evet. DOST diyesin, HAK'tan gelen her kulunu DOST
bilesin." dedi, MERYEM yürüdü. MERYEM sözü bağladı: "Döndü denileni, su ile
içileni ayırmasın."

"İplik elde örülür, her var olan sorulur, kaçta kaçı yorulur?" dedi,
MERYEM söze girdi: "Somun elde, sıcak dilde gönül ısınır; bilen bilmiyen toprakta eşinir, her
aldığı bitkide düşünür. 'SEN'den geldi, bildiğim budur.' der,
HAKKI'na şükreder. Merdiven her adımda yukarı götürür, bildiğine
bilmediğini kattırır, elbet sevabını arttırır. Niyazının olduğu
yerde, kapıyı bulduğu yerde, günü gelende açtırır." dedi, MERYEM
yürüdü.

"Bol yağ derdini siler, bol söz düzeni
bozar. Almayı diledik, vermeyi yeğ tuttuk. Her geleni, yerden göğe
yumuşak olsun diye niyaza davet ettik. Attığı temele göz ettik,
gözden söze ilettik. Katkımız elbet olur. Yemin denilen sözde kalır. Basılan toprak ne senin, ne benimdir. Her var olan
SAHİBİ'nindir. Gölde balık avlayan, tadını kendi bilir, kokusu etrafa
yayılır. Deyme toprak anaya, sövme toprak anaya. Her dilediğin
gelişir, gelir sende buluşur; bilinen birbirine karışır.
YUNUS'un aldığını MERYEM de alır. Onun için aynı dille söylenir. Güzelde
yer bulan, güzelde olandır. 'Yağdan maksat nedir?' denildi, sözün başına dönüldü. Yağ,
zeytinin özüdür, aşının sözüdür. Açık gelmeyen neden? Doğuşta
kendini bileydin, söz açık gelirdi. Ağacın meyvesi bilinir. Sayısı
nasiptir." dedi, MERYEM sözünü bağladı.

"Dumanı sildik, gerçeği gördük, elbet
duvarı ördük." dedi, MERYEM sözü aldı: "Şartı gördüm, yerimi aldım. 'Güzellik,
şartsız olmadadır.' dedim. 'Derman, ALLAH'ımı bilmededir.' diye her
gördüğüme söyledim. Doğuşu bilen, vergiye uyandır. Vergiye
uymayan elbet görmeyendir. Sözümüz açık. Var olan bilinir. Var olanı gönlünüzde
bulmak önemlidir. (Dualarıma
yardımcı olsunlar.) 'Demde oluşan,
niyazlarda buluşan.' dedik, daha önce verdik. Almak değil, uymak
önemlidir. Destan yazsan, her sorana okusan, satırları beller, nerde ne oldu
dilenen haller? Görgü
güzellik verir. Elbet doğuşa uydu isen. Doğuşa uymak layık
olmaktır. Sardın mı her yarayı, sildin mi her karayı, böldün mü aldığın
parayı, arkanda toz bırakmadan, elinin kirini kimseye sürmeden? 'Destan nedir?'
denilir. Her kulun kaderi yazılıdır. Beklersen görürsün. Değişen
olmaz, güzellik bozulmaz. (DEDE’ciğim, herkesin dini de kaderinde mi yazılı?) Doğuş maden ALLAH'ımın EMRİ'ndedir.
'EYNAS.' diye söylenen, bilginize eklenen sözü unutmayın. Kumun vergisi dahi
sizedir. Yazılı olduğu gibi. Kanda
gizlenen bedenin yapısıdır. Gönül kanla yıkanmaz. AŞK ile paklanır. Kul
'HAK.' derse, HAK'lanır. HAKK'ı bilen, 'HAK'tan.' diyen, bedenin yapısından
geçendir. HAKK'a kavuşan, HAKK'ın izni ile göçendir. Yanılma olmasın,
'İSA nerde?' denilmesin. Dünyada gönüllerde, sanılmasın bedenlerde.
Doğduğu günü, verdiği yönü bilendeniz, bildirendeniz. Desen
'senin yanın da mı?' Evet." dedi, MERYEM yürüdü.

"AŞK
ile geldim yola, sevindim baktım kula, oluşan güzel hale. SAMANYOLU
buluşturur, yıldızlarla eleştirir, birbirine sözleştirir." dedi, MERYEM söze girdi: "Sarı güle dayandım, pembe renge boyandım. AŞK ateşinde yandım,
dileyeni andım. Elbet, anılan bendim. Çevre adımı sorar, bilen bilmiyen
dilediğine yorar. Elbet, açılan sayfa dilenen günde yarar." dedi,
MERYEM yürüdü.

