

Yozun-kozu olmaz,
kulun yolu kalmaz,
ALLAH’ım İZİN vermez.
Kaderime uydum diyen, uymazsa ne yapar?
Yaptığın değil,
ALLAH’ımın
vergisinde hatasızlığını bilmesi gerekir.


Elin kılıcında ise, gönlün
kolunda olsun;
olumun sarsın, elinden kainat alsın.
Gemiyi yürütene ‘Niyaz et!’
dersen,
‘ALLAH’ım
fırtınadan koru.’ der.
Asmayı dikene sorarsan, üzümünü bol diler.
Her dileyen,
kendi yönünü alır.


(Dördüncü soru: Büyü nedir? Büyü bir güç müdür?
Eğer büyü bir gerçekse, gücünü
nerden almaktadır
ve bu güç hayra yönelik midir?)
Oymayı oyan mı, duvarı ören mi değerini
buldurur.
ALİ der ki: “Dengeyi bozan, ADI’na yazan değildir.”
Dengeyi
bozan, niyetini yargı ile süzendir.
Yargıya düşmezsen,
olandan ne kulu ne
yolu sorumlu tutmazsın.
Sorunun cevabı daha önce verildi,
‘Vakit gelmeden
ölmezsin.’ denildi.
Dördün cevabını Dört ile verdik, dört satırda dürdük.
Koyun ile kuzuda, ne aradık kazıda,
‘Sorgu...’ dedik durduk yazıda.
Bellekte
olmazsa, küllükte ara.
Küllükte bulmazsan, yolunu tara.

Gerçek
inandığındır,
var olanı bildiğindir, gönlüne aldığındır.
‘Giydiğim nedir?’ dersen, okuduğundur.
Ayak götürür, iznini alırsa;
gönlün götürür, AŞK’a düşürürse.
‘Sahibim.’ dediğin, ne canındır,
ne kanın.
Unutma, kainata yazıldı, bozulmaz kanun.
Elbet geleceksin, geldikte
güleceksin.
Çünkü aslını bulacaksın.
‘Bilinen...’ denmesin, umulandır.
Unutulmasın, gelmeden bilinmez, gelen dönmez.
‘Genişlik nerde?’ denir.
Ne eninde ne boyunda.
Alanına ölçü bulmaz,
tavanına direk vurmaz,
dünya ölçüsü yerinde kalmaz.
‘Nasıl olsa, nerden
bilse?..’ denir.
Alemin varlığı gönül boyutunda kalmaz.
‘Ne demek?’ dendi?
Kul gönlüne ölçü vurur, var olanı sevgisi ile alır.
Kulun kendince gönül
boyutudur.
Aslında ölçü dünya halidir.
Ne sevabın harabı olur, ne günahın
serabı.
Sadece dünyada huzura ölçü vurulur.
Günah işleyen ile
işlemeyen kulun huzuru elbet bir olmaz.
‘Neyin ölçüsünü alalım, kimden
soralım?’ denir.
KUR’AN’da yazılan kulunun kanunudur.
‘Bilmeyen?..’ denmesin.
Komşuna sorsan, bir kelime alsan;
olumuna sevap katarsın.


Bulutun renginden kaygu
alma,
yağmurun şeklinden ölçüde kalma.


Elmayı dörde bölsen,
dörtten birini alsan, öbürü haram mıdır? Olumsuzluk biri dörde bölmek, birini
alıp üçünü inkar etmek.
Olay budur.
Cümlenizin yolu MUHAMMED Yolu’dur.
EBUBEKİR, OSMAN, ALİ, OMAR.
O’nun dörde bölünmüşüdür.
Birini
alsak, öbürlerini inkar haktan mıdır?
HAKK’ın YOLU’ndan mıdır?
O’ bizim, biz
O’ndan.

Gönüller dolusu selam ile geldim.
Geldim selam ile, yazdım kalem ile.
ALİ’yim!
‘Yeniyi eskiyi bildik, cümleyi bir aldık.’
diyenden ALLAH’ım RAZI
olsun,
sevaplar teraziyi ağıra kaldırsın.
Dağ yolunu aşanın, dar
geçitten koşanın;
ALLAH’ım yardımcısı olsun.
Cümlesi andılar, anılandan
olsunlar.
TEVHİD dillerinde, O’nu bulsunlar.
Olsunlar, dolsunlar, AŞK
ile dolsunlar.