"Doğuş anı seçildi, niyazı gönülden alındı." dedi, MERYEM
cümlenizi selamladı. "TOKTAY olandan alır, TOKTAY cümlenizi bilir, TOKTAY gönüllerde açan güllere
katılır. Elbet beraberce adım atılır. Dostluk andı içilsin, olumsuz sözden geçilsin,
elden ele tutulsun, gönül kase, AŞK şarap olsun, sevilene sunulsun.
ALLAH'ım cümlenizden RAZI olsun."

“Komşu
komşuya sorsa, sevgide kendini görse yolunu dostlar açar, gönlünden güller
seçer. Geçici gelen kaynağını bulamaz. Kaynaktan aldı ise yazısını
silemez. Gönlün DOST ile dolu. Sevgini kimse bölemez. Demden değişeni
ararsın. Değil. (Kanser
nedir?) Asi hücre. Değişen düzene ayak uydurmama.
Yediğinden içtiğinden aldığın besin, kanındaki gelişmeyi
pompalayamazsa düzen bozulur. Hayvani gıdadan nebati gıdaya dönüşürse,
bünyede düzen bozulur. Her hücre yapısını aldığı besine göre düzenler. (Demek ki kanserli bedende,
beslenme hatası da var öyle mi?) EYVALLAH. Yetenekten veya seçenekten
ayrı değil. Koruktan üzüme oluş gereklidir. Her yaşayana
ölüş gereklidir. EYVALLAH. Geçici denilen değil elbet. Ne var ki,
kaygunun yeri görülmez. Eymeye değil saymaya yönelince, hatalı yazı
görülür. Hayır. Kervandan her alan merkebe yön vermez. Çünkü merkebsiz kervan
olmaz. Olumsuz gelen yok. Destek olur, gücünün kesilmesini önler. Süt,
verilenden yeterlidir. Sütü bol alsın. Ayağını yerde devamlı tutmasın. Gücünden
aldığı için geçenden değil. ALLAH’ıma emanet olasın. Verdiğimiz
demden andığımız odur. Aslına dönüşmeyen her parça kendini yeniler.
Öyle olunca kayguya yer yok. Yenileme gücüne sahibtir. Senin. Asla, sadece
birikim. Yağ birikimi. Elbet olur. Kendini yeniler dedik ya. ‘Eskiyi
yenileyen nedir?’ Taze kan. (Yani
doğa gibi, bizler de yenilenmekteyiz mi, demek istiyorsunuz?)
EYVALLAH. Değişen havadan gerginliği bırak, kayguyu sil. ‘Çok
iyiyim.’ de kendini öyle bil. ‘ALLAH’ım dilenen günü tez göstersin.” dedi, MERYEM
yürüdü.

“ ‘Dur.’ dedim yolcuya, ‘Ver.’
dedim hancıya. Dursam yolu tutamam,
belleğime ADI’nı
katamam.”
dedi MERYEM sözü aldı: “Yolcu handa bulamaz, ‘Kal.’ desem
de kalamaz.
Usta oymacı arar, oyulacak ağaç sorar.
Kütük eline
gelmez,
toprak kökünü silmez. Aramayan ağaç değil, dal
bulmaz.
Dile, ara,
elbet bulursun, sohbette aldığını
görürsün.”
dedi MERYEM selamını iletti.
" 'Dağda verdi, vadiyi gördü.' dediler, suya bakıp andılar." dedi,
MERYEM yorumu güne bağladı: "Deste yerde, YUNUS'un verdiği
gibi. Demden sorulduğu, yörede bağladığı değil. Aynen
verildiği gibidir. Açıklık görülecek, ayağa serilecek." dedi,
sevgi ile selamladı yürüdü.

"Dayandığın ağacı kökleme, ata gücünden fazlasını yükleme.
Açılacak, ne var ki, dar köprüden geçilecek." dedi, MERYEM sözü
bağladı: "Mendil yeterli midir yerden verene? Sedef geçici olana değil, seçimi
bilene gereklidir. Konuk geleni verdik, bilmeyi dilediğini serdik. (Bayan h. için mi? -h. Avusturyalı
bir sopranodur-) 'Aktığı yeri buldun mu?'
dedik, 'Aradım.' dedi. Değirmene un vermeden, değirmenci söz almaz.
Dostluk alışan ile verişende bağlanır. Geldiği günden,
bildiğini arasın. Bilenden sorduğu, yeterli günde değil, gelene
bağlıdır. Eklenen yerde, düzlüğe dönsün, güneşin
doğduğu yere baksın, kendi içine dönsün. Güzeli orada
bulacaktır." dedi, MERYEM sözü bağladı.

"Her salkım dalda olur, tadını balda bulur. Toprak
verir, güneşte erir, DOST KAPISI cümleye açılır. Söz alsam güne versem,
günde sorana desem; aydın gönül gözden alır, her soran BİR'de kalır." dedi, MERYEM söze girdi: "Çoban gördüm arayan, çiftçi gördüm tarayan. Ne çoban
ne yaban alışamaz, bilmiyen çalışamaz. Düz etsen ovaları, hak ettin
davaları. Elden aldın sözü, dolaştırıp uzağa aktardın. Günü
gelişir, sadece bilen alışır." dedi, (Bana mı söylüyor acaba?) duvarın ötesini günde örttü. EYVALLAH. "Soymaya
değil, saymaya çalışalım, günün doğuşunda görmeye
alışalım. Senindir sana gelir, yoruma dönüşür." dedi, yürüdü

"Asmaya su verdim üresin diye, koyuna su verdim yürüsün diye, gönlüne su verdim
sarılsın diye. Öylece bilelim, sevgide bulalım. Döne-döne aldığımız,
niyazlara güldüğümüz, gönül açıp sorduğumuz gündür. Günde
oluşturduk, günde buluşturduk." dedi, MERYEM selam ile geldi: "Üç
ağacı saymadan, üç elmayı soymadan açılmaz. Dost ile sohbetin adına,
yerimiz değil gönlümüz açıktır. Semada oluşandan, şafakta
buluşana dek; söz ile değil, ÖZ ile verilir. İki basamak inilir,
yeri bilinir, yönü sorulur. Benden sonsuza anılır, senden günü seçilir."

“TOKTAY adında, gönül andında kalsın;
selamına eş olsun; cümleye kardeş desin” dedi, MERYEM sözü aldı: “DOST ile anılırız, denmesin yanılırız.
Gül kokulu bahçede cümlemiz BİR oluruz. Dağılana değil,
eğilene güleriz. Konuk gelen her kulda gönül yoklarız. Alacak verecek
HAK’tandır; dostluğumuz kainata çoktandır. Gül misali açar, gül gibi
göçeriz” dedi, MERYEM selamladı.

Daldan dala göz atsam,
ağaca çıkıp söz etsem; dinleyen güler, DOST gelen hayır diler” dedi,
MERYEM sözü aldı: “Ne şarkı, ne türkü
bilmeden söylenmez; gerçek aranan yolda, ayak alıp eğlenmez. Adım adım çıkacağız, her adımda geriye bakacağız, o
zaman güzeli göreceğiz. Her adım daha yükseğe götürür, kayguyu orda
bitirir. ‘Serçe küçük.’
denmesin; aldığı her taneyi, asla yabana vermediği bilinsin. Gezdim durdum yollarda,
gördüm bildim hallerde, konuyu duydum dillerde. Aşına başına sahib olsun, kayguyu anında silisin.” dedi MERYEM
selamladı.

“ ‘Kaçmadım kaçamadım
EMİR O’ndan geldiyse, tutmadım tutamadım niyeti O verdiyse, görmedim
göremedim kaderime yazdıysa.’ denilir. ALLAH’ım kulunun dileğinde,
belleğinde, kaderinde, elindeki defterinde” dedi, MERYEM sözü aldı: “TOKTAY adına gelir, sevgide secdeyi
bulur. ‘Nerden olum, nerden Gül’üm?’ diyenle kendini bullur.
GÜL’den adım aldım, ağaçta gönlümü serdim. Doyum senden ALLAH’ım uyuma
katılalım” dedi, MERYEM TOKTAY’ın selamını getirdi. “Saydığım her isimde,
HAK ADI’na and içtim. Gördüğüm her zerrede,
hamdına düştüğüm bilinir. Ner zora
yerindim, ne şikayette kaldım” dedi, MERYEM yürüdü.