Ben-sen, onlara, sevene-sevmeyene;
geldik vermeye, su kabını
doldurmaya.
Geldik gidesiye, ömürler bitesiye.
NUR’dan yolumuz, verdik elimiz.
Çatıya örtü olsak, gayrete cümle gelsek,
GÜLÜ’nden Selam versek.
Gölgeye çekilmeyin, güneşten kaçınmayın.
Yakmaz, gerçek dönmez.
Gidenin dönüşü asla olmaz.
BİR denir BİR’de kalınır.
HAK’tan
gelen, HAKK’a dönecektir, dünyaya kanacaktır.
Kansa da yansa da, sonunda
uyanacaktır.
Uyanış biliştir.
Acıyandan olma, O’ndan gelene;
sakınandan olma, O’ndan verene.
Gelen gider, kalan sana öder.
Sakınma
verdiğini.
Acımadan değil, paylaşmak niyetin olsun.
Selam aldık,
selam verdik; getirdik götürdük.
Alsınlar-yansınlar, dönüş aynen
bilsinler,
karşılayan bulsunlar.


Atın
götürdüğünü, akıl getirir.
Otun
olmadığı, atın durmadığı yer yaratılmamış değildir.
Sahibini bilmeyen, kendini bulmayandır.
İpe mendil sermeyesin,
gerdiğini küçük görmeyesin.
Danışılanın, atlasa atılan düğüm
misali,
nakış gibi işleneceği bilinsin. (Danışılan kim veya ne?)
Dünün, günün, yarının düzeni.
Gönül,
altın kase mi? Ömrün atlas saşe mi?
Seçimi sende değil; güzel çirkin
diyesin.
Unutma, elinde ne varsa içine onu koyasın.
'Sen bana, ben sana.'
demeyesin.
Sen, sende olanı son damlaya sunasın.
'Kasem boş kaldı.' deme.
Boş giden, uymayan dolu gidenden yeğdir.
"Doğuş,
cümlenin niyazına ek; buluş,
cümlenin niyetine denk olsun." Dedi,
RESULÜ Selamı'nı iletti.
"Gökler onlara açılsın, eller HAK diye tutuşsun;
alacak, onların olsun, verene YARATAN'ım uydursun."
ALİ'yim selam,
ALİ'yim selamet,
ALİ'yim keramet dedim, verileni bildirdim.
YA ALLAH,
YA ALLAH, YA ALLAH.
Cümlemiz dedik Selâh.
BİR'sin,
BİRLİĞİ'ne uyduk, uyanlarla birlik olduk;
ağaç
dikimini baş aldık, geniş yönde beş olduk.
ALLAH'a emanet
olunuz.


Yer gök nefes alanın,
yer gök
ALLAH diyenin, yer gök yolumu bilenin.


ALİ’yim, geldim;
uyan ile BİR oldum, veren ile el tuttum,
verenden
ALLAH’ım RAZI gelsin dedim.
Şartlar dizisine değil, gönül özgüsüne
uysun.
İbadetini yalnız ALLAH’ıma desin, AŞKI öyle tatsın.
AŞK;
masal değil, hakikattir.
O’nu bilmeyen dilemez. Diledi isen aşıksın.
‘Niyazım ne olsun?’ der. Niyazın çerçevesi olmaz.
Dilediğin gibi niyaz
et. ‘YA ALLAH.’ de, feryat et.


Çoğunluk olan
yerde birim, sevgidir.
'Güzele
uyanlarla, ADI'nı ananlarla bir olalım.' diyene,
'Birlik gönüllerde kuruldu.' dedim.
Ağacı dikildi, meyvesi beklendi.
Gönül ağacı elbet.
Doğuşu
arayan, görüşe uysun;
görüşe uyan, deyişi bilsin.
Ağaç,
yaprağı kadar sayıya gelir,
gölgesi yaprağı kadar büyür.
'Yolumuz
yolun mu?..' denir.
Madem ki RESULÜ'nden aldık, 'EYVALLLAH!' deriz.
'Alacağım SEN'den olsun,
göreceğim RESULÜN’e uysun ALLAH'ım!'
deyiniz, duacı olunuz.


Niyazımız
gönüllerde, sohbetimiz cümlede olsun.
ALİ'yim yol
aldım, gönüllerde hal buldum.
Halden yerimi sorana; KUR'AN dilinde,
VARAN
gönlünde olsun.
Seven sevdiğini, 'YA ALLAH!' desin, selamını göndersin.
Sevenin sevdiği; kanına canına yakın olanı, gönüle dolanı,
ALLAH'ımın
RESULÜ'dür.
Selamı ile geldim.
"Kaybolanı cemde buldum, cahilde sildim, alimde
böldüm,
güneşe serdim, hepsini BİR gördüm." Dedi.
Ne cahile küfr, ne
alime remz tanıyın.
Hepsini bir görün. Hepsinden bir alın.
Küfrü cahilde
silersin, şerhi alimde bölersin.
Öyle olduğunda; cahil de verir, alim
de.
YA ALLAH, LAİLAHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH.
Yerden gökten
söz bilen, AŞKI'nda ÖZ'ü bulan;
RABB’ine KALEM, ümmetine KUR'AN
olan.


YUVA
açık olanda,
her dileyen gelende, açık sözü verende;
kutluluk vardır, mutluluk
vardır.
Kılıç
keser, namert küser;
uymayan, uyulan günde derde düşer.
Derdimiz olmasın,
HAK ADI dilden düşmesin.
'RESULÜ Şefaati'nden mahrum bırakmasın.'
diyene de ki:
RESULÜ ne küsenden, ne kesendendir, Şefaati cümlededir.
AMİN.
Aldık geldik, 'ALLAH'ım güldür.' dedik, duacı olduk.


Yol bizim, söz sizin.
Sözümüzün özünde, O'nun SESİ vardır.
Gürlük hürlüğü getirir.
Hür olanda, sevenin yorumu görülür.
‘Gel.’ diyene bağlansan, ‘YAR.’ diyenle eğlensen,
her
yanına su versen çok mudur?
Gelişimiz verişimiz,
eğiteni
dürüşümüz,
dağıtanı görüşümüz,
öğütenden
soruşumuz
ayna misali olur.
Değirmen döner,
düzenini
bulur.
RESULÜ’nün Selamı’nı getirdik.
Gelenin yazısı,
silenin
kazısı olur.
ALLAH’ım her olanı GÖRÜR.
Gördüğü
gibi
ördüğü yönde sever.
Sevende alanın örgüsü vardır.
‘Neden?’
denilen odur,
düzende örgüye uyan.
Yargıda sayfayı açmayalım,
YAZAN’a bırakalım.
ÖZ’ümüzde
dahi
değeri silmeyelim, ‘Ben neyim?’ demeyelim.
Yakışan
O'ndandır,
seven O,
sevilen O,
sevdiren O.
Öyle
olduğu bilinsin,
kesin yargı silinsin.
ALLAH’ıma emanet olunuz.
Vergimiz
yolunadır, kullarının hayrınadır.
Selam! Selam! Selam!


Giden gelen olurum,
gelenleri bulurum.
Sevenden
SEVGİLİ’ye selamı iletirim.
Selam sizlerle olsun,
gönüller
AŞK’la dolsun,
gideni geleni seveni bilsin.
Gül ile bülbül ile,
dayandım her hal ile.
Güvendiği
yerdeyim, sevende-anandayım.
Anan ile beraber, gönülden halleşiriz.
Gönülde
bulduğumuz,
yandığımız erdiğimiz bilinir.
Bilenlerle
bulunur.
Selamı sizlere iletir.
'Yenide buldular, yenide aldılar;
olduğu gibi bildiler,
bildiği
gibi sevdiler.'