“Akıl ile gitsem yola, aklımı
versem dileyen kula, ‘Alır mı?’ diye sorsam bir pula. Almaz. Çünkü, kimse
kimsenin aklında olanı bilmez. Aldım sevindim, TOKTAY’ın selamını getirdim:
‘Koyda balık alırsan, küçük gelir. Deryaya dalarsan, salın küçük kalır. Çünkü deyaya büyük gemi gereklidir’ dedi, cümlenizi selamladı.
Ayağımda yemeni, elimde dümeni varsa; gemiden gidene değil, gemiye
gelene el ederim. ‘Neden?’ denildi: Gemiden gidenin arkasını görürüm, gelenin
yüzünü. Kırgınlık elbet değil.” dedi, MERYEM yürüdü.
“Eymeyi
bildiğin günden, aldığın sende kalır.” dedi, MERYEM söze girdi: “Katık aldığın, güzeli bulduğun
günü unutma. Her zerre, senden sana verir; her zerre, sende olanı bulur;
buluşan, oluşan, günde konuşan gelir” dedi, MERYEM yürüdü.
“Dağdan yaprak topladım,
yüzü halktan sakladım. HAK’tan geleni bekledim, mana ile oluştum,
SEVGİLİ ile buluştum” dedi, MERYEM söze girdi: “Dört duvar arasında kalsan,
manada kendini bulursun; eğer gönlün ile bağ kurarsan, halin sana
güzel gelir, yolun kula sevgisini gösterir. Demek ki yerine oturmak için mekan
değil makam gereklidir. ‘Makamdan maksat nedir?’ denildi. Gönlünü açtı
isen, kendinden geçti isen, haline dönüşen kulluğa yakışandır.
Vermek güzeldir senden oluştu ise, bilmek güzeldir HAK ile bölüştü isen.
Doyum olmadan uyum yetersizdir. Manaya yönelsinler, ‘TEKLİK HAKK’ın
MURADI’dır.’ desinler. Bölenden olmasınlar. ‘Manaya yönelmek yeterli
değil mi?’ derlerse de ki: Mana tektir sana da bana da. Konuk yerini alacak, dosyayı
elinden koyacak. Olumunu düşlediğin. EYVALLAH. Dayanmayı kuldan
değil, HAKK’a bağlayalım. HAKK’ın MURADI yoksa, kul kula destek
olamaz. Sadece HAKK’a dayanalım. HAK KAPISI’nda uyanalım. Meydan almışlar,
düze gelmişler, ne var ki düzde ne yapacaklarını bilmezler. Düz yetirendir,
gidene selam verendir. Günün haline uysunlar, oldukları yerden geriye
dönsünler. Görecekleri, kendilerinin dışında nasip arayanlardır. Kendinden
gayrıya yönelmezsen, ne halin yeterlidir ne sözün geçerlidir. Uyandı isek, yerden göğe
niyaz edelim; dayandı isek, ‘ALLAH’ım SENSİN, bilerek gemiye odun attık,
her basamakta ayrı DOST eli tuttuk.’”

“Yıldız dedim
kula verdim, SARI ANA ile gönüle girdim. Saçı eline alsa, suçu kendinde bulsa,
kulu ÖZ’üne döner. (Saçtan maksat nedir?) Ocağa koyduğun.
Başındaki saç değil. Her gün birbirine gönlül
aşısı versin. Yeşeren fidanda SEVGİLİ’yi görsün” dedi,
MERYEM yürüdü.
“İnce kalın sözdedir,
güzel yazı sizdedir, bütün alem gözdedir, TOKTAY’ın selamını getirdim, cümle dilenmiyeni götürdüm” dedi, MERYEM selamladı. ‘Dilenmiyen
nedir?’ denilir: Nefsine, nefesine; uymayan kafesine el verdik; ‘RABB’im.’
dedik, kulu adına niyaza durduk. ‘Yazılan en güzeldir’ dediler, RESULÜ ile
TOKTAY SELAMI’nı ilettiler. (Kimin selamını?) ‘ALLAH. ALLAH. ALLAH.’
diyelim, ADI ile kendimizi bulalım. HAK ADI sende bende, SELAMI, senden benden;
cümleye O’ndan.” dedi, MERYEM yürüdü.

"HAK ADI'nı aldım
verdim; HAK ADI'nı gönlüme, dilime serdim." dedi, MERYEM omuzuna el koyan
ile, kendinde var olanı gördü, cümlenizi selamladı.

MERYEM söze geldi:"Duman silinsin sergiden tezgah kalksın, vergiye uyulsun HAK SÖZÜ duyulsun.
'Benden ondan ayrı yok; bilinmezse hayrı yok.' diyene de ki: 'ALLAH'ımdan
hayırdan başka gelmez, hayır değil ise yazıya vermez.' ALLAH'ımın
RAHMETİ üzerinize olsun. 'Seslen.' denilene uyulsun. Her görev görevliler
ile bütündür. Her halka da BÜTÜN'ün namzedidir. Geçen, geçirilen yazılmazsa
senden değil. ALLAH'ıma emanet olunuz."dedi, MERYEM yürüdü.
|