Dert derde katılır, dert yolda atılır.
ALLAH'ıma emanet olsun,
gideceği adada şifayı bulsun, kayıtsız kalsın.
'Gerçeği bileyim,
davamı düreyim.' diyene de ki:
'Demir tavında dövülür, kulu sevgisi ile
övülür.'
Çağırışım gerçektir. Adaya dedim,
büyüğünü demedim.
Geçenin yargısı, sevenin sorgusu yolda kalmaz,
ALLAH'ım seven ile sevileni bölmez.


(Siz de
Mesnevi'yi aynı yolla mı aldınız?)
Elbet. HAZRETİ ALİ'den
yardım aldım.
Ne var ki günümde değil, göçümde bildim.
'Kendi AŞK'ımı
söylüyorum.' dedim,
bir de baktım kainata tercüman olmuşum.

Dar geçit
bize değil, zor uyum hale değil.
Karşı
koyan eğilmez, 'ALLAH!'..' diyen bükülmez,
su destide dökülmez.
Aldığın bilgide, verdiğin sevgide kaygu aranmaz!


Sahibiyim dediğin hiç bir mülk
senin değildir, aklından başka.
Akıl ile bulduğunu nefsine havale
etme!
Olduğun hal buldurur, bulduğun eğitir, eğiten
öğütür.
'Dert...' denilen, eğitendir!


Sağ elden, gönül yoldan, her kulu halden
bildik,
Selamı'nı getirdik.
Aldılar versinler, verimi görsünler.
Her ekilen
tarlada, ekini ayırsınlar, cümle ile paylaşsınlar.


Kainat bir bütündür ayıramazsın.
Gelen
giden sorguda.
Bilime uyan her kulu, O'nundur, O'ndandır!
Binanın taşını
ayıramazsın,
bir bütün diye bildiğini, ölçüye vuramazsın.
Oluşta,
buluşta aldığın;
varışta vereceğindir, verdiğin günde
göreceğindir.
Selam'ı (RESULÜ'nün) ile
geldim, RESULÜ'nden ilettim.
'KÂL'
denilen, her halde bilinen, cemden yerini bileni,
bilene vereni, ADI ile
bildirdim.' Dedi,
Niyaz sizlerin, yol sizlerin olsun, Şefaati
cümlenizi sarsın.
'Ben.' diyen her kulu, 'Ben'den.' diyeni bilsin!
Bilsin ki,
bende tek, ayırıma düşmektir.


Aldığımız
selamda, verdiğimiz kalemde;
denizden gökyüzüne, MELEKLERİ'nden
PEYGAMBERLERİ'ne
ALLAH'ımın RIZASI dilenir, cümleniz ile cümlemiz
hallenir.
'Kandil.'
denildi, kandiller yakıldı.
Gönüller yıkılmasın, asla kin ile birbirine
bakılmasın.
ALLAH'ım, yolunuzda ayağa takılacak taşlardan
saklasın.
"ALLAH'ıma emanet
olsunlar, gök ile yeri BİR bilsinler,
BİRLİK'te bulsunlar,
beraber olsunlar,
'Can.' dedikte CANAN'a dönsünler,
CANAN için yansınlar,
canlar ile olsunlar."


Yerden göğe selam.
DOST elinden görelim, DOST sohbeti
kuralım,
AŞK ile BİR'liği bulalım, bulduğumuz her hale
'Şükür.' diyelim.
Aldığımız yerindir, AŞK'ımız
derindir.
'Derde deva?' derseniz;
gönüllerde açılan, her olayda seçilen,
elden
ele geçilen, bardaklara dökülen
alış veriş birliktedir, her dilenen
gürlüktedir.
Sevdiğimiz BİR'dir, Sevgili'miz O'ndan.
Sevgi dosttan
dosta aşıldıkça, köprü misali geçilir,
geçtiği her yerde,
bulduğu her kulda 'o'ndan nefes görülür.
Selamı'nı getirdik, cümle ile
bildirdik.


Aydın isek gönülden
aynaya bakarız,
gönülde olanı öylece dökeriz.
Kalan, cümleye
yeterlidir.
Mermer düze getirir, olay dize getirir;
kulu bize
buldurur, buldu ise oldurur.

